1.5 · Seviye 1 · Canlıların dili
Yunusun adı
İmza ıslığı
Kat 1 · Canlıların dili
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 1, Canlıların dili · 1.302 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Eylül başı, Ayvalık açıklarında küçük bir araştırma teknesi. Deniz biyoloğu Gizem Hanım bir üniversitenin yaz programında gönüllü öğrencilerle birlikte yunus sayımı yapıyor. Teknenin kıç tarafından suya bir kablo sarkıtılmış; ucunda su altı mikrofonu, yani hidrofon var. Kulaklıklar elden ele dolaşıyor.
Bir süre yalnızca motorun ve dalgaların uğultusu duyuluyor. Sonra teknenin birkaç yüz metre ötesinde sırtlar beliriyor: dört beş afalina yunusu, nefes almak için yüzeye çıkıp yeniden dalıyor. Kulaklıkta birden ince, yükselip alçalan ıslıklar başlıyor. Öğrencilerden Kaan heyecanla bağırıyor: "Konuşuyorlar!"
Gizem Hanım ekrana bakıyor; bilgisayar sesleri bir çizgi olarak çiziyor. Bazı çizgiler kıvrıla kıvrıla birbirine benziyor, ama bir tanesi defalarca, hep aynı biçimde tekrar ediyor: önce yükselen, sonra iki kez inip çıkan bir eğri. "Bu bir yunusun adı olabilir," diyor Gizem Hanım. Öğrenciler gülüyor; şaka sanıyorlar.
Islıkların arasına bambaşka sesler de karışıyor: hızlı, kuru tıkırtılar, sanki biri tırnağını bir masaya art arda vuruyormuş gibi. Gizem Hanım bunların yunusların suyun altında yön bulmak ve av aramak için çıkardığı sesler olduğunu söylüyor; ıslıklar ise birbirlerine. Kaan kulaklığı bırakmak istemiyor. Yunuslar uzaklaşıp ıslıklar seyrekleşince bile, aynı eğri bir iki kez daha, daha uzaktan, ekrana düşüyor. Sonra deniz susuyor.
Ne oluyor
Gizem Hanım şaka yapmıyordu. Afalina yunuslarında her bireyin, gençken geliştirdiği ve uzun süre kullandığı kendine özgü bir ıslığı vardır.
Bu ıslığın gerçekten bir kimlik taşıyıp taşımadığını sınamak kolay değildi. İnsanlar birbirini yalnızca adından değil sesinden de tanır; yunuslar da öyle olabilirdi. Bir araştırma ekibi bu iki şeyi birbirinden ayırdı.
Yani imza ıslığı, bir kişinin sesi gibi değil, bir adı gibi çalışıyor: kim söylerse söylesin, aynı biçim aynı yunusu anlatıyor. Bunun ardından gelen soru doğal: yunuslar bu adı birbirine seslenmek için de kullanıyor mu?
İki çalışmanın birlikte çizdiği tablo şaşırtıcı. Bir yunus kendi ıslığını öğrenerek geliştiriyor, bu ıslık sesin sahibinden bağımsız bir kimlik taşıyor ve başka bir yunus o ıslığı taklit ettiğinde, ıslığın sahibi karşılık veriyor. Kaan'ın "konuşuyorlar" diye bağırdığı şeyin içinde, en azından birbirlerini adlarıyla çağırmaya benzeyen bir şey var.
Ne fark ettiriyor
Teknedeki öğrencilerin güldüğü an, bu dersin asıl fark ettirdiği şeyi taşıyor. Ad, insana bu kadar özgü göründüğü için bir hayvana yakıştırıldığında şaka gibi geliyor. Oysa yunus ıslıkları, adın en temel işini yapıyor: birini ötekilerden ayırmak ve ona seslenmeyi mümkün kılmak.
Bir de adın nasıl oluştuğu var. İnsan adını başkalarından alır; yunus imza ıslığını kendi geliştirir, ama bunu çevresindeki ıslıkları dinleyip öğrenerek yapar. Ad, bir yandan bireyin en kişisel sesi, öbür yandan bir topluluk içinde biçimlenmiş bir şey. Kimse adını tek başına taşımaz; onu anlamlı kılan, başkalarının onu tanıması ve söylemesi. Islık da ancak onu tanıyan bir grup içinde bir ada dönüşüyor.
Bunu kendi hayatına taşıyınca küçük bir soru doğuyor. Biri seni adınla çağırdığında neden dönüp bakarsın? Belki ad, bir topluluk içinde tanınmanın en kısa yolu. Kalabalık bir yerde adının söylendiğini duyduğunda kafanın kendiliğinden döndüğü anı düşün; aynı dönüşü, bir yunus kendi ıslığını duyduğunda yapıyor olabilir.
Gelenekler ne gördü
Yunus, antik dünyada insana en yakın deniz canlısı olarak görüldü. Aşağıdaki iki anlatı yunusla insan arasındaki bağı iki uçtan anlatıyor: birinde yunus insanı kurtarıyor, ötekinde insan yunusu öldürüyor.
Herodot, Tarih 1.24 — kurtarılmak
Ezgi bitince, ozan giysileriyle olduğu gibi kendini denize attı; ötekiler Korinthos'a doğru yollarına devam ettiler, ama onu, dediklerine göre, bir yunus sırtında taşıyıp Tainaron'da karaya çıkardı.
