11.5 · Seviye 11 · İnsan eliyle doğa
İncir
Dalında olgunlaşan incir
Kat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 11, İnsan eliyle doğa · 1.320 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Haziran sonu, Aydın, İncirliova'nın yukarısında bir incir bahçesi. Sabah erken; hava şimdiden ağır. Saffet Bey merdivene çıkmış, elindeki bir dizi küçük, sert, yeşil inciri bir ağacın dallarına asıyor. Her dizide on beş yirmi incir, bir ipe geçirilmiş, kolye gibi.
Yeğeni Melis İzmir'de mimarlık okuyor; yaz için gelmiş. Merdivenin dibinde, sepetteki dizilerden birini eline alıyor. İncirler küçük, kurumuş gibi, ama ağır.
"Dayı, bunlar ne? Yenmiyor ki bunlar."
"Yenmez. İlek bunlar. Erkek incir." Saffet Bey bir diziyi dala bağlıyor. "Bunların içinde küçük arılar var. Birkaç güne çıkarlar, bizim incirlerin içine girerler. Girmezlerse incir dökülür, olmaz."
Melis diziyi kulağına götürüyor, sanki bir şey duyacakmış gibi. "Arı mı? İncirin içinde?"
"İncir dediğin aslında bir çiçek kesesi. İçi ters dönmüş bir çiçek bahçesi. Arı oraya girer, işini görür." Saffet Bey merdivenden iniyor. "Babam da yapardı, dedem de. İlek takmasan Aydın inciri olmaz."
Melis bahçeye bakıyor: yüzlerce ağaç, her birinde yeşil, henüz olgunlaşmamış incirler. "Peki bütün incirler böyle mi? Bizim apartmanın bahçesindeki incire kimse ilek asmıyor, ama yine de incir veriyor."
Saffet Bey gülüyor. "Her incir aynı değil. Kimi arı ister, kimi istemez."
Ne oluyor
Saffet Bey'in "incir dediğin aslında bir çiçek kesesi" sözü, incirin en şaşırtıcı yanını anlatıyor. Bizim meyve dediğimiz şey, içi yüzlerce küçük çiçekle kaplı, ağzı dar bir delikle dışarıya açılan bir kese. Çiçekler dışarıdan görünmüyor; içeride, karanlıkta açıyor.
Bu kesenin içindeki çiçekleri tozlaştıran, incir arıları.
9.3'te çiçek ile arı arasındaki eşevrimi görmüştük. İncir ve incir arısı, bu ilişkinin belki de en sıkı örneği: incir arısı yaşamını incirin içinde geçiriyor, incir de tohumunu arıya borçlu.
Ama Melis'in apartman bahçesindeki incir başka bir şey söylüyor: bazı incirler arı olmadan da meyve veriyor.
Ne fark ettiriyor
Saffet Bey'in "ilek takmasan Aydın inciri olmaz" sözü ile Melis'in "bizim apartmanın inciri ilek olmadan da veriyor" gözlemi, aynı türün iki ayrı yüzünü gösteriyor. Bazı incir çeşitleri meyve verebilmek için incir arısına muhtaç; bazıları ise Kislev ve arkadaşlarının anlattığı gibi, tozlaşmadan meyve veriyor. Saffet Bey'in "her incir aynı değil; kimi arı ister, kimi istemez" sözü, iki yüzü tek cümleye sığdırıyor.
Kislev ve arkadaşlarının bulgusu, Melis'in apartman bahçesindeki ağacı on bin yılı aşkın bir geçmişe bağlıyor. Tozlaşmadan meyve veren bir incir kendi tohumuyla çoğalamaz; ama bir dalı kesip toprağa dikerseniz, aynı ağaçtan bir tane daha büyür. Gilgal'deki köylüler bunu yapmış olmalı: beğendikleri bir ağacın dalını kesip dikmişler. 11.1'de buğdayın Karacadağ'da evcilleştiğini görmüştük; Kislev ve arkadaşlarına göre incir, belki de ondan bin yıl önce insanla birlikte yaşamaya başlamıştı.
Saffet Bey'in ilekleri ise öbür yolun, incir ile arının eski ortaklığının, insan eliyle sürdürülmesi. Erkek incirden çıkan arılar, ilekten bahçenin incirlerine taşınıyor. Bu ortaklık insandan çok önce de vardı; Saffet Bey yalnızca onu, kendi bahçesinde, kendi ağaçlarının yanına getiriyor.
Ama bu ortaklığı bir uyum tablosu gibi düşünmemek gerekiyor. Weiblen, önceki çalışmaların asıl olarak tozlaştıran arılar, onların konağı olan incirler ve bu ilişkiden pay kapan asalak arılar arasındaki kaynak çatışmalarına odaklandığını hatırlatıyor. Birlikte evrimleşmiş olmak, çıkarların hep örtüştüğü anlamına gelmiyor; her iki taraf da ortaklıktan kendi payını almaya çalışıyor. 9.2'de kök ile mantarın, 9.4'te temizleyici balık ile müşterisinin birbirini gözeterek sürdürdüğü ortaklıkları görmüştük; incir ile arı da böyle: yakın, ama pazarlıksız değil.
