11.3 · Seviye 11 · İnsan eliyle doğa
Aşı
Yabani dala aşılanan tatlı ağaç
Kat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 11, İnsan eliyle doğa · 1.315 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Mart sonu, Amasya, Yeşilırmak'ın kıyısında eski bir elma bahçesi. Ağaçların tomurcukları henüz açmamış; dallar çıplak, kabukların altında özsu yürümeye başlamış. Bahçenin kenarında, çitin dibinde, birkaç yıl önce kendiliğinden bitmiş genç yabani elma fidanları.
Gönül Hanım emekli bir edebiyat öğretmeni. Geçen yıl bu bahçeyi babasından miras almış; ağaçların çoğu yaşlı, bir kısmı kurumuş. Komşu köyden aşıcı Recai Usta'yı çağırmış.
Recai Usta yabani fidanlardan birinin önüne çömeliyor. Bıçağıyla fidanın gövdesini dizden biraz aşağıdan kesiyor, kesik yüzeyi düzlüyor, ortasından ince bir yarık açıyor. Sonra cebinden, kışın yaşlı bir ağaçtan kesip nemli kumda sakladığı bir dal parçası çıkarıyor. Dalın ucunu kama gibi yontuyor, yarığa sokuyor, kabukları kabuklara denk getiriyor. Üstünü rafyayla sıkıca sarıyor, kesik yeri macunla kapatıyor.
"Bu ne olacak şimdi?" diye soruyor Gönül Hanım.
"Kök yabaninin, dal babanızın ağacının," diyor Recai Usta. "Birkaç yıla elma verir. Ama yabaninin elmasını değil, babanızın amasya elmasını."
Gönül Hanım fidana bakıyor. "Yani bu ağaç ne olacak? Yabani mi, bizim mi?"
Recai Usta gülüyor. "İkisi. Ayağı yabani, başı bizim."
"Peki ağaç bunu biliyor mu? Kendi yaprağı olmayan yapraklara şaşırmıyor mu?"
Recai Usta bıçağını siliyor. "Şaşırsa bile söylemez hocam."
Ne oluyor
Recai Usta'nın yaptığı şey, binlerce yıllık bir bahçecilik yöntemi: iki ayrı bitkinin kesilip birleştirilmesi ve tek bir bitki gibi büyümesi.
Yani Recai Usta'nın bıçağı, belki de bir ağaçta yetişen ökse otuna bakıp "bir bitki başka bir bitkinin üstünde yaşayabiliyorsa" diye düşünen eski bir bahçıvanın mirası.
Peki anaç, kalemin büyümesini nasıl etkiliyor?
Ne fark ettiriyor
Recai Usta'nın "kök yabaninin, dal babanızın ağacının" sözü, aşının iki parçasını en kısa biçimde anlatıyor. Yabani fidanın kökü toprağı biliyor; bu bahçede kendiliğinden bitmiş, bu toprağa, bu suya, bu hastalıklara dayanmış. Babanın ağacından alınan dal ise bir meyveyi biliyor: yıllardır o ağaçtan toplanan elmanın tadını, biçimini. Aşı, bu iki bilgiyi bir gövdede birleştiriyor.
"Ama yabaninin elmasını değil, babanızın amasya elmasını" sözü, aşının en şaşırtıcı yanı. Ağacın kökü yabani, ama meyvesi kalemin kendi meyvesi. Kalem, anacın üstünde kendi kimliğini sürdürüyor. Tsaballa ve arkadaşları anacın kalemin başarımını etkilediğini söylüyor, ama kalemin kendi meyvesini vermesi aşının temeli.
Gönül Hanım'ın "yabani mi, bizim mi?" sorusu ise bir aidiyet sorusu. Recai Usta'nın cevabı, "ikisi; ayağı yabani, başı bizim", bir bahçıvanın gözünden bir bütün: aşılı ağaç ne yalnızca yabani ne yalnızca evcil; bir birleşme.
Bir de Melnyk ve Meyerowitz'in hatırlattığı şey var: aşı insanın icadı olsa da, doğada kendiliğinden de oluyor. Birbirine değen iki bitki, insan eli değmeden dallarını ya da köklerini kaynaştırabiliyor. Bu doğal aşılar seyrek; Melnyk ve Meyerowitz'e göre en çok sarmaşık gibi bazı türlerde görülüyor. Ama var, ve belki de ilk bahçıvanlara fikri onlar verdi. Recai Usta'nın bıçağı, doğanın arada bir kendi kendine yaptığını, istenen yerde ve istenen zamanda yapmanın bir yolu.
Ve Gönül Hanım'ın son sorusu, "kendi yaprağı olmayan yapraklara şaşırmıyor mu?", iki bin yıllık bir şiire dokunuyor. Recai Usta'nın "şaşırsa bile söylemez" cevabı, hem bir şaka hem de dersin asıl sorusu: bir ağaca şaşkınlık yüklemek ne demek?
Gelenekler ne gördü
Romalılar 11:17–24 — aidiyet
Eğer dallardan bazıları kırıldıysa ve sen yabani bir zeytin dalıyken onların arasına aşılandıysan ve onlarla birlikte zeytin ağacının kökünden ve yağından pay aldıysan, dallara karşı böbürlenme.
