10.4 · Seviye 10 · Gece, ses ve sessizlik
Ağustosböceği
Öğle sıcağında ağustosböceği
Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 10, Gece, ses ve sessizlik · 1.395 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Temmuz ortası, Balıkesir, Burhaniye'nin yukarısında bir zeytinlik. Saat bir; gölge yok denecek kadar kısa, hava kıpırtısız. Zeytinliğin ortasındaki taş evin verandasında Lale keman çalışıyor. On altı yaşında, konservatuvarda okuyor; yaz tatilini dayısının yanında geçiriyor.
Ama çalışamıyor. Zeytin ağaçlarının her birinden, durmadan, keskin, metalik, titreşen bir ses yükseliyor. Bir ağaçtan başlayıp öbürüne geçiyor, sonra hepsi birden. Keman sesi bu duvarın içinde kayboluyor.
Lale yayı indiriyor. "Dayı, bunlar ne zaman susar?"
İsmail Dayı gölgede, hasır sandalyede gazetesini okuyor. "Akşam serinleyince. Sıcak oldukça bunlar öter. Öğlen en çok."
"Ama bu bir ses bile değil. Bir gürültü."
İsmail Dayı gazeteyi katlıyor, kalkıp en yakın zeytin ağacına gidiyor. Gövdenin üstünde, kabuğun rengine karışmış, başparmak büyüklüğünde bir böceği parmağıyla gösteriyor. Saydam kanatları, iri gözleri var. Lale yaklaşınca ses kesiliyor; böcek uçup başka bir dala konuyor, birkaç saniye sonra yeniden başlıyor.
"Ağustosböceği. Yazın sesi bu. Annem derdi ki, ağustosböceği bütün yaz çalar, kışın aç kalır. Karınca çalışır."
Lale kemanını omzuna geri koyuyor. "Ben de bütün yaz çalıyorum," diyor. "Kışın aç mı kalacağım?"
İsmail Dayı gülüyor. "Sen çal. Belki onlar da seni dinliyordur."
Öğleden sonra, bir ara, bütün ağaçlar bir anlığına susuyor. Lale o sessizliği fark ediyor; ve sessizliğin, ses sürerken hiç olmadığı kadar derin olduğunu.
Ne oluyor
İsmail Dayı'nın gösterdiği böcek, büyük olasılıkla Akdeniz'in yaygın ağustosböceklerinden biri. Erkek ağustosböcekleri, karınlarının iki yanındaki özel bir zarı titreştirerek ötüyor.
Yani Lale'nin duyduğu metalik ses, saniyede çok sayıda tekrarlanan küçük tıklamalardan oluşuyor; her tıklama, bir kaburganın ani bükülmesi. Peki neden öğlen en çok?
İsmail Dayı'nın "sıcak oldukça bunlar öter" sözü, Sanborn ve arkadaşlarının ölçtüğü şeye yakın: ağustosböceği ötmek için belirli bir beden sıcaklığına ihtiyaç duyuyor ve o sıcaklığa ulaşmak için güneşi, gölgeyi kullanıyor.
Ne fark ettiriyor
Lale'nin "bu bir ses bile değil, bir gürültü" sözü, bir müzisyen kulağının tepkisi. Ama Young ve Bennet-Clark'ın ölçtüğü şey bir müzik aleti kadar ince ayarlı: kaburgalar sırayla bükülüyor, timbal kendi rezonansıyla belirli bir frekansı güçlendiriyor, esnek bir protein yastığı onu her tıklamadan sonra yerine döndürüyor. Bu, rastgele bir gürültü değil; çok iyi ayarlanmış bir çalgı. Yalnızca Lale'nin kulağının alıştığı türden değil.
