7.4 · Seviye 3 · Alt Metin
Nesne üzerinden konuşmak
Kombi, anahtar, eski bir fotoğraf gibi bir nesnenin iki kişinin söyleyemediğini taşımasını kurar
Diyalog Akademisi · Söylenmeyen · 1.669 kelime · 21 replik · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Açılış
Bir adam, yıllar önce ayrıldığı kadının kapısını çalıyor. Kadın kapıyı açıyor, şaşırıyor. Adam bir şey söylemiyor, elindeki küçük bir kutuyu uzatıyor. İçinde bir saat var: kadının babasının saati. Ayrıldıkları gün adamın evinde kalmış. «Tamir ettirdim» diyor adam. «Çalışıyor artık.» Kadın saati alıyor. Kulağına götürüyor. Tıkırtıyı dinliyor. «Babam da hep böyle dinlerdi» diyor. Sonra kapıyı biraz daha açıyor.
Bu iki insan özür dilemedi, affetmedi, yıllardır neden aramadığını sormadı. Bir saat hakkında üç cümle kurdular. Ama o saat, yıllar içinde kırılan ve şimdi tamir edilen bir şeyin yerine geçti. «Tamir ettirdim» bir saat hakkında söylendi; ama söylenmek istenen başka bir şeydi.
İnsanlar söyleyemediklerini çoğu zaman nesnelere yükler. Bir hediyeyle özür diler, bir anahtarla güven gösterir, bir fotoğrafı ortadan kaldırarak bir ilişkiyi bitirir. Bu ders, bir nesnenin iki kişinin söyleyemediğini nasıl taşıdığını ve diyalog yazarının bu nesneyi nasıl kuracağını ele alıyor.
Tek fikir
Bir nesne, iki karakterin arasında sözün taşıyamadığını taşıyabilir. Karakterler nesne hakkında konuşurken ilişkileri hakkında konuşur; nesnenin geçmişi, el değiştirmesi ve durumu bu konuşmanın dilidir.
Kavram
Bir nesneyi yüklü yapan şey nedir? Herhangi bir eşya bir sahnede durabilir: bir bardak, bir sandalye, bir kalem. Ama yüklü bir nesne, karakterlerin hayatında bir yer tutar. Üç özelliği vardır.
Birincisi geçmiş. Nesne bir yerden gelir: birinden kalmıştır, bir günde alınmıştır, bir olaya tanıklık etmiştir. Babanın saati, annenin yüzüğü, ilk arabanın anahtarı. Geçmişi olan bir nesne, kendisiyle birlikte o geçmişi de sahneye taşır. Seyirci geçmişi bilmelidir; ya önceki bir sahnede görmüş ya da sahnenin içinde kısa bir sözle öğrenmiş olmalıdır.
İkincisi el değiştirmesi. Nesne bir elden ötekine geçer: verilir, alınır, geri çevrilir, bırakılır. Bu hareket, ilişkideki bir hareketin karşılığıdır. Bir nesneyi vermek bir şeyi teslim etmek, almak bir şeyi kabul etmek, geri çevirmek bir şeyi reddetmektir. Bir yazarın sorması gereken soru: bu nesne sahnenin sonunda kimin elinde kalıyor?
Üçüncüsü durumu. Nesnenin hâli bir şey söyler: kırık mı, tamir edilmiş mi, açılmamış mı, eskimiş mi, temizlenmiş mi? Tamir edilmiş bir saat, açılmamış bir ilaç kutusu, yıkanmış bir tepsi. Durum, ilişkinin durumunun bir aynasıdır.
Bir nesne üzerinden konuşmanın iki yolu var.
Birincisi doğrudan: karakterler nesneden söz eder. «Tamir ettirdim.» «Babam da hep böyle dinlerdi.» Konuşma nesnenin kendisi hakkındadır, ama her söz ilişkiye de dokunur. Bu yolda incelik, nesne hakkında söylenenlerin ilişki hakkında da doğru olmasıdır. «Çalışıyor artık» hem saat hem de yeniden bir araya gelme ihtimali için doğrudur.
