İçeriğe geç

8.5 · Seviye 3 · Alt Metin

Söz ile davranışın çelişmesi

"İyiyim" diyen karakterin elinin ne yaptığını yazar; çelişkinin alt metni nasıl taşıdığını görür

Diyalog Akademisi · Sessizlik ve Davranış · 1.655 kelime · 21 replik · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir düğünde gelinin annesi misafirleri karşılıyor. Herkese gülümsüyor, herkese «Hoş geldiniz, ne mutlu bir gün» diyor. Ama her misafirden sonra bir an pencereye dönüyor ve oradan dışarıya, otoparka bakıyor. Bir arabanın gelmesini bekliyor. Gelinin babası gelmedi; belki gelmeyecek. Anne bunu kimseye söylemiyor. Ağzı «Ne mutlu bir gün» diyor. Gözü otoparkta.

Seyirci hangisine inanır? Ağza mı, göze mi? Cevap neredeyse her zaman aynıdır: davranışa. Söz bir karakterin göstermek istediğidir; davranış, saklayamadığı. Bu ikisi aynı şeyi söylediğinde sahne düz akar. Birbirini yalanladıklarında ise sahne derinleşir, çünkü seyirci aynı anda iki şey görür: karakterin ne olduğunu iddia ettiğini ve gerçekte ne olduğunu.

Bu ders söz ile davranışın çeliştiği anları ve bu çelişkinin alt metni nasıl taşıdığını ele alıyor.

Tek fikir

Söz ile davranış çeliştiğinde seyirci davranışa inanır. «İyiyim» diyen bir ağız ile titreyen bir el yan yana geldiğinde, karakterin sakladığı şey sayfanın yüzeyine çıkar.

Kavram

Bir karakterin sözü ile davranışı arasında üç ilişki olabilir.

Uyum: söz ve davranış aynı şeyi söyler. Karakter «Sevindim» der ve gülümser. Bu ilişki bilgi verir ama derinlik vermez; seyirci bir şeyi iki kez duyar.

Tamamlama: davranış söze bir şey ekler. Karakter «Sevindim» der ve elindeki çiçekleri vazoya yerleştirmeye başlar. Davranış sevinci büyütür, ona bir biçim verir.

Çelişki: davranış sözü yalanlar. Karakter «Sevindim» der ve elindeki çiçeklerin saplarını bir bir koparır. Seyirci söze değil, ellere inanır.

Çelişki birkaç tanıdık biçimde gelir. Duygunun inkârı: «İyiyim» derken titreyen bir el, «Umurumda değil» derken bir mektubu tekrar tekrar okumak. Kabulün yalanlanması: «Tamam, gidiyorum» derken ayakkabıları çıkarmamak, oturmaya devam etmek. Yakınlığın yalanlanması: «Seni özledim» derken saate bakmak, telefonu bırakmamak. Sakinliğin yalanlanması: «Hiç acelem yok» derken anahtarları avuçta sıkmak.

Çelişkinin işe yaraması için birkaç koşul var.

Aynı anda olmalı. Çelişki en güçlü hâlinde söz ile davranış aynı anda gerçekleştiğinde ortaya çıkar. Karakter «İyiyim» derken eli titrer. Davranış bir sahne sonra gelirse, bir çelişki değil bir değişim olarak okunur.

Tek ve somut olmalı: bir el hareketi, bir eşya ya da tek bir bakış. Birden çok çelişen davranış sahneyi melodrama çevirir; tek bir davranış ise seyirciyi dikkatli kılar.

Karaktere özgü olmalı. Bir kâtibin elleri kâğıtla, bir şoförün elleri direksiyonla ya da bir bezle, bir annenin elleri bir yakayla meşguldür. Çelişkiyi taşıyan davranış, karakterin hayatından gelmelidir.

