11.11 · Seviye 11 · İnsan eliyle doğa
Doğal olan iyi midir?
«Doğal» etiketli bir ürün
Kat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 11, İnsan eliyle doğa · 1.411 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Ekim başı, Kırklareli, Lüleburgaz'da çarşamba pazarı. Sevgül Hanım bir tezgâhın önünde durmuş, elinde bir kavanoz bitki çayı karışımı. Etikette büyük harflerle üç söz: "DOĞAL. KATKISIZ. KİMYASAL İÇERMEZ."
Yanında oğlu İlker. Bir gıda kontrol laboratuvarında çalışıyor; pazara annesinin poşetlerini taşımak için gelmiş.
"Bunu alıyorum," diyor Sevgül Hanım. "Market çaylarının içinde ne olduğu belli değil. Bu doğal."
İlker kavanozu alıp etikete bakıyor. "Anne, kimyasal içermeyen bir şey yok. Bu yapraklar da kimyasal madde. Su da kimyasal."
"Sen ne demek istediğimi anlıyorsun."
"Anlıyorum. Ama doğal olan her şey iyi değil. Baldıran da doğal. Zehirli mantar da doğal."
Sevgül Hanım kavanozu oğlunun elinden geri alıyor. "Ben baldıran almıyorum, çay alıyorum. Hem senin laboratuvarda yaptığınız şeyler mi daha iyi?"
İlker gülüyor. "Hayır. Ben sadece etiketin bir şey söylemediğini söylüyorum."
Sevgül Hanım biraz düşünüyor, sonra tezgâhtaki kadına para uzatıyor. "Olsun. Ben yine de bunu alacağım. Bunun içinde ne olduğunu bilmesem de nereden geldiğini biliyorum."
Ne oluyor
Sevgül Hanım ile İlker aynı etikete bakıp iki ayrı şey okuyor. İlker bir bilgi önermesi okuyor: "kimyasal içermez", ve bu önerme yanlış. Sevgül Hanım ise bir güven okuyor: bu ürün bir fabrikadan değil, bir tarladan geliyor. Bu derste ikisini birbirinden ayırmaya çalışacağız.
Ames ve arkadaşlarının hesabı İlker'in sözünü sayıya çeviriyor. Bitkiler hareket edemiyor; kendilerini yiyen böceklere ve mantarlara karşı kimyasallarla da korunuyorlar. Sevgül Hanım'ın kavanozundaki yapraklar da bu savunma maddelerinden taşıyor olabilir. Makalenin vardığı sonuç "doğal kimyasallar tehlikelidir" değil. Sonuç şu: bir maddenin doğal ya da sentetik olması, test edildiğinde zararlı çıkıp çıkmayacağını önceden söylemiyor. Doz ve madde bunu söylüyor, köken söylemiyor.
Ama Sevgül Hanım'ın son cümlesi, "ben yine de bunu alacağım", başka bir şeye işaret ediyor. Bu tercihin arkasında yalnızca sağlık hesabı yok.
Rozin ve arkadaşlarının bulgusu Sevgül Hanım'ın son cümlesini anlaşılır kılıyor. Ona iki çayın aynı olduğu söylense de, bir kısım insan gibi o da tarladan gelene uzanabilir. Çalışma bu güdüyü araçsal değil, düşünsel diye adlandırıyor: insanlar "doğal" sözüne yalnızca sağlık için değil, bir değer olarak bağlanıyor. Bu değerin kendisi bilimin ölçebileceği bir şey değil. Bilimin ölçebildiği, o değere eklenmiş bilgi iddiaları: "kimyasal içermez", "doğal olduğu için zararsız".
Ne fark ettiriyor
"Doğal" sözü iki işi aynı anda yapıyor ve biz çoğu zaman bunu fark etmiyoruz. Bir yandan bir kökeni anlatıyor: bu madde bir tarladan, bir ağaçtan, bir kovandan geliyor. Öbür yandan bir değer veriyor: bu yüzden iyidir, güvenilirdir, temizdir. Etiket ikincisini birincisinin içine gizliyor.
İlker'in "etiket bir şey söylemiyor" sözü fazla sert, ama yarı doğru. Etiket kimya hakkında yanlış bir şey söylüyor, köken hakkında ise doğru olabilir. Sevgül Hanım da tümüyle yanılmıyor: "nereden geldiğini biliyorum" demek, bir ürünün geçmişini önemsemek demek. Bu seviyede gördüğümüz buğday, zeytin, bal, bahçe, hepsi insan eliyle değiştirilmiş doğaydı. Hangisi "doğal"? Bu sorunun tek bir cevabı yok, çünkü soru bir olgu sorusu gibi görünse de içinde bir değer sorusu taşıyor.
Bu ders bir yaygın yanlışı ele alıyor: "doğal olan iyidir" çıkarımı. Yanlış olan, doğaya değer vermek değil. Yanlış olan, bir şeyin doğal olmasından, kendiliğinden iyi olduğunu çıkarmak.
Gelenekler ne gördü
Hume, İnsan Doğası Üzerine 3.1.1, olan ve olması gereken — çıkarım
Sonra birden, önermeleri bağlayan olağan «-dır» ve «değildir» yerine, «-meli» ya da «-memeli» ile bağlanmamış tek bir önermeye rastlamadığımı görüp şaşırırım.
Bu değişiklik fark edilmez; ama son derece önemlidir.
