0.2 · Seviye 0 · Bakmak
Bakmak ve görmek
Her gün geçtiğin ağacın yaprağını çizememek
Kat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 0, Bakmak · 1.342 kelime · 3 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Mayıs sonu, Gaziantep'te üniversite kampüsüne giden otobüsün durağı. Emre üç yıldır her sabah aynı durakta, aynı dut ağacının gölgesinde bekliyor. Bir sabah botanik dersinin hocası derse bir görevle giriyor: "Her gün önünden geçtiğiniz bir ağacın yaprağını çizin. Bakmadan, şimdi, bu kâğıda."
Emre güvenle başlıyor. Dut ağacını tanıyor; çocukken dalına çıktı, meyvesinden yedi, yaprağının gölgesinde yüzlerce sabah bekledi. Kâğıda kalp biçiminde bir yaprak çiziyor, kenarını düz bırakıyor, ortasına bir çizgi çekiyor. Sonra duruyor. Kenarlar tırtıklı mıydı? Damarlar kaç taneydi, nereden çıkıyordu? Sap uzun muydu, kısa mı? Yaprak simetrik miydi?
Ertesi sabah durakta otobüs gecikiyor ve Emre ilk kez ağaca bakıyor. Birinci şaşkınlık: yaprağın kenarı baştan sona testere dişi gibi tırtıklı. İkinci şaşkınlık daha büyük. Aynı dalda iki yaprak yan yana duruyor ve biri kalbe benzerken öteki derin girintilerle üç parçaya ayrılmış. Emre bir dala, bir başka dala bakıyor. Girintili yapraklar da düz yapraklar da aynı ağaçta. Üç yıldır o gölgede bekliyordu ve bunu hiç fark etmemişti.
Ne oluyor
Emre'nin yaşadığı şeyin bir kısmı genel bir bellek olgusu: bir şeyi tanımak ile onu hatırlayıp kurmak ayrı yetenekler. Bu ayrımı Farkındalık Akademisi'nin «Bildiğini çizemezsin» dersi bir logo ve bir bisiklet üzerinden ayrıntılı işliyor; burada tekrar kurmayacağız. Bu dersi ilgilendiren, olayın bitkilerde aldığı özel biçim.
Biyoloji eğitimi araştırmacıları yüz yılı aşkın bir süredir aynı şeyden yakınıyor: insanlar çevrelerindeki bitkileri hayvanlara göre çok daha az fark ediyor, hatırlıyor ve önemsiyor. 1999'da bu olguya bir ad verildi.
Terim yirmi yıl kullanıldıktan sonra yeniden tartışıldı.
Yeni ad olgunun ne olduğunu da daha doğru söylüyor. Emre'nin gözünde bir sorun yoktu. Dut ağacı her sabah görme alanının içindeydi. Eksik olan dikkatti: göz yaprağa değiyor, zihin onu "ağaç" kelimesine çevirip geçiyordu.
Bu eşitsizliği ölçmeye çalışan araştırmacılar onu dört parçaya ayırdı.
Emre'nin durumu en çok dikkat bileşenine uyuyor. Dutu sevmediği için değil, ona bakmayı hiç gerekli görmediği için yaprağını çizemedi. Ölçek başka bir ülkede, başka öğrencilerle geliştirildi; Gaziantep'teki durağa taşıdığımız şey bir ölçüm sonucu olmayıp bir benzerlik.
Emre'nin ikinci keşfine gelince: aynı ağaçta biçimi farklı yapraklar olması dutta sık görülen bir şey. Bazı ağaçlarda yaprak biçimi dalın yaşına, ışığa ve sürgünün gücüne göre değişir. Bu, ağacı "bir yaprak biçimi" ile kaydetmiş bir zihnin göremeyeceği türden bir ayrıntı.
Ne fark ettiriyor
Emre'nin kâğıdındaki yaprak bir dut yaprağı değildi. Bir "yaprak" fikriydi: kalp biçimi, düz kenar, ortada tek çizgi. Zihin her sabah gördüğü şeyi tek tek kaydetmek yerine bir kategoriye koyup dosyayı kapatmıştı. Buna tembellik demek haksızlık olur; zihin tasarruf ediyor. Her sabah her yaprağa yeniden bakan biri otobüsü kaçırırdı.
Ama tasarrufun bir bedeli var. Kategori bir kez kapandığında içindekiler birbirine benzemeye başlar. Üç yıl boyunca aynı ağacın altında beklemiş biri, o ağacın iki ayrı biçimde yaprak verdiğini ancak otobüs geciktiği bir sabah gördü. Gördüğü şey yeni değildi; yeni olan bakışıydı.
Bunu kendi hayatına taşıyınca soru değişiyor. Her gün gördüğün hangi şeyi, hangi insanı, hangi yolu artık bir kategori olarak taşıyorsun? "Annem", "iş yeri", "mahalledeki park" dediğin şeylerin içinde, dosya kapandığından beri neler değişti? Bakmak gözün işi; görmek bazen kapanmış bir dosyayı yeniden açmayı gerektiriyor.
Emre'nin dosyasını açan şey bir karar değildi, geciken bir otobüstü. Bakış çoğu zaman böyle küçük aksaklıklarla açılır: bir bekleme, bir yol değişikliği, bir hastalık günü. Bunları yalnızca kayıp zaman diye saymadan önce, o aralıkta gözün neye takıldığına bakmak da mümkün.
