İçeriğe geç

0.1 · Seviye 0 · Bakmak

Doğa konuşur mu?

Dala konan bir kuş: kendi ötüşü, bıraktığı iz, bizim anlamımız, dua kitabındaki kuşu

Kat 1 · Canlıların diliKat 2 · İzlerKat 3 · Bizim okumamızKat 4 · Kâinat kitabı

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 0, Bakmak · 1.468 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Ekim sonu, Bursa'da dört katlı bir apartmanın arka bahçesi. Emekli edebiyat öğretmeni Nermin Hanım sabah çayını bahçedeki tahta masaya almış, on bir yaşındaki torunu Defne de okul çantasını sandalyeye asmış, servisi bekliyor. Erik ağacının alt dalına bir saksağan konuyor ve kesik kesik, takırdar gibi bir ses çıkarmaya başlıyor. Ses bitmiyor; kuş dalın bir ucuna gidip geliyor, kuyruğunu kaldırıp indiriyor.

Nermin Hanım gülümsüyor: "Saksağan ötüyor, bugün misafirimiz var." Anadolu'nun pek çok yerinde bilinen bir sözdür bu. Defne ise kuşun baktığı yere bakıyor. Bahçe duvarının dibinde, yaprakların arasında yan komşunun tekir kedisi büzülmüş duruyor. Saksağan kediden gözünü ayırmıyor ve sesi kedinin her kıpırtısıyla sertleşiyor. Az sonra çitin öbür yanındaki serçeler de susuyor, biri çalının içine dalıyor.

Kedi sıkılıp gidince Defne duvarın dibine yürüyor. Dün geceki yağmurdan kalan yumuşak toprakta dört parmaklı, yuvarlak izler var, tırnak izi yok. "Babaanne, kedi buradan gelmiş," diyor. Nermin Hanım çayını yudumluyor ve rahmetli kocasının her sabah bu bahçede söylediği bir cümleyi hatırlıyor: "Kuşlar da kendi dillerinde zikreder."

Aynı dalda, aynı beş dakikada dört ayrı şey oldu. Bir kuş başka canlılara bir şey bildirdi. Toprak bir geçişi kaydetti. Bir insan sese bir anlam yükledi. Başka bir insan da o sesi bütün varlığın Yaratıcı'yı anmasının bir parçası olarak duydu. Bu ders, bu dördünü birbirinden ayırmayı öğretiyor.

Ne oluyor

Saksağanın takırtısı rastgele bir ses değil. Kuşlar ve memeliler yırtıcı gördüklerinde çoğu zaman özel bir ses çıkarır. Bu sesin bir kısmı yırtıcıyı taciz etmeye, bir kısmı çevredekileri uyarmaya yarar. İlginç olan, bu uyarıyı yalnız aynı türden kuşların duymaması.

Çitin öbür yanındaki serçenin susması bu yüzden bir tesadüf olmayabilir. Serçe saksağanın sesinden, kendi göremediği bir tehlikenin bilgisini almış olabilir. Bu bilgiyi alıp almadığını ancak deney gösterir: sesi kaydedip hoparlörden çalarsın ve kedi yokken de serçenin saklanıp saklanmadığına bakarsın. Biyologlar tam olarak bunu yapıyor.

Defne'nin bulduğu iz ise başka türden bir bilgi. Kedi toprağa bir şey söylemek için basmadı; yürürken bastı. İz yine de okunabiliyor: dört parmak, yuvarlak bir taban, tırnak izi yok. Kediler yürürken tırnaklarını içeri çeker, köpeklerin tırnağı ise toprağa çoğu zaman iz bırakır. Bu yüzden iz, onu bırakanın niyeti olmadan bir şey anlatıyor.

Davranış ekolojisi bu iki bilgi türünü ayrı adlarla anar.

Bu ayrım küçük görünür ama dersin bütün iskeletini taşır. Doğanın "konuştuğunu" söylediğimizde aslında dört ayrı şeyden birini kastediyoruz ve akademi her derste hangisinden söz ettiğini açıkça söyleyecek.

