İçeriğe geç

13.1 · Seviye 13 · Bedenindeki doğa

Nefes ve yaprak

Verdiğin nefesin bir yaprakta tutulması

Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 13, Bedenindeki doğa · 1.459 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Ekim ortası, Afyonkarahisar'da bir lisenin biyoloji laboratuvarı. Öğle arası. Onuncu sınıftan Umut, tezgâhın başında iki deney tüpüne bakıyor. İkisinin de içinde mavi bir sıvı var: suda çözünmüş bir renk belirteci.

Biyoloji öğretmeni Leman Hanım ona bir pipet uzatıyor. "Tüplerden birine yavaşça üfle. Bir dakika."

Umut pipeti tüpe batırıp üflüyor. Sıvı kabarcıklanıyor. Birkaç saniye sonra rengi değişmeye başlıyor: maviden yeşile, yeşilden sarıya.

"Senin nefesin," diyor Leman Hanım. "İçindeki karbondioksit suda çözündü, sıvıyı biraz asitleştirdi. Belirteç de rengini değiştirdi."

Sonra iki tüpe de akvaryumdan aldığı ince, yeşil bir su bitkisi dalı koyuyor; ağızlarını tıpayla kapatıyor. Birini pencerenin önündeki güneşe, ötekini dolabın karanlığına bırakıyor.

Ertesi sabah Umut erkenden geliyor. Pencerenin önündeki tüpte, sarı sıvı yeniden maviye dönmüş. Dolaptaki tüp hâlâ sarı.

"Nefesim nereye gitti?" diye soruyor.

Leman Hanım güneşteki tüpü kaldırıp ışığa tutuyor. Su bitkisinin yapraklarında küçük kabarcıklar parlıyor. "Yaprak aldı," diyor. "Senin verdiğin karbondioksiti alıp kendi bedenine kattı. Şu kabarcıklar da karşılığında verdiği şey."

Ne oluyor

Umut'un nefesi tüpte bir renk değişikliği olarak göründü; bir gece sonra da bir yaprağın içinde kayboldu. Bu, her solukta olan şeyin küçük, kapalı bir örneği: insan karbondioksit veriyor, yeşil bitki onu alıyor.

İnsan nefesinin bu alışverişteki payı küçük değil.

Prairie ve Duarte'nin hesabı, Umut'un tüpe üflediği bir dakikalık nefesin, bütün insanlık için ne kadar büyük bir toplama dönüştüğünü gösteriyor: insan solunumu yılda yarım milyar tondan fazla karbon. Bu karbon, insanın yediği besinden geliyor; o besin de sonunda bir bitkinin havadan aldığı karbondan. Yani insanın soluğu, bir yaprağın daha önce havadan aldığı şeyin, bir yolculuktan sonra havaya geri dönmesi.

Peki karbondioksit yaprağa nereden giriyor? Umut'un tüpündeki su bitkisinde suyun içinden; karadaki bir bitkide ise yaprağın yüzeyindeki küçük deliklerden.

Hetherington ve Woodward'ın tarif ettiği gözenekler, bir yaprağın "nefes" aldığı yerler. Ama bu nefes, insanınkinin tersine işliyor: yaprak gün ışığında karbondioksiti içeri alıyor, oksijeni dışarı veriyor. Umut'un güneşteki tüpünde gördüğü kabarcıklar bunun izi. Dolaptaki tüpte ise ışık olmadığı için fotosentez durmuş; bitki o karanlıkta, tıpkı Umut gibi, yalnızca soluk alıp veriyor, karbondioksiti tüketmiyor. Bu yüzden sıvı sarı kalmış.

Ne fark ettiriyor

Umut'un "nefesim nereye gitti?" sorusu, bedenin sınırının sanıldığı kadar kesin olmadığını gösteriyor. Nefes içimizde başlıyor, ama dışarıda sürüyor. Verdiğimiz karbondioksit, bir saat sonra bir ağacın yaprağında olabilir; aldığımız oksijen, bir bitkinin dün bıraktığı. Beden, kendi içinde kapalı bir kutu değil; havayla ve yeşille sürekli bir alışveriş içinde.

