İçeriğe geç

1.8 · Seviye 1 · Canlıların dili

Uyarı renkleri ve taklit

Eşek arısını taklit eden sinek

Kat 1 · Canlıların dili

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 1, Canlıların dili · 1.398 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Temmuz, Bursa'da Uludağ'ın eteğinde bir aile bahçesi. Öğle yemeği ceviz ağacının altındaki masaya kurulmuş. Sekiz yaşındaki Yusuf bir anda sandalyesinden fırlayıp çığlık atıyor: "Arı! Arı!" Tabağının üstünde, havada asılı duran siyah sarı çizgili bir böcek var. Kanat sesi ince, neredeyse duyulmuyor; böcek bir yere konmadan, olduğu yerde dakikalarca duruyor gibi.

Babaannesi Fatma Hanım gözlüğünü takıp yakından bakıyor ve gülüyor. "Korkma, bu arı değil, sinek." Yusuf inanmıyor: çizgiler aynı, renk aynı. Fatma Hanım ona bakmasını söylüyor. Böceğin gözleri başının neredeyse tamamını kaplıyor, antenleri kısacık. Kanatlarını saymaya çalışıyorlar; bir çift görünüyor. Bir süre sonra gerçek bir eşek arısı da masaya geliyor ve reçel kavanozunun kenarına konuyor. Yan yana görünce fark belirginleşiyor: arının beli ince, antenleri uzun, kanatları iki çift.

"Bu sinek neden arıya benziyor?" diye soruyor Yusuf. Fatma Hanım omuz silkiyor: "Belki korkutmak için."

Ne oluyor

Fatma Hanım'ın tahmini, biyolojinin en eski ve en sağlam açıklamalarından birine çok yakın. Eşek arısının siyah sarı çizgileri bir uyarı taşıyor ve sinek bu uyarıyı ödünç alıyor.

Arının çizgileri bir saklanma değil, bir ilan: "Ben buradayım ve bana dokunma." Bu ilanın bir bedeli de var; bir yırtıcının deseni öğrenmesi için bazı bireylerin sokulup acı vermesi gerekir.

Zararsız bir canlı bu ilanı taklit ettiğinde, bedelini ödemeden korumadan yararlanır.

Yusuf'un tabağının üstündeki böcek, bir çiçek sineği. Bu sinekler sokmaz, ama birçoğu eşek arılarını ve bal arılarını andıran renkler taşır. İlginç olan, bazılarının bu taklitte çok başarılı, bazılarının ise oldukça kötü olması. Bu farkın nedeni uzun süre tartışma konusu oldu.

Bu çalışma, Fatma Hanım'ın gözlüğüyle yaptığı şeyi büyük ölçekte yapıyor. Bazı sinekler bir kuşu kandıracak kadar iyi taklitçi; bazıları ise bir babaanneyi bile kandıramıyor. Ve bu farkın bir mantığı var: kuşun pek uğraşmayacağı küçük bir lokmanın, kusursuz bir kostüme ihtiyacı yok.

Taklidin bir de ikinci türü var. Bazen birden çok zararlı tür birbirine benzer.

Bahçedeki eşek arısı ile bal arısının siyah sarı ortak dili, bu ikinci tür taklide bir örnek olabilir.

Ne fark ettiriyor

Yusuf'un korkusu boşuna değildi; o korku tam da sineğin "istediği" şeydi. Çizgiler onun gözünde "tehlike" demişti ve bu söz yalandı. Ama Fatma Hanım biraz daha yakından baktığında yalan ortaya çıktı: gözler, antenler, kanat sayısı.

Bir görüntü bir mesaj taşıyabilir ve o mesaj her zaman doğru olmayabilir. Çizgiler bir uyarı; ama uyarıyı taşıyan her şey tehlikeli değil. Bir uyarıya güvenmek çoğu zaman akıllıca, çünkü yanılmanın bedeli ağır olabilir. Ama bazen bir adım yaklaşıp ikinci bir işarete bakmak, gereksiz bir korkudan kurtarabilir.

Penney ve arkadaşlarının bulgusu da ince bir şey söylüyor. Kusursuz bir taklit pahalıdır ve her taklitçi bunu yapmaz; yalnızca kandırması gereken göz yeterince dikkatliyse. Gündelik hayatta da birçok görünüş, ancak dikkatli bakılmayacağı varsayımıyla iş görür. Gözlüğünü takan bir babaanne, bu varsayımı bozmak için yeter.

Bir de bedellerin eşit olmadığını görmek gerekiyor. Zararsız bir sineği arı sanıp bırakan bir kuş yalnızca bir lokmayı kaçırır. Bir eşek arısını sinek sanıp gagalayan kuş ise acı bir ders alır. Bu iki hata aynı ağırlıkta değil ve bu yüzden kuşun temkinli tarafta durması anlamlı. Kusurlu taklidin işe yaramasının bir yolu da bu: yanılmanın bedeli bir yönde çok daha ağırsa, kabaca benzemek bile yetebilir. Yusuf'un sandalyeden fırlaması da aynı mantıkla açıklanabilir. Sekiz yaşında bir çocuk için bir sinekten kaçmak ucuz, bir arıya el sürmek pahalı.

