1.7 · Seviye 1 · Canlıların dili
Çiçeğin görünmeyen deseni
Arının gördüğü morötesi çizgiler
Kat 1 · Canlıların dili
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 1, Canlıların dili · 1.318 kelime · 3 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Nisan sonu, Antalya Elmalı'da bir ortaokulun bilim kulübü. Fen öğretmeni Volkan Bey okulun arkasındaki çayıra öğrencileriyle birlikte çıkıyor. Elinde fotoğrafçı bir arkadaşının kendisine ödünç verdiği eski bir fotoğraf makinesi var. Makinenin içi, görünür ışığı engelleyip yalnızca morötesi ışığı geçirecek biçimde değiştirilmiş.
Çayırda sarı çiçekli, beş taç yapraklı küçük bir bitki var. Öğrenciler eğilip bakıyor: çiçek baştan sona aynı sarı, ortasında hiçbir desen yok. Volkan Bey makineyi çiçeğe tutup bir kare çekiyor ve ekranı çocuklara gösteriyor.
Ekrandaki görüntü tanınmaz hâlde. Taç yaprakların dış kenarları açık, parlak; çiçeğin ortası ise koyu bir halka. Gözle düz sarı görünen çiçeğin ortasında bir hedef tahtası duruyor. Öğrencilerden Elif şaşkınlıkla soruyor: "Bu desen orada mıydı, biz mi göremiyorduk?" Volkan Bey gülümsüyor: "Orada. Yalnız bizim için değil."
Az sonra çiçeğe bir arı konuyor. Doğrudan ortaya, koyu halkanın içine iniyor. Öğrenciler bir süre başka çiçekleri de çekiyor. Bazıları ekranda gözle gördüklerine benziyor, bazıları ise tanınmayacak kadar değişiyor; hangisinin nasıl çıkacağını önceden kimse tahmin edemiyor. Her yeni kare, sanki aynı çayırın başka bir haritası. Elif her fotoğraftan sonra çiçeğin kendisine bir kez daha eğilip bakıyor.
Ne oluyor
İnsan gözü ışığın yalnızca bir aralığını görür; bu aralığın kısa dalga ucundaki morötesi ışığı göremeyiz. Arılar ise görebilir. Arıların ve onların yakın akrabalarının gözlerinde hangi renklere duyarlı alıcılar bulunduğu, onlarca tür üzerinde ölçüldü.
Yani Elmalı'daki arı, öğrencilerin düz sarı gördüğü çiçekte Volkan Bey'in fotoğrafındakine benzer bir desen görüyor olabilir. Bu tür desenlerin çiçek ile arı için ne işe yaradığı uzun süredir sorulan bir soru.
Bu deney, arının neden doğrudan koyu halkanın ortasına indiğini açıklamaya yardım ediyor. Desen bir yön gösteriyor: buraya.
Ama hikâyenin bir de beklenmedik bir yanı var. Volkan Bey'in çektiği türden desenlerin yalnızca arılar için var olduğu düşünülüyordu. Bir araştırma ekibi aynı deseni bambaşka bir sorunun içinde buldu.
Bu bulgu deseni ikinci bir gözle okumayı gerektiriyor. Koyu halka, morötesi ışığı emen pigmentlerden oluşuyor. Bu pigmentler arıya bir yön gösterirken, çiçeğin ortasındaki hassas dokuları güçlü güneşten de koruyor olabilir. Aynı desen hem bir mesaj hem bir güneş kalkanı.
Ne fark ettiriyor
Elif'in sorusu dersin kendisi: "Bu desen orada mıydı, biz mi göremiyorduk?" Çiçek her zaman o deseni taşıyordu; değişen yalnızca bakan gözdü. Öğrenciler bir çiçeği yıllarca "sarı" diye bilmişti; makine onlara aynı çiçeğin başka bir gözde başka bir şey olduğunu gösterdi.
Bunu fark etmek dünyaya bakışımıza küçük bir alçakgönüllülük ekliyor. Gördüğümüz renkler dünyanın renkleri değil, bizim gözümüzün renkleri. Aynı çayırda bir arı, bir kuş ve bir insan üç ayrı çayır görüyor. Hiçbiri tam olarak "yanlış" görmüyor; her biri kendi gözünün izin verdiği kadarını görüyor.
Koski ve Ashman'ın bulgusu ikinci bir şey daha ekliyor. Bir şeyin "kimin için" var olduğunu sanmak kolay: desen arı için olmalı. Oysa aynı desen, kimseye bir şey söylemeden güneşten korunmanın da bir yolu olabilir. Bir şeyin işlevini ilk bulduğumuz anlamla sınırlamak, öteki anlamlarını görmemize engel olabilir. Bir alışkanlığın, bir sözün ya da bir nesnenin tek bir amacı olduğunu sandığımız her an, bu küçük çiçeği hatırlamak işe yarayabilir.