Ve Melis'in "incirin içinde arı mı?" şaşkınlığı, Weiblen'in iki yüzü aşan makaleyle andığı ilişkinin bir sofradaki şaşkınlığı. Bir incir yerken içinde bir arının da yaşadığı bir dünyayı yiyoruz; ama çoğumuz bunu hiç bilmiyoruz.
Gelenekler ne gördü
Tîn 95:1 — yemin
İncir ve zeytine and olsun
Tîn suresi incir ve zeytine yeminle açılır. Ardından Sina dağına ve güvenli şehre yemin edilir, sonra insanın en güzel biçimde yaratıldığı söylenir. Sure adını incirden alır. Dikkat yeminde: incirin, üzerine yemin edilecek kadar değerli bir şey olarak anılmasında, ve zeytinle yan yana. 11.4'te zeytinin bu topraklarda ne kadar eski bir yoldaş olduğunu görmüştük; Tîn suresi o eski yoldaşı inciriyle yan yana anıyor, sanki bu iki ağaç bu toprakların insanla en eski iki ortağıymış gibi.
Matta 21:19, kurutulan incir — meyvesizlik
Yol kenarında bir incir ağacı görünce yanına gitti, ama üzerinde yapraktan başka bir şey bulamadı ve ona: «Bundan sonra sende sonsuza dek meyve olmasın» dedi. İncir ağacı hemen kuruyuverdi.
İsa, sabah kente dönerken acıkıyor ve yol kenarındaki bir incir ağacına yaklaşıyor. Ağaçta yalnızca yaprak var. İsa ağacı lanetliyor ve ağaç kuruyor. Öğrenciler şaşırıyor; İsa onlara imanın gücünden söz ediyor. Dikkat meyvesizlikte: yaprakla dolu ama meyve vermeyen bir ağacın, verimsizliğin imgesi olmasında.
Gerilim: Tîn'de incir, yemin edilecek kadar kutsal, bereketli bir ağaç; zeytinle birlikte bir topraklar ve bir bolluk imgesi. Matta'da ise incir ağacı, meyve vermediği için lanetlenen bir ağaç; yaprakla dolu ama boş bir gösterişin imgesi. Biri inciri bir bereket olarak, öbürü bir hayal kırıklığı olarak anıyor. Saffet Bey'in bahçesi ikisini birden taşıyor: incir bu topraklarda yüzyıllardır bereketin kaynağı; ama ilek takılmazsa, aynı ağaç meyvesini döküyor, Matta'nın incir ağacı gibi yaprakla kalıyor.
Benzetmenin sınırı
Kat 3, incire yüklenen anlamlar. Tîn'de bereket ve kutsallık; Matta'da verimsizlik ve lanet. İncir, Akdeniz ve Yakın Doğu'nun kutsal metinlerinde sık geçen bir ağaç; ve her seferinde bir anlam taşıyor.
Ama incirin meyve vermesi ya da vermemesi, bir bereketin ya da bir lanetin sonucu değil. Bir incir çeşidi tozlaşmaya muhtaçsa, incir arısı gelmediğinde meyvesini döker. Partenokarpik bir çeşit ise arı olmadan da meyve verir. Ve her incir ağacı, mevsiminde meyve verir. Matta'nın anlatısının koşutu olan Markos'taki anlatı, o sırada "incir mevsimi olmadığını" da ekliyor. Yani ağaçta meyve bulunmaması, ağacın bir kusuru değil, mevsimin bir sonucu olabilir. Anlatının amacı ise bir bahçecilik dersi değil; öğrencilere imanın gücünü göstermek.
Tîn'in yemini de bir bitki bilimi önermesi değil. İncir ve zeytin, suredeki öbür yeminlerle birlikte, insanın yaratılışına dikkat çeken bir girişin parçası. Bu yeminin incir için ne anlama geldiği değil, incir ile zeytinin bu topraklarda insanlar için ne anlama geldiği önemli.
Saffet Bey'in "incir dediğin aslında bir çiçek kesesi" sözü ise belki de bu dersin en şaşırtıcı cümlesi. Binlerce yıldır yenen, üzerine yemin edilen, lanetlenen bir meyvenin, aslında içi ters dönmüş bir çiçek bahçesi olduğunu bilmek, ona yüklenen bütün anlamlara bir yenisini ekliyor: gizli olanın, içeride olanın anlamını.
Gözlem görevi
Kayıt: Kestiğin her incirin bir çizimini yap: kabuk, iç yüzey, delik. İçinde küçük böcekler ya da onların izleri görüyor musun? Aynı ağaçtaki incirlerin kaçı dalda olgunlaşıyor, kaçı yeşilken dökülüyor, say. Bölgende ilek takılan bahçeler varsa, bir bahçıvana bunun nasıl ve ne zaman yapıldığını sor ve not et.
Kentte: Kentte incir ağaçları çok yaygın: apartman bahçelerinde, duvar diplerinde, terk edilmiş arsalarda, hatta duvar çatlaklarında. Böyle bir ağaçta incir olup olmadığına, olgunlaşıp olgunlaşmadığına bak. Kim dikmiş olabilir, yoksa kendiliğinden mi bitmiş? Bir pazarda incir satıcısına, sattığı incirin hangi bölgeden, hangi çeşitten olduğunu sor.
Sonraki derse köprü
İncir, içini dışarıdan gizleyen bir meyveydi. Sıradaki derste içini açınca yüzlerce tanenin düzenle dizildiği bir başka meyveye bakıyoruz: nar.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.