10.3 · Seviye 10 · Gece, ses ve sessizlik
Baykuş
Gece duyulan baykuş sesi
Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 10, Gece, ses ve sessizlik · 1.460 kelime · 3 bilim kaynağı · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Kasım başı, Tokat, Niksar. Gece yarısını yirmi dakika geçiyor. Bekir Usta yirmi yıldır bir fındık deposunun gece bekçisi; deponun arkası eski bir ceviz bahçesine, bahçenin ardı Kelkit Çayı'nın kıyısındaki kavaklara açılıyor. Kızı Zerrin, üniversitede psikoloji okuyor; sınavları bitmiş, bu gece babasına eşlik etmek için kulübede kalmış.
Termostaki çay soğumaya yüz tutmuş. Bir süredir hiçbir ses yok; yalnızca uzaktan bir köpek.
Sonra ceviz bahçesinin içinden, karanlıktan, bir ses: uzun, titrek, yuvarlak bir "huuu", sonra kısa bir sessizlik, sonra hızlı ve titreyen bir "hu-hu-huuu".
Zerrin ürperiyor. "Baba, bu ne?"
"Baykuş," diyor Bekir Usta. "Her gece burada. Şu büyük cevizde."
Birkaç saniye sonra, kavakların oradan, çok daha uzaktan, aynı ses geliyor. Biraz daha ince, biraz daha kısa.
"İki tane mi?"
"Bazı geceler üç. Biri buradaki, biri kavaklıktaki. Biri de dere öbür yanında. Sesinden tanırım artık; buradakinin sesi daha kalın."
Zerrin bir süre susuyor. "Babaannem baykuş ötünce kötü haber gelir derdi. Ölüm haberi."
Bekir Usta gülüyor. "Yirmi yıldır her gece ötüyor. Her gece birinin ölmesi gerekirdi."
Ceviz bahçesindeki baykuş bir kez daha ötüyor. Kavaklıktaki hemen cevap veriyor.
"Konuşuyorlar mı?" diye soruyor Zerrin.
"Bilmem. Ama sen sus da dinle."
Ne oluyor
Zerrin'in duyduğu ses, büyük olasılıkla bir alaca baykuşun (Strix aluco) bölge ötüşü. Uzun bir "huuu", bir duraklama, sonra titreyen bir dizi: erkek alaca baykuşların kendi bölgelerini duyurmak için çıkardığı ses. Bekir Usta'nın "sesinden tanırım" sözü, bir bekçinin kulağının yakaladığı bir şey; ama bilim de aynı şeyi ölçmüş.
Yani Bekir Usta yirmi yılda, bir bilgisayarın yüzde 99 doğrulukla yaptığını kulağıyla yapmayı öğrenmiş olabilir. Peki komşu baykuşların sesleri bu ayırt edilebilirliği etkiliyor mu?
Baykuşun gece dünyasında ses yalnızca konuşmak için değil, avlanmak için de her şey.
Ne fark ettiriyor
Zerrin'in ürpermesi, gece duyulan bir baykuş sesinin insanda uyandırdığı ilk tepki. Babaannesinin "baykuş ötünce kötü haber gelir" sözü bu ürpermeyi bir anlama dönüştürüyor. Bekir Usta'nın cevabı ise bir sayım: yirmi yıl, her gece, ve her gece birinin ölmesi gerekirdi. Bu, bir inanışı gözlemle sınamanın en kısa biçimi.
Bekir Usta'nın "sesinden tanırım" sözü, Galeotti ve Pavan'ın yüzde 99,1'lik ayırımının bir bekçinin kulağındaki karşılığı. Bilim insanları spektrogramlarda yedi zaman ölçüsüne bakmış; Bekir Usta "buradakinin sesi daha kalın" diyor. Ama ikisi aynı şeyi yakalıyor: her baykuşun kendi sesi var, ve o ses gece gece değişmiyor.
Zerrin'in "konuşuyorlar mı?" sorusu, Madhavan ve arkadaşlarının bulgusunda bir ipucu buluyor. Komşusu olan kukumavlar, yalnız yaşayanlara göre birbirinden daha farklı ötüyor. Yani bir baykuşun sesi, yanındaki baykuşun sesiyle birlikte biçimleniyor gibi. Ceviz bahçesindeki ile kavaklıktaki birbirine cevap veriyor; ve belki de birbirinden ayırt edilebilmek için sesleri farklı.
Payne'in bulgusu ise baykuşun gecesini başka bir yerden açıyor. Bir peçeli baykuş, tam karanlıkta bir farenin hışırtısından onun yerini bir dereceden az hatayla bulabiliyor. Baykuş için gece karanlık değil; bir ses haritası. Zerrin'in karanlıkta hiçbir şey görmediği bahçe, baykuş için duyulan her şeyin yeri belli bir alan.
Gelenekler ne gördü
Hegel, Hukuk Felsefesi önsöz — sonradan anlamak
Felsefe grisini griye boyadığında, bir yaşam biçimi yaşlanmıştır ve griyle griye gençleştirilemez, yalnızca tanınabilir; Minerva'nın baykuşu ancak çöken alacakaranlıkla uçuşuna başlar.
Hegel, 1821 tarihli hukuk felsefesi kitabının önsözünü bu cümleyle kapatmaya yaklaşır. Minerva Roma'da bilgelik tanrıçası, baykuş onun kuşu. Felsefe, bir çağı ancak o çağ olgunlaşıp yaşlandığında anlayabilir; tıpkı baykuşun gün bitince uçması gibi. Dikkat sonradan anlamakta: anlamanın, olan biten bittikten sonra gelmesinde.
