13.3 · Seviye 13 · Bedenindeki doğa
Ürperme
Soğukta ya da müzikte tüylerin kalkması
Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 13, Bedenindeki doğa · 1.309 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Ocak ortası, Erzurum, Oltu. Sabah yedi buçuk. Sinan Bey ile on dört yaşındaki kızı Feyza okul servisini bekliyor. Termometre eksi on sekizi gösteriyor. Feyza montunun kolunu sıvayıp bileğine bakıyor: tüyleri dimdik, derisi küçük kabarcıklarla dolu.
"Baba, kolum kaz derisi oldu."
"Soğuktandır," diyor Sinan Bey. "İndir kolunu."
Akşam, sıcak evde, Feyza odasında kulaklıkla müzik dinliyor. Bir türkünün ikinci kıtasında, sesin birden yükseldiği yerde, durup kolunu babasına uzatıyor.
"Baba, bak."
Bileğindeki tüyler yine dimdik. Derisi yine kabarcıklı.
"Üşüdün mü?"
"Hayır. Oda sıcacık. Şarkı yaptı bunu."
Sinan Bey kızının koluna bakıyor, sonra kendi koluna. Sabahki ayazla akşamki türkü, aynı deride aynı izi bırakmış.
"Aynı tüyler," diyor. "Bir soğuğa, bir şarkıya kalkıyor."
Feyza kulaklığı yeniden takıyor. "Bir de korkunca," diyor. "Geçen hafta karanlık merdivende de olmuştu."
Ne oluyor
Feyza'nın kolundaki kabarcıklar, her kıl kökünün yanındaki küçük bir kasın kasılmasından doğuyor. Kas kasıldığında kıl dikleşiyor, derinin o noktası da hafifçe kabarıyor. Sabahki ayazda bu tepki, kılları kabartıp deriye yakın bir hava tabakası tutmanın, bedenden ısı kaybını azaltmanın eski bir yolunun kalıntısı sayılıyor; insanda kıllar seyrek olduğu için bu işi pek göremiyor.
Ama Feyza'nın akşamki tüyleri, soğuğa değil, bir şarkıya kalktı. Bu iki tepki aynı mı?
Benedek ve Kaernbach'ın bulgusu, Feyza'nın akşamki tüylerini bir ölçüme bağlıyor. Müzikle gelen ürpertiye, derinin elektrik iletkenliğinde ani bir artış ve derin bir soluk eşlik ediyor. Yazarlar bu ürpertiyi ne korkuya ne yalnızca hazza bağlıyor; "duygulanmak" diye adlandırıyor. Feyza'nın türkünün yükselen yerinde ürpermesi, bu adlandırmaya uyuyor.
Peki bu ürperti beynin neresinden geliyor?
Blood ve Zatorre'nin bulgusu, Feyza'nın türküsünü beklenmedik bir yere bağlıyor. Müziğin uyandırdığı ürperti, yemeğin, sevginin uyandırdığı hazla aynı beyin devrelerini kullanıyor. Bir şarkı, beden için bir besin gibi ödüllendirici olabiliyor. Feyza'nın kolundaki kabarcıklar, bu iç olayın dışarıdan görünen izi.
Ne fark ettiriyor
Feyza'nın günü, aynı bedensel tepkinin üç ayrı kapıdan geldiğini gösteriyor: soğuk, müzik, korku. Deri bu üçünü ayırt etmiyor; hepsine aynı biçimde kalkıyor. Ayrımı yapan, tepkinin geldiği yer ve insanın onu nasıl yaşadığı.
Bu bir şey hatırlatıyor: beden, insanın zihninde ayrı tuttuğu şeyleri bazen aynı dille anlatıyor. Ayaz ile bir türkü, iki ayrı dünyaya ait gibi görünüyor. Ama deride, ikisi de aynı kasın kasılması. Sinan Bey'in "bir soğuğa, bir şarkıya kalkıyor" sözü bu ortaklığı yakalıyor.
Ürpertinin bir başka yanı da elde olmaması. Feyza tüylerini kaldırmayı seçmiyor; kendiliğinden oluyor. Bu yüzden ürperti, insanın bir şeyden gerçekten etkilendiğinin, sözle anlatmadan önce bedenin söylediği bir işaret gibi görülüyor. Benedek ve Kaernbach'ın "duygulanmanın göstergesi" demesi bu yüzden.
Bu seviyenin bir önceki derslerine de bir bağ var. Benedek ve Kaernbach'ın ölçümünde ürpertiye derinleşen bir soluk eşlik ediyordu; Blood ve Zatorre de ürpertinin solunumu ve kalp atışını değiştirdiğini bulmuştu. 13.1'de nefesin bedenle dünya arasında bir alışveriş olduğunu görmüştük; burada nefes, bir şarkının bedene girdiği anı da işaretliyor. Feyza türkünün yükselen yerinde belki farkında olmadan derin bir soluk aldı. Ürperti, deride görünen tek iz değil; soluk ve kalp de aynı anda bir şey söylüyor.
Gelenekler ne gördü
Zümer 39:23, «derileri ürperir, sonra yumuşar» — ürperti
Rablerinden korkanların, bu Kitap'tan tüyleri ürperir, sonra hem derileri ve hem de kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar ve yatışır.