İsmail Dayı'nın parmağıyla gösterdiği an da önemli: Lale yaklaşınca ses kesiliyor. Ağustosböceği çevresini dinliyor; bir yaklaşma, bir gölge onu susturuyor. Lale'nin sonradan fark ettiği "bir anlığına bütün ağaçların susması" da belki böyle bir şeyin, bir kuşun, bir rüzgârın, bir gölgenin yayılmasının sonucu. O anın sessizliği ise sesin varlığıyla anlam kazanıyor: ses olmasa, sessizlik fark edilmezdi.
İsmail Dayı'nın annesinden duyduğu söz, "ağustosböceği bütün yaz çalar, kışın aç kalır", bir ahlak dersi. 8.5'te kış uykusu konusunda bu masalın hazırlık dersine bakmıştık. Burada başka bir şeye bakıyoruz: masalın ağustosböceğini yargılaması. Lale'nin "ben de bütün yaz çalıyorum" itirazı, bu yargıyı kendi üzerine alıp sorguluyor.
Ve Sanborn ve arkadaşlarının son bulgusu, bireyler arasındaki değişkenlik, İsmail Dayı'nın "belki onlar da seni dinliyordur" şakasına başka bir anlam katıyor. Her ağustosböceği biraz farklı ötüyor; tıpkı her kemancının biraz farklı çaldığı gibi.
Gelenekler ne gördü
Bashō, «sessizlik, kayaya işleyen ses» — sessizlik
Sessizlik; kayaya işleyen ağustosböceğinin sesi.
Matsuo Bashō bu haikuyu 1689 yazında, kuzey Japonya'da yaptığı uzun yolculuk sırasında, dağ yamacına kurulmuş bir tapınağa çıktığında yazdı ve yolculuk kitabına koydu. Dizede bir çelişki var gibi: sessizlik ve ağustosböceğinin sesi aynı anda. Ama ses kayaya işliyor, sanki taşın içine sızıp kayboluyor, ve geriye derin bir sessizlik kalıyor. Dikkat sessizlikte: sesin, sessizliği bozmak yerine onu derinleştirmesinde.
Platon, Phaidros 259 — ilham
Musalar doğup şarkı ortaya çıkınca, o zamanın insanlarından bazıları zevkten öyle kendinden geçti ki, şarkı söylerken yemeyi içmeyi unuttular ve farkına varmadan öldüler.
Onlardan sonra ağustosböceklerinin soyu doğdu; Musalardan şu armağanı aldılar: hiç beslenmeye ihtiyaç duymadan, aç ve susuz, ölene dek hemen şarkı söylemek.
Sokrates, öğle sıcağında bir çınarın altında Phaidros'la konuşurken başlarının üstünde öten ağustosböceklerini gösterip bu hikâyeyi anlatır. Ağustosböcekleri bir zamanlar insandı; şarkıya öyle kapıldılar ki yemeyi unutup öldüler; onlardan ağustosböceklerinin soyu doğdu ve Musalardan bir armağan aldı. Şimdi onlar yeryüzünde kimin Musaları onurlandırdığını gözleyip Musalara haber veriyor. Dikkat ilhamda: şarkının, insanı bedenini unutturacak kadar saran bir şey olmasında.
Ezop, Ağustosböceği ve Karınca — yargı
Bütün yaz şarkı söyleyecek kadar akılsızdıysan, kışın da aç karnına dans ederek yatarsın
Masalda kışın aç kalan ağustosböceği karıncalardan yiyecek ister; karıncalar ona yazın ne yaptığını sorar, o da şarkı söylediğini söyler. Karıncaların cevabı bir alay ve bir yargıdır. Dikkat yargıda: şarkı söylemenin bir boşa harcanmış zaman olarak, emeğin karşısına konmasında.
Gerilim: Platon'un ağustosböcekleri şarkı uğruna yemeyi unutan ve bunun için Musalarca ödüllendirilen varlıklar: şarkı bir armağan, bir ilham. Ezop'un ağustosböceği ise aynı şeyi yaptığı için cezalandırılıyor: şarkı bir tembellik, aç kalmanın nedeni. Biri yaz boyu şarkı söyleyeni yüceltiyor, öbürü yargılıyor. Bashō ikisinin dışında duruyor: ne ödüllendiriyor ne cezalandırıyor; yalnızca sesi ve sesin sessizliğe karışmasını dinliyor. Lale'nin itirazı Platon'a, annesinin sözü Ezop'a yakın; ve Lale'nin sonunda fark ettiği sessizlik, Bashō'nunkine.
