1.2 · Seviye 1 · Canlıların dili
Ötüşte dizilim
Bir kuşun aynı sesleri hep aynı sırayla dizmesi
Kat 1 · Canlıların dili
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 1, Canlıların dili · 1.313 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Nisan başı, Edirne'de Tunca kıyısında bir bahçe. Emekli müzik öğretmeni Rıza Bey her sabah çayını bahçede içer ve elinde hep bir nota defteri olur. Kırk yıl öğrencilere nota yazdırmış biri olarak kuşların seslerini de notaya geçirmeye çalışıyor. Bu bahar en çok büyük baştankaraları dinliyor.
Rıza Bey defterinde baştankaranın seslerine harfler vermiş. Kısa, keskin, iki kez tekrarlanan bir sese "A" demiş; arkasından gelen titrek bir sese "B"; tek başına, alçak bir ıslığa "C". Birkaç hafta içinde bir şey dikkatini çekiyor: bazı sesler hep aynı sırayla geliyor. "A-B" çok sık, "B-A" ise neredeyse hiç. Bir sabah kuş "A-B" dizisini bir kez söyleyip arkasından "C" ekliyor ve yakındaki ikinci baştankara hemen çiti bırakıp onun yanına uçuyor.
Rıza Bey defterini kapatıp düşünüyor. Müzikte bir melodiyi tersinden çalarsan başka bir melodi olur. Kuşlar için de sıra önemli mi? Yoksa bu düzen yalnızca onun kulağının, kırk yıllık müzik alışkanlığının bir oyunu mu?
Ne oluyor
Rıza Bey'in sorusu, hayvan iletişimi araştırmalarının en heyecan verici sorularından biri. Bir önceki derste bir alarm sesinin tek başına bilgi taşıdığını gördük. Bu derste soru bir adım ileri gidiyor: hayvanlar farklı sesleri birleştirerek yeni bir anlam kurabiliyor mu ve bu birleşimde sıranın bir önemi var mı?
İnsan dilinde bu yetenek o kadar merkezîdir ki bir adı vardır.
Uzun süre bu yeteneğin yalnızca insana ait olduğu düşünüldü. Japonya'daki bir baştankara türü üzerine yapılan bir deney bu düşünceyi sarstı.
Bu deneyin en çarpıcı yanı sıra testi. "ABC-D" ile "D-ABC" aynı notalardan oluşuyor; yalnızca dizilişleri farklı. Kuşlar birine tam karşılık veriyor, ötekine vermiyor. Bu, Rıza Bey'in "B-A neredeyse hiç gelmiyor" gözlemine bilimsel bir karşılık: kuş için de sıra bir şey anlatıyor olabilir.
Japon baştankarası Edirne'deki büyük baştankaranın yakın akrabası ve bir zamanlar aynı türün alt türü sayılıyordu. Ama deney Japonya'da, o türle yapıldı. Rıza Bey'in bahçesindeki kuşların aynı kuralı kullandığını bu deney tek başına göstermiyor.
Bu yeteneğin tek bir türe özgü olmadığını gösteren başka bir çalışma Afrika'dan geliyor.
İki çalışmanın birlikte söylediği şey şu: sesleri birleştirip yeni bir anlam kurmak, sanıldığından daha yaygın olabilir. Ama ikisi de insan dili kadar zengin bir yapı bulmuyor. Bulunan şey iki parçalı, basit birleşimler; bir cümle değil, bir cümlenin en ilkel tohumu.
Ne fark ettiriyor
Rıza Bey'in defterindeki asıl keşif harfler değil, harflerin arasındaki sıra. Kırk yıllık müzik kulağı ona bir şeyi önceden duyurmuştu: tersinden çalınan melodi başka bir melodidir. Kuşların seslerinde de aynı şeyi aradı ve bulmuş gibi göründü.
Burada fark edilecek şey, bir sesi dinlerken neye kulak verdiğimiz. Çoğumuz kuş sesini tek bir şey olarak duyarız: "kuş ötüyor". Rıza Bey ise sesi parçalarına ayırdı, parçalara ad verdi ve sonra parçaların arasındaki ilişkiye baktı. Bu, dinlemenin başka bir derinliği. Anlam bazen parçaların kendisinde değil, birbirine nasıl eklendiğinde saklıdır.
Bunu gündelik konuşmada da yaşıyoruz. "Geç kaldın ama geldin" ile "geldin ama geç kaldın" aynı kelimelerden oluşur ve iki ayrı şey söyler. Bir sözü dinlerken yalnızca kelimelere değil, onların dizilişine de kulak vermek, konuşanın gerçekte neyi öne çıkardığını duymayı sağlayabilir.
Gelenekler ne gördü
Kuşların bir dili olduğu düşüncesi çok eski. Aşağıdaki iki ses bu dile çok farklı yerlerden bakıyor: biri onu gerçek bir dil olarak anıyor, öteki bir mecaz olarak kullanıyor.
Neml 27:16 — anlamak
Süleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi.