David Hume, İnsan Doğası Üzerine İnceleme'nin 1740'ta yayımlanan ahlak kitabında, bir bölümü bu kısa gözlemle bitiriyor. Ahlak üzerine yazanların bir süre "olan" hakkında konuştuğunu, sonra fark ettirmeden "olması gereken"e geçtiğini söylüyor. Hume bu geçişin yasak olduğunu söylemiyor; açıklanmasını, gerekçesinin gösterilmesini istiyor. "Bu çay doğadan geliyor" bir "olan" önermesi. "Bu yüzden onu içmeliyim" bir "olması gereken". Aradaki adım gizli kaldığında, etiket bir bilgi verir gibi bir öğüt veriyor.
J. S. Mill, «Nature» (1874) — taklit
Doğa sözcüğünün iki temel anlamı vardır: ya şeylerin bütün düzenini, bütün özellikleriyle birlikte belirtir, ya da şeylerin insan müdahalesi olmasaydı nasıl olacaklarsa öyle hâllerini.
Akıldışıdır, çünkü insanın her eylemi doğanın kendiliğinden gidişini değiştirmekten, her yararlı eylemi de onu iyileştirmekten ibarettir.
John Stuart Mill'in ölümünden sonra yayımlanan "Doğa" denemesi, "doğaya uy" öğüdünü iki anlamına ayırarak sınıyor. Birinci anlamda doğa her şeyse, insan zaten ondan başka bir şey yapamaz; öğüt boştur. İkinci anlamda doğa insan eli değmemiş olansa, onu örnek almak, Mill'e göre, insanın her işini yanlış saymak olur; çünkü tarlayı sürmek de, hastayı iyileştirmek de doğanın kendiliğinden gidişini değiştirmek demek. Mill daha da sert bir cümle kuruyor:
Gerçeği söylemek gerekirse, insanların birbirine yaptıkları için asıldıkları ya da hapsedildikleri şeylerin neredeyse hepsi, doğanın her gün yaptığı işlerdir.
Gerilim: Hume ile Mill aynı yanlışa iki yönden bakıyor, ama aynı yere varmıyor. Hume'un derdi bir mantık adımı: "olan"dan "olması gereken"e geçerken bir şey ekleniyor ve o şey adlandırılmalı. Hume doğa hakkında bir yargı vermiyor; yalnızca çıkarımın açığını gösteriyor. Mill ise içerik hakkında bir yargı veriyor: insan eli değmemiş doğa ahlaki bir örnek değil, çoğu zaman acımasız. Mill'e göre insanın görevi doğayı taklit etmek değil, onu iyileştirmek. Hume'un yolundan gidildiğinde, Sevgül Hanım'ın tercihi bir değer olarak açıkça söylendiği sürece meşru kalıyor. Mill'in yolundan gidildiğinde ise "doğal" sözünün kendisi bir övgü olmaktan çıkıyor. İlker'in "baldıran da doğal" sözü Mill'e, "etiket bir şey söylemiyor" sözü Hume'a daha yakın.
Benzetmenin sınırı
Kat 3, "doğal" sözünün taşıdığı anlam. Bu derste bir benzetmeden çok bir sözcüğün sınırına bakıyoruz. "Doğal" bir köken bildiriyor; köken, bir şeyin iyi ya da kötü olduğunu tek başına söylemiyor. Bu, Ames ve arkadaşlarının ölçtüğü şey: aynı testte doğal ve sentetik maddeler eşit oranda zararlı çıkabiliyor.
Ama sınırın öbür yanını da görmek gerekiyor. "Doğal olan iyi değildir" de aynı hatanın tersi olur. Mill'in sert cümlesi bile doğada iyilik olmadığını söylemiyor; doğayı örnek almanın bir ahlak kuralı olamayacağını söylüyor. Bir şeyin doğal olması onu iyi yapmıyor, kötü de yapmıyor. İyi ya da kötü olup olmadığını bulmak için ayrıca bakmak gerekiyor: dozuna, içeriğine, ne için kullanıldığına.
Rozin ve arkadaşlarının bulgusu da bir sınır çiziyor. Doğallık tercihinin bir kısmı bir bilgi değil, bir değer. Değerler bir test sonucuyla çürütülmüyor; ama bilgi gibi sunulduklarında sınanabilir hâle geliyorlar. Sevgül Hanım'ın "nereden geldiğini biliyorum" demesi bir değer cümlesi ve bu haliyle kimseyi yanıltmıyor. Etiketin "kimyasal içermez" demesi ise bir bilgi cümlesi ve yanlış.
Gözlem görevi
Kayıt: Her sözün yanına iki sütun aç. Birincisine o sözün bir köken mi, bir içerik mi, yoksa bir değer mi anlattığını yaz. İkincisine, sözün doğru olup olmadığını sınamak için neye bakman gerektiğini yaz: içindekiler listesine mi, üretim yerine mi, başka bir şeye mi? Hangi sözler sınanabilir, hangileri yalnızca bir duygu veriyor?
Kentte: Bir markette ya da pazarda "doğal" sözünü taşıyan üç ürün bul ve aynı türden, bu sözü taşımayan üç ürünle fiyatlarını karşılaştır. Bir satıcıya ya da bir alıcıya "doğal" sözünün onun için ne anlama geldiğini sor ve cevabını olduğu gibi not et.
Sonraki derse köprü
Bu derste "doğal" sözünü insan eliyle değiştirilmemiş olanla, dokunulmamış ve temiz kalanla eşleştiren bir alışkanlığa baktık. Ama doğada kendi başına bırakılan şey temiz kalmıyor; bozuluyor, kararıyor, kayboluyor. Sıradaki derste bir bahçede ağacın altında kaybolan bir elmaya bakıyoruz: çürüme bir kayıp mı, yoksa bir dönüşüm mü?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.