İçeriğe geç

11.10 · Seviye 11 · İnsan eliyle doğa

Su yolu

Bir tarlaya su vermek

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 11, İnsan eliyle doğa · 1.459 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Temmuz ortası, Niğde, Bor'un yakınında elma bahçeleri. Saat gecenin üçü. Köyün ortak arkından gelen su, bu gece dörde kadar Rasim Amca'nın sırası.

Rasim Amca elinde bel, arkın kenarında bekliyor. Toprak bir set suyu ana yolda tutuyor. Su sesi değişince seti küreğiyle açıyor; su bahçeye dönüyor, ağaç sıralarının arasındaki karıklara yayılıyor. Rasim Amca karıktan karığa yürüyor, birini kapatıyor, ötekini açıyor. Su bir yerde fazla birikince toprağı bir kürek atıp yönünü değiştiriyor.

Torunu Tuna yanında, elinde fener. Ziraat fakültesini bu yıl bitirdi. Babasından kalan bahçeye geçen bahar damla sulama borusu döşetti.

"Dede, sen bu suyun yarısını toprağa veriyorsun," diyor. "Karığın dibine sızıyor, ağaca ulaşmıyor. Benim borular damlayı ağacın dibine bırakıyor. Ben yarı suyla suluyorum."

Rasim Amca bir karığı kapatıyor. "Toprağa giden su kaybolmuyor oğlum. Aşağıdaki Hüsnü'nün kuyusu bu sudan dolar. Bizim arkın sızıntısı, aşağıdaki çeşmenin suyudur."

"Ama artan suyla ben iki dönüm daha ağaç dikeceğim."

Rasim Amca durup feneri ona çeviriyor. "Artan su dediğin, Hüsnü'nün suyuydu."

Tuna bir şey demiyor. Dördü çeyrek geçe Rasim Amca seti kapatıyor; su arkın içinde aşağı, bir sonraki bahçeye akıp gidiyor.

Ne oluyor

Rasim Amca ile Tuna aynı suya bakıp iki ayrı hesap yapıyor. Tuna tek bir bahçenin hesabını yapıyor: ağaca ulaşan su ne kadar, boşa giden ne kadar. Rasim Amca ise vadinin hesabını: bahçeden çıkan su nereye gidiyor.

Grafton ve arkadaşlarının dikkat çektiği ayrım tam bu iki hesap arasında. Bir tarlada "kaybolmuş" görünen su, karığın dibinden sızıp yeraltı suyuna ya da aşağıdaki dereye karışabiliyor. Orada başka birinin kuyusunu dolduruyor. Tarlanın sulama verimi düşük, ama su havzadan çıkmamış. Tuna'nın borusu tarladaki verimi gerçekten artırıyor. Ağaca ulaşan suyun payı büyüyor. Ama Tuna "artan" suyla iki dönüm daha ağaç dikerse, bitkilerin kullanıp havaya verdiği toplam su artıyor. Aşağıya sızan pay ise azalıyor. Makalenin başlığındaki paradoks bu: daha yüksek verim, toplam su tüketimini nadiren düşürüyor. Rasim Amca'nın "artan su dediğin, Hüsnü'nün suyuydu" cümlesi bunun köy dilindeki karşılığı.

Rasim Amca'nın gece sırası da bir hesap. Köyün suyu tek bir arktan geliyor; herkes sırayla alıyor. Bu sıra yazılı bir yasadan değil, uzun zaman içinde komşular arasında oturmuş bir düzenden çıkmış.

