İçeriğe geç

12.3 · Seviye 12 · Ölüm, çürüme ve yeniden başlamak

Kompost

Mutfak artığının toprağa dönmesi

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 12, Ölüm, çürüme ve yeniden başlamak · 1.344 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Kasım ortası, İzmir, Buca'da altı katlı bir apartmanın arka bahçesi. Çitin dibinde, tahtadan iki kompost kutusu yan yana duruyor. Üçüncü kattaki emekli kütüphaneci Sabiha Hanım iki yıl önce kurmuş; şimdi apartmandan altı aile mutfak artıklarını buraya getiriyor.

Komşunun oğlu Efe, on iki yaşında, elinde annesinin verdiği kovayla geliyor: patates kabukları, çay posası, iki çürük domates, yumurta kabukları. Sabiha Hanım kutunun kapağını kaldırıyor, kovayı boşaltıyor, üstüne bir avuç kuru yaprak serpiyor.

"Neden yaprak atıyorsunuz?"

"Islak artık tek başına kokar. Kuru yaprak dengeler."

Efe kutuya eğilip bakıyor. "İnternette okudum, kompost ısınırmış. Çok sıcak olurmuş, elini sokamazmışsın."

Sabiha Hanım gülümseyip elini kutunun içine, artıkların altına sokuyor. "Gel, sen de dene."

Efe elini sokuyor. Ilık. Dışarıdaki havadan biraz sıcak, o kadar.

"Bizimki küçük," diyor Sabiha Hanım. "Büyük yığınlar ısınır derler; bizimki ılık kalıyor. Ama çalışıyor." Yan kutunun kapağını açıyor. Bu kutuya bir yıldır artık atılmamış. İçi koyu kahverengi, nemli, ufalanan bir toprakla dolu; orman toprağı gibi kokuyor. Arada bir yumurta kabuğu parçası seçiliyor, başka hiçbir şey tanınmıyor.

"Bu, geçen yılın mutfağı," diyor Sabiha Hanım. "Baharda balkon saksılarına koyacağız."

Efe bir avuç alıp kokluyor. "Hani patates kabukları?"

"Burada. Patates kabuğu olarak değil."

Ne oluyor

Efe'nin elindeki koyu toprak, bir yıl önce bir mutfakta çöp olarak duran şeylerin dönüşmüş hâli. 12.1'de bahçede kendi başına kaybolan bir elmaya, 12.2'de on yıllarca çürüyen bir kütüğe bakmıştık. Kompost aynı çürümenin insan eliyle bir kutuda toplanmış, bir ölçüde yönetilmiş biçimi.

Partanen ve arkadaşlarının sayısı, Sabiha Hanım'ın kutusunun içindeki kalabalığı gösteriyor: tek bir kompostta iki binden fazla bakteri soyu. Çoğu kompostlarda daha önce de bulunmuş türlere benziyor; ama bir kısmı daha önce hiç görülmemiş soylar. Kutuya atılan patates kabuğu, kimsenin göremediği bu kalabalığın sofrasına giriyor. Makalenin ilk cümlesindeki "oksijenli" sözü de önemli: Sabiha Hanım'ın kuru yaprakları ve kutunun aralıklı tahtaları, artıklara hava girmesini sağlıyor. Hava girmeyen bir çöp yığını da çürür, ama başka canlılarla ve başka kokularla.

Efe'nin internette okuduğu sıcaklığa gelince, ölçüm başka bir şey söylüyor.

Andersen ve arkadaşlarının ölçtüğü ev kutuları, Sabiha Hanım'ınki gibi, ılık kalmış: dışarıdan yalnızca birkaç derece sıcak. Efe'nin okuduğu yüksek sıcaklıkları bu derste sınamıyoruz; ama bir apartman bahçesindeki küçük bir kutunun öyle olmayabileceği ölçülmüş.

Makalenin öbür bulgusu daha az beklenen bir şey. Kompost, çöpü toprağa çevirdiği için çoğu zaman bütünüyle "temiz" bir iş gibi anlatılıyor. Oysa kutunun içindeki ayrışma, havaya metan ve diazot monoksit gibi sera gazları da veriyor. Bu salımlar, karıştırmanın sıklığına göre değişiyor; her hafta karıştırmak salımı artırıyor. Andersen ve arkadaşları ev kompostunun salımlarını merkezî tesislerle aynı düzeyde buluyor. Bu, kompostun kötü olduğunu göstermiyor; yalnızca, bir dönüşümün hiçbir zaman bedelsiz olmadığını hatırlatıyor.

Ne fark ettiriyor

Sabiha Hanım'ın son sözü, "patates kabuğu olarak değil", çürümenin ne olduğunu kısaca anlatıyor. Bir şey bir biçimde kayboluyor, başka bir biçimde ortaya çıkıyor. 12.1'de Duru'nun sorduğu "elma nereye gitti?" sorusunun cevabı, burada Efe'nin avucunda duruyor.

