İçeriğe geç

10.6 · Seviye 10 · Gece, ses ve sessizlik

Rüzgârın sesi

Çam ormanında uğultu

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 10, Gece, ses ve sessizlik · 1.322 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Mart sonu, Isparta, Sütçüler'in yukarısında bir kızılçam ormanı. Öğleden sonra; güneyden ılık, sürekli bir rüzgâr esiyor. Sevda bir belgesel ekibinin ses kayıtçısı; bir sahnenin altına konacak "orman sesi" kaydetmek için gelmiş. Ona yolu gösteren orman muhafaza memuru Halit Bey, otuz yıldır bu dağlarda.

Sevda mikrofonu tüylü rüzgârlığına geçirip bir çamın dibine koyuyor, kulaklığı takıyor. Kulaklıkta tuhaf bir şey duyuyor: ağaçların tepesinden gelen, dalgalanan, okyanus sesine benzeyen derin bir uğultu. Ama yerde, yüzünde, rüzgâr neredeyse hissedilmiyor.

"Halit Bey, burada rüzgâr yok gibi. Ama yukarısı deniz gibi."

"Çam öyledir," diyor Halit Bey. "Rüzgâr tepede eser, ses tepeden gelir. Biz buna çam uğultusu deriz. Meşe başka öter, kavak başka. Çamınki ıslık gibi incedir, meşeninki hışırtı."

Sevda kulaklığı çıkarıp gözlerini kapatıyor. Uğultu yükselip alçalıyor; bir dalga yaklaşıyor, ağaçların üstünden geçiyor, uzaklaşıyor. Arada bir an, rüzgâr dindiğinde, her şey birden susuyor; ve o sessizlikte, uzaktan bir dere sesi.

"Bu sesi kim çıkarıyor?" diye soruyor Sevda. "Rüzgâr mı, ağaç mı?"

Halit Bey omuz silkiyor. "İkisi birden. Rüzgârın sesi yok ki. Bir şeye çarpınca ses olur."

Ne oluyor

Halit Bey'in "rüzgârın sesi yok, bir şeye çarpınca ses olur" sözü, fiziğin anlattığı şeye çok yakın. Açık havada esen rüzgâr, kendi başına çok az ses çıkarır. Ses, rüzgâr bir engelle karşılaştığında, bir dalın, bir yaprağın, bir çam iğnesinin çevresinden geçerken doğar.

İnce bir çubuğun, bir telin ya da bir çam iğnesinin çevresinden geçen hava, arkasında sağa sola dönüşümlü küçük girdaplar bırakır. Her girdap ayrılırken çubuğa küçük bir itme uygular; bu itmelerin düzenli tekrarı bir ses üretir.

Yani silindirin çevresinden geçen havanın sesi, silindiri bir yukarı bir aşağı iten değişken bir kuvvetten doğuyor. Çam iğnesi de ince bir silindir; ve bir çam ağacında milyonlarca iğne var.

Peki bir ormanın sesi ağaç türüne göre değişir mi?

Yani Halit Bey'in "çam başka öter, meşe başka" sözü, ses mühendislerinin ayrı ayrı modellemek zorunda kaldığı bir şey: iğne yapraklı bir ağaç, geniş yapraklı bir ağaç ve yaprağını dökmüş bir ağaç rüzgârda farklı sesler çıkarıyor.

Ne fark ettiriyor

Sevda'nın ilk şaşkınlığı, "burada rüzgâr yok ama yukarısı deniz gibi", ormanın katmanlı yapısından geliyor. Rüzgâr ağaçların tepesinde, açık havada hızlı esiyor; gövdelerin arasında, yere yakın yerde yavaşlıyor. Ses ise rüzgârın en hızlı olduğu yerden, tepedeki iğnelerden doğuyor. Yerdeki kulak, kendisine dokunmayan bir rüzgârı duyuyor.

Halit Bey'in "çamınki ıslık gibi incedir, meşeninki hışırtı" sözü, Aeolus tonu ile yaprak hışırtısının farkı. İnce, düzenli iğneler girdaplarla daha tiz, ıslığa benzeyen bir ses üretebiliyor; geniş yapraklar ise birbirine çarparak, sallanarak daha düzensiz bir hışırtı. Bolin'in modeli bu ayrımı türlere göre yapıyor; Halit Bey otuz yılda kulağıyla yapmış.

Sevda'nın "uğultu yükselip alçalıyor" gözlemi de Bolin'in "rüzgâr çalkantısından doğan dalgalanmalar" dediği şey. Rüzgâr düzgün bir akış değil; ormanın üstünden dalgalar hâlinde geçiyor. Her dalga, ağaçların tepesinde yeni bir ses dalgası doğuruyor.

Ve Sevda'nın son sorusu, "bu sesi kim çıkarıyor, rüzgâr mı ağaç mı?", bu dersin asıl sorusu. Halit Bey'in cevabı, "ikisi birden", fiziğin cevabı. Ses ne yalnızca rüzgârın ne yalnızca ağacın; ikisinin karşılaşmasının.

Gelenekler ne gördü

1 Krallar 19:11–12 — fısıltı

Büyük ve güçlü bir rüzgâr dağları yardı, RAB'bin önünde kayaları parçaladı; ama RAB rüzgârda değildi.
Depremden sonra bir ateş; ama RAB ateşte değildi. Ateşten sonra ince, alçak bir ses.