Benzetmenin sınırı
Kat 1'de, yani ölçülebilen tarafta, şunlar var: erkek ağustosböceği timbal denen kaburgalı bir zarı kasla bükerek tıklamalar üretiyor; timbal kendi rezonansıyla belirli bir frekansı güçlendiriyor; Akdeniz ağustosböceği beden sıcaklığını davranışla ötmek için gereken aralıkta tutuyor; ve her bireyin ötüşü biraz farklı. Bunlar ölçülmüş süreçler.
Kat 3, ağustosböceğine yüklenen anlamlar. Platon onu Musaların habercisi, ilhamın simgesi yapıyor; Ezop tembelliğin; Bashō sessizliğin içindeki sesin. İsmail Dayı'nın annesi Ezop'un yargısını kuşaktan kuşağa aktarıyor.
Ama ağustosböceği ne bir sanatçı ne bir tembel. Erkeğin ötüşü, dişiyi çağırmak için; öğlen ötmesi, beden sıcaklığının o saatte gereken aralığa ulaşmasından. "Bütün yaz çalıp kışın aç kalmak" da masalın uydurduğu bir yazgı: yetişkin ağustosböceği zaten kışa kalmıyor; yaşamının en uzun bölümünü toprak altında, bir yavru olarak geçiriyor. Masal, bir böceğin yaşam döngüsünü bir insan ahlakına çeviriyor.
Platon'un hikâyesinin de kendi sınırı var. Ağustosböceklerinin "hiç beslenmeye ihtiyaç duymadan" öttüğü düşüncesi, Sokrates'in anlattığı bir efsane; Sokrates bunu bir böcek bilgisi olarak değil, Phaidros'u öğle uykusundan alıkoyup konuşmaya devam ettirmek için anlatıyor. Bashō'nun haikusu ise bir anın kaydı; hangi ağustosböceğinin öttüğü değil, o anın sessizliği önemli.
Bu sınır, Lale'nin itirazını boşa çıkarmıyor. Masalın yargısı bir böceğe değil, insanlara yönelik: şarkı söyleyenin, çalgı çalanın, yaz boyu "bir şey üretmeyen"in değerini soruyor. Ağustosböceği bu soruya bir cevap değil; ama sorunun sorulmasına vesile olan bir ses.
Gözlem görevi
Kayıt: Aynı yerde, aynı günün üç saatinde, sabah dokuzda, öğlen bir ve akşam altıda, beşer dakika dinle. Her seferinde havanın sıcaklığını (bir termometreyle ya da kendi hissine göre) ve sesin yoğunluğunu kendi ölçeğinle not et: sessiz, tek tük, sürekli, her yerden. Bir saatten öbürüne ses nasıl değişiyor? Bulutlu bir öğleyle güneşli bir öğleyi karşılaştır.
Kentte: Kentte ağustosböcekleri parklardaki çam, çınar ve dut ağaçlarında öter. Bir parkta, trafik gürültüsü ile ağustosböceği sesinin hangisinin daha baskın olduğunu dinle. Ses birden kesildiğinde ne olduğuna bak: bir kuş mu geçti, bir bulut mu geldi, biri mi yaklaştı? Kesintiden sonra ilk ağustosböceğinin kaç saniyede yeniden başladığını say.
Sonraki derse köprü
Bashō'nun ağustosböceği sesi kayaya işleyip sessizliği derinleştiriyordu. Sıradaki derste sessizliğin başka bir biçimine bakıyoruz: karın sesi yutması, kar yağarken bir kentin birden susması.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.