0.3 · Seviye 0 · Bakmak
Doğa defteri
Bir yaprağı çizmek ile fotoğraflamak; yıllarca tutulan bir çiçeklenme defteri
Kat 2 · İzlerKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 0, Bakmak · 1.376 kelime · 3 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Nisan ortası, Isparta Eğirdir'de gölün yukarısındaki bir elma bahçesi. Emekli ziraat mühendisi Hüsnü Bey, bahçenin köşesindeki en yaşlı elma ağacının önünde durmuş, cebinden kenarları yıpranmış küçük bir ajanda çıkarıyor. Ajandanın ilk sayfasında 1987 yazıyor. O yıldan beri her bahar aynı ağacın ilk çiçeğini açtığı günü, bir satırla bu defterlere kaydediyor. Bu yıl bir satır daha yazıyor: tarih, hava "açık, sabah soğuk", bir de kurşun kalemle küçük bir çiçek çizimi. Beş taç yaprak, ortada sarı başçıklar.
Yanında üniversitede okuyan torunu Zeynep var. Zeynep aynı ağacın on dakikada kırk fotoğrafını çekti: yakından, uzaktan, gölün önünde, güneşe karşı. "Dede, sen hâlâ niye yazıyorsun? Fotoğrafta her şey var, tarihi bile."
Hüsnü Bey bir an düşünüyor. "Senin fotoğrafların telefonda kaç yıl duracak, bilmiyorum," diyor. "Bu defterler otuz yedi yıldır burada. Hem ben çizerken çiçeği görüyorum, sen çekerken ekranı."
Akşam Zeynep merakla dedesinin dolabındaki defter yığınını açıyor. Otuz yedi defter, otuz yedi satır, otuz yedi küçük çiçek. İlk kez, aynı ağacın aynı olayının otuz yedi kez kaydedildiğini görüyor ve bir soru soruyor: bu satırlar bir gün kimin işine yarar?
Ne oluyor
Zeynep ile dedesinin tartışmasının bir yarısı, çizmenin ve fotoğraf çekmenin belleğe etkisiyle ilgili. Çizmenin hatırlamayı güçlendirdiğini gösteren deneyleri Resim Akademisi'nin «Seyahat eskiz defteri» dersi ayrıntılı anlatıyor; burada tekrar etmeyeceğiz. Fotoğraf tarafına ise kısaca bakmakta yarar var, çünkü Hüsnü Bey'in "sen ekranı görüyorsun" sözünün arkasında bir bulgu duruyor.
Bu bulgu fotoğrafı suçlamıyor. Yakınlaşan, yani bakmak için bir parçayı seçen kişide kayıp yoktu. Mesele, kameranın elinde olması değil, kameranın bakmanın yerine geçip geçmemesi.
Tartışmanın ikinci yarısı daha ilginç ve doğrudan bu akademiyi ilgilendiriyor: bir kişinin yıllar boyunca tuttuğu kısa kayıtlar, o kişinin ömrünü aşan bir bilgi taşıyabilir mi?
Fenolojinin en ünlü defterlerinden biri, ders 0.2'de karşılaştığımız Thoreau'ya ait.
Thoreau bu satırları iklim bilimi için yazmadı; bahar gelince ne olduğunu görmek istiyordu. Bugün aynı satırlar, aynı kasabada çiçeklerin açtığı günlerin nasıl değiştiğini görmek için kullanılıyor. Kayıt, kaydedenin niyetini aşmış durumda.
Daha da eski bir örnek Japonya'dan geliyor.
O günlükleri ve kronikleri yazanlar mart ayının sıcaklığını ölçmek için yazmıyordu; kirazın açtığını, o gün olup biteni not ediyorlardı. Yüzyıllar sonra aynı satırlar, termometrenin olmadığı dönemlerin sıcaklığını tahmin etmeye yaradı.
Ne fark ettiriyor
Hüsnü Bey'in defterindeki her satır tek başına neredeyse hiçbir şey söylemiyor: bir tarih, bir hava notu, küçük bir çizim. Defterin değeri tek bir satırda değil, satırların aynı ağaç, aynı olay ve aynı soru etrafında yıllarca dizilmesinde. Otuz yedinci satır, ilk satırı anlamlı kılıyor.
Bu, kayıt tutmanın sıradan bir özelliğini görünür kılıyor: değeri çoğu zaman sonradan ortaya çıkar ve çoğu zaman kaydedenin başka biri için. Thoreau iklim değişikliğini, Kyoto'nun saray günlükçüleri dokuzuncu yüzyılın bahar sıcaklığını düşünmüyordu. Onlar yalnızca baktıkları şeyi, her yıl aynı biçimde yazdılar.
Kendi hayatında, şimdi önemsiz görünen hangi küçük şeyi yıllarca aynı biçimde kaydedebilirdin? Belki balkonundaki saksının ilk çiçeği, belki sokağındaki kırlangıçların geldiği gün, belki ilk karın tarihi. Asıl soru neyi kaydedeceğin kadar, kaydı bırakmadan sürdürüp sürdüremeyeceğin.
Bir şey daha var. Hüsnü Bey'in defteri onun bakışını da değiştirdi. Her bahar aynı satırı yazacağını bilen biri, mart sonunda ağacın tomurcuklarına bakmaya başlar; kayıt, bakışı önceden kurar. Defter yalnızca olanı saklamıyor, bir sonraki yıl neye bakılacağını da söylüyor.
Gelenekler ne gördü
Kayıt ile bellek arasındaki ilişki eski bir tartışma. Bir yanda belleğin yetmediğini söyleyenler, öbür yanda yazının belleği zayıflatacağından korkanlar var.
