13.2 · Seviye 13 · Bedenindeki doğa
İç saat
Saat değişince bedenin geç kalması
Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 13, Bedenindeki doğa · 1.317 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Mart sonu, Almanya, Köln'de bir apartman dairesi. Pazartesi sabahı, saat yedi. Saadet Hanım oğlu Eymen'in kapısını üçüncü kez çalıyor. Eymen on beş yaşında; yorganın altından bir ses geliyor: "Daha altı bu."
"Yedi," diyor Saadet Hanım. "Dün gece saatler ileri alındı. Hatırlamıyor musun?"
Eymen telefonuna bakıyor. Telefon yediyi gösteriyor. Ama dışarısı, bir hafta öncesinin altısı kadar karanlık; ve bedeni de, telefonun ne dediğine aldırmadan, saatin altı olduğunu söylüyor.
Kahvaltıda Eymen ekmeğini zorla yiyor. "Pazar gecesi uyuyamadım. Bir saat erken yattık ama uyku gelmedi."
Saadet Hanım'ın telefonu çalıyor: Kayseri'den annesi arıyor. Saadet Hanım saat farkını hesaplamaya çalışıyor; geçen hafta Türkiye ile arada iki saat vardı, şimdi bir saat.
"Bizde saat değişmiyor artık," diyor anneannesi telefonda. "Yıllar oldu. Siz hâlâ mı ileri geri alıyorsunuz?"
Eymen ekmeğini bırakıp gülüyor. "Biz alıyoruz, anneanne. Benim bedenim almıyor."
Bir hafta sonra, Eymen hâlâ sabahları zor kalkıyor. Hafta sonu ise öğlene kadar uyuyor.
Ne oluyor
Eymen'in "benim bedenim almıyor" sözü, ölçülmüş bir şeye denk düşüyor. Bedenin içinde, 7.6'da güneşi izleyen ayçiçeğinde tanıştığımız sirkadiyen saat çalışıyor. Bu saat, gün ışığına bakarak ayarlanıyor; duvardaki saate değil.
Kantermann ve arkadaşlarının bulgusu, Eymen'in pazartesi sabahını açıklıyor. Saatler ileri alındığında, toplum bir saat erken kalkıyor; ama şafak bir saat erken doğmuyor. İç saat şafağa bakıyor. Sonbaharda, saat geri alındığında, beden kolayca uyuyor; çünkü bir saat fazla uyumak, bir saat erken uyanmaktan daha kolay. İlkbaharda ise, özellikle geç kronotiplerde, beden yeni saate uymayı reddediyor. Eymen'in bir hafta sonra bile zor kalkması, ölçülmüş bir şeyin günlük bir yüzü.
Makalenin bir cümlesi daha var ki üzerinde durmaya değer: insanların uykusu, aynı saat dilimi içinde bile şafağın doğudan batıya ilerleyişini izliyor. Bir saat dilimi, güneşin doğuşunun farklı anlarda olduğu geniş bir kuşağı aynı saate bağlıyor. Türkiye bunun iyi bir örneği: ülke doğu-batı yönünde on dokuz boylam kadar uzanıyor. Güneş her boylamı yaklaşık dört dakikada geçtiği için, Kars'ta şafak Edirne'den bir saati aşkın bir süre önce söküyor; ama iki kent aynı saati kullanıyor. Kantermann ve arkadaşlarının bulgusu doğruysa, iki kentte serbest günlerde uyanma saatleri de bu farkı bir ölçüde izlemeli. Toplumun saati bir çizgi gibi düz; iç saat ise şafağın eğrisini izliyor.
Eymen'in hafta sonu öğlene kadar uyuması da başka bir ölçümün konusu.
Wittmann ve arkadaşlarının bulgusu, Eymen'in yaşına özel bir şey söylüyor. Kronotip ile iyi oluş arasındaki ilişki en çok gençlerde görülüyor. On beş yaşındaki biri için sabah yedi, iç saatine göre gecenin bir parçası olabilir. Hafta içi biriken uyku borcu, hafta sonu öğlene kadar uyuyarak kapatılıyor. Eymen'in haftası, iki saat arasında gidip gelen bir sarkaç.
Wittmann ve arkadaşları kronotipin nereden geldiğini de söylüyor: saat genlerindeki farklardan ve çevreden. Yani bir toplumda herkes aynı saatte uykulu değil; çok erkencilerden çok geççilere uzanan bir dağılım var ve çoğu insan ikisinin arasında. Okul zili ise herkes için aynı saatte çalıyor. Aynı sınıfta, aynı saatte, biri tam uyanık, biri iç saatine göre hâlâ gecenin ortasında oturuyor olabilir.