Bali'de bu teraslarda sulamayı birlikte yürüten çiftçi topluluklarına subak deniyor. Her çiftçinin kararı, komşu tarlalardaki su kıtlığını ve zararlıları etkiliyor; çiftçiler de kararlarını birbirine göre ayarlıyor. Lansing ve arkadaşları, bu ayarın kimse tarafından yukarıdan çizilmediğini, komşu tarlaların birbirine verdiği karşılıklarla oluştuğunu modelliyor. Bu, 2.9'da tanıştığımız kendiliğinden düzenlenmenin insanlarla toprağın birlikte kurduğu bir örneği. Çalışmanın en çarpıcı bulgusu son cümlesinde: düzeni dışarıdan "iyileştirmeye" çalışan yeni bir plan, sulamada kaosa yol açmış. Rasim Amca'nın köyündeki su sırası Bali'deki gibi incelenmiş bir sistem değil. Ama aynı soruyu soruyor: bir bahçenin suyu, komşunun suyundan ayrı hesaplanabilir mi?

Ne fark ettiriyor

Su yolu kazmak, bir tarlayı sulamaktan fazlası. Suyu bir yöne çevirdiğin anda başka bir yönden almış oluyorsun.

Tuna'nın borusu kötü bir buluş değil. Damla sulama suyu ağacın dibine bırakıyor; tarladaki verimi gerçekten artırıyor. Tuna kendi bahçesinin ölçeğinde doğru düşünüyor. Rasim Amca'nın itirazı borulara değil, borunun "kurtardığı" suyun nereye harcanacağına. Grafton ve arkadaşlarının önerisi de teknolojiyi bırakmak değil. Verim artarken çekime bir sınır konmasını, kimin suyunun nereye gittiğinin ölçülmesini istiyorlar.

Su yolunun bir başka yüzü de emek. Rasim Amca gecenin üçünde, elinde belle, karıktan karığa yürüyor. Suyu yönlendirmek, suyun peşinden yürümeyi gerektiriyor. Tuna'nın borusu bu yürüyüşü ortadan kaldırıyor. Bu bir kazanç; ama Rasim Amca'nın gece boyunca öğrendiği şeyi de, toprağın hangi köşesinin çabuk doyduğunu, suyun nereden kaçtığını, ortadan kaldırıyor. İki geleneğin bu derste konuştuğu yer tam burası.

Gelenekler ne gördü

Dhammapada 80, suyu yönlendiren sulamacı — kendini yönlendirmek

Sulamacılar suyu yönlendirir, ok yapanlar ok gövdesini doğrultur, dülgerler tahtayı eğer.
Bilgeler kendilerini terbiye eder.

Dhammapada, Pali dilinde aktarılmış bir Budacı dize derlemesi. Bu dörtlükte üç zanaat yan yana konuyor: su, ok ve tahta. Üçünde de usta, kendi hâline bırakılsa başka yöne gidecek bir malzemeyi istediği biçime getiriyor. Dördüncü dize benzetmeyi içeri çeviriyor: bilge de aynı işi kendi üstünde yapıyor. Sulamacı burada bir örnek kişi: suyun eğilimini bilen ve onu sabırla yönlendiren biri.

Zhuangzi 12, kuyu kaldıracını istemeyen bahçıvan — makine kalbi

Hocamdan duydum: makinesi olanın mutlaka makine işleri olur; makine işleri olanın mutlaka makine kalbi olur.
Bilmediğimden değil; utanıyorum, o yüzden yapmıyorum.

Zhuangzi'nin bu hikâyesinde Konfüçyüs'ün öğrencisi Zigong, kuyudan küple su taşıyan yaşlı bir bahçıvana rastlıyor ve ona kuyu kaldıracını öneriyor: arkası ağır, önü hafif tahtadan bir kaldıraç, az güçle çok su çeken bir alet. Bahçıvan aleti biliyor ama istemiyor. Ona göre korkulacak şey alet değil, aletin insanın içinde açtığı yol: işi hep daha az çabayla, hep daha çok sonuçla ölçen bir hesap. Hikâye orada bitmiyor. Zigong olayı Konfüçyüs'e anlattığında, Konfüçyüs bahçıvan için şunu söylüyor:

Birini biliyor, ikincisini bilmiyor. İçini yönetiyor, dışını yönetmiyor.