Herodot şarkıcı Arion'un hikâyesini anlatır. Gemide tayfalar onu öldürüp parasını almak ister; Arion son bir ezgi söylemek için izin alır ve sonra denize atlar. Bir yunus onu sırtında kıyıya taşır. Herodot hikâyeyi kendi görgüsüyle değil, "Korinthosluların ve Lesbosluların anlattığı" biçimiyle aktarır ve Tainaron'da yunus sırtında bir adam heykelciği bulunduğunu ekler.
Genç Plinius, Mektuplar 9.33 — dostluğun sonu
İlk denemeyi yapan çocuk onun yanında yüzüyor, sırtına atlayıp öne arkaya taşınıyor ve yunusun kendisini tanıdığını, sevdiğini düşünüyordu; kendisi de yunusu sevmişti.
Mektubun sonu ise başka bir yere varır:
Bu yüzden kalabalığın sebebini ortadan kaldırmak için zavallı yunusu gizlice öldürmek uygun görüldü.
Romalı yazar Genç Plinius bir arkadaşına, Afrika kıyısındaki Hippo kasabasında bir çocukla dost olan bir yunusu anlatır. Yunus çocuklarla oynamaya başlar, kalabalıklar onu görmeye gelir, yetkililer de akın eder. Kasaba bu kalabalığın yükünü kaldıramaz ve yunusu gizlice öldürmeye karar verir. Mektubun ilk yarısı bir dostluk hikâyesidir; sonu ise insanın bu dostluğu nasıl yok ettiğini anlatır.
Gerilim: Herodot'un hikâyesinde yunus insanı ölümden kurtarıyor; Plinius'unkinde insan yunusu ölüme gönderiyor. İkisinde de yunus insana yaklaşıyor. Arion'u kurtaran yunus bir efsanenin parçası; Hippo'daki yunus ise bir akşam yemeğinde anlatılan ve Plinius'un "güvenilir biri anlattı" dediği bir olay. Plinius'un çocuğu "yunusun kendisini tanıdığını" düşünüyordu; King ve Janik'in deneyi, yunusların gerçekten bireyleri tanıyıp adla çağırabildiğini söylüyor. Ama tanınmak, Hippo'daki yunusu kurtarmadı; onu öldüren, insanların ona olan ilgisinin kasabaya getirdiği yük oldu.
Benzetmenin sınırı
İmza ıslığı kat 1'in en etkileyici bulgularından biri, ama "yunusun adı" ifadesi bile bir benzetme. Deneyler, ıslığın bir bireyi işaret ettiğini ve kopyasının o bireyden karşılık aldığını gösteriyor. Yunusların bu ıslığı insan adları gibi düşündüğünü, birinin "yokluğunda" ondan söz etmek için kullandığını ya da adın bir anlam taşıdığını söylemek, deneylerin gösterdiğinin ötesine geçer.
Kaan'ın "konuşuyorlar" demesi de aynı sınırı aşıyor. Ekrandaki bir eğrinin defalarca tekrar etmesi, onun bir imza ıslığı olduğunu tek başına kanıtlamaz; araştırmacılar bunu ancak aynı bireyi uzun süre kaydedip ıslığını ona bağlayarak söyleyebilir. Gizem Hanım'ın "olabilir" demesi bu yüzden doğru bir temkin. Yunuslar birbirleriyle ıslık, tıkırtı ve beden hareketleriyle bilgi alışverişi yapıyor; ama bunun bir dil olduğu, yani sınırsız konular hakkında cümleler kurulabilen bir sistem olduğu gösterilmiş değil. Bu ders yalnızca bir şey gösteriyor: en azından adla çağırmaya benzeyen bir yetenek var.
Gelenek anlatıları ise bir bilim kaydı olarak okunmamalı. Herodot'un Arion hikâyesi bir efsanedir ve Herodot onu kendi tanıklığıyla değil, aktarılan hâliyle verir. Plinius'un mektubu bir akşam yemeği anlatısıdır; ayrıntılarını doğrulayamayız. İkisi de yunus biyolojisi hakkında değil, insanla yunus arasındaki bağı insanların nasıl hayal ettiği hakkında bir şey söylüyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Gözlemin yerini, süresini ve duyduğun çağrıları bir liste olarak değil, birkaç cümleyle anlat. Bir adın söylendiği anda karşılık veren kişinin tepkisini tarif et. Son olarak bir süre düşün: senin "imza ıslığın" ne olurdu? Seni ötekilerden ayıran, adından başka bir ses ya da hareket var mı?
Kentte: Kentte bu görev için en zengin yerler okul çıkışları, oyun parkları ve pazarlardır; çocuklar ve satıcılar birbirine sık sık adla seslenir. Kuşlar arasında da aynı soruyu sorabilirsin: bir parkta çiftler hâlinde dolaşan kumrular birbirlerine ötekilerden farklı seslerle mi karşılık veriyor?
Sonraki derse köprü
Yunus ıslığı denizin altında kilometrelerce taşınıyor. Karada ise bir canlının sesi olmadığı hâlde başka canlılara bir şey söylediği görülüyor: biçilen çimin o tanıdık kokusu, bitkinin yaralandığında havaya bıraktığı bir haber olabilir mi?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.