Gelenekler ne gördü
Görmek ve görmemek, eski metinlerin en çok döndüğü konulardan biri. Aşağıdaki iki ses aynı sorunun iki ayrı yüzüne bakıyor: biri bakıp görmeyen insanı, öteki her gözün kendi gerçeğini görmesini anlatıyor.
Matta 13:13 — görmemek
Onlarla bu yüzden benzetmelerle konuşuyorum: çünkü bakarlar ama görmezler, dinlerler ama duymazlar, anlamazlar da.
İncil'de İsa, neden halka benzetmelerle konuştuğu sorulduğunda bu cümleyi söyler. Yunancada "bakmak" ile "görmek" için aynı fiil kullanılır; cümle bu tekrarla, bakmanın görmek için yetmediğini anlatır. Bu metnin dikkati insanın eksikliğindedir: göz açık, ama bir şey görülmüyor.
Zhuangzi 2, gerçek renk — kimin gözü
Mao Qiang ile Li Ji'yi insanlar güzel bulur; ama balıklar onları görünce derine dalar, kuşlar görünce havalanır, geyikler görünce kaçar. Bu dördünden hangisi dünyanın gerçek rengini bilir?
Zhuangzi bu soruyu bir bilgenin ağzından sorar. Mao Qiang ve Li Ji, Çin efsanelerinin ünlü güzelleridir. İnsanlar onlara hayranlıkla bakar; balıklar, kuşlar ve geyikler ise kaçar. Çincedeki ifade, "gerçek renk", hem renk hem güzellik ölçüsü anlamına gelir. Zhuangzi bir cevap vermez; sorunun kendisi, tek bir doğru bakışın olup olmadığını sorgular.
Gerilim: Matta'daki cümle görmeyi bir başarı, görmemeyi bir eksiklik olarak anar: insan bakar ama gerçeği göremez. Zhuangzi ise "gerçeği görmek" fikrini sorgular: her canlının kendi gözü vardır ve hangisinin "doğru" gördüğünü söyleyecek bir yer yoktur. Elmalı'daki çayır ikisini birden taşıyor. Öğrenciler gerçekten bir şeyi görmüyordu; ama gördükleri sarı da yanlış değildi. Arının gördüğü desen ile çocukların gördüğü sarı, aynı çiçeğin iki doğru yüzü olabilir.
Benzetmenin sınırı
Arıların morötesi ışığı görmesi kat 1'in ölçülmüş bir bulgusu. Ama "arının gördüğü desen" ifadesi bile bir benzetme. Volkan Bey'in makinesi morötesi ışığı insan gözünün görebileceği bir siyah beyaz görüntüye çeviriyor. Arının bu deseni "nasıl" gördüğünü, onun için hangi renk olduğunu bilemiyoruz. Fotoğraf arının gözü değil, bizim için yapılmış bir çeviri.
Nektar rehberini bir "yön tabelası" gibi anlatmak da dikkat istiyor. Leonard ve Papaj'ın deneyi desenli çiçeklerde arıların nektarı daha hızlı bulduğunu gösteriyor; ama çiçeğin bu deseni arıya yol göstermek "için" geliştirdiğini söylemek bir niyet yüklemesi. Koski ve Ashman'ın bulgusu tam da bunun tehlikesini gösteriyor: deseni şekillendiren tek şey tozlaştırıcı olmayabilir.
Gelenek seslerinin de bir sınırı var. Matta'daki cümle bir göz hastalığından ya da renk görmeden söz etmiyor; manevi bir körlükten söz ediyor. Zhuangzi'nin sorusu ise canlıların gözü hakkında bir tespit yapmıyor; bir felsefe sorusu soruyor. Bu derste ikisi, morötesi ışık yüzünden değil, aynı soruyu, görmenin sınırını, farklı yerlerden sordukları için duruyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Gözlemin yerini ve saatini, çiçeklerin renklerini ve hangi böceklerin hangi çiçeklere konduğunu bir tablo yerine kısa notlar olarak yaz. Nektar rehberi bulduğun çiçekleri çiz ve çizgilerin nereye uzandığını işaretle. Son satırda düşün: hangi şeyi yıllarca tek bir renkte bildin ve başka bir gözün onu nasıl görebileceğini hiç sormadın?
Kentte: Kentte park kenarlarındaki menekşeler, balkon saksılarındaki sardunyalar ve sokak kenarında açan yabani çiçekler bu görev için yeterli. Bir eczane ya da bahçe marketinin önündeki çiçek tezgâhı da küçük bir gözlem alanı olabilir; arılar orada da dolaşır.
Sonraki derse köprü
Çiçeğin deseni arıyı çağırıyordu. Bazı canlılar ise renklerini tam tersi için kullanır: uzak durmak için. Siyah sarı çizgili bir eşek arısı ve onu taklit eden zararsız bir sinek: uyarı renkleri ve taklit, rengin bir davet değil bir tehdit olarak kullanıldığı yer.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.