Gelenekler ne gördü
Bakmamak, bakmak ve bakmanın sınırı, doğaya yönelen eski metinlerin sık sık döndüğü bir konu. Aşağıdaki seslerden biri, ötekilerin öğüdüne bir sınır koyuyor.
Gâşiye 88:17–20 — bakmamak
Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?
Ayetler bir soru olarak gelir ve soru bir sitemdir. Sayılan şeylerin hiçbiri uzakta değildir: deve, gök, dağ, yer. Bunlar Arap yarımadasında yaşayan birinin her gün gördüğü şeylerdir. Sitem, görülmeyen bir şey için değil, her gün görülüp bakılmayan şeyler içindir. Emre'nin dut ağacı da bu listeye kolayca girerdi.
Thoreau, Walden, «Sounds» — görücü olmak
Bir okur mu olacaksın, yalnızca bir öğrenci mi, yoksa bir görücü mü? Yazgını oku, önündekini gör ve geleceğe yürü.
Thoreau bu cümleleri Walden gölünün kıyısında kurduğu kulübede, okumayı bir süre bıraktığı bir yazı anlatırken yazar. Hemen öncesinde, hiçbir dersin ya da düzenin "görülecek olana her zaman bakma disiplininin" yerini tutamayacağını söyler. İngilizcedeki seer hem "gören" hem "kâhin" demektir; Thoreau için bakmak öğrenilebilen, bir disiplin gerektiren bir iştir.
Mülk 67:3–4 — yeniden bakmak
Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?
Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer.
Bu ayetler bakmayı bir sınamaya çevirir: göğe bak, bir kusur ara, bulamazsan yeniden bak. Arapçadaki ifade harfiyen "iki kez daha"dır; meal bunu "tekrar tekrar" diye verir. Sonunda göz yorgun döner. Ayetin bağlamı yaratılıştaki düzenin kusursuzluğudur, ama içinde bakmanın kendisine dair bir şey de söylenir: göz tükenebilir.
Gerilim: Thoreau bakmayı bir ömür boyu sürdürülecek bir disiplin olarak önerir; göz eğitildikçe daha çok görecektir. Mülk suresindeki ayetler ise bakmanın bir sınırına işaret eder: tekrar tekrar bakan göz yorgun ve bitkin döner. Gâşiye bu iki ucun öncesinde durur ve hiç bakmayana seslenir. Ders, bakmanın sonsuz bir disiplin mi yoksa yorgunlukla biten bir çaba mı olduğuna karar vermiyor; belki ikisi de aynı sabahın içinde.
Benzetmenin sınırı
Emre'nin dut ağacını fark edememesine insan hayatındaki "kapanmış dosyalar" anlamını yüklediğimizde kat 3'e geçtik. O andan sonra söylenen her şey bir okumadır ve benzetme birkaç yerde durmak zorunda.
Birincisi, bitki farkındalığı eşitsizliği araştırması bir eğitim araştırmasıdır. Öğrencilerin bitkiler hakkındaki tutumlarını ve dikkatlerini ölçer. Bir annenin ya da bir mahallenin "kategoriye konup unutulması" hakkında hiçbir şey ölçmez. Ölçek bize bir eğilimin var olduğunu söyler; o eğilimi hayatın başka alanlarına taşıyan biziz ve bu taşıma bir bulgu değil, bir davet.
İkincisi, "görmemek" her zaman bir eksiklik değildir. Zihnin kategoriye koyup geçmesi, sonsuz ayrıntının içinde yönünü bulmasını sağlar. Her yaprağa yeniden bakmak bir erdem gibi anlatılabilir ama her an yapılabilecek bir şey değildir. Mülk suresindeki yorgun göz bu sınırı gelenek içinden hatırlatıyor; biz de bilim içinden aynı şeyi söylüyoruz.
Bir sınır daha: ders "bitki körlüğü" adını yalnız tarihî olarak andı. Olgunun bugünkü adı, onu gözün bir kusuru gibi değil dikkatin bir dağılımı gibi tarif ediyor ve bu ders de o dili kullanıyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Defterine iki çizimi ve tarihi koy. Altına ilk çiziminde en çok yanıldığın üç ayrıntıyı yaz. Sonra bu dersin üç dikkatinden birini seç ve bir cümleyle cevapla: bakmamak (bu ağaca neden bakmamıştın), görücü olmak (ona bakmayı bir alışkanlığa dönüştürebilir misin) ya da yeniden bakmak (kaçıncı bakışta yoruldun).
Kentte: Kentte sokak ağaçları en kolay malzemedir: çınar, akçaağaç, ıhlamur, dut, akasya. Ağaç bulamazsan balkonundaki ya da bir dükkânın önündeki saksı bitkisi de olur. Önemli olan her gün gördüğün ama hiç bakmadığın bir bitki seçmen.
Sonraki derse köprü
Emre ikinci çizimi bakarak yaptığında, birincide hiç görmediği tırtıkları ve girintileri kâğıda geçirdi. Çizmek, bakmayı yavaşlatıp ayrıntıya zorluyor gibi görünüyor. Peki aynı yaprağı çizmek ile fotoğrafını çekmek gözü aynı biçimde mi çalıştırır? Bir sonraki ders doğa defterinin bu sorusuna bakıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.