Leonardo da Vinci, Defterler 571 — belleğe güvenmemek
Bunları hafif çizgilerle, her zaman yanında taşıman gereken küçük bir defterde not et. Bunlar silinmemeli, büyük özenle saklanmalı; çünkü nesnelerin biçimleri ve duruşları o kadar sonsuzdur ki bellek onları tutamaz.
Leonardo bu öğüdü genç ressamlara yazdı ve aslında doğa için değil, sokakta konuşan, kavga eden, gülen insanları gözlemek için yazdı. Ama gerekçesi Hüsnü Bey'inkine çok yakın: dünya, belleğin tutabileceğinden fazla biçim taşıyor. Defter bu yüzden bir rehber, hatta Leonardo'nun deyişiyle bir "usta".
Darwin, Türlerin Kökeni, giriş — sabırla biriktirmek
Eve döndüğümde, 1837 yılında, bu soruyla ilgili olabilecek her türden olguyu sabırla biriktirip üzerinde düşünerek belki bir şey çıkarılabileceği aklıma geldi. Beş yıllık çalışmadan sonra konu üzerine kurgu yapmaya kendime izin verdim ve birkaç kısa not çıkardım.
Darwin burada Beagle yolculuğundan döndükten sonraki yılları anlatıyor. Dikkat çeken ayrıntı sıralama: önce beş yıl biriktirmek, ancak ondan sonra kurgu yapmaya "kendine izin vermek". Kayıt düşünceden önce geliyor ve düşünceyi beklemeye zorluyor.
Platon, Phaidros 275a — unutmak
Bu buluşun, öğrenenlerin ruhunda unutkanlık yaratacak, çünkü belleklerini kullanmayacaklar; dışarıdaki yazılı işaretlere güvenecek, kendi içlerinden hatırlamayacaklar.
Platon'un bu diyaloğunda Sokrates bir Mısır efsanesi anlatır: yazıyı bulan tanrı Theuth buluşunu krala sunar, kral ise onu böyle karşılar. Kralın kaygısı yazının kendisinde değil, insanın onu belleğinin yerine koymasında. Hatırlatan bir işaret, hatırlamanın yerine geçebilir.
Gerilim: Leonardo belleğin yetmediği için deftere güvenmeyi öğütlüyor; Platon'un kralı ise deftere güvenenin belleğini kaybedeceğinden korkuyor. Henkel'in müze deneyi, fotoğraf için Platon'a yakın bir şey buldu: kameraya bırakılan eser daha az hatırlandı. Hüsnü Bey'in çizimi ise Leonardo'nun yolunda: kayıt, bakmayı yavaşlatıyor. Ders hangisinin haklı olduğuna karar vermiyor; belki aynı defter, nasıl tutulduğuna göre ikisini de yapabiliyor.
Benzetmenin sınırı
Bu derste iki ayrı kattan konuştuk ve ikisi kolayca birbirine karışabilir.
Kat 2'de defter bir iz hâline geliyor. Thoreau'nun satırları ve Kyoto'nun günlükleri bugün iklimin izini taşıyor. Ama bir iz yalnız olayın değil, onu kaydedenin de izidir. Bir gözlemcinin hangi türe, hangi yola, hangi güne baktığı, kaydın neyi gösterip neyi göstermediğini belirler. Aono ve Kazui, günlüklerden çıkardıkları tarihleri 1880 sonrasının termometre ölçümleriyle karşılaştırarak sınıyor; eski bir kayıt ancak böyle bir sınamadan sonra sıcaklık tahminine dönüşüyor. Eski bir defteri veri gibi kullanmak, önce onun kimin gözüyle tutulduğunu sormayı gerektirir.
Kat 3'te ise benzetmeyi biz kuruyoruz: "küçük kayıtlar zamanla anlam kazanır" bir doğa yasası değil, bazı kayıtlarda olan bir şey. Yıllarca tutulup hiçbir şeye yaramayan defterler de var ve onlar da değersiz sayılmaz; bir kişinin bakma alışkanlığını taşırlar. Bir defterin bir gün bilime yarayacağını vaat etmek, onu tutmanın tek gerekçesi olmamalı.
Son olarak, Hüsnü Bey'in torununa söylediği "sen ekranı görüyorsun" cümlesi Henkel'in deneyinden daha geniş. Deney müzede, belirli bir görevle yapıldı ve yakınlaşarak çekilen fotoğrafta kayıp görülmedi. Fotoğrafın bakmayı her zaman öldürdüğünü söylemek, bulguyu aşmak olur.
Gözlem görevi
Kayıt: Her girişe tarih, yer, saat ve hava yaz. Bu, defterin ömür boyu değişmeyecek iskeleti olsun. Tarifin hangi ayrıntısı çizdiğin parçadan, hangisi fotoğraftan, hangisi yalnız bakmaktan geldi, yanına not et. Haftanın sonunda tek bir satır daha ekle: belleğine mi güvenmedin, sabırla mı biriktirdin, yoksa deftere bıraktığın için bir şeyi mi unuttun?
Kentte: Kentte bir sokak ağacının çiçeklenmesi, balkondaki bir saksının ilk yaprağı ya da parkta ilk görülen kırlangıç aynı işi görür. Fenolojik kayıt için kır gerekmez; her yıl aynı yerde aynı olaya bakabildiğin bir nokta yeter.
Sonraki derse köprü
Hüsnü Bey'in defterini değerli kılan şeylerden biri, otuz yedi yıl boyunca hep aynı ağaca bakmasıydı. Bir defter, her seferinde aynı yere dönen bir gözle tutulduğunda başka şeyler göstermeye başlıyor. Bir sonraki ders sabit bir gözlem noktası seçmeyi ve oraya yedi gün aynı saatte dönmeyi öneriyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.