İçeriğe geç

12.2 · Seviye 12 · Ölüm, çürüme ve yeniden başlamak

Mantarın işi

Kütüğü yumuşatan beyaz iplikler

Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 12, Ölüm, çürüme ve yeniden başlamak · 1.514 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Kasım başı, Bartın, Ulus'a bağlı bir orman köyü. Marangoz Muammer Usta'nın atölyesinin önünde kesilmiş kestane kütükleri yığılı. Çırağı Kaan, liseden yeni mezun, kütükleri tek tek atölyeye taşıyor.

Muammer Usta bir kütüğü elinde çeviriyor, kabuğunu bir keskiyle kaldırıyor. Kabuğun altında, odunun yüzeyine yapışmış ince, beyaz, pamuk gibi iplikler var. Odun o kısımda açık renkli ve yumuşak; Usta tırnağını bastırınca iz kalıyor.

"Bunu kenara koy," diyor. "İşe yaramaz. Ak çürük girmiş."

"Ama dışı sağlam görünüyordu."

"İçinden yiyor. Bak." Usta keskiyi odunun yumuşak yerine bastırıyor; keski, sert odunda olmayacak kadar kolay giriyor.

Öğleden sonra Muammer Usta, Kaan'ı atölyenin arkasındaki bahçeye götürüyor. Orada, yıllar önce kesilmiş büyük bir kestanenin kütüğü duruyor. Kütüğün üstü yosun tutmuş, yanlarında raf gibi dizilmiş sert, yarım ay biçiminde mantarlar var. Usta kütüğün kenarına bir tekme atıyor; bir parça kopup düşüyor. İçi lifli, beyazımsı, nemli; ufalanıyor.

"Bu ağacı dedem dikmiş," diyor. "Yüz yıl ayakta durdu. Ben keseli on iki yıl oldu. Bir on yıl daha, yerinde toprak kalır."

Kaan kopan parçayı eline alıyor. "Bunu mantar mı yapıyor? Şu raflar mı?"

"Raflar mantarın gördüğün kısmı. Asıl iş içeride, şu beyaz ipliklerde." Usta parçayı ufalayıp toprağa serpiyor. "Odunu ben işlerim, ama toprağa o çevirir."

Ne oluyor

Muammer Usta'nın "ak çürük" dediği şey, ormancıların ve bilim insanlarının beyaz çürüklük dediği bir süreç. Kabuğun altında gördüğümüz beyaz iplikler, 9.2'de kökle mantar arasındaki ortaklıkta tanıştığımız miselyum. Bu kez bir ortaklığın değil, bir ayrışmanın içindeyiz.

Odun, bir ağacın en dayanıklı kısmı. Bir kestane yüz yıl ayakta durabiliyor; bu dayanıklılığın sırrı, odunun yapısındaki bir maddede.

Floudas ve arkadaşlarının ilk cümlesi Muammer Usta'nın kütüğünü açıklıyor. Kestane yüz yıl dayandı, çünkü odunu lignin koruyordu. Kesildikten sonra on iki yılda dağılmaya başladı, çünkü lignini ayrıştırabilen bir mantar içine girdi. Kütüğün yanındaki raf biçimli mantarlar, o mantarın üreme organları; asıl işi gören, odunun içine yayılan miselyum. Miselyum, ligninle ve odunun öbür bileşenleriyle beslenirken odunu adım adım boşaltıyor.

Makalenin son cümlesi daha büyük bir hikâyeye uzanıyor. Karbonifer, üç yüz milyon yıldan daha eski bir jeolojik dönem; adını, o çağdan kalan büyük ve yaygın kömür yataklarından alıyor. Floudas ve arkadaşları, lignini ayrıştırabilen mantarların bu dönemin sonuna doğru ortaya çıkmış olabileceğini, bunun da toprağa gömülen karbon miktarındaki düşüşle aynı zamana denk gelebileceğini öne sürüyor. Bu yoruma göre, mantarlar odunu çürütmeyi öğrenmeden önce, ölü ağaçlar çürümeden birikip kömüre dönüşüyordu.

Bu cazip bir hikâye. Ama her bilim insanı onu kabul etmiyor.

İki makale aynı sorunun iki cevabı. Floudas ve arkadaşları, genomlardan bir soy ağacı ve bir zaman çizelgesi kuruyor ve bir "olabilir" ile bitiriyor. Nelsen ve arkadaşları ise kömür katmanlarının içine bakıyor: kömürün çoğu, zaten lignin içermeyen bitkilerden oluşmuş. O hâlde mantarların gecikmesi bu kömürü açıklayamaz. Asıl etken, onlara göre, iklim ve coğrafya: sürekli nemli tropik koşullar ve bitki artıklarının gömülebildiği geniş çökelme alanları.

Bu tartışma Muammer Usta'nın kütüğü hakkında bir şeyi değiştirmiyor: kütüğü bugün beyaz çürüklük mantarları yiyor. Ama bize, "mantar çürütmeyi ne zaman öğrendi?" sorusunun henüz kesin bir cevabı olmadığını gösteriyor.

Ne fark ettiriyor

Muammer Usta'nın gözünde ak çürük bir kusur: odunu işe yaramaz kılıyor. Bir marangoz için bu doğru. Ama aynı kişi, kütüğün başında, aynı süreci başka bir dille anlatıyor: "Odunu ben işlerim, ama toprağa o çevirir."

Bu cümlede iki iş yan yana duruyor. Marangoz odundan bir masa yapıyor; mantar odundan toprak yapıyor. İkisi de odunu dönüştürüyor, ama biri onu biçimde tutmaya, öbürü biçimden çıkarmaya çalışıyor. Çürüme, bu açıdan bakınca, ormanın kendi marangozluğu.