Kur'an'da Süleyman'a kuş dilinin öğretildiği anlatılır ve bu bir lütuf olarak sunulur. Arapçadaki ifade mantıka't-tayr, harfiyen "kuşların konuşması" ya da "kuşların söz düzeni"dir. Bu ayette kuşların gerçekten bir dili vardır ve onu anlamak bir insana özel olarak verilmiş bir yetenektir.
Attâr, Mantıku't-Tayr — mecaz
On ikinci ve on üçüncü yüzyıl arasında yaşamış İranlı şair Feridüddin Attâr, en ünlü eserine bu ayetteki ifadeyi ad olarak verdi. Burada eserden alıntı yapmıyoruz; konusunu aktarılan biçimiyle anlatıyoruz. Kuşlar bir araya gelir, bir hüthüdün önderliğinde efsanevi kuş Simurg'u aramak için uzun bir yolculuğa çıkarlar. Yolda birer birer düşer, bahaneler bulur, geri dönerler. Sonunda yalnız otuz kuş varır ve Simurg'un aradıkları kuş değil, kendileri olduğunu anlarlar: Farsçada "si murg" otuz kuş demektir. Attâr'da kuşların konuşması, insan ruhunun yolculuğunun bir mecazıdır.
Gerilim: Neml suresindeki ayet kuş dilini gerçek bir dil olarak anar ve onu anlamayı bir lütuf sayar. Attâr aynı ifadeyi alır ve kuşların konuşmasını insanın kendi iç yolculuğunu anlatmak için kullanır; onda kuşlar asıl olarak bizi konuşur. Suzuki'nin ve Engesser'in deneyleri bu ikisinin arasında başka bir şey buluyor: kuşların gerçekten bir söz düzeni var, ama bu düzen ne bir peygambere verilmiş bir sırrın genişliğinde ne de bir mecazın içinde; iki notalık, ölçülebilir, sınırlı bir düzen. Birinci ses kuşu dinlemeyi, ikincisi kendimizi dinlemeyi öneriyor.
Benzetmenin sınırı
Bu ders kat 1'in içinde kaldı, ama kat 1'in kendi içinde dikkatli olmayı gerektiren bir sınır var: "söz dizimi" ve "bileşimsellik" insan dilinden alınmış kelimeler. Bu kelimeleri kuşlara uyguladığımızda, onlarda bir dil bulduğumuzu söylemiş olmuyoruz. Bulunan şey, iki anlamlı sesin birleşince her ikisinin anlamını birlikte taşıması ve sıra değişince bu etkinin kaybolması. Bunu "kuşlar cümle kuruyor" diye anlatmak, deneyin gösterdiğinin çok ötesine geçer.
Rıza Bey'in harfleri de bir sınır taşıyor. Kuş seslerini harflere ve notalara çevirmek, insan kulağının ayırt ettiği farkları kaydeder. Kuşun kendisinin hangi farkları önemsediğini ancak hoparlör deneyi gösterebilir. Rıza Bey'in "A-B" dediği şey kuş için iki ayrı ses olmayabilir; ya da kuşun ayırdığı bir fark onun kulağına hiç gelmeyebilir.
Gelenekler bölümündeki sesler de kat 1'den konuşmuyor. Süleyman'a kuş dilinin öğretilmesi kat 4'e, Attâr'ın yolculuğu kat 3'e ait. Suzuki'nin deneyi ayeti doğrulamaz; Attâr'ın mecazı da bir kuş biyolojisi iddiası değildir. Burada üçü yalnızca aynı soruya, kuşların bir dili olup olmadığına, farklı katlardan bakıyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Sayfanın başına günü, saati, yeri ve dinlediğin kuşu (adını bilmiyorsan tarifini) not et. Sonra duyduğun sesleri harflerle bir satır hâlinde not et: örneğin "A-B, A-B, C, A-B-C". Satırın altına en sık tekrarlanan diziyi ve bir kez bile duymadığın bir diziyi işaretle. Son olarak bu dersteki iki sesi düşün: dinlerken kuşu mu anlamaya çalıştın, yoksa kuşun sesinde kendine ait bir şey mi duydun?
Kentte: Kentte serçeler, kumrular, karatavuklar ve büyük baştankaralar en kolay dinlenen kuşlardır. Karatavuk, özellikle bahar akşamlarında, çatı ve antenlerin üstünden uzun ve değişken ötüşler yapar. Trafik gürültüsünde bile bir kuş sesini seçip onun dizilerini takip edebilirsin.
Sonraki derse köprü
Baştankara ve alaca geveze bilgiyi sesle, seslerin dizilişiyle taşıdı. Bazı canlılar ise bilgiyi hiç ses kullanmadan, bedenlerinin hareketiyle aktarır. Bir sonra bakacağımız şey bir kovanın önünde: yiyeceğin yönünü ve uzaklığını bir dansa çeviren bal arısı. Arı dansında da bir dizilim var mı, yoksa bilgi başka bir yolla mı taşınıyor?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.