Bu seviye bu alışverişe bakacak: bedenimizdeki doğaya. Nefes bunun en açık örneği, çünkü her an oluyor ve hiç durmuyor. Yine de çoğu zaman fark etmiyoruz. Umut'un tüpü, görünmeyen bir şeyi bir renk değişikliğiyle görünür kıldı.

Bir şey daha var: dolaptaki tüp. Işıksız kalan yaprak, Umut'un nefesini almadı. Alışveriş, bir koşula bağlı: güneş. Bitki ile insan arasındaki bu bağın arkasında, ikisinin de dışında duran bir üçüncü var.

İki "nefes" arasında bir fark daha göze çarpıyor. Umut nefesinin hızını biraz değiştirebilir, ama nefes almayı uzun süre bırakamaz. Yaprağın gözenekleri ise Hetherington ve Woodward'ın anlattığı gibi açılıp kapanıyor; dakikalar içinde ışığa ve neme, binlerce yıl içinde iklime göre ayarlanıyor. Yaprağın soluğu, çevresinin koşullarına bizimkinden çok daha açık bir biçimde bağlı.

Gelenekler ne gördü

Yaratılış 2:7 — üflemek

RAB Tanrı insanı topraktan, tozdan biçimlendirdi ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. İnsan yaşayan bir can oldu.

Yaratılış'ın ikinci anlatısında insan iki şeyden yapılıyor: toprak ve soluk. İbranice metinde "insan" (adam) ile "toprak" (adamah) arasında bir ses bağı var. İnsanı canlı kılan, bedenin içine üflenen bir soluk.

Hicr 15:29 — ruh

Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.

Hicr suresinin bu ayetleri, Tanrı'nın meleklere insanı balçıktan yaratacağını ve ona ruhundan üfleyeceğini bildirmesini anlatıyor. Arapçada "ruh" (rûh) sözcüğü "rüzgâr" (rîh) ile aynı kökten geliyor; "üflemek" (nefh) fiili de bir soluğu anlatıyor. Burada da insan, toprak ile üflenen bir şeyin birleşimi.

Chāndogya Upanişad 5.1, duyuların yarışı ve soluk — prāṇa

Göz çıkıp gitti; bir yıl uzakta kalıp döndü ve «Bensiz nasıl yaşayabildiniz?» dedi.
İyi bir atın bağlandığı kazıkları söküp çıkarması gibi, öbür yaşam güçlerini de yerlerinden söktü.

Hint geleneğinin eski metinlerinden bu Upanişad'da, söz, göz, kulak ve zihin hangisinin en üstün olduğunu tartışıyor. Her biri bir yıl bedeni bırakıp gidiyor; beden onsuz da yaşıyor. Ama soluk (prāṇa) gitmeye davranınca, öbürlerini bir atın kazıkları söküşü gibi yerinden söküyor. Hepsi ona kalması için yalvarıyor. Bölüm, insanların bu güçlerin hepsine "soluklar" dediğini söyleyerek bitiyor.

Anaksimenes, hava ve ruh — hava

Miletli Anaksimenes, MÖ altıncı yüzyılda her şeyin ilk kaynağının hava olduğunu öne süren bir düşünür. Kendi yazısı günümüze ulaşmadı; düşüncesini sonraki yazarların aktarımlarından biliyoruz. Ona atfedilen bir benzetmeye göre, ruhumuz hava olarak bizi nasıl bir arada tutuyorsa, soluk ve hava da bütün evreni öyle kuşatıyor. Bu benzetmenin sözcükleri onu aktaran yazara ait ve Anaksimenes'e ne kadar sadık olduğu tartışmalı; bu yüzden onu bir alıntı olarak değil, aktarılan bir düşünce olarak anıyoruz.

