İçeriğe geç

1.3 · Seviye 1 · Canlıların dili

Arı dansı

Kovan önünde dönen arı

Kat 1 · Canlıların dili

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 1, Canlıların dili · 1.311 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Temmuz başı, Ardahan'ın Göle yaylası. Ferhat Bey otuz yıldır arıcılık yapıyor; kovanlarını yaz başında yaylaya çıkarır, dağ çiçekleri açtıkça balı toplar. Bu sabah on iki yaşındaki kızı Zelal da yanında. Ferhat Bey bir kovanın kapağını açıyor, dumanla arıları sakinleştiriyor ve bir çerçeveyi yavaşça kaldırıp güneşe tutuyor.

Petek arılarla kaplı. Çoğu yavaşça yürüyor, bazıları hücrelere başını sokuyor. Zelal bir arının ötekilerden farklı davrandığını fark ediyor. Arı kısa bir düz çizgi boyunca ilerliyor ve bu sırada karnını hızla sağa sola sallıyor. Çizginin sonunda bir yarım daire çizip başa dönüyor, yine sallanarak aynı çizgiden geçiyor, sonra öbür yandan dönüyor. Dört beş arı onun peşinden geliyor, ona dokunuyor, onun hareketlerini izliyor. Biraz sonra izleyenlerden biri peteği bırakıp kovanın girişine doğru yürüyor ve dışarı uçuyor. Girişte başka arılar da var: bacaklarında sarı ve turuncu polen topaklarıyla dönenler, girişin kenarında kanatlarını hızla çırpıp içeriye hava verenler. Kovan, Zelal'ın ilk kez fark ettiği bir kalabalığın sessiz trafiğiyle dolu.

"Baba, bu arı ne yapıyor?" Ferhat Bey gülümsüyor. "Ötekilere çiçeğin yerini anlatıyor. Bak, düz yürüdüğü yönü gör. Güneşe göre o tarafta bir tarla var."

Zelal inanmıyor. "Arılar nasıl konuşur?" Ferhat Bey çerçeveyi yerine koyuyor. "Onlar ağızla konuşmaz, bedenle konuşur."

Ne oluyor

Ferhat Bey'in kızına anlattığı şey, yirminci yüzyıl biyolojisinin en ünlü keşiflerinden biri. Avusturyalı biyolog Karl von Frisch, bal arılarının bu dansla yiyeceğin yönünü ve uzaklığını aktardığını gösterdi ve bu buluşla Nobel ödülünü paylaştı.

Bu dans bir tür harita: arı, kovanın karanlığında, dik duran bir petek üzerinde, dışarıdaki güneşin konumunu "yukarı" yönüne çeviriyor. Düz koşu dikeyden sağa doğru kırk derece eğikse, yiyecek güneşin kırk derece sağında demek. Dans eden arıyı izleyen ötekiler bu bilgiyi alıp dışarı çıkıyor.

Von Frisch'in buluşu başta kuşkuyla karşılandı; bazı araştırmacılar arıların yiyeceği daha çok, dans eden arının üzerinde taşıdığı kokuyla bulabileceğini ileri sürdü. Dansın gerçekten bir yön taşıyıp taşımadığını en açık biçimde, arıların gerçek uçuş yollarını izleyen bir deney gösterdi.

Radar kayıtları dansı izleyen arıların dansta kodlanan yöne doğru uçtuğunu gösterdi. Dans, gerçekten bir yön taşıyordu. Koku ve görsel işaretler de işe karışıyor olabilir, ama arıları doğru yöne ilk yönelten şey petek üstündeki o kısa koşuydu.

Peki bir arı bu dansı nasıl öğreniyor? Uzun süre bunun tamamen doğuştan bir davranış olduğu düşünüldü. Yeni bir deney bu varsayımı sarstı.

Zelal'ın gördüğü dört beş arı, dans edeni yalnızca izlemiyordu. Belki de bir gün kendileri dans edebilmek için, bir anlamda onu da öğreniyorlardı.

Ne fark ettiriyor

Ferhat Bey'in cümlesi akılda kalıyor: "Onlar ağızla konuşmaz, bedenle konuşur." Zelal konuşmayı hep kelimelerle düşünmüştü. Arı dansı, bilginin hareketle, açıyla ve süreyle de taşınabildiğini gösteriyor. Bir arının karnını sallarken çizdiği o kısa çizgi, kilometrelerce ötedeki bir çiçek tarlasının yerini söylüyor.

Dans eden arının yalnız olmadığını fark etmek de önemli. Dans, onu izleyenler olmadan bir anlam taşımıyor. Dong ve arkadaşlarının deneyi daha da ileri gidiyor: dans etmeyi bile, başkalarının dansını izleyerek öğreniyorlar. Bilgi bir arıdan ötekine akarken, onu taşıyan dilin kendisi de kuşaktan kuşağa aktarılıyor.

Bunu insan hayatına taşımak kolay: bir ustanın elinden bir çırağa geçen beceriler, bir annenin yemek yaparken çocuğuna gösterdiği el hareketleri, kelimeye dökülmeyen ama izlenerek öğrenilen bilgiler. Bazen en önemli bilgi, birinin ne söylediğinde değil, nasıl yaptığında saklıdır ve onu almanın yolu yanında durup bakmaktır.

