İçeriğe geç

12.1 · Seviye 12 · Ölüm, çürüme ve yeniden başlamak

Çürüme

Bahçede kaybolan bir elma

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 12, Ölüm, çürüme ve yeniden başlamak · 1.482 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Ekim sonu, Amasya, Merzifon'da bir evin arka bahçesi. Yaşlı elma ağacının altı düşmüş elmalarla dolu. Kenan Bey elinde tırmıkla onları bir kovaya topluyor.

Kızı Duru, on yaşında, kovaya bakıyor. "Baba, bunları ne yapacaksın?"

"Çöpe. Çürük elma sinek yapar, bütün bahçeyi kokutur. Bir çürük elma koca sepeti bozar, derler."

Duru kovadan bir elma alıyor. Bir yanı kahverengileşmiş, öbür yanı hâlâ kırmızı. "Bunu bırakalım mı? Ne olacağını görmek istiyorum."

Kenan Bey omuz silkiyor. "Bir tane olsun. Ama köşeye koy."

Duru elmayı bahçenin köşesine, çitin dibine koyuyor, yanına bir çubuk dikiyor. Ertesi gün telefonuyla bir fotoğraf çekiyor. Sonra her gün.

Birinci haftanın sonunda kahverengi leke elmanın yarısını sarmış; üstünde küçük, gri beyaz kabarcıklar halkalar hâlinde dizilmiş. Ekşi, şarabımsı bir koku var. Küçük sinekler elmanın etrafında dönüyor. Bir sabah bir karatavuk gelip yumuşamış yerinden gagalıyor. İkinci haftada elma büzüşüyor, rengi koyulaşıyor. Altında karıncalar dolaşıyor. Bir sümüklüböcek geceleyin izini bırakmış. Üçüncü haftada elma kuru, kararmış, buruşuk bir topa dönüyor; dördüncü haftada düşen yaprakların altında neredeyse görünmüyor.

Kırkıncı gün Duru fotoğrafları babasına sırayla gösteriyor.

"Baba, elma nereye gitti?"

Kenan Bey ekrana uzun uzun bakıyor. "Bilmiyorum," diyor. "Ama sepeti bozmamış. Bak, çitin dibindeki ot herkesten yeşil."

Ne oluyor

Duru'nun sorusu basit görünüyor ama bütün bir ekoloji alanının sorusu: ölü bir şeyin maddesi nereye gidiyor?

Gessner ve arkadaşlarının ilk iki cümlesi bakışı tersine çeviriyor. Yeşil bir bitkinin ürettiği maddenin çoğu bir otçulun midesine değil, yere düşüyor. Duru'nun elması bu çoğunluğun küçük bir parçası. Elmayı yalnız sinekler ve karatavuk yemedi. 9.7'de ölü ağaçta tanıştığımız ayrıştırıcılar, gözle görülmeyen mantarlar ve bakteriler de elmanın şekerini ve dokusunu parçaladı.

Makaledeki "mineralleşme" sözü Duru'nun sorusunun bir cevabı. Ayrıştırıcılar ölü maddeyi parçalarken, içindeki karbonun bir kısmını solunumla karbondioksit olarak havaya veriyor; azot ve fosfor gibi besinleri de toprağa, bitkilerin yeniden alabileceği biçimde bırakıyor. Karbonun bir kısmı ise toprakta daha uzun süre kalan maddelere dönüşüyor. Yani elmanın bir kısmı havaya, bir kısmı toprağa, bir kısmı da onu yiyen canlıların bedenine gitti. Kenan Bey'in fark ettiği yeşil ot, bu son paylaşımın görülebilen yüzü olabilir. Bunu tek bir elmadan kesin olarak söyleyemeyiz; ama bir yaprak yığınının ya da bir kompostun çevresinde aynı yeşilliği defalarca görmek mümkün.

Duru'nun ilk haftada aldığı ekşi, şarabımsı koku da boş bir yan etki değil.