Bir de karakterin farkındalığı var. Bazı karakterler çelişkinin farkında değildir: «İyiyim» derken elinin titrediğini bilmez. Bazıları farkındadır ve gizlemeye çalışır: elini cebine sokar. Farkında olmayan karakter kırılgan görünür; farkında olup gizleyen karakter kontrollü ve acı içinde görünür. Hangisinin yazılacağı karakterin kim olduğuna bağlıdır.

Ele veren davranış, bir karaktere özgü ve tekrarlanabilir bir işarettir. Bir karakter her yalan söylediğinde kulağını kaşır, her korktuğunda gözlüğünü siler. Seyirci bu davranışı birkaç kez gördükten sonra, karakter ne söylerse söylesin, davranışı görünce gerçeği bilir. Ele veren davranış bir hikâye boyunca kullanıldığında, karakterin iç dünyasına açılan bir pencereye dönüşür.

Çelişkiyi sahnede kimin fark ettiği de bir karardır. Karşıdaki karakter fark etmeyebilir; o zaman çelişki yalnızca seyirci ile karakter arasında kalır ve seyirci bir sırrın ortağı olur. Karşıdaki fark edebilir ve görmezden gelebilir; bu, onun nezaketini ya da korkusunu gösterir. Ya da fark edip işaret edebilir, ama adlandırmadan: bir eli tutarak, bir nesneyi alarak, bir soruyu değiştirerek. Bu üç seçenek, sahnedeki iki karakter arasındaki yakınlığın ölçüsüdür.

Bir uyarı: çelişki çok bariz olursa seyirciye bir işaret gibi görünür ve gücünü kaybeder. «İyiyim» deyip hıçkırarak ağlayan bir karakter, çelişki değil karikatür üretir. Çelişki ince olduğunda, seyirci onu kendi keşfettiğini hisseder.

Sahnede

Kalem Odası. Perşembe sabahı. Ozan dün öğleden sonra izin almıştı; annesinin ikinci tetkikinin sonucu çıkacaktı. Bu sabah her zamanki saatinde masasında. Meral ona bakıyor.

İÇ. KALEM ODASI — SABAH. Ozan masasında, önünde bir dosya. Masanın kenarında bir hastane zarfı, ikiye katlanmış.

MERAL

Annenin sonuçları?

OZAN

İyi çıktı, Meral Hanım. Bir şey yokmuş.

Ozan zarfı alıyor, bir kez daha katlıyor.

MERAL

Geçmiş olsun.

OZAN

Sağ olun. Doktor da rahatladı.

Ozan zarfı bir daha katlıyor. Artık avucunda küçük bir kare.

MERAL

Bugün Yılmaz dosyası var, on birde.

OZAN

Biliyorum. Hazırladım.

Ozan dosyayı açıyor. Bir sayfa çeviriyor. Aynı sayfayı geri çeviriyor.

MERAL

Ozan.

OZAN

Buyurun.

Meral bir şey söylemiyor. Kalkıp Ozan'ın masasına geliyor, avucundaki katlanmış zarfı alıyor, açmadan masanın çekmecesine, tornavidanın yanına koyuyor. Çekmeceyi kapatıyor.

MERAL

On birde salondasın. Öğleden sonra işin yok.

Bu sahnede Ozan'ın sözleri ile davranışları birbirine zıt düşüyor. Sözler: «İyi çıktı», «Bir şey yokmuş», «Doktor da rahatladı», «Hazırladım». Davranışlar: zarfı katlamak, bir daha katlamak, avucunda küçük bir kareye çevirmek; dosyada bir sayfa çevirip aynı sayfayı geri çevirmek.

Zarfın katlanması bir ele veren davranış. Her söz bir katlamayla birlikte geliyor; söz «iyi» dedikçe zarf küçülüyor. Seyirci, Ozan'ın sonucu bir yere sığdırmaya, avucunun içinde saklamaya çalıştığını görüyor. Çelişki aynı anda gerçekleşiyor ve tek bir nesneyle taşınıyor: bir kâtibin elinde bir kâğıt.