Mezmur 102:6 — yalnızlık
Çöldeki pelikana benzerim, ıssız yerlerin baykuşu gibiyim.
Mezmur 102, sıkıntı içindeki bir kişinin duasıdır. Yalnızlığını ve terk edilmişliğini anlatmak için kendini ıssız yerlerde yaşayan kuşlara benzetir: pelikan, baykuş, damda tek başına kalan serçe. Dikkat yalnızlıkta: baykuşun, insanların uzak durduğu yerlerin kuşu olarak görülmesinde.
Thoreau, Walden «Sounds» — dinlemek
Baykuşlar olduğuna seviniyorum. Bırakın insanlar için o budalaca, çılgınca ötüşü onlar yapsın.
Thoreau, Walden gölünün kıyısında yalnız yaşadığı yılları anlattığı kitabında, bir bölümü yalnızca seslere ayırır. Baykuşların ötüşünü önce bir ağıt, bir kederli ses olarak tarif eder; sonra bu sesin doğanın insanların henüz tanımadığı geniş bir yanını hatırlattığını söyler ve baykuşlar olduğu için sevindiğini yazar. Dikkat dinlemekte: kederli bir sesi kaçılacak bir şey olarak değil, dinlenecek bir şey olarak duymakta.
Gerilim: Hegel'in baykuşu bir bilgelik kuşu: geç gelir, ama anlamı getirir. Mezmur'un baykuşu ise bir yalnızlık kuşu: ıssız yerlerde, insanlardan uzakta. Biri baykuşu anlayışın, öbürü terk edilmişliğin imgesi yapıyor. Thoreau ikisinin arasından geçiyor: baykuşun sesini önce kederli buluyor, sonra o kederin içinde doğanın tanınmamış genişliğini duyup seviniyor. Zerrin'in babaannesinin "kötü haber" inanışı Mezmur'un yalnızlığına, Bekir Usta'nın "sen sus da dinle" sözü Thoreau'nun dinlemesine yakın duruyor.
Benzetmenin sınırı
Kat 1, ceviz bahçesinde ve laboratuvarda olan şey: erkek alaca baykuşlar bölgelerini duyurmak için ötüyor ve her birinin ötüşü zaman içinde kararlı, bireyler arasında belirgin biçimde farklı; komşusu olan kukumavların sesleri birbirinden daha farklı; peçeli baykuş tam karanlıkta yalnızca işitmeyle bir dereceden az hatayla av buluyor. Bunlar kayıtlarla ve deneylerle ölçülmüş.
Kat 3, baykuşa yüklenen anlamlar: babaannenin kötü haberi, Hegel'in bilgeliği, Mezmur'un yalnızlığı, Thoreau'nun ağıtı. Aynı ses bir kültürde ölüm, başka bir düşüncede bilgelik, bir duada terk edilmişlik, bir yazarın kulağında doğanın bilinmeyen yüzü oluyor.
Ama alaca baykuşun ötüşü bunların hiçbiri değil. Bir erkeğin "bu ağaç benim, bu bahçe benim" demesi; komşusuna kim olduğunu duyurması. Sesin gece gelmesi, baykuşun gece etkin bir avcı olmasından; ve gecenin sessizliğinde, Zerrin'in kavaklıktan duyduğu gibi, uzağa taşınabiliyor. Bu ses kötü bir haber taşımıyor; ama bir haber taşıyor: burada bir baykuş var, ve o, öbür baykuşların tanıdığı biri.
Hegel'in imgesi de baykuşun biyolojisiyle ilgili değil. Minerva, Yunanların Athena'sının Roma'daki karşılığı ve baykuş ikisinin de kuşu; Hegel onu, felsefenin geç gelmesinin bir benzetmesi olarak kullanıyor. Baykuşun alacakaranlıkta uçmaya başlaması gerçek; ama baykuş bunu anlamak için değil, avlanmak için yapıyor.
Bu sınır, babaannenin inanışını da küçümsemiyor. Gece duyulan bir ses, insanın korkularını taşıyabilir; ve bir inanış bu korkuya bir biçim veriyor. Yalnızca o biçimi baykuşun kendisine geri yüklememek gerekiyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Yedi gece üst üste, hep o noktaya ve hep o saate dön. Her gece için kaç ayrı baykuş duyduğunu tahmin et ve sesleri birbirinden ayırt etmeye çalış: biri daha kalın mı, daha uzun mu? Bir telefonla kayıt alabiliyorsan, iki farklı gecenin kaydını yan yana dinle ve aynı baykuşu tanıyıp tanıyamadığını dene.
Kentte: Kentlerde de baykuşlar yaşar: eski parklarda, mezarlıklarda, kale ve cami avlularındaki yaşlı ağaçlarda, bazen çatı aralarında. Gece trafiği azaldığında, saat birden sonra bir pencereden dinle. Kent gürültüsünün hangi saatte azaldığını ve baykuş sesinin hangi saatte duyulabilir hâle geldiğini not et.
Sonraki derse köprü
Baykuşun sesi gecenin sessizliğinin içinden yükseliyordu. Sıradaki derste sesin tam tersinden, gündüzün en sıcak saatinden bakıyoruz: öğle sıcağında susmadan öten ağustosböceği ve onun çevresindeki sessizlik.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.