Ne fark ettiriyor
Eymen'in sabahı, bedenin içinde bir doğa olduğunu gösteriyor: bir saat, bir ritim, gün ışığına bağlı bir düzen. Bu düzen insanın kendi yapımı değil. Telefonun saati bir düğmeyle değişiyor; bedenin saati değişmiyor.
Anneannesinin "bizde saat değişmiyor artık" sözü de bir şeyi hatırlatıyor: saat değişikliği bir doğa olayı değil, bir toplum kararı. Türkiye 2016'dan bu yana saatlerini ileri geri almıyor; Almanya hâlâ alıyor. Aynı aile, bir telefon görüşmesinde iki ayrı toplumsal saati yaşıyor. Ama ikisinde de şafak aynı biçimde doğuyor ve iç saat aynı biçimde ona bakıyor. Kantermann ve arkadaşları makalelerinin sonunda, yaz saatinin yol açtığı bu bozulmanın insanın mevsimlere bağlı biyolojisinin başka yönlerine de uzanabileceğini söylüyor; bunu bir kanıt olarak değil, araştırılması gereken bir olasılık olarak bırakıyorlar.
Bir şey daha var: Eymen'in tembellik gibi görünen sabahları. Bir ebeveynin gözünde yataktan kalkmayan bir genç tembeldir. Wittmann ve arkadaşlarının bulgusu ise bunun en azından bir kısmının biyolojik bir uyumsuzluk olduğunu gösteriyor. Bu, her geç kalkışı mazur göstermiyor; ama "tembel" yargısının arkasında başka bir şey de olabileceğini hatırlatıyor.
Benzetmenin sınırı
Kat 1, iç saatin kendisi. Sirkadiyen saat gün ışığıyla ayarlanıyor; toplumsal saat değişikliğine, özellikle ilkbaharda, uymuyor; geç kronotipler en çok etkileniyor; iş ve serbest günler arasındaki uyku farkı ölçülebiliyor. Bunlar büyük örneklemlerle ölçülmüş bulgular. Ama ölçümler ortalamaları gösteriyor: Eymen'in bedeninin tam olarak ne kadar geç kaldığını, bu bulgular tek başına söylemiyor.
Kat 3, "beden geç kalıyor" sözü ve "iç saat" benzetmesi. Bedenin içinde gerçekten bir saat yok; hücrelerde belirli genlerin ve proteinlerin yaklaşık yirmi dört saatlik bir döngüyle artıp azaldığı bir düzen var. "Saat" sözü bu düzeni tanıdık bir nesneye benzetiyor. Benzetme yararlı, ama bir noktada aksıyor: duvardaki saat ileri alınabiliyor, iç saat alınamıyor. İç saat, kendi başına bir saat gibi değil, bir pusula gibi davranıyor: hep gün ışığına dönüyor.
"Geç kalmak" deyişi de yanıltıcı. Eymen'in bedeni geç kalmıyor; saat ileri gidiyor. Beden, şafağa göre tam zamanında. Geç kalan, toplumun saatine göre geç kalan. Hangisinin "doğru" zaman olduğu sorusu, bir ölçüm sorusu değil, bir karar sorusu: toplum zamanı neye göre düzenlemeli? Kantermann ve Wittmann'ın bulguları bu karara bir bilgi sunuyor; ama kararı vermiyor.
Gözlem görevi
Kayıt: İki sütun aç: biri okul ya da iş günleri, biri serbest günler. Her gün için yatış ve kalkış saatini yaz ve uykunun ortasını hesapla (yatış ile kalkış saatinin tam ortası). Haftanın sonunda iki sütunun ortalama uyku ortası arasındaki farkı bul. Bu fark, senin kendi sosyal jet-lag'in için kaba bir ölçü.
Kentte: Kentte sabahın erken saatinde, işe ya da okula giden insanları izle: otobüs duraklarında, metroda. Kaç kişi esniyor, kaç kişi uykulu görünüyor? Aynı yerde, bir hafta sonu sabahı aynı saatte ne kadar insan var? Okulunun ya da işinin başlama saatinin, gün ışığının doğduğu saatle ilişkisini mevsimler boyunca not et.
Sonraki derse köprü
Eymen'in bedeni, onun haberi olmadan saate ve ışığa yanıt veriyordu. Beden başka şeylere de kendiliğinden yanıt veriyor: soğuğa, korkuya, bir müziğe. Sıradaki derste bu yanıtların birine bakıyoruz: ürperme, tüylerin kendiliğinden kalkması, neyin işareti?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.