10.1 · Seviye 10 · Gece, ses ve sessizlik
Şafak korosu
Kuşların sırayla ötmeye başlaması
Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 10, Gece, ses ve sessizlik · 1.574 kelime · 3 bilim kaynağı · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Mayıs ortası, İzmir, Bergama. Saat dördü yirmi geçiyor; gökyüzü henüz kapkara. Hakan Usta yirmi beş yıldır fırıncı. Her sabah aynı saatte evinden çıkıp eski çarşının yanındaki fırına yürüyor. Yolu küçük bir parkın içinden geçiyor: birkaç çınar, bir dut, çalılar, iki sokak lambası.
Bu yıl yanında çırak var: Oğuz, on yedi yaşında, meslek lisesinden staj için gelmiş. İlk hafta uykudan gözleri açılmıyordu. Bu sabah parkın ortasında Hakan Usta duruyor, elini kaldırıyor.
"Dinle."
Oğuz dinliyor. Önce hiçbir şey. Sonra lambanın yanındaki çalılıktan, karanlığın içinden, tek bir kuş: akıcı, yavaş, flüt gibi bir ötüş.
"Karatavuk," diyor Hakan Usta. "Her sabah ilk o başlar. Hep o lambanın yanından."
Yürümeye devam ediyorlar. Fırına vardıklarında, saat dört buçuğu geçerken, parktan ikinci, üçüncü bir ses geliyor. Hamur yoğrulurken, saat beşe doğru, sesler çoğalıyor; pencereden gelen ötüşler üst üste biniyor. Saat beş buçukta, gökyüzü ağarırken, serçelerin cıvıltısı her şeyi bastırıyor.
"Usta," diyor Oğuz, unlu elleriyle, "bunlar sırayla mı başlıyor? Hep aynı sırayla mı?"
"Yirmi beş yıldır aynı. Karatavuk, sonra ötekiler, en son serçe. Ama kışın değil. Baharda." Hakan Usta fırının kapağını açıyor. "Bizim gibi. Herkesin bir saati var."
Ne oluyor
Hakan Usta'nın yirmi beş yıldır duyduğu şey, ötücü kuşların üreme mevsiminde güneş doğmadan önce başlayan yoğun ötüşü.
8.8'de kurbağaların gece korosuyla tanışmıştık. Şafak korosu da bir koro, ama farklı türlerin karışık bir korosu; ve her türün başlama saati farklı. Hakan Usta'nın "karatavuk, sonra ötekiler, en son serçe" dediği sıranın bir açıklaması var mı?
Yani bir kuşun ne zaman öteceği, ne kadar iyi gördüğüyle ilgili. Karanlıkta iyi gören bir kuş, avcısını ya da rakibini görebileceği kadar ışık olduğunda ötmeye başlayabilir. Ama Hakan Usta'nın karatavuğunun hep "o lambanın yanından" başlaması başka bir şey söylüyor.
8.6'da sokak lambalarının yarasaların gece yollarını değiştirdiğini görmüştük; burada aynı ışık kirliliğinin kuşların sabahına da uzandığını görüyoruz.
Bir de her bireyin kendi saati var.
Ne fark ettiriyor
Hakan Usta'nın "her sabah ilk o başlar" sözü, Thomas ve arkadaşlarının bulgusunun bir parkta duyulmuş hâli olabilir: karanlıkta iyi gören bir tür, ilk başlayan tür. Karatavuğun gözünün serçeninkinden iri olup olmadığını bu ders ölçmüyor; ama sıranın rastgele olmadığını, türlerin ışığa farklı duyarlılıklarıyla ilgili olduğunu Thomas ve arkadaşlarının ölçümü gösteriyor.
"Hep o lambanın yanından" sözü ise Kempenaers ve arkadaşlarının ormanda gördüğünün kentteki karşılığı. Sokak lambası, bir kuş için şafağı erkene alıyor. Hakan Usta'nın karatavuğu belki gerçekten ilk başlayan tür; ama belki de lambanın ışığı onu öbürlerinden de erkene çekiyor. Parktaki iki lamba, şafak korosunun sırasını bir ölçüde değiştiriyor olabilir.
"Ama kışın değil, baharda" sözü de önemli. Şafak korosu bir mevsim olayı; üreme mevsiminin sesi. Naguib ve arkadaşlarının bulgusu bunun bir başka inceliğini gösteriyor: aynı türün içinde bile her erkeğin kendine özgü bir başlama saati var, ve bu saat gecenin sıcaklığıyla kayıyor. Hakan Usta'nın "herkesin bir saati var" sözü yalnızca türler için değil, tek tek kuşlar için de doğru.
Oğuz'un "hep aynı sırayla mı?" sorusu ise bir ölçme sorusu. Hakan Usta'nın yirmi beş yılı bir hatıra; bir saatle, bir defterle tutulmuş bir kayıt değil. Ama bu kadar uzun bir hatıra, bir araştırmaya başlamak için iyi bir yer.
Gelenekler ne gördü
Nûr 24:41 — dua
Göklerde ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri kendi niyaz ve tesbihini bilir.
Nûr suresindeki ayet, göklerde ve yerde olanların, kanat açmış kuşların Allah'ı tesbih ettiğini anlatır ve her birinin kendi duasını, kendi tesbihini bildiğini söyler. Dikkat duada: her canlının kendine özgü bir övgü biçimi olduğunda, ve bu biçimin onun kendi bilgisi olmasında.