İkincisi eylemle: karakterler nesneden pek söz etmez, onunla bir şey yapar. Bir fotoğrafı ters çevirir, bir anahtarı masaya bırakır, bir hediyeyi açmadan dolaba koyar. Bu yolda nesne bir eylem aracıdır ve eylem söylenmeyen sözün yerini alır.
Yüklü nesnenin bir tehlikesi var: sembolizm. Nesne çok açık bir anlam taşırsa, yazarın seyirciye «Bu bir semboldür» diye fısıldadığı hissedilir. Kırık bir aynanın kırık bir ilişkiyi, solmuş bir çiçeğin bitmiş bir aşkı göstermesi gibi. Bundan kaçınmanın yolu, nesneyi karakterlerin gerçek hayatından almaktır. Kombi, anahtar, ilaç kutusu, tepsi: bunlar sembol olmak için orada değildir; karakterler onları gerçekten kullanır. Anlam, kullanımın içinden çıkar.
Son olarak, yüklü nesne çoğu zaman tekrar eder. Bir sahnede ortaya çıkar, başka bir sahnede geri döner ve her dönüşte yükü artar. İlk sahnede sıradan bir anahtar, ikinci sahnede kayıp bir anahtar, üçüncü sahnede teslim edilen bir anahtar. Seyirci nesneyi hatırlar ve onu her gördüğünde biriken anlamı yeniden duyar.
Sahnede
Son Sefer. Perşembe akşamı. Kerem akşam sekiz seferinden dönüp dolmuşu garaja bırakmış. Şükrü garajda bekliyor. Elinde bir anahtar.
İÇ. GARAJ — GECE. Tek ampul. Kerem dolmuşun kapısını kilitliyor. Şükrü tezgâhın yanında.
ŞÜKRÜ
Al.
Şükrü bir anahtar uzatıyor. Anahtara eski, rengi solmuş deri bir anahtarlık takılı.
KEREM
Ne bu, abi?
ŞÜKRÜ
Yedek. Kaybedersen sabah çıkamazsın.
Kerem anahtarı alıyor. Anahtarlığa bakıyor. Deride silik bir yazı.
KEREM
Bu ne yazıyor? A… Ana…
ŞÜKRÜ
Anadol. Hamdi'nin arabasından kaldı. Seksen birde.
KEREM
Bu eski abi. Ben yenisini alırım, bunu sen sakla.
Kerem anahtarlığı anahtardan çıkarmaya uğraşıyor. Halka sıkı.
ŞÜKRÜ
Çıkmaz o. Kırk yıldır öyle.
Kerem uğraşmayı bırakıyor. Anahtarı avucunda tartıyor.
KEREM
Ağırmış.
ŞÜKRÜ
Alışırsın.
Kerem anahtarı cebine koyuyor. Şükrü ampulün düğmesine uzanıyor.
ŞÜKRÜ
Sabah yedide çıkma, yedi buçukta çık. Yokuşta buz olur bu havada.
Bu sahnede yüklü nesne bir anahtar ve anahtarlık. Şükrü ile Kerem bir anahtar hakkında konuşuyor; ama sahnede olan şey, ustanın işini çırağına teslim etmesi.
Nesnenin geçmişi sahnenin içinde kısa bir sözle veriliyor: Anadol, Hamdi, seksen bir. Seyirci Şükrü'nün ilk arabalarından birinin Hamdi'den alınan Anadol olduğunu biliyor; bu anahtarlık kırk yıllık bir hattın ilk günlerinden geliyor.
El değiştirmesi sahnenin ana hareketi. Şükrü veriyor, Kerem alıyor. Ama Kerem bir an geri çevirmeye çalışıyor: anahtarlığı çıkarmak istiyor, «bunu sen sakla». Bu, Kerem'in bir şeyi kabul etmekte zorlanmasının işareti: ustasının geçmişini taşımaya hazır değil. Şükrü'nün cevabı, «Çıkmaz o. Kırk yıldır öyle», hem bir halka hakkında hem de bir hat hakkında doğru: bu geçmiş, işin kendisinden ayrılmıyor.