Ozan çelişkinin farkında mı? Muhtemelen değil. Zarfı katladığını bilmiyor; elleri onun yerine konuşuyor. Bu, onu kırılgan gösteriyor. Dosyada aynı sayfanın gidip gelmesi ise ikinci bir işaret: Ozan okumuyor, bakıyor.

Meral sözlere değil davranışa cevap veriyor. «Ozan» diyor, sonra bir şey söylemiyor. Zarfı alıyor, açmıyor, çekmeceye koyuyor ve çekmeceyi kapatıyor. Bu da bir davranış: «Bunu şimdi taşıman gerekmiyor.» Ve son repliği bir izin: «Öğleden sonra işin yok.» Meral, Ozan'ın «Bir şey yokmuş» sözünü düzeltmiyor; onu bozmadan, davranışın söylediğine göre hareket ediyor. Tornavidanın yanına konan zarf ise sessiz bir bağ: Cemil'in bıraktığı şeyle Ozan'ın taşıdığı şey aynı çekmecede.

İki sürüm

Son Sefer. Pazartesi akşamı. Rıfat sabah kahvede Şükrü'nün selamını almamıştı. Akşam Kerem garaja geldiğinde Şükrü dolmuşun farlarını siliyor. Kerem sabahki olayı Nazmi'den duymuş.

İlk taslak

KEREM

Abi, Rıfat abi sabah selamını almamış, duydum.

ŞÜKRÜ

(üzgün)

Almadı.

KEREM

Üzüldün mü?

ŞÜKRÜ

(gözleri dolarak)

Yok, üzülmedim. Bir şey yok.

KEREM

Emin misin abi?

ŞÜKRÜ

(ağlamaklı)

Eminim.

Yeniden yazım

İÇ. GARAJ — AKŞAM. Şükrü elinde bir bezle dolmuşun sol farını siliyor.

KEREM

Abi, Rıfat abi sabah selamını almamış, duydum.

ŞÜKRÜ

Almadı.

Şükrü farı silmeye devam ediyor. Far temiz.

KEREM

Ne olacak şimdi?

ŞÜKRÜ

Bir şey olmayacak. Bir şey yok.

Şükrü bezi katlayıp aynı farı bir daha siliyor. Aynı yeri.

KEREM

Abi, o far temiz.

Şükrü elini durduruyor. Bezin içinde bir an bekletiyor. Sonra sağ fara geçiyor.

ŞÜKRÜ

Bunu da sil sen yarın. Rıfat'ın babası farlarını her akşam silerdi.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Söz ile davranış arasında üç ilişki vardır: uyum, tamamlama ve çelişki.
  2. Söz ile davranış çeliştiğinde seyirci davranışa inanır.
  3. Çelişki aynı anda, tek ve somut, karaktere özgü bir davranışla yazılmalıdır.
  4. Ele veren davranış, bir karakterin saklamaya çalıştığını tekrar tekrar açığa çıkaran küçük bir işarettir.
  5. Çelişki ince olmalıdır; bariz bir çelişki karikatür üretir, ince bir çelişki seyirciye keşfettirir.

İlk taslakta Şükrü'nün sözü ile davranışı arasında bir çelişki yok, çünkü davranış yok. Onun yerine parantezler var: «üzgün», «gözleri dolarak», «ağlamaklı». Bu parantezler duyguyu adlandırıyor ve oyuncuya ne oynayacağını söylüyor. Ama Şükrü'nün «Bir şey yok» sözünü yalanlayan şey bir parantez olduğu için, seyirci bir görüntü izlemiyor, bir yönerge okuyor. Üstelik «gözleri dolarak» ve «ağlamaklı» çelişkiyi bariz kılıyor; bir şey yok diyen ama ağlayan bir adam, ince bir çelişki değil bir karikatür.