Peygamber İlyas, kendisini öldürmek isteyenlerden kaçıp bir dağa sığınmış. Tanrı ona dağın üstünde, kendi önünde durmasını söylüyor. Önce büyük bir rüzgâr geçiyor, sonra deprem, sonra ateş; ama Tanrı bunların hiçbirinde değil. En sonunda ince, alçak bir ses. Dikkat fısıltıda: aranan şeyin gürültüde değil, gürültüden sonra gelen o ince seste bulunmasında.

Zhuangzi 2, yerin flütü — sesin kaynağı

Büyük toprak nefes verir, adına rüzgâr denir. Esmediğinde bir şey olmaz; estiğinde on bin oyuk öfkeyle uğuldar.
Yerin flütü, bu sayısız oyuklardır; insanın flütü, yan yana dizilmiş kamışlardır.

Zhuangzi'nin ikinci bölümünde bir usta, öğrencisine üç flütten söz eder: insanın flütü, yerin flütü, göğün flütü. Yerin flütü, rüzgârın dağlardaki, büyük ağaçlardaki sayısız oyuktan geçerken çıkardığı seslerdir; her oyuk kendi sesini verir. Göğün flütü sorulduğunda ise usta, bu seslerin her birinin kendiliğinden çıktığını, onları öfkelendirenin kim olduğunu sorar. Dikkat sesin kaynağında: sesin rüzgârda mı, oyukta mı, yoksa başka bir yerde mi olduğu sorusunda.

Gerilim: 1 Krallar'da rüzgâr bir gürültü, aranan şeyin olmadığı bir yer: Tanrı rüzgârda değil, rüzgârdan sonra gelen ince seste. Zhuangzi'de ise rüzgârın sesi bir müzik, yerin flütü: her oyuğun kendi sesi var ve hepsi birlikte çalıyor. Biri rüzgârın sesini aşılacak bir şey, öbürü dinlenecek bir şey olarak görüyor. Sevda'nın ormanı ikisini birden taşıyor: tepedeki uğultu Zhuangzi'nin yerin flütü gibi her ağaçtan farklı bir ses çıkarıyor; ama rüzgâr dindiğinde gelen o kısa sessizlik ve uzak dere sesi, İlyas'ın ince sesine benziyor.

Benzetmenin sınırı

Kat 3, "rüzgârın sesi", "çamın uğultusu", "yerin flütü" sözlerinin taşıdığı anlam. Bu dil sese bir sahip arıyor: rüzgârın sesi, çamın sesi, yerin flütü. Sevda'nın "kim çıkarıyor?" sorusu da bu arayışın bir parçası.

Fizik bu soruya bir sahip değil, bir karşılaşma gösteriyor. Ses ne rüzgârın ne ağacın malı; havanın bir iğnenin çevresinden geçerken oluşturduğu girdapların, iğneyi bir yukarı bir aşağı iten kuvvetin, o kuvvetin havada yaydığı dalgaların ürünü. Halit Bey'in "rüzgârın sesi yok, bir şeye çarpınca ses olur" sözü, bu karşılaşmayı en kısa biçimde anlatıyor.

Zhuangzi'nin yerin flütü de bir bakıma bunu söylüyor: ses oyuklardan çıkıyor, ama oyuklar rüzgâr olmadan susuyor. Yine de Zhuangzi'nin sorusu, "onları öfkelendiren kim?", fizik sorusu değil. Bir sesin kaynağını değil, her şeyin kendiliğinden olup olmadığını, bir yöneten olup olmadığını soruyor. Ders bu soruyu fizikle cevaplamıyor; sesin nasıl doğduğunu anlattıktan sonra Zhuangzi'nin sorusunun hâlâ açık kaldığını gösteriyor.

1 Krallar'daki ince ses ise bir rüzgâr sesi değil; rüzgârın, depremin ve ateşin ardından gelen bir şey. İbranice ifadenin nasıl anlaşılacağı uzun süredir tartışılan bir konu; ders bu tartışmaya girmiyor. Ama metnin yaptığı ayrım, büyük sesle ince ses arasındaki ayrım, Sevda'nın ormanda yaşadığı şeyle buluşuyor: en çok dikkat çeken ses, her zaman en çok şey söyleyen ses değil.

Gözlem görevi

Kayıt: Üç ağaç için bir tablo yap: ağacın türü (biliyorsan), yaprak biçimi (iğne, geniş, yok), sesin tarifi, sesin yüksekliği (tiz, orta, pes). Aynı ağaçları rüzgârın daha hafif ve daha sert olduğu iki ayrı günde dinle ve sesin nasıl değiştiğini not et. Rüzgâr dindiğinde ağaçların hangisinin önce sustuğuna bak.

Kentte: Kentte rüzgârın sesi çoğu zaman ağaçlardan değil, yapılardan gelir: elektrik tellerinin ıslığı, balkon korkuluklarının uğultusu, bina köşelerinin vızıltısı. Rüzgârlı bir günde bir elektrik telinin altında dur ve ıslığını dinle. Rüzgâr sertleştiğinde ıslığın yükselip yükselmediğine, inceldiğine dikkat et.

Sonraki derse köprü

Rüzgârın sesi bir karşılaşmadan doğuyordu: hava ile iğne. Sıradaki derste sesin başka bir karşılaşmasına bakıyoruz: bir vadiye seslendiğimizde karşı yamaçtan geri dönen yankı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.