İçeriğe geç

0.4 · Seviye 0 · Bakmak

Sabit gözlem noktası

Bir yere yedi gün aynı saatte dönmek

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 0, Bakmak · 1.308 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Haziran başı, Kastamonu'da Ilgaz'ın eteğindeki bir köy. İlayda İstanbul'daki işinden yorgun düşüp birkaç haftalığına ninesinin evine gelmiş. Ninesi ona bir öneride bulunuyor: "Her sabah aynı saatte derenin başındaki büyük taşa otur. Bir şey yapma, sadece otur." İlayda biraz gülüyor ama ertesi sabah saat yedi buçukta taşın üstünde.

Birinci gün hiçbir şey olmuyor. Su akıyor, bir iki serçe geçiyor, İlayda telefonuna bakmamak için kendini zorluyor. İkinci gün de pek farklı değil. Üçüncü sabah, karşı kıyıdaki yosunlu bir kayanın üstünde tombul, koyu kahverengi, göğsü bembeyaz bir kuş görüyor. Kuş durmadan dizlerini kırıp kalkıyor, sonra suya dalıp akıntının dibinde yürür gibi kayboluyor. İlayda sonradan öğreniyor: adı su karatavuğu.

Dördüncü gün kuş yine orada, aynı kayada. Beşinci gün iki kez geliyor. Altıncı sabah yağmur yağıyor; İlayda şemsiyesiyle taşa oturuyor ve kuşu hiç görmüyor. Ama o sabah başka bir şey fark ediyor: derenin sesi yağmurda değişmiş, kıyıdaki eğreltiotları suyun sıçrattığı damlalarla eğilip kalkıyor. İlk iki günün boşluğu artık ona boşluk gibi gelmiyor; dere her sabah başka bir yerinden konuşuyor. Yedinci gün İlayda'nın taşına üç metre kadar yakın bir taşa konuyor, onun varlığına aldırmadan suya dalıp çıkıyor.

İlayda akşam ninesine anlatıyor: "Kuş bana alıştı." Ninesi gülümsüyor: "Belki de sen ona alıştın."

Ne oluyor

İlayda'nın ilk iki günü "burada su karatavuğu yok" demek için yeterli miydi? Ekolojinin bu konuda net bir cevabı var: hayır.

Yöntemin temel fikri basit. Bir yere bir kez giden gözlemci, türü görmediğinde iki ihtimali ayıramaz: tür yok mu, yoksa var da o gün görünmedi mi? Aynı yere birkaç kez dönen gözlemci bu iki ihtimali ayırmaya başlar. İlayda'nın ilk iki boş sabahı, üçüncü sabahla birlikte okununca başka bir anlam kazanıyor: kuş muhtemelen hep oradaydı.

İkinci soru, kuşun yaklaşmasıyla ilgili. "Kuş bana alıştı" cümlesinin biyolojide bir karşılığı var, ama bu karşılık sanıldığından daha dar.

Bu derleme İlayda'nın cümlesine bir soru işareti ekliyor. Yedinci gün yaklaşan kuş, üçüncü gün uzakta duran kuşla aynı birey miydi? Belki ilk gördüğü ürkek bir kuştu ve bölgeyi terk etti; yerine daha cesur bir başkası geldi. Dışarıdan bakınca her iki durumda da "kuş yaklaştı" görülür. Ayırmak için kuşları tek tek tanımak gerekir.

Aynı yere dönmenin bir de uzun vadeli yüzü var. Thoreau, Walden kitabının bahar bölümünde gölün buzunun tamamen çözüldüğü günleri yıl yıl verir: 1845'te nisanın birinde, 1846'da martın yirmi beşinde, 1847'de nisanın sekizinde. Aynı göl, aynı olay, aynı gözlemci. Bir önceki derste gördüğümüz defter, bir sabit noktaya bağlanınca böyle bir diziye dönüşüyor.

Ne fark ettiriyor

İlayda'nın hikâyesinde dönüm noktası üçüncü gün değil, aslında ilk iki gün. O iki boş sabahı bırakıp gitseydi, dere onun için "kuşsuz bir dere" olarak kalacaktı. Su karatavuğunu görmesini sağlayan şey, hiçbir şey olmayan sabahlara rağmen geri gelmesiydi.

Bunun gündelik hayatta bir karşılığı var. Bir yeri, bir insanı ya da bir işi tek bir ziyarette yargılamak çoğu zaman kolaydır: "Orada bir şey yok", "o kişiyle konuşacak bir şey yok", "bu işte hiçbir şey olmuyor." Bu yargılar ilk sabahın yargılarıdır. Saptanma olasılığı birden küçükse, ilk ziyaretin boş geçmesi bir bilgiden çok bir eksikliktir.

Ninesinin cevabı da ayrı bir şeyi fark ettiriyor. "Belki de sen ona alıştın." İlayda yedi günde sabırsızlanmayı, telefona uzanmayı, sessizliği boşluk sanmayı bıraktı. Yaklaşan şeyin kuş mu, yoksa İlayda'nın dikkati mi olduğu bu derste açık kalan bir soru. Belki ikisi aynı anda oldu: İlayda'nın bekleyişi sakinleştikçe gözü, karşı kıyıdaki kayaya daha uzun süre takılabildi.