Yeniden yazımda tek bir davranış çelişkiyi taşıyor: zaten temiz olan bir farı silmek. Şükrü «Bir şey yok» derken bezi katlayıp aynı yeri bir daha siliyor. Bu bir ele veren davranış: ellerini meşgul ederek bir şeyden kaçıyor. Kerem'in «O far temiz» repliği, çelişkiyi adlandırmadan işaret ediyor; seyircinin gördüğünü bir karakter de gördü.

Şükrü'nün elini durdurması ve bezi bir an bekletmesi, çelişkinin farkına vardığı an. Sonra bir şey söylüyor ve bu söz, davranışın gerçek anlamını açığa çıkarıyor: «Rıfat'ın babası farlarını her akşam silerdi.» Şükrü farları silerken Kadir'i düşünüyordu. Ağzı «Bir şey yok» diyordu; eli Kadir'in alışkanlığını tekrarlıyordu.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÇelişkiyi bir parantezle yazmak yeterlidir.
Doğrusu

«(üzgün)» ya da «(ağlamaklı)» duyguyu adlandırır ve oyuncuya talimat verir. Çelişki, sözü yalanlayan somut bir davranışla yazılmalıdır.

Yaygın yanlışÇelişki ne kadar bariz olursa seyirci o kadar iyi anlar.
Doğrusu

«Bir şey yok» deyip ağlayan bir karakter karikatüre dönüşür. Çelişki ince olduğunda seyirci onu kendisi keşfeder ve ona daha çok inanır.

Yaygın yanlışÇelişen davranış rastgele seçilebilir.
Doğrusu

Davranış karaktere özgü olmalı ve onun hayatından gelmelidir; mümkünse bir geçmişe bağlanmalıdır. Rastgele bir el hareketi bir şey söylemez; bir karakterin alışkanlığı çok şey söyler.

Kendi sahnende

Özet

  1. Söz ile davranış arasında üç ilişki vardır: uyum, tamamlama ve çelişki.
  2. Söz ile davranış çeliştiğinde seyirci davranışa inanır.
  3. Çelişki aynı anda, tek ve somut, karaktere özgü bir davranışla yazılmalıdır.
  4. Ele veren davranış, bir karakterin saklamaya çalıştığını tekrar tekrar açığa çıkaran küçük bir işarettir.
  5. Çelişki ince olmalıdır; bariz bir çelişki karikatür üretir, ince bir çelişki seyirciye keşfettirir.

Kendini sına

  1. Kalem Odası sahnesinde Ozan'ın zarfı katlaması neden bir ele veren davranış?
  2. Garaj sahnesinin ilk taslağında çelişki neden işe yaramıyor?
  3. Kadir'in adının geçtiği son replik, farı silmenin anlamını nasıl değiştiriyor?

Yanıtlar

  1. Çünkü her «iyi» sözüyle birlikte tekrarlanıyor ve zarf giderek küçülüyor. Ozan sonucu avucunun içinde saklamaya çalışıyor; elleri, sözlerinin söylemediğini söylüyor.
  2. Çünkü çelişkiyi bir davranış değil parantezler taşıyor: «üzgün», «gözleri dolarak», «ağlamaklı». Bunlar duyguyu adlandırıyor ve bariz bir karikatür üretiyor; seyirci bir şey keşfetmiyor, bir talimat okuyor.
  3. Şükrü'nün farı silerken Kadir'i düşündüğünü açığa çıkarıyor. «Bir şey yok» diyordu, ama eli Rıfat'ın babasının her akşamki alışkanlığını tekrarlıyordu.

Sonraki derse köprü

Kalemde ve garajda en önemli şeyleri eller söyledi: katlanan bir zarf, silinen bir far, kapanan bir çekmece. Peki bir sahne hiç replik olmadan ne kadar şey söyleyebilir? Sıradaki atölye bunu sınıyor: kendi sahnelerinden birinin diyalogsuz sürümünü yazacak, sonra yalnız gereken üç repliği geri koyacaksın.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.