Çürüyen elmanın kokusu bir bakıma bir çağrı. Elmanın şekeriyle beslenen mayalar meyvemsi kokular üretiyor; meyve sinekleri bu kokuya geliyor, mayayla besleniyor ve ayaklarında, bedenlerinde mayayı başka bir düşmüş meyveye taşıyor. Kenan Bey'in "çürük elma sinek yapar" sözü doğru, ama ters yönden: sinek elmadan doğmuyor, elmanın içindeki mayanın kokusuna geliyor. Sinek ile maya birbirinin işini görüyor.

Ne fark ettiriyor

"Çürük" sözü bizim dilimizde neredeyse hep bir kusur. Çürük diş, çürük tahta, çürük elma. Kenan Bey'in aktardığı söz de bunu söylüyor: bir çürük elma bütün sepeti bozar. Sepetin içinde, insanın saklamak istediği yiyeceklerin arasında bu doğru. Mayalar ve mantarlar bir elmadan ötekine geçebilir.

Ama Duru elmayı sepetten çıkarıp bahçenin köşesine koyunca aynı süreç başka bir anlam kazanıyor. Sepette bozulma olan şey, bahçede bir dağıtım. Elmanın şekeri sineklere ve mayalara, dokusu bir karatavuğa, kalıntıları karıncalara ve toprağa geçiyor. Çürüme, bir şeyin bir yerde kaybolup birçok yerde yeniden ortaya çıkması.

Duru'nun kırk günlük fotoğraf dizisi, bu dönüşümü görülebilir kılıyor. Tek bir günde bakan biri yalnızca "çürük bir elma" görür. Her gün bakan biri ise bir sürecin adımlarını görür: renk değişimi, halkalar, koku, ziyaretçiler, büzüşme, kayboluş.

Gelenekler ne gördü

Aristoteles, Hayvanların Kısımları 645a, «burada da tanrılar var» — hayret

Bu yüzden daha değersiz sayılan hayvanların incelenmesinden çocukça tiksinmemek gerekir.
Çünkü doğal olan her şeyde hayranlık uyandıran bir şey vardır.

Aristoteles, hayvanların bedenlerini incelediği kitabının ilk bölümünde bir uyarıda bulunuyor: ölümsüz gök cisimleri kadar yüce görünmeyen, hatta tiksindirici görünen canlılar da incelenmeye değer. Bunu anlatmak için Herakleitos'a ait bir hikâye aktarıyor: filozofu görmeye gelen yabancılar onu fırının başında ısınırken bulup duraksıyorlar, o da "çekinmeden girin, burada da tanrılar var" diyor. Aristoteles aynı paragrafta insan bedeninin de, kanı ve etiyle, tiksinti duymadan bakılabilecek bir şey olmadığını hatırlatıyor.

A'lâ 87:4–5, otlağı çerçöpe çeviren — dönüşüm

O, yeşillikler bitirmiştir. Sonra da onları siyah çerçöpe çevirmiştir.

A'lâ suresinin bu iki ayeti, yaratıp şekil veren ve her şeyi ölçüyle yapan Rabbin anıldığı ayetlerin hemen ardından geliyor. Yeşil otlak ile kararmış çerçöp aynı cümlede, aynı failin iki işi olarak yan yana duruyor. Kurumak ve kararmak burada bir ceza olarak anılmıyor; yaratmanın, şekil vermenin ve yeşertmenin ardından, aynı dizinin devamı olarak sayılıyor.

Lucretius 1.250–264, toprağa düşen yağmur — sürmek

Demek ki yok olmuş görünen hiçbir şey büsbütün yok olmaz.
Çünkü doğa birini ötekinden yeniden kurar ve hiçbir şeyin, başka bir şeyin ölümüyle desteklenmeden doğmasına izin vermez.

Romalı şair Lucretius, Epikuros'un öğretisini anlattığı şiirinde, toprağa düşüp kaybolan yağmurun ekinlerde, ağaçlarda, onlarla beslenen insanlarda ve hayvanlarda sürdüğünü anlatıyor. 2.5'te bu pasajın başını, hiçbir şeyin hiçliğe dönmediği iddiasıyla görmüştük. Bu derste son cümleye bakıyoruz: Lucretius'a göre bir şeyin doğması, başka bir şeyin ölümüne dayanıyor.