Gelenekler ne gördü

Aynı yere dönmek iki şekilde anlatılabilir: hep aynı şeyle karşılaşmak ya da her seferinde yeni bir şeyle karşılaşmak. Aşağıdaki iki ses bu iki uçta duruyor.

Vaiz 1:9 — tekrar

Olmuş olan yine olacak, yapılmış olan yine yapılacak; güneşin altında yeni bir şey yoktur.

Vaiz kitabının yazarı bu cümleyi, güneşin doğup batması, rüzgârın dönüp dolaşması, ırmakların denize akıp denizin dolmaması gibi döngüleri saydıktan sonra söyler. Dikkati tekrardadır: aynı yere dönen, aynı şeyleri görür. Bu cümle bir yorgunluk taşır ama bir dinginlik de: dünya şaşırtmak zorunda değildir.

Thoreau, Walden, «Spring» — yeniden canlanmak

Kış ile bahar arasındaki fark budur. Walden ölüydü ve yeniden canlandı.

Thoreau iki yılı aynı gölün kıyısında geçirdi ve gölün buzunun çözülüşünü her baharın büyük olayı olarak yazdı. Onun dikkati, aynı yere dönen gözün her seferinde yeni bir şey gördüğündedir. Göl aynı göl; ama her bahar ölüp yeniden canlanıyor. Aynı bölümde buzun çözüldüğü günleri yıl yıl yazması da ilginç: yenilenmeyi coşkuyla anlatan adam, onu her yıl aynı satır düzeniyle kayda geçirmekten de vazgeçmiyor.

Gerilim: Vaiz, aynı yere dönenin aynı şeyi göreceğini söylüyor; Thoreau ise aynı yere dönenin her seferinde yeni bir şey göreceğini. İlginç olan, ikisinin de aynı gözleme dayanması: döngü. Vaiz döngüde tekrarı, Thoreau yenilenmeyi görüyor. İlayda'nın yedi sabahı ikisini de taşıyor: dere her gün aynı akıyordu, ve üçüncü gün bir kuş belirdi. Ders hangisinin daha doğru olduğuna karar vermiyor.

Benzetmenin sınırı

"Kuş bana alıştı" cümlesini kurduğumuz anda kat 3'e geçtik: bir kuşun davranışına bir ilişki anlamı yükledik. Bilim bu cümlenin altına yalnızca dar bir şey koyabiliyor. Alışma, zararsız bir uyarana verilen tepkinin azalmasıdır; dostluk kelimesi ona fazla gelir. Bejder ve arkadaşlarının uyardığı gibi, tepkideki azalma her zaman alışma da değildir ve her zaman hayvan için iyi de değildir. İnsana fazla yaklaşan bir yaban hayvanı bazen tehlikeye de yaklaşır.

İkinci sınır, saptanma olasılığının insan hayatına taşınmasıyla ilgili. MacKenzie'nin yöntemi bir türün bir alanda bulunup bulunmadığını tahmin eder; bir insanın ya da bir işin "değerli" olup olmadığını değil. "İlk ziyarette yargılama" davetini bu bulgudan çıkardık ama bu, bulgunun kendisi değil, bizim ondan yaptığımız bir okuma. Bazen ilk ziyaret gerçekten yeterlidir ve geri dönmek bir zaman kaybıdır.

Son olarak, Vaiz ve Thoreau'nun cümleleri derelerin ya da göllerin bir özelliği değil; iki insanın aynı döngüye bakışı. Döngünün kendisi ne tekrardır ne yenilenmedir; ona bu adları biz veriyoruz.

Gözlem görevi

Kayıt: Defterinin ayrı bir bölümünü bu noktaya ayır ve ilk sayfasına yerin tarifini, basit bir krokisini ve neden burayı seçtiğini yaz. Her gün için tarih, saat, hava ve o gün gördüğün ya da duyduğun canlıları listele. Yedinci günün sonunda, ilk gün hiç görmediğin ama sonradan fark ettiğin şeyleri say. Bir de şu soruya cevap ver: bu yedi gün sana daha çok tekrar mı gibi geldi, yoksa yenilenme mi?

Kentte: Sabit nokta kentte de kurulur: apartman penceresinden görünen bir ağaç, bir parktaki bank, bir okul bahçesinin köşesi, hatta bir balkon saksısı. Kentte güvercinler, serçeler, kargalar ve martılar en kolay izlenen canlılardır. Önemli olan, her gün aynı yere, aynı saatte dönmek.

Sonraki derse köprü

İlayda'nın yedi sabahında en zor şey hiçbir şey olmamasına katlanmaktı. Su karatavuğu ancak o bekleyiş bitince göründü. Bir sonraki ders bu bekleyişin kendisine bakıyor: yavaşlık. Bir salyangozun on dakikada aldığı yol, ona bakan birine ne fark ettirebilir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.