Bir şey daha fark ediliyor: mantarın asıl işi görünmüyor. Kaan'ın gördüğü raflar, kütüğün dışındaki küçük bir kısım. Bir kütüğün içinde yıllarca yayılan miselyumun büyük kısmı, kütük kırılıp açılana kadar hiç görülmüyor. Bir ormanda yürürken gördüğümüz mantarlar, yer altında ve odunun içinde süren bir işin yalnızca uçları.

Son olarak, iki makale birlikte okununca bahçedeki kütüğün ne kadar büyük bir döngünün parçası olduğu görülüyor. Floudas ve arkadaşları odunu büyük bir karbon havuzu olarak anıyor; Nelsen ve arkadaşları da toprağa gömülen karbonun havadaki oksijeni ve karbondioksiti, dolayısıyla iklimi etkilediğini hatırlatıyor. Bir odun ya çürüyüp karbonunu yavaş yavaş havaya ve toprağa geri veriyor, ya da çürümeden gömülüp milyonlarca yıl yerin altında kalıyor. Muammer Usta'nın kütüğü birinci yolda. Bugün yaktığımız kömür ise, nedeni ne olursa olsun, bir zamanlar ikinci yola giren bitkilerden kalma.

Gelenekler ne gördü

Yâsîn 36:33, ölü toprak — âyet

İşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler.

Yâsîn suresinin bu ayeti, bir dizi işaretin ilki. "Âyet" sözcüğü hem bir Kur'an ayetini hem de bir işareti, bir delili anlatıyor; ayet burada ölü toprağın dirilmesini, insanın üzerinde düşünmesi gereken bir işaret olarak gösteriyor. Hemen ardından gelen ayet, aynı topraktan çıkan hurmalıkları, bağları ve pınarları sayıyor. Ölüden diri çıkması, ayetin dilinde hem doğanın olağan bir olayı hem de bir anlam taşıyıcısı.

Bu derste bu sesin karşısına ikinci bir ses koymuyoruz. Mantarın sessiz işi ile ayetin dirilen toprağı, aynı olaya iki dilde bakıyor: biri nasıl olduğunu, öbürü ne gösterdiğini soruyor.

Benzetmenin sınırı

Kat 1, kütükte olan şey: beyaz çürüklük mantarlarının miselyumu odunun içine yayılıyor; lignini ve odunun öbür bileşenlerini ayrıştırıyor; odun açık renkli, lifli ve yumuşak hâle geliyor; dışarıda görünen raflar mantarın üreme organları. Ligninin önemli ölçüde ayrıştırılmasında beyaz çürüklük mantarlarının başlıca rolü ölçülmüş bir gerçek; başka mantar ve bakteri soylarının da lignini değiştirebildiği biliniyor. Bu yeteneğin ne zaman ortaya çıktığı ve kömür yataklarıyla ilişkisi ise hâlâ tartışılan bir soru: Floudas ve arkadaşları bir çakışma öneriyor, Nelsen ve arkadaşları bu çakışmanın kömürü açıklamadığını savunuyor. Bu katta "biliyoruz" ile "olabilir"i ayırmak gerekiyor.

Kat 3, "ölü toprak" sözü. Ayetin dilinde ölü toprak, yağmur yağmadan önceki çorak, ürünsüz yer. Bir biyolog için ise toprak neredeyse hiçbir zaman ölü değil: Muammer Usta'nın bahçesindeki kütüğün dibindeki bir avuç toprak, mantar iplikleriyle, bakterilerle ve küçük hayvanlarla dolu. Ayetin "ölü" dediği şeyin altında, ayrışma sürüp gidiyor. Bu ayeti yanlışlamıyor; ayet toprağın içeriğinden değil, insanın gözüne görünen hâlinden, ürün vermeyen bir yerin ürün vermeye başlamasından söz ediyor.

Muammer Usta'nın "toprağa o çevirir" sözünün de bir sınırı var. Mantar kütüğü tek başına toprağa çevirmiyor; bakteriler, böcek larvaları, solucanlar, yağmur ve zaman da işin içinde. Mantar bu işte belki en önemli işçi, ama tek işçi değil. Ve "ormanın marangozu" benzetmesi de bir benzetme: mantar bir şey yapmaya niyetlenmiyor, yalnızca besleniyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Kütüğün nerede olduğunu, kabaca ne kadar zamandır orada durduğunu (biliyorsan) ve odunun rengini yaz. Kütüğün üstünde ya da yanında mantar var mı? Varsa biçimini çiz: şapkalı mı, raf gibi mi, kabuk gibi mi yapışık mı? Odun açık renkli ve lifli mi, yoksa koyu ve küp küp çatlamış mı? İkincisini görürsen, bunun kahverengi çürüklük olabileceğini not et. Kabuğu yerine koy.

Kentte: Kentte kesilmiş ağaçların kütüklerini ara: bir parkta, bir kaldırım kenarında, bir okul bahçesinde. Aynı yerde farklı zamanlarda kesilmiş iki kütüğü karşılaştır: hangisi daha çok çürümüş, hangisinde mantar var? Belediyenin söktüğü kütüklerin yerinde ne kaldığına da bak.

Sonraki derse köprü

Muammer Usta'nın kütüğü, kimse bir şey yapmadan, on yıllar içinde toprağa dönüyordu. Peki insan bu işi hızlandırmak isterse? Sıradaki derste mutfak artıklarının bir kovada, bir yığında toprağa dönmesine bakıyoruz: kompost, çürümeyi insanın eliyle yönetmek midir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.