İçeriğe geç

10.7 · Seviye 10 · Gece, ses ve sessizlik

Yankı

Vadiye seslenmek

Kat 2 · İzlerKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 10, Gece, ses ve sessizlik · 1.315 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Eylül başı, Erzincan, Kemaliye. Fırat'ın derin bir kanyonun dibinden aktığı yerde, kayaya oyulmuş eski bir yol. Bir yanı dimdik kaya duvar, öbür yanı uçurum. Küçük bir gezi grubu yolun açık bir düzlüğünde mola vermiş.

Rehberleri Cemil Bey grubun önüne geçip ellerini ağzına götürüyor ve karşı yamaca doğru bağırıyor: "Hooo!"

Bir an sessizlik. Sonra karşıdan, kanyonun öbür duvarından, aynı ses geri geliyor: "Hooo!" Biraz daha kısık, biraz daha boğuk. Ardından bir ikincisi, daha da uzaktan, daha da kısık.

Grup gülüşüyor; herkes bir şey bağırmaya başlıyor. İsimler, selamlar, şakalar. Kanyon hepsini geri gönderiyor.

Grubun içinde Feride Hanım da var. Altmış yaşında, emekli bir müzik öğretmeni; doğuştan görme engelli. Bağırmıyor. Dilini damağına vurarak kısa, keskin bir tık sesi çıkarıyor, sonra başını hafifçe çeviriyor, bir daha tıklıyor.

"Ne yapıyorsunuz?" diye soruyor Cemil Bey.

"Duvarı dinliyorum," diyor Feride Hanım. "Sağımdaki kaya çok yakın, bir iki adım. Önümde açıklık var, ses dönmüyor. Karşıdaki duvar uzak; sizin bağırmanız bir saniyeden fazla sonra döndü."

Cemil Bey şaşırıyor. "Saydınız mı?"

"Saymadım. Duydum. Yıllardır böyle yürürüm."

Ne oluyor

Cemil Bey'in bağırdığı ses, havada saniyede yaklaşık 340 metre hızla yol alıyor. Karşıdaki kaya duvara çarpıyor, geri yansıyor ve aynı yolu geri dönüyor. Ses bir saniye sonra dönüyorsa, gidip gelme yolu yaklaşık 340 metre; yani duvar yaklaşık 170 metre uzakta.

Ama her yansıma bir yankı olarak duyulmuyor. Bir odada konuşurken sesimiz duvarlardan defalarca yansıyor; yine de çoğu zaman bir yankı duymuyoruz.

Yani bir odada yansımalar ilk sesin hemen ardından geldiği için beyin onları ilk sesle birleştiriyor. Kanyonda ise yansıma bir saniye sonra geliyor; o kadar geç ki beyin onu ayrı bir ses olarak duyuyor. Yankı, yansımanın beynin birleştirme penceresinin dışına düşmesi.

Feride Hanım'ın yaptığı ise başka bir şey: yakın yansımaları birleştirmek yerine onlardan bilgi çıkarmak.

8.6'da yarasaların yankıyla avlandığını görmüştük. Thaler ve arkadaşlarının bulgusu, insanın da bu yolu öğrenebildiğini ve bunun için beynin "görme" bölgelerini kullanabildiğini gösteriyor.

Ne fark ettiriyor

Cemil Bey'in "Hooo!"su ile Feride Hanım'ın tık sesi aynı fiziği kullanıyor: ses gidiyor, çarpıyor, dönüyor. Ama ikisi yankıdan farklı şeyler alıyor. Grup için yankı bir oyun: sesin geri gelmesi, kanyonun cevap vermesi. Feride Hanım için yankı bir harita: duvarın ne kadar yakın olduğu, önde açıklık olup olmadığı.

Feride Hanım'ın "bir saniyeden fazla sonra döndü" sözü, yankının bir iz olduğunu gösteriyor. Ses karşı duvara dokunup geri geliyor; geliş süresi o duvarın uzaklığını kaydediyor. Kanyonun genişliği, yankının gecikmesinde yazılı. Bir harita gibi okunabiliyor; ama dikkatli okunmalı.

Çünkü yankı izi her şeyi söylemiyor. İkinci, daha kısık yankı nereden geldi? Belki daha uzak bir duvardan, belki ses iki duvar arasında gidip geldi. Gecikme bir uzaklık söylüyor, ama hangi yoldan geldiğini söylemiyor. Feride Hanım'ın kulağı bu belirsizliği yıllarca çözmeyi öğrenmiş; ilk kez kanyona gelen biri için ikinci yankı bir bilmece.

Feride Hanım'ın "saymadım, duydum" sözü de Litovsky ve arkadaşlarının anlattığı şeye dokunuyor. Çoğumuz yakın yansımaları ayrı bir ses olarak duymuyoruz; beynimiz onları ilk sese katıyor. Feride Hanım ise o silinen yansımalardan bilgi çıkarmayı öğrenmiş. Aynı ses, aynı kulak; ama dikkatin nereye yöneldiği farklı.

Gelenekler ne gördü

Ovidius, Metamorfozlar 3, Ekho — yankı

Konuşana karşı susmayı da, önce kendisi konuşmayı da öğrenmemiş, sesi yankılanan peri Ekho.
Yalnızca sesi ve kemikleri kalır: ses kalır; kemiklerinin taşa döndüğünü söylerler. O günden beri ormanlarda saklanır, hiçbir dağda görülmez; ama herkes onu duyar: onda yaşayan, bir sestir.