Gerilim: Üç ses de çürümeye bakıyor, ama farklı bir yerden. Aristoteles bakanın yüzünü çeviriyor: tiksindirici görünen şeyde de hayranlık uyandıran bir düzen var, yeter ki çocukça kaçmayalım. A'lâ suresi yeşilden siyaha geçişi bir failin işi olarak gösteriyor; dönüşüm, onu yapana işaret ediyor. Lucretius ise hiçbir faile gerek görmüyor: madde dağılıp yeniden birleşiyor, o kadar. Aristoteles ile Lucretius doğayı kendi içinden açıklamaya çalışıyor; A'lâ suresi doğanın dışındaki bir kaynağı anıyor. Aristoteles ile A'lâ suresi ise çürümede bir anlam ya da amaç görüyor; Lucretius'un evreninde amaç yok, yalnızca süreklilik var. Duru'nun bakışı Aristoteles'e, Kenan Bey'in sonunda fark ettiği yeşil ot Lucretius'a yakın.

Benzetmenin sınırı

Kat 3, çürümeye verilen anlamlar. Lucretius'un "hiçbir şey büsbütün yok olmaz" sözü madde için doğru: elmanın atomları evrenden çıkmadı. Ama elma olarak elma yok oldu. Onun biçimi, rengi, tadı, Duru'nun elinde tuttuğu o şey artık hiçbir yerde değil. "Hiçbir şey kaybolmaz" teselli edici bir söz; ama bir şeyin kendisi kaybolur, yalnızca maddesi kalır. Bu ayrımı gözden kaçırmak, çürümenin gerçek kaybını küçültmek olur.

"Doğa hiçbir şeyi israf etmez" gibi sözler de aynı sınırda duruyor. Elmanın karbonunun bir kısmı havaya karıştı; bir kısmı bahçenin dışına, sineklerin ve kuşların gittiği yerlere taşındı. Çürüme bir döngü, ama kusursuz bir döngü değil. Gessner ve arkadaşları bunun bir denge sorusu olduğunu söylüyor: ölü maddenin ne kadarı havaya, ne kadarı toprağa gidiyor? Bu denge, ayrıştırıcıların çeşitliliğine göre değişebiliyor.

Aristoteles'in hayreti de bir yorumdur. Çürüyen elmada bir düzen görmek mümkün; ama o düzeni "güzel" diye adlandırmak, bakanın tercihi. Aynı elmaya tiksintiyle bakan biri yanılmıyor; yalnızca başka bir şey görüyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Her gün dört şeyi not et: rengi, biçimi, kokusu ve yanında gördüğün canlılar. Hangi gün ilk leke çıktı? Koku ne zaman başladı, ne zaman bitti? Hangi canlılar geldi, hangi saatte? Dört haftanın sonunda fotoğrafları sırayla diz ve meyvenin kaybolmasını adım adım yaz. Meyvenin altındaki toprak ya da otlar, çevredekilerden farklı mı?

Kentte: Kentte yere düşmüş meyvelerin olduğu bir yer bul: bir dut ağacının altı, bir pazar yerinin kenarı, bir parktaki erik ağacı. Kaldırımda ve toprakta düşen meyveleri karşılaştır: hangisi daha çabuk kayboluyor, hangisinin etrafında daha çok canlı var? Kaldırımdaki meyve süpürüldü mü, yoksa kendi kendine mi kayboldu?

Sonraki derse köprü

Duru'nun elması dört haftada kayboldu. Bir ağaç kütüğü ise yıllarca yerinde durur; onu içeriden yumuşatan, odunun içine yayılan beyaz ipliklerdir. Sıradaki derste mantarın işine bakıyoruz: sert odunu yavaş yavaş toprağa çeviren o iplikler ne yapıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.