Gerilim: Dört ses de nefesi yaşamın merkezine koyuyor, ama nefesin nereden geldiğini farklı yerde görüyor. Yaratılış ve Hicr suresinde soluk dışarıdan, bir yaratıcıdan gelip toprağa üfleniyor; insanın soluğu bir armağan. Chāndogya Upanişad'da soluk bedenin içindeki güçlerin en üstünü; onu bedenin dışında bir yaratıcıya bağlamadan, bedenin kendi düzeni içinde anlatıyor. Anaksimenes ise soluğu bedenle evren arasında ortak olan havaya bağlıyor; ruh, dünyayı dolduran havanın bir parçası. İlk ikisi soluğu yukarıdan gelen, üçüncüsü içeride hükmeden, dördüncüsü çevreyle paylaşılan bir şey olarak görüyor. Umut'un tüpü, Anaksimenes'in sorusuna en yakın olanı: nefes, bedenin içinden çıkıp dışarıdaki havaya ve bir yaprağa karışan bir şey.

Benzetmenin sınırı

Kat 1, tüpte ve yaprakta olan şey: insan solunumu karbondioksit veriyor; belirteç bu gazın suda çözünmesiyle renk değiştiriyor; ışık alan bitki karbondioksiti alıp fotosentezde kullanıyor ve oksijen bırakıyor; karbondioksit karadaki yaprağa gözeneklerden giriyor. Bunlar ölçülmüş süreçler. Prairie ve Duarte'nin hesabı da insan solunumunun küresel karbon döngüsündeki büyüklüğünü veriyor.

Kat 3, "nefes" sözünün taşıdığı anlam. Dört gelenekte de nefes, yalnızca bir gaz alışverişinden fazlası: bir can, bir ruh, bir yaşam gücü, evrenle bir bağ. Türkçede de "nefes" ile "nefs" (can, benlik) aynı Arapça kökten geliyor; dil, soluk ile benliği yan yana tutuyor.

Ama bu anlamı bilimsel bir bulguya dönüştürmek mümkün değil. Umut'un tüpünde yaprağa geçen şey karbondioksit; bir ruh, bir can değil. Leman Hanım'ın "senin verdiğin karbondioksiti alıp kendi bedenine kattı" cümlesi doğru; ama "senin bir parçan o yaprakta yaşıyor" demek, Kat 1'deki bir alışverişi Kat 3'teki bir anlamla karıştırmak olur. Öbür yandan, gelenekler de karbondioksit hakkında konuşmuyor; nefesin insana ne olduğunu soruyorlar. İki dil aynı olaya, solumaya bakıyor, ama aynı soruyu sormuyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Nefesinin soğukta görünür olduğunda nasıl bir biçim aldığını, ne kadar sürede kaybolduğunu yaz. Yaprağın alt yüzünde gördüklerini çiz: yüzey düz mü, tüylü mü, noktalı mı? Gözenekler çıplak gözle görünmez; ama yaprağın üst ve alt yüzünün farklı göründüğünü fark edebilirsin. Bir gün boyunca, sabah, öğle ve akşam, bir dakika içinde kaç kez nefes aldığını say ve yaz.

Kentte: Kalabalık bir otobüste, bir sınıfta ya da kapalı bir odada, havanın zamanla nasıl ağırlaştığını fark et. Sonra bir parka çık ve ağaçların arasında birkaç dakika yürü. İki yerdeki havanın sana nasıl geldiğini not et. Bir ağacın altında durup, verdiğin nefesin bir kısmının o ağacın yapraklarına ulaşabileceğini düşün; bunun bir bilgi mi, bir duygu mu olduğunu ayırmaya çalış.

Sonraki derse köprü

Nefes her an oluyordu, ama hep aynı hızda değil: uykuda yavaşlıyor, uyanıkken hızlanıyordu. Bedenin içinde, nefesi de uykuyu da bir düzene sokan bir zamanlayıcı var. Sıradaki derste o iç saate bakıyoruz: saatler ileri alındığında, beden neden günlerce geç kalıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.