Ama bu mantığın bir sınırı var. Her şeyden temkinle kaçan biri, yanıldığı her seferde küçük bir şey kaybeder; bahçedeki yemek yarım kalır, bir çiçeğe yaklaşılmaz. Fatma Hanım'ın yaptığı, korkuyu bastırmak değil, korkunun yanına ikinci bir soru koymaktı: başka ne görüyorum?

Gelenekler ne gördü

Kılığa girip başka biri gibi görünmek, eski masalların ve metinlerin en çok sevdiği konulardan. Bu derste konuşan iki metin, kılığa birbirinin tersi olan yönlerden bakıyor. İkisinde de aynı imge var: başka bir canlının derisini, postunu ya da kılığını üstüne geçirmek. İngilizce kaynakta Matta'daki ifade «koyun giysisi» anlamına gelir; burada Türkçede yerleşik «post» sözüyle çevrildi.

Ezop, Aslan Postundaki Eşek — zararsızın tehdidi

Aslan postunu giyen bir eşek ormanda dolaşıp karşılaştığı aptal hayvanları korkutarak eğleniyordu. Sonunda bir tilkiye rastladı ve onu da korkutmaya kalktı. Ama tilki sesini duyar duymaz şöyle dedi: «Anırdığını duymasaydım belki ben de korkardım.»

Ezop'un eşeği, Bates tipi taklidin neredeyse harfî bir resmi: zararsız bir hayvan, tehlikeli bir hayvanın görünüşünü taşıyarak ötekileri korkutuyor. Masalın en ince yanı tilkinin yaptığı şey. Tilki postu değil, sesi dinliyor. Kılık bir duyuyu kandırıyor, ama bütün duyuları birden kandıramıyor. Fatma Hanım'ın kanatları sayması da tilkinin anırmayı duyması gibi. Görünüşün dışında kalan bir ayrıntı, bütün kılığı çözmeye yetiyor.

Matta 7:15 — tehlikelinin kılığı

Sahte peygamberlerden sakının; size koyun postuyla gelirler, ama içleri yırtıcı kurttur.

Bu ayet kılığı tersinden anlatır. Burada zararsız biri tehlikeli görünmüyor; tehlikeli biri zararsız görünüyor. Kurt, koyun postuna bürünerek sürünün arasına giriyor. İncil'deki uyarının dikkati, görünüşün güven verdiği yerde saklanan tehlikededir.

Gerilim: Ezop'un eşeği zararsız olduğu hâlde tehlikeli görünüyor ve onun yalanı yalnızca bir korkuya mal oluyor. Matta'daki kurt tehlikeli olduğu hâlde zararsız görünüyor ve onun yalanı bir sürüye mal olabilir. Biri gereksiz korkuyu, öteki gereksiz güveni anlatıyor. Çiçek sineği ilkine örnek; ama doğada ikincisinin de, avına zararsız görünen avcıların da örnekleri var. Yusuf'a kaçmayı öğreten çizgiler, bir gün ona güvenmemeyi de öğretmek zorunda kalabilir.

Benzetmenin sınırı

Uyarı renkleri ve taklit kat 1'in en iyi çalışılmış alanlarından biri, ama burada da kelimeler dikkat istiyor. Sineğin arıyı "taklit ettiğini" ya da bizi "kandırdığını" söylemek, onun bir niyeti olduğunu ima eder. Sinek bir karar vermiyor; çizgileri, yırtıcıların daha az saldırdığı bireylerin daha çok yavru bırakmasıyla, kuşaklar boyunca ortaya çıktı. "Yalan" kelimesini işlevsel anlamda, yani gerçeğe uymayan bir sinyal anlamında kullanmak gerekiyor.

Ezop'un eşeği ile çiçek sineği arasındaki benzerlik de bir yerde duruyor. Eşek postu bilerek giydi ve korkutmaktan zevk aldı; sinek ne bir posta sahip ne de bir zevke. Benzetme yapının aynı olduğunu söylüyor: zararsız bir şey tehlikeli görünüyor. Ama bu yapının arkasındaki süreçler tamamen farklı.

Matta'daki ayet ise doğadan değil, insan topluluğundan söz ediyor. Bir sahte öğretmenin kılığı, bir avcının avına benzemesiyle aynı şey değil. Bu derste bu ayet, kılığın iki yönünü görmeye yardım ettiği için duruyor; bir biyoloji önermesi olarak değil.

Gözlem görevi

Kayıt: Gördüğün her siyah sarı böcek için kısa bir not yaz: kanat çifti, anten, göz, uçuş biçimi. Bunlardan hangilerinin taklitçi olabileceğini tahmin et. Son satırda kendine bir soru sor: bu hafta bir görünüşe göre karar verip sonra yanıldığın bir an oldu mu?

Kentte: Kentte çiçek sinekleri parklardaki çiçek tarhlarında, balkon saksılarında ve sokak kenarlarındaki yabani çiçeklerde sık görülür. Bir pastanenin ya da bir meyve tezgâhının önü de eşek arılarının toplandığı yerlerdir; uzaktan izlemek yeterli.

Sonraki derse köprü

Uyarı renkleri gündüzün dili; güneş ışığında görülmek için var. Gece ise bazı canlılar kendi ışıklarını yakarak konuşur: haziran gecelerinde çalılıkların arasında yanıp sönen o küçük ışıklar, ateşböceğinin ışık kodu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.