Gelenekler ne gördü

Bal arısı, eski metinlerin en sevdiği canlılardan biri. Aşağıdaki iki ses arıya iki ayrı yerden bakıyor: biri arının yolunu ona verilmiş bir öğretim olarak anlatıyor, öteki arının iyiliğini kovanın iyiliğine bağlıyor.

Nahl 16:68–69 — öğretilmiş yol

Rabbin bal arısına: "Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü" diye öğretti.

Sure adını bu canlıdan alır: Nahl, bal arısı demektir. Ayette arının yuvası, beslenmesi ve yolu ona "öğretilmiş" olarak anlatılır. Arapçadaki fiil evhâ, vahyetmek, içine bildirmek anlamına gelir; arının bildiği şey dışarıdan değil, içine yerleştirilmiş bir bilgi gibi sunulur. Ayet devamında bu düzende düşünen bir topluluk için bir ibret olduğunu söyler.

Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler 6.54 — kovan

Kovana yararı olmayan şeyin arıya da yararı yoktur.

Roma imparatoru bu tek cümlelik notu kendine yazdı. Stoacılar için birey, ait olduğu bütünden ayrı düşünülemezdi. Arı bu düşüncenin en açık resmiydi: bir arının iyiliği kovanın iyiliğinden ayrılamaz. Arı dansı da bu cümlenin canlı bir örneği gibi; dans eden arı bulduğu çiçeği kendine saklamıyor, kovana veriyor.

Gerilim: Nahl suresindeki ayette arının yolu ona öğretilmiş, içine bildirilmiş bir yoldur; dikkat, tek bir arının yolunu bilmesindedir. Marcus Aurelius ise bireyi bütünün içinde eritir; tek arının iyiliği kovanın iyiliğinden başka bir şey değildir. Bir yanda kendi içine yerleştirilmiş bir yol bilgisi, öbür yanda bütün için var olan bir parça. Dong ve arkadaşlarının deneyi bu ikisinin arasına üçüncü bir şey koyuyor: arının dansı ne yalnız içinde hazır duruyor ne de yalnız kovana ait; başkalarını izleyerek, kovanın içinde, arı arı öğreniliyor.

Benzetmenin sınırı

Arı dansı kat 1'in en sağlam örneklerinden biri; yine de onu anlatan kelimeler dikkatli kullanılmalı. "Dans" ve "dil" insan dünyasından alınmış kelimeler. Arının hareketi bir dans değil, bizim ona verdiğimiz bir ad; arının iletişimi de insan dili gibi sınırsız konu taşımıyor. Arı dansı yön, uzaklık ve kaynağın kalitesi hakkında bilgi taşıyor; bir arının "o tarla çok güzeldi" dediğini söylemek, bulgunun ötesine geçmek olur.

Dong ve arkadaşlarının "sosyal öğrenme" bulgusu da dikkatli okunmalı. Deney, dans izleme fırsatı olmayan arıların dansının bozuk olduğunu gösterdi; ama bu, arıların dansı bir okulda öğrendiği anlamına gelmiyor. Dansın temel yapısı doğuştan geliyor, ince ayarı izleyerek yapılıyor. Yazarların insan bebekleriyle kurduğu benzetme bir karşılaştırma, bir eşitlik değil.

Gelenek seslerini de kat 1'in bulgusuyla karıştırmamak gerekiyor. Nahl suresindeki ayetin yeri kat 4; arının bilgisinin "vahyedilmiş" olması bir inanç önermesidir ve dansın öğrenildiğini gösteren deney bu inancı ne doğrular ne yanlışlar. Marcus Aurelius'un cümlesi de bir arı biyolojisi değil, bir ahlak öğüdüdür.

Gözlem görevi

Kayıt: Sayfaya bitkinin adını ya da tarifini, havayı, saati ve kaç arı gördüğünü yaz. Bir arıyı seçip art arda kaç çiçeğe konduğunu say. Dansı gördüysen düz koşunun yönünü yukarıya göre tahmin et ve o anki güneşin konumuyla karşılaştır. Son satırda kendine sor: bu hafta, birinin sözünden çok hareketinden öğrendiğin bir şey oldu mu?

Kentte: Kentte arılar parklardaki lavantalarda, balkon saksılarındaki fesleğenlerde, sokak kenarlarındaki yabani otlarda dolaşır. Çiçekli bir balkon bile on beş dakikalık bir gözlem için yeter. Bazı belediyelerin ve okulların gözlem kovanları da vardır; camlı bir kovan dansı görmenin en güvenli yoludur.

Sonraki derse köprü

Arı bilgiyi hareketle, kovanın karanlığında petek üstünde aktardı. Bazı canlılar ise bilgiyi ne sesle ne hareketle, yere bıraktıkları bir kokuyla aktarır. Bir şeker parçasından yuvaya uzanan ince çizgi, karıncanın koku yolu, bir sonraki dersin konusu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.