Ve durum: anahtarlık solmuş, yazısı silik, halkası sıkı. «Ağırmış» repliği bir anahtarlığın ağırlığı hakkında söyleniyor; ama Kerem'in taşıdığı şeyin ağırlığını söylüyor. Şükrü'nün «Alışırsın» cevabı da aynı biçimde iki katmanlı.
Sahnenin son repliği bir yük aktarımının tamamlanması: Şükrü artık bir usta olarak değil, sabah yolu bilen biri olarak konuşuyor. Bir tavsiye veriyor ve ışığı kapatıyor.
İki sürüm
Kalem Odası. Yılmaz kardeşlerin bir sonraki duruşmasından önceki sabah. Erol koridorda Nesrin'i bekliyor. Elinde bir gözlük kutusu var: babalarının gözlüğü, babanın odasındaki komodinden. Nesrin'in on bir yıl ilaçları aldığını öğrendikten sonra Erol bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyor.
İlk taslak
EROL
Nesrin, ilaçları sen aldığını öğrendikten sonra çok düşündüm. Seni yanlış anlamışım. Babama sen de bakmışsın. Bunu sana vermek istiyorum. Babamın gözlüğü. Senin de hakkın var.
NESRİN
Teşekkür ederim, Erol. Bu benim için çok anlamlı.
EROL
Barışalım mı?
NESRİN
Barışalım.
Yeniden yazım
İÇ. ADLİYE KORİDORU — SABAH. Erol pencerenin önünde. Nesrin merdivenden çıkıyor. Erol bir gözlük kutusunu uzatıyor.
EROL
Babamın.
Nesrin kutuyu alıyor. Açıyor. Kalın camlı, kahverengi çerçeveli bir gözlük.
NESRİN
Hâlâ bu çerçeveyi mi kullanıyordu?
EROL
Yenisini almadı. Camları değiştirtti üç kez.
NESRİN
Bu reçeteyi ben yazdırmıştım. İzmir'den. Göz doktorunu aradım, «babam göremiyor» dedim.
Erol yere bakıyor. Nesrin gözlüğü çıkarıp ışığa tutuyor.
NESRİN
Sağ camında bir çizik var.
EROL
Son yaz düşürdü. Banyoda. Ben toplayamadım cam kırıklarını, o topladı. «Bir şey olmaz» dedi.
Nesrin gözlüğü kutusuna koyuyor. Kutuyu kapatıyor. Çantasına koymuyor; elinde tutuyor.
NESRİN
Bu odada kalsın, Erol. Komodinin üstünde. Ben gelince görürüm.
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Yüklü nesne, iki karakter arasında sözün taşıyamadığını taşıyan bir eşyadır.
- Nesneyi yüklü yapan üç özellik: geçmişi, el değiştirmesi ve durumu.
- Nesne üzerinden iki yolla konuşulur: nesneden söz ederek ve nesneyle bir şey yaparak.
- Sembolizmden kaçınmanın yolu, nesneyi karakterlerin gerçek hayatından almaktır.
- Yüklü nesne tekrar ettikçe yükü artar; sahnenin sonunda kimin elinde kaldığı ilişki hakkında bir şey söyler.
İlk taslakta nesne bir sahne eşyasından ibaret. Erol her şeyi söylüyor: düşündüğünü, yanlış anladığını, kız kardeşinin de baktığını, hakkı olduğunu. Gözlük bu sözlerin yanında bir aksesuar; hiçbir yük taşımıyor. «Barışalım mı?» sorusu nesnenin yapabileceği işi sözle yapıyor ve sahnede hiçbir şey kalmıyor.