Kökü taşıyan sen değilsin, seni taşıyan köktür.
Pavlus, Roma'daki topluluğa yazdığı mektupta, sonradan topluluğa katılanları iyi bir zeytin ağacına aşılanmış yabani dallara benzetiyor. Yabani dal, ağacın köküne ve özsuyuna ortak oluyor; ama böbürlenmemeli, çünkü onu taşıyan kök. Pavlus bu aşının "doğaya aykırı" olduğunu da ekliyor. Dikkat aidiyette: sonradan katılanın, kendisinden önce var olan bir köke bağlı olduğunu unutmamasında.
Vergilius, Georgica 2 — şaşkınlık
Kısa bir süre geçmez, koca ağaç bereketli dallarla göğe yükselir ve yeni yapraklara, kendine ait olmayan meyvelere şaşar.
Vergilius'un tarım üzerine yazdığı şiirin ikinci kitabında, aşının nasıl yapıldığı anlatılır: gövde kesilir, kamalarla yarılır, verimli dallar içine sokulur. Ve kısa sürede ağaç büyür, kendi olmayan yapraklara ve meyvelere hayretle bakar. Dikkat şaşkınlıkta: aşılı ağacın, kendi üstünde büyüyen yabancı yapraklara bir yabancılık duymasında.
Gerilim: Pavlus'un aşısında sonradan gelen dal, kendisini taşıyan köke borçlu; aidiyet kökten gelir, dal kökün misafiridir. Vergilius'un aşısında ise ağacın kendisi, üstündeki yeni dallara şaşıyor; aidiyet bir soru, kök kendi meyvesini tanımıyor. Biri dala "köke borçlusun" diyor, öbürü köke "bu meyve senin değil" diyor. Recai Usta'nın fidanı ikisini birden taşıyor: babanın elması yabani köke bağlı ve ondan besleniyor; ama yabani kök, üstünde kendi elmasını değil, bir başkasının elmasını taşıyacak.
Benzetmenin sınırı
Kat 3, aşıya yüklenen anlamlar. Pavlus'ta aşı bir aidiyet ve alçakgönüllülük dersi; Vergilius'ta bir şaşkınlık; Gönül Hanım'ın sorusunda bir kimlik meselesi. Aşılı ağaç, insanın kendi aidiyet ve kimlik sorularını yansıttığı bir ayna.
Ama aşılı ağaç ne borçlu ne şaşkın. Kalem ile anacın birleşmesi, iki dokunun kesik yüzeylerinin birbirine kaynaşması; özsu birinden öbürüne geçiyor, besin öbüründen birine. Ağaç kendi yapraklarını tanımıyor, çünkü hiçbir şeyi "tanımıyor"; yalnızca büyüyor. Vergilius'un "şaşan ağacı", bir şairin bahçıvanın gözündeki hayreti ağaca aktarması. Şaşan ağaç değil, aşıyı ilk gören insan.
Pavlus'un benzetmesinin de kendi sınırı var, ve Pavlus bunu kendisi söylüyor: yabani dalın iyi ağaca aşılanması "doğaya aykırı". Bahçıvanların yaygın uygulaması, Recai Usta'nın yaptığı gibi, iyi dalı dayanıklı bir köke aşılamak; Tsaballa ve arkadaşlarının dediği gibi, anaç toprak kaynaklı hastalıklara ve streslere karşı seçiliyor. Pavlus bu tersliği bilerek kullanıyor; benzetme bir bahçecilik dersi değil, bir topluluğa yönelik bir öğüt.
Recai Usta'nın "ayağı yabani, başı bizim" sözü belki de bu üç sesin en dengelisi. Aşılı ağacı ne bir borç ilişkisi ne bir şaşkınlık olarak görüyor; iki parçanın birlikte yaşadığı bir bütün olarak görüyor. Ama o da bir benzetme: "ayak" ve "baş" bir insanın bedeni.
Gözlem görevi
Kayıt: Bulduğun her aşılı ağaç için bir çizim yap: aşı yerini, altındaki ve üstündeki kabuğu, varsa iki ayrı sürgünün yapraklarını. Bahçe sahibine ya da fidancıya hangi anacın, hangi kalemin kullanıldığını sor ve not et. Aşı yerinin altından çıkan sürgünleri (anaçtan gelen "vahşi" sürgünleri) bahçıvanların neden kestiğini öğren.
Kentte: Kentte de aşılı ağaçlar var: parklardaki süs kirazları, süs erikleri, sokak ağaçlarının bir kısmı. Bir parkta gövdesinde belirgin bir boğum olan ağaçlar ara. Bir fidancıya ya da belediye park bahçe biriminden birine, kentteki ağaçların aşılı olup olmadığını sor. Saksıda bir kaktüs aşısı görürsen (yeşil bir kaktüsün üstünde renkli bir top), onun da bir aşı olduğunu düşün.
Sonraki derse köprü
Aşı, yabani bir köke tatlı bir ağacın dalını bağlıyordu. Sıradaki derste aşılarla, budamalarla, kuşaklar boyunca insanla birlikte yaşamış bir ağaca bakıyoruz: yüzyıllık bir zeytin.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.