Marcus Aurelius 5.1 — sabah
Küçük bitkileri, serçecikleri, karıncaları, örümcekleri, arıları görmüyor musun; her biri kendi işini yapıyor, kendi payına düşen dünya düzenini birlikte kuruyor?
Marcus Aurelius beşinci kitabına sabah yataktan kalkmak istemeyen kendisine seslenerek başlar: bir insanın işine kalkıyorum. Sonra kuşları, karıncaları, arıları gösterir; hepsi kendi işinde. Dikkat sabahta: günün başında her canlının kendi işine koyulmasında, ve insanın da kendi işine koyulmasının gerektiğinde.
Mezmur 104:12 — dallar
Onların yanında gökteki kuşlar yuva kurar, dalların arasında öterler.
Mezmur 104, yaratılışın düzenini sayan uzun bir övgüdür. Bu dizede ırmakların kenarında kuşların yuva kurduğu ve dallar arasında öttüğü anlatılır. Dikkat dallarda: kuşun ötüşünün bir yere, bir ağaca, bir yuvaya bağlı olmasında.
Gerilim: Nûr suresindeki ayet kuşların ötüşünü bir ibadet olarak görüyor: her biri kendi duasını biliyor ve onu yaratana yöneltiyor. Marcus Aurelius aynı kuşlara bakıp bir iş görüyor: her biri kendi payına düşeni yapıyor ve bu, sabah yataktan kalkmayan insana bir örnek. Biri ötüşü bir yönelişin, öbürü bir görevin sesi olarak duyuyor. Mezmur ise ikisinin arasında duruyor: kuşlar dallarda ötüyor, ama o ötüş, yaratılışı sayan bir övgünün içinde yer alıyor. Hakan Usta'nın "herkesin bir saati var" sözü üçüne de dokunuyor: hem bir düzen, hem bir iş, hem de her birinin kendine özgü bir yerinin olması.
Benzetmenin sınırı
Kat 1, parkta ve ormanda olan şey: ötücü kuşlar üreme mevsiminde şafak öncesinde ötüyor; türlerin başlama saati farklı, ve bu fark en azından kısmen göz büyüklüğüyle, yani düşük ışıkta görme yeteneğiyle ilişkili; sokak lambası bazı türlerin başlamasını öne çekiyor; her erkeğin kendine özgü, tekrarlanan bir başlama saati var ve bu saat gecenin sıcaklığıyla kayıyor. Bunlar ölçülmüş bulgular.
Kat 3, "koro" sözcüğünün ve geleneklerin dilinin taşıdığı anlam. Koro, bir şefin yönettiği, sesleri birbirine uyan bir topluluk. Şafak korosu bu anlamda bir koro değil: kimse kimseyi yönetmiyor, sesler birbirine uymak için değil, her biri kendi işini görmek için çıkıyor. Ötüşler üst üste biniyor çünkü her tür kendi ışık eşiğine ulaştığında başlıyor; bir uyum için değil.
Geleneklerin dili de bu sınırı başka yerden çiziyor. Nûr suresindeki ayet ötüşü bir tesbih olarak görüyor; bu, imanın dilinden söylenmiş bir söz; ötüşün göz büyüklüğüyle ilişkili olduğunu bulmak, o inancın alanına girmiyor, ona ne bir kanıt ne bir itiraz getiriyor. Marcus Aurelius kuşları bir ahlak örneği olarak kullanıyor; kuşların "kendi işini yapması" bir görev bilinci değil, üreme mevsiminde bölgesini ve eşini duyuran bir davranış. Ders, bu sesleri kuş biyolojisinin açıklaması olarak değil, insanların aynı sese neler duyduğunun tanıkları olarak sunuyor.
Hakan Usta'nın "bizim gibi" sözü de bir benzetme. Fırıncının sabah saati bir iş saati; karatavuğun saati ise ışığın gözüne ulaştığı an. İkisi aynı saate denk geliyor; ama birinin nedeni bir fırın, öbürünün nedeni bir göz.
Gözlem görevi
Kayıt: Bir hafta boyunca, aynı yerde, aynı saatte bu kaydı tekrarla. Her sabah için bir satır yap: ilk ses kaç dakikada geldi, hangi sırayla. Sıra her sabah aynı mı? Bulutlu bir sabahla açık bir sabahı karşılaştır; soğuk bir gecenin ardından gelen sabahla ılık bir gecenin ardından geleni. Bir de kaydı yaptığın yerin çevresinde ışık kaynağı var mı, not et.
Kentte: Kentte şafak korosunu bir sokak lambasının yanında ve lambadan uzak, daha karanlık bir köşede iki ayrı sabah dinle. İlk sesin saatini karşılaştır. Lambalı yerde daha erken mi başlıyor? Kent gürültüsü (ilk otobüs, çöp kamyonu) başladığında kuş seslerinin değişip değişmediğine de bak.
Sonraki derse köprü
Şafak korosu güneşin doğuşuna doğru yükselen bir sesti. Sıradaki derste ters yöne, akşamın kararmasına bakıyoruz: gün batarken kokusunu salmaya başlayan hanımeli ve gece açan çiçek.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.