Yeniden yazımda Erol yalnızca bir kelime söylüyor: «Babamın.» Gözlük konuşmanın tamamını taşıyor. Geçmişi var: çerçeve, üç kez değiştirilen camlar, Nesrin'in İzmir'den yazdırdığı reçete. Bu son bilgi, Nesrin'in uzaktan da baktığını gözlüğün içinden söylüyor. Durumu var: sağ camındaki çizik ve onun hikâyesi, babanın düştüğü banyo, «Bir şey olmaz». Erol bu hikâyeyle kendi gördüğünü Nesrin'e veriyor: babalarının son yazını.
El değiştirmesi sahnenin sonunu belirliyor. Erol veriyor, Nesrin alıyor ama saklamıyor: çantasına koymuyor, geri veriyor. «Bu odada kalsın.» Bu, gözlüğün Erol'da kalması, ama bir şeyin değişmesi: Nesrin evin, babanın odasının, oraya gelmenin bir parçası olmak istiyor. «Ben gelince görürüm.» Ne evin satılması ne barışma adıyla söylendi. Bir gözlük, bir komodin, bir gelme sözü söylendi.
Ekranda
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışYüklü nesne bir semboldür ve anlamı açık olmalıdır.
Açık bir sembol yazarın seyirciye fısıldadığı bir işaret gibi okunur. Nesne karakterlerin gerçek hayatından gelmeli ve anlamı kullanımdan çıkmalıdır.
Yaygın yanlışNesne sahnede durduğu sürece yük taşır.
Nesne yalnızca geçmişi, el değiştirmesi ve durumu sahnede işlendiğinde yük taşır. Masada duran bir gözlük, kimsenin dokunmadığı ve geçmişini bilmediği bir gözlükse bir aksesuardır.
Yaygın yanlışKarakterler nesneyi verirken ne anlama geldiğini söylemelidir.
Söylendiğinde nesnenin işi elinden alınır. Yük aktarımında söz azalır, eylem çoğalır; seyirci anlamı nesnenin hareketinden okur.
Kendi sahnende
Özet
- Yüklü nesne, iki karakter arasında sözün taşıyamadığını taşıyan bir eşyadır.
- Nesneyi yüklü yapan üç özellik: geçmişi, el değiştirmesi ve durumu.
- Nesne üzerinden iki yolla konuşulur: nesneden söz ederek ve nesneyle bir şey yaparak.
- Sembolizmden kaçınmanın yolu, nesneyi karakterlerin gerçek hayatından almaktır.
- Yüklü nesne tekrar ettikçe yükü artar; sahnenin sonunda kimin elinde kaldığı ilişki hakkında bir şey söyler.
Kendini sına
- Garaj sahnesinde «Çıkmaz o. Kırk yıldır öyle» repliği hangi iki şey hakkında doğru?
- Gözlük sahnesinin ilk taslağında gözlük neden yük taşımıyor?
- Yeniden yazımda Nesrin'in gözlüğü geri vermesi ne anlama geliyor?
Yanıtlar
- Anahtarlığın sıkı halkası hakkında ve Şükrü'nün kırk yıllık hattı hakkında. Anahtarlık anahtardan ayrılmadığı gibi, bu geçmiş de işin kendisinden ayrılmıyor; Kerem işi alırken onu da alıyor.
- Çünkü Erol her şeyi sözle söylüyor: düşündüğünü, yanlış anladığını, kardeşinin hakkını, barışmak istediğini. Gözlüğün ne geçmişi ne durumu işleniyor; bir aksesuar olarak kalıyor.
- Gözlüğün babanın odasında, komodinin üstünde kalmasını istiyor; yani evin ve o odanın bir parçası olmak istiyor. «Ben gelince görürüm» sözü, barışmayı ya da evi adıyla anmadan bir gelme sözü veriyor.
Sonraki derse köprü
Yılmaz kardeşler evin satılıp satılmayacağını hiç konuşmadı; bir gözlüğün yerini konuştular. Bazen iki insan asıl meselenin yerine küçük bir anlaşmazlık seçer ve onu, asıl meselenin ritminde yürütür: kimin gözlüğü saklayacağı, kimin tepsiyi getireceği, kimin hangi sandalyeye oturacağı. Sıradaki ders başka bir şey hakkında kavgayı ele alıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.