Bahçedeki sabaha geri dönünce dört kat yerli yerine oturur. Saksağanın kediye karşı sesi kat 1'dir. Toprakta kalan pati izi kat 2'dir. "Misafir gelecek" yorumu kat 3'tür: saksağanın sesiyle bir misafirin gelişi arasında bilinen bir nedensellik yok, ama bu söz insanların kuşlara yüzyıllardır dikkatle baktığını gösteriyor. Rahmetli eşin "kuşlar da zikreder" cümlesi ise kat 4'tür ve kendi gerekçesini bilimden almaz.

Ne fark ettiriyor

Sabahki sahnede en çabuk gözden kaçan şey, saksağanın sesinin Nermin Hanım'a hiç yönelmemiş olması. Kuş kediye ve çevredeki kuşlara sesleniyordu. Bahçedeki insanlar bu konuşmayı yalnızca kulak misafiri olarak duydu.

Bunu fark etmek iki yönde iş görebilir. Bir yandan, sesin bize ait olmadığını kabul etmek dikkati keskinleştirir: kuşun kime baktığını, ses kesilince ne olduğunu, öteki kuşların nasıl karşılık verdiğini izlemeye başlarsın. Defne tam olarak bunu yaptı ve kediyi o buldu. Öte yandan, bize yönelmemiş bir sesin bizde bir şey uyandırması da gerçek bir deneyimdir. Nermin Hanım'ın gülümsemesi bir yanılgı sayılmaz; bir okumadır. Yalnız kuşun ne dediğinden ayrı bir şeydir.

Bir soru kalıyor: gündelik hayatta "bana söylendi" sandığın kaç ses aslında başkasına söylenmişti? Kulak misafiri olmayı kabul etmek bazen ilk kez gerçekten duymanın başlangıcı olabilir.

Gelenekler ne gördü

Dört kattan sonuncusu çok eski. İnsanlar doğanın sesine bilimden çok önce kulak verdi ve bu sese ne anlam vereceklerini metinlerde tartıştılar. Bu derste beş ses var. Her biri doğanın konuşup konuşmadığı sorusuna başka bir yerden bakıyor.

Mezmur 19:1–4 — sözsüz söz

Gün güne söz akıtır, gece geceye bilgi bildirir. Ne söz var ne kelime, sesleri duyulmaz.

İbranice metnin üçüncü dizesi iki türlü okunur: "sesleri duyulmaz" ya da "sesi duyulmayan söz yoktur". Birinci okumada gökler sessizce konuşur; ikincisinde sesleri her yerde duyulur. Mezmur yazarı için iki durumda da göğün bir anlattığı var, ama bu anlatma kelimesiz.

Eyüp 12:7–8 — sormak

Ama hayvanlara sor, sana öğretsinler; gökteki kuşlara sor, sana anlatsınlar.

Eyüp kitabında bu cümle bir tartışmanın ortasında geçer. Eyüp, dostlarının bilgiçliğine karşı, hayvanların ve toprağın bile bildiği bir şeyi hatırlatır. Burada dikkat dinlemekte değil, sormaktadır: doğa, soru soran birine cevap verir.

İsrâ 17:44 — anlamamak

O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız.

Ayet iki şeyi birlikte söyler. Her şeyin bir dili ve bir anması vardır; insan ise bu dili anlamaz. Arapçadaki fiil (tefkahûn) yüzeysel bir duymayı değil, derinlemesine kavramayı anlatır. Ayet sesin varlığını onaylar, insanın onu çözebileceğini onaylamaz.

Herakleitos B123 — gizlenmek

Doğa gizlenmeyi sever.

Herakleitos'tan bize yalnız parçalar kaldı; bu cümle de başka bir yazarın aktarımıyla geldi. Yunanca physis hem "doğa" hem de bir şeyin "asıl yapısı" demektir. Söz şöyle de okunabilir: şeylerin asıl yapısı göze ilk anda görünmez. Saksağanın sesindeki bilgi de ancak kedi fark edilince açıldı.

