DIŞ. DOLMUŞ DURAĞI — SABAH
NAZMİ
Kerem, çok geç kaldın. Usta seni yarım saattir bekliyor.
SEVGİ
Gerçekten çok geç kaldın Kerem. Babam seni bekliyordu.
ŞÜKRÜ
Geç kaldın Kerem. Bir daha olmasın.
KEREM
Özür dilerim, alarmım çalmadı.
DIŞ. DOLMUŞ DURAĞI — SABAH
Kerem koşarak geliyor, ceketinin bir kolu hâlâ boşta.
NAZMİ
Hoş geldin. Çayın soğudu, ikincisini de soğuttuk.
SEVGİ
(saatine bakarak)
Altıda demiştiniz. Altıyı yirmi iki geçiyor.
Şükrü bir şey söylemiyor. Direksiyona geçiyor, kontağı çeviriyor. Motor çalışıyor.
KEREM
Abi, telefonun şarjı... yemin ederim prize taktım, sabah bir baktım ki—
ŞÜKRÜ
Bin.
KEREM
Ben sürecektim ama. Son sefer diye.
ŞÜKRÜ
Bin dedim.
Ne değişti?
- İlk taslakta üç kişi aynı cümleyi kuruyor. Fark yalnız uzunlukta; karakter yok, yazar var.
- Yeniden yazımda her biri geç kalmayı kendi ölçüsüyle söylüyor: Nazmi çayla ve şakayla, Sevgi dakikayla, Şükrü hiç söylemeyerek.
- Kerem’in mazereti yarım kalıyor; sözü kesen Şükrü’nün tek kelimesi. Kesinti, kimin sabrının bittiğini gösteriyor.
- Asıl darbe son iki replikte: Kerem’in “son seferi ben süreyim” umudu bir kez daha söylenmeden elinden alınıyor.
Kendi sahnende dene
Bir sahnende karakter adlarını kapatıp birine okut. Hangi repliğin kime ait olduğunu bilemediği yerde o karakterin dünyayı neyle ölçtüğünü yaz: saat, para, yemek, iş, komşu.
Yeniden yazım tek doğru cevap değil, bir okuma. Aynı sorunun başka çözümleri de var; ölçülen, değişikliğin sahnede bir iş yapıp yapmadığı.