Ovidius'un anlattığı hikâyede Ekho bir peri. Tanrıça Juno onu cezalandırmış: Ekho artık kendisi konuşamıyor, yalnızca başkalarının son sözlerini tekrarlayabiliyor. Narkissos'a âşık oluyor; ama ona kendi sözleriyle açılamıyor, yalnızca onun sözlerinin sonunu geri verebiliyor. Reddedilince ormanlara çekiliyor, eriyip yok oluyor; geriye yalnızca sesi kalıyor. Dikkat yankıda: kendi sesi olmayan, yalnızca başkasının sesini geri verebilen bir varlığın kederinde.

Mesnevi I, dağ ve yankı — dönüş

Bu dünya dağdır, yaptıklarımız seslenmek; seslenmelerin yankısı yine bize döner.

Mevlânâ'nın Mesnevî'sinin ilk kitabında, bir padişahın emriyle zehirlenen bir kuyumcu ölürken bu sözü söyler. Ona yapılan kötülük, yapana geri dönecektir; tıpkı dağa bağıranın sesinin kendisine dönmesi gibi. Dikkat dönüşte: yapılan her şeyin, dağdan dönen bir ses gibi, yapana geri gelmesinde.

Gerilim: Ovidius'un yankısı bir yoksunluk: Ekho kendi sesini yitirmiş, yalnızca başkasının sesini geri verebiliyor; yankı, söylenemeyen sözün kederi. Mesnevî'nin yankısı ise bir adalet: dağ her sesi sahibine geri gönderiyor; yankı, yapılanın karşılığı. Biri yankıda kaybolmuş bir benliği, öbürü kaçınılmaz bir hesabı duyuyor. Kemaliye'deki grup ikisinin arasında duruyor: herkes bağırıyor ve kendi sesini geri alıyor, Mesnevî'nin dağı gibi; ama dönen ses biraz daha kısık, biraz daha boğuk, sanki Ekho'nun yalnızca son sözleri geri verebilmesi gibi.

Benzetmenin sınırı

Kat 2, yankının bir iz olması. Gecikme, yansıtan yüzeyin uzaklığını kaydediyor; yankının kısıklığı, yolda yitirilen enerjiyi; birden çok yankı, birden çok yüzeyi. Feride Hanım bu izi okuyor; Cemil Bey'in grubu da farkında olmadan okuyor: bir saniye, kanyonun genişliği. Ama iz okuması dikkat istiyor. Gecikme bir uzaklık söylüyor, yolu söylemiyor; kısıklık bir kayıp söylüyor, nerede kaybedildiğini söylemiyor.

Kat 3, yankıya yüklenen anlamlar. Ovidius'ta yankı bir perinin kederi; Mesnevî'de bir adaletin işareti; gezi grubunda bir oyun, kanyonun "cevap vermesi". Bu dil yankıya bir cevap verme, bir hatırlama, bir karşılık verme yüklüyor.

Ama kanyon cevap vermiyor. Kaya duvar, ona çarpan her ses dalgasını, kimin bağırdığına ve ne söylendiğine bakmadan aynı biçimde yansıtıyor. Ekho'nun "yalnızca son sözleri" geri vermesi gerçek bir gözleme benziyor: uzaktaki bir yankı, uzun bir cümlenin son hecelerini daha net duyurabilir, çünkü ilk heceler hâlâ konuşanın kendi sesine karışır. Ama bu bir cezanın değil, gecikmenin sonucu.

Mesnevî'nin "yaptıklarımız bize döner" sözü de bir fizik yasası değil, bir ahlak sözü. Yankı gerçekten bağırana döner; ama yapılan kötülüğün yapana dönmesi, dağın değil, Mevlânâ'nın anlattığı dünyanın yasası. Ders bu benzetmeyi yankının fiziğiyle doğrulamıyor; yalnızca benzetmenin neden bu kadar güçlü olduğunu, yankının herkesin bildiği bir dönüş deneyimi olmasından gösteriyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Her denemede bulunduğun yeri, yüzeyin türünü (kaya, beton, ağaç, cam) ve tahmin ettiğin gecikmeyi yaz. Gecikmeyi 340 ile çarpıp ikiye bölerek yüzeyin uzaklığını hesapla, sonra adımlarınla ya da bir haritayla karşılaştır. Birden çok yankı duyduğun yerleri ayrıca işaretle ve her birinin nereden gelmiş olabileceğini düşün.

Kentte: Kentte yankı en çok iki yüksek bina arasındaki dar sokaklarda, alt geçitlerde, boş otoparklarda duyulur. Böyle bir yerde parmaklarını şaklat ya da dilini damağına vurarak tık sesi çıkar; sonra gözlerini kapatıp duvara yaklaş ve uzaklaş. Yakın bir duvarı, sesin değişmesinden fark edebiliyor musun?

Sonraki derse köprü

Yankı, karanlıkta bile çevrenin izini taşıyordu. Sıradaki derste karanlığın kendisinin kaybolmasına bakıyoruz: kent ışıkları altında gecenin kaybı ve yıldızların silinmesi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.