Kompost kutusu bir şeyi daha görünür kılıyor: çürümeyi bir tiksinti konusu olmaktan çıkarıp bir bakım işine çeviriyor. Apartmanda kimse çöp kovasının içine uzun uzun bakmaz. Ama Sabiha Hanım her hafta kutuya bakıyor, yaprak ekliyor, kokuyu ve nemi yokluyor. Çürüme, onun elinde, beklenen ve özenilen bir süreç.

Bu bakımın bir sınırı da var. Sabiha Hanım kutudaki bakterileri seçmiyor, onlara iş vermiyor. Yalnızca koşulları ayarlıyor: biraz hava, biraz kuru madde, biraz bekleme. İşin kendisini, çoğunu gözle hiç görmediğimiz iki binden fazla bakteri soyu ve mantarlar görüyor. Kompost yapmak, çürümeyi yönetmekten çok, ona yer açmak.

Gelenekler ne gördü

Assisili Francesco, Güneş Kardeş Kantiği, Toprak Ana — beslemek

Övülesin Rabbim, kız kardeşimiz Toprak Ana için; o bizi besler ve yönetir, renkli çiçekler ve otlarla türlü meyveler çıkarır.

Assisili Francesco bu kantiği on üçüncü yüzyılda, Umbria lehçesinde yazdı; el yazmasının Latince başlığına göre San Damiano'da hastayken. Kantikte güneş, ay, rüzgâr, su ve ateş bir bir anılıyor; her biri bir kardeş olarak. Toprak ise iki ad birden alıyor: hem kız kardeş hem ana. Bizi "besler ve yönetir". Toprağı hem bir denk, hem bir kaynak olarak gören bu dil, Sabiha Hanım'ın kutusuna yakın: toprak hem birlikte çalışılan bir şey, hem besleyen bir şey.

Kantiğin aynı sırasında, birkaç dize sonra, Francesco bir kardeşi daha anıyor:

Övülesin Rabbim, kız kardeşimiz bedensel Ölüm için; yaşayan hiçbir insan ondan kaçamaz.

Toprak Ana ile bedensel Ölüm aynı kantikte, aynı "kız kardeş" sözüyle anılıyor. Francesco ikisini birbirine bağlamıyor; ama aynı aile içinde sayıyor. Bu seviyenin konusu da tam bu yan yanalık.

Benzetmenin sınırı

Kat 3, "Toprak Ana" ve "kompost toprağı besler" sözleri. Francesco'nun dizesinde toprak besleyen bir ana. Kompost üzerine konuşurken de benzer bir dil kullanılıyor: "toprağı besliyoruz", "toprağa geri veriyoruz". Bu dil bir şeyi doğru yakalıyor: kompost, bitkilerin yeniden kullanabileceği maddeleri toprağa geri götürüyor.

Ama iki benzetme de bir yerde aksıyor. Toprak bir ana gibi bilerek beslemiyor; bir kalabalığın, bakterilerin, mantarların, solucanların yan yana yürüttüğü işlerin toplamı. Kompost da bir hediye gibi tek yönlü değil: ayrışma sırasında karbonun bir kısmı havaya karışıyor, Andersen ve arkadaşlarının ölçtüğü gibi bir kısmı da sera gazı olarak. Toprağa "geri verilen" şey, mutfağa girenin tamamı değil.

"Kardeş" benzetmesinin de bir sınırı var. Francesco güneşe, rüzgâra, ölüme kardeş derken bir aile bağı kuruyor: insanla öbür varlıkları aynı yaratıcının yarattıkları olarak tek bir aileye yerleştiriyor. Bu, bir inancın dili; ölçümle sınanacak bir iddia değil. Ama onu, insanın kendini doğanın üstünde değil, içinde görmesine çağıran bir bakış olarak okumak mümkün. Sabiha Hanım'ın kutusunun başında durmak, bu bakışı somutlaştırıyor: insan çürümeyi yaratmıyor, yalnızca ona katılıyor.

Gözlem görevi

Kayıt: İlk haftada her günün sonunda kaptaki artıkların görünüşünü ve kokusunu yaz. Gömdükten sonra her haftaki bakışında, hangi artıkların hâlâ tanınabildiğini, hangilerinin kaybolduğunu not et. Hangi artık en çabuk kayboldu, hangisi en uzun dayandı? Toprağı aralarken gördüğün canlıları (solucan, böcek, beyaz iplikler) yaz.

Kentte: Mahallende, apartmanında ya da belediyende bir kompost noktası, bir topluluk bahçesi kompostu ya da bir park atığı yığını ara. Varsa, onu yöneten birine, kompostun ne kadar zamanda olgunlaştığını ve en çok hangi sorunla karşılaştığını sor. Yoksa, mahallende mutfak artıklarının nereye gittiğini, çöp kamyonundan sonra ne olduğunu öğrenmeye çalış ve not et.

Sonraki derse köprü

Sabiha Hanım'ın kutusu çürümeyi bir yılda tamamlıyordu; elma haftalar, kütük on yıllar sürmüştü. Doğada bir de, bütün bu yavaş işi birkaç saatte yapan bir güç var: ateş. Sıradaki derste yangından sonra kararmış toprakta çıkan kızılçam fidelerine bakıyoruz: yanan bir orman, nasıl yeniden başlıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.