Zhuangzi 17, Hao köprüsü — bilmek

Zhuangzi: «Balıklar ne rahat yüzüyor; işte balığın sevinci bu» dedi. Huizi: «Sen balık değilsin, balığın sevincini nereden bileceksin?» dedi.

Tartışma uzar. Zhuangzi sonunda soruyu tersine çevirir: "Ben onu burada, Hao'nun üstünde bildim." Yani bilgisinin köprünün üstünde durup bakmaktan geldiğini söyler. Huizi'nin itirazı ise yerinde durur: başka bir canlının içini nereden bilebiliriz?

Gerilim: Eyüp hayvanlara sorulabileceğini ve onların cevap vereceğini söyler; Huizi ise bir balığın sevincini bilmenin bile mümkün olmadığını. İsrâ suresindeki ayet bu ikisinin arasında durur: ses vardır ama insan onu anlamaz. Ders bu gerilimi çözmüyor. Bir sonraki adımda soru biraz daha somut hâle gelecek: anlamadığımız sesi en azından görmeyi öğrenebilir miyiz?

Benzetmenin sınırı

Bu ders dört katın hepsinden konuştu ve her birinin sınırı farklı.

Kat 1'de sınır ölçümle çizilir. Saksağanın sesinin serçeye bilgi taşıdığını söylemek için hoparlör deneyi gerekir; bahçede gördüğümüz bir eşzamanlılık bunu kanıtlamaz. Serçe belki kediyi kendisi görmüştü.

Kat 2'de sınır başka bir okumayla sınanır. Pati izi kediye ait görünüyor, ama tırnaksız iz bırakan başka hayvanlar da var. İz bir hipotez kurar; hipotez başka bir izle ya da bir gözlemle doğrulanır.

Kat 3'te sınır, okumanın doğaya mal edilmemesidir. "Saksağan ötüyor, misafir gelecek" bir halk okumasıdır ve güzeldir. Onu kuşun kendi niyeti gibi anlatmak ise saksağana bir söz söyletmek olur. Benzetme Nermin Hanım'ın sabahına aittir, kuşa değil.

Kat 4'te sınır iki yönlüdür. Bir yandan, "kuşlar zikreder" inancı alarm sesinin evrimiyle kanıtlanamaz; ayetin ya da mezmurun söylediği bir laboratuvar bulgusu değildir. Öte yandan, alarm sesinin evrimsel açıklaması bu inancı çürütmez; ikisi aynı soruyu sormuyor. Bu akademi kat 4'ü saygıyla aktarır ve bilimle kanıtlamaya ya da bilimle yıkmaya kalkmaz.

En sık hata katları karıştırmaktır: bir kat 3 okumasını kat 1 bilgisi gibi sunmak ("ağaçlar birbirini sever"), ya da bir kat 4 inancını kat 1 bulgusuyla desteklemeye çalışmak. Bu akademinin her dersi bu yüzden aynı soruyla biter: şu an hangi kattan konuştuk?

Gözlem görevi

Kayıt: Defterinin ilk sayfasına tarihi, saati ve yeri yaz. Sonra duyduğun sesi kendi kelimelerinle anlat ve dört satır aç: kat 1 (kuş kime sesleniyordu), kat 2 (çevrede bir iz var mıydı), kat 3 (bu ses sana ne düşündürdü) ve kat 4 (bildiğin bir gelenek bu sese ne der). Dört satırın hepsini doldurmak zorunda değilsin. Ama hangi satıra ne yazdığını karıştırmamaya çalış.

Kentte: Bahçen yoksa bir apartman penceresi ya da durak yeterli. Güvercinler ve serçeler kentte de birbirine seslenir; martı kıyı kentlerinde çok konuşkandır. Ses hiç yoksa trafiğin arasında bir kuşun ne zaman öttüğüne bak.

Sonraki derse köprü

Bahçede Defne'yi kediye götüren şey bakmasıydı: sesin geldiği yere değil, kuşun gözünün gittiği yere baktı. Bakmak ile görmek arasındaki fark bir sonraki dersin konusu. Her gün önünden geçtiğin bir ağacın yaprağını gözünü kapayıp çizebilir misin?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.