Gerilim: Dhammapada'da sulamacı bir ustalık örneği: suyu yönlendirmek, kendini yönlendirmeyi öğreten bir zanaat. Zhuangzi'nin bahçıvanı ise ustalığı artıran aletin insanı değiştireceğinden çekiniyor. Biri yönlendirmeyi bir erdem, öbürü yönlendirme aracının hızını bir tehlike olarak görüyor. Konfüçyüs'ün sözü bahçıvanı da tam haklı bırakmıyor: içini korurken dışarıdaki dünyayı, komşuyu, tarlayı yönetmeyi bir kenara bırakmış. Rasim Amca'nın karıktan karığa yürüyüşü Dhammapada'nın sulamacısına, Tuna'nın borusuna duyduğu kuşku Zhuangzi'nin bahçıvanına yakın. Ama Rasim Amca'nın asıl itirazı, Konfüçyüs'ün eksik bulduğu yerde duruyor: dışarıdaki hesap, Hüsnü'nün kuyusu.

Benzetmenin sınırı

Kat 3, sulamacının ve bahçıvanın dersi. Dhammapada'nın benzetmesi kuvvetli: su gibi insan da bir yöne akar, ve o yön değiştirilebilir. Ama benzetme bir yerde aksıyor. Suyun bir isteği yok; sulamacı suyun kendisini değil, toprağın eğimini değiştiriyor. İnsan ise hem sulamacı hem su. Kendini yönlendiren biri, yönlendirdiği şeyin içinde duruyor. Benzetme bir ustalığı gösteriyor, ama o ustalığın kendi üstüne nasıl döneceğini söylemiyor.

Zhuangzi'nin bahçıvanının sınırı da kendi bahçesinde. Kuyuya inen yolu kazmış, küp kullanıyor; bunlar da alet. Bahçıvan çizgiyi küple kaldıracın arasına çekiyor. Bu çizginin yeri doğanın içinde yazmıyor, bahçıvanın kararı. "Makine kalbi" bir aletin özelliği değil, insanın alete nasıl baktığının adı. Aynı kaldıraç bir başkasının elinde, bahçıvanın korktuğu hesabı hiç uyandırmayabilir.

Grafton ve arkadaşlarının bulgusu iki benzetmeye de bir sınır koyuyor. Sulama verimi tek bir tarlanın ölçeğinde bir aletin özelliği gibi görünüyor; havza ölçeğinde ise bir davranışa dönüşüyor. Ne damla borusu kendi başına iyi, ne karık kendi başına kötü. Suyun nereye gittiği, aleti kullananın ne yaptığına bağlı.

Gözlem görevi

Kayıt: İki sulamanın sonucunu yan yana yaz: verdiğin su, tabağa inen su, aradaki fark. Hangi yöntem bitkiye daha çok su bıraktı? Tabağa inen su kayboldu mu, yoksa onu başka bir saksıya ya da bahçeye dökebilir misin? Tabağı bir havza gibi düşün ve iki hesabı ayrı ayrı yaz: saksının hesabı ve evin hesabı.

Kentte: Bir parkta ya da site bahçesinde fıskiyelerin ya da damla borularının çalıştığı bir saat bul. Suyun nereye düştüğüne bak: çimene mi, yola mı, kaldırıma mı? Kaldırımdan akan su nereye gidiyor, bir ızgaraya mı, bir ağacın dibine mi? Gördüğün akış yolunu küçük bir krokiyle çiz.

Sonraki derse köprü

Tuna'nın damla borusu ile Rasim Amca'nın toprak arkı aynı suyu iki ayrı yoldan taşıyordu; hangisi daha "doğal" diye sorulsa, cevap kolay görünürdü. Sıradaki derste o kelimeye bakıyoruz: bir ürünün üstündeki «doğal» etiketi, o ürünün iyi olduğunu söyler mi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.