Zümer suresinin bu ayeti, Kur'an'ın okunmasının insanda uyandırdığı bir bedensel tepkiyi anlatıyor. Önce deri ürperiyor; sonra hem deri hem kalp yumuşuyor, yatışıyor. Ayet tek bir tepkinin içinde iki hareket görüyor: bir sarsılma ve ardından bir sükûnet. Ürperti burada bir korkunun, saygının işareti; ama korkuda kalmıyor, bir yatışmaya varıyor.
Burke, Yüce ve Güzel — yücelik
Acı ve tehlike düşüncelerini herhangi bir biçimde uyandırmaya elverişli olan her şey, yani herhangi bir biçimde korkunç olan, korkunç nesnelerle ilgili olan ya da korkuya benzer bir biçimde işleyen her şey, yücenin kaynağıdır; yani zihnin duyabileceği en güçlü duyguyu üretir.
Ama belirli uzaklıklarda ve belirli değişikliklerle hoşa gidebilir, her gün deneyimlediğimiz gibi gider de.
İrlandalı düşünür Edmund Burke, 1757'de yayımlanan kitabında, "yüce" ile "güzel"i birbirinden ayırıyor. Güzel, haz ve sevgiyle; yüce ise korkuyla, tehlikeyle, büyüklükle ilgili. Burke'e göre yüce, zihnin duyabileceği en güçlü duygu. Ama korkunç olan fazla yakınsa yalnızca korkutuyor; belli bir uzaklıktan bakıldığında ise bir tür hoşluğa dönüşüyor. Bugünden bir örnek verirsek: bir fırtınayı sıcak bir odanın penceresinden izlemek gibi.
Gerilim: İki ses de ürpertiyi bir korkuyla ilişkilendiriyor, ama korkunun neye dönüştüğünde ayrılıyor. Zümer suresinde ürperti bir saygı ve korku tepkisi, ama ardından bir yumuşamaya, kalbin yatışmasına varıyor; korku, bir yakınlaşmanın başlangıcı. Burke'te ise korku, uzaklıkla hoşa giden bir şeye dönüşüyor; yücelik, insanın tehlikeden güvenli bir mesafede durarak yaşadığı bir duygu. Biri ürpertiyi bir yöneliş, öbürü bir mesafe olarak görüyor. Feyza'nın karanlık merdivendeki ürpertisi Burke'ün korkusuna, türküdeki ürpertisi ise ikisinin arasında bir yere, korkunun değil de duygulanmanın ürpertisine yakın.
Benzetmenin sınırı
Kat 1, derideki ve beyindeki olay. Kıl kökündeki kas kasılıyor; tüy dikleşiyor; buna deri iletkenliği ve solunumda ölçülebilir değişiklikler eşlik ediyor; müzikle gelen ürperti ödül ve duygu devrelerinde kan akışını değiştiriyor. Bunlar ölçülmüş bulgular. Ama bir sınır da var: Blood ve Zatorre'nin çalışmasında katılımcılar müziklerini kendileri seçmiş; herkes aynı müzikte ürpermiyor. Ürpertinin nedeni yalnızca sesin kendisinde değil, dinleyenin geçmişinde ve beklentisinde de.
Kat 3, ürperme sözünün taşıdığı anlam. "Tüylerim diken diken oldu" bir bedensel tepkiyi anlatıyor; ama çoğu zaman bir değeri de bildiriyor: bu şarkı güzeldi, bu söz doğruydu, bu an önemliydi. Zümer suresi ürpertiyi saygının ve imanın işareti olarak görüyor; Burke onu yüceliğin. Bu okumaların hiçbiri ölçümle sınanamaz. Bir ayeti dinlerken ürperen biri ile bir türküde ürperen biri aynı kası kasıyor; ama ürpertinin onlar için ne anlama geldiği, kasın değil, kişinin dünyasına ait.
Bir uyarı da gerekli: ürperti bir doğruluk ölçüsü değil. Bir söz insanı ürpertti diye doğru olmuyor; bir müzik ürpertti diye herkes için güzel olmuyor. Beden bir şeyin bizi etkilediğini söylüyor; neyin doğru ya da değerli olduğunu söylemiyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Her ürperti için dört şeyi yaz: saati, yeri, havanın sıcaklığını (yaklaşık), ve ürpertiyi neyin başlattığını düşündüğünü. Hafta sonunda ürpertilerini gruplara ayır: soğuk, müzik, korku, başka. Hangisi daha sık oldu? Bir müzikte ürperdiysen, o müziği bir gün sonra yeniden dinle ve aynı yerde yine ürperip ürpermediğini yaz.
Kentte: Bir konserde, bir düğünde ya da kalabalık bir yerde müzik çalarken, çevrendeki insanlara bak. Birinin kolunu ovuşturduğunu, gözlerini kapattığını ya da "tüylerim diken diken oldu" dediğini duyarsan not et. Aynı müzikte kimlerin ürperdiğini, kimlerin ürpermediğini fark etmeye çalış.
Sonraki derse köprü
Ürperti birkaç saniyede gelip geçiyordu; beden çok hızlı tepki verebiliyordu. Ama bedenin yavaş işleri de var. Sıradaki derste o yavaş işlerden birine bakıyoruz: dizdeki bir sıyrığın bir hafta içinde kapanmasına. Yaranın kapanması, bedenin kendi kendini nasıl onardığı hakkında ne söylüyor?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.