İçeriğe geç

5.2 · Seviye 2 · İstek, Güç, Çatışma

Statünün dil işaretleri

Konuyu kimin seçtiğini, kimin soru sorduğunu, kimin bekletildiğini ve kimin özür dilediğini sayarak bir sahnenin güç haritasını çıkarır

Diyalog Akademisi · Güç ve Statü · 1.790 kelime · 28 replik · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir yazar, iki karakterin konuştuğu bir sahne yazmış ve bir okura veriyor. Yazarın niyeti açık: sahnede kocası karısını eziyor. Okur sahneyi bitiriyor ve şunu söylüyor: «Bence karısı onu parmağında oynatıyor.» Yazar şaşırıyor. Sahneyi yeniden okuyor. Koca bağırıyor, sert kelimeler kullanıyor, kapıyı çarpıp çıkıyor. Nasıl olur da okur tersini görür?

Okurun gördüğü şeyi saymak mümkün. Sahne boyunca konuyu hep kadın açmış. Soruları hep kadın sormuş; koca hep cevap vermiş, kendini açıklamış. Koca iki kez «Öyle demek istemedim» demiş. Kadın kocasını bir kez bile beklememiş, ama koca iki kez kadının bir şeyi bitirmesini beklemiş. Bağırmak, sert kelimeler ve çarpılan kapı birer gürültü. Ama güç, gürültüde değil bu küçük işaretlerde duruyordu.

Bu ders o işaretleri saymayı öğretiyor. Bir sahnenin kimden yana olduğunu sezgiyle değil, sayarak görmek: konuyu açan, soruyu soran, bekletilen, özür dileyen. Sayım bittiğinde elinde sahnenin güç haritası olur. Ve bazen, o haritanın senin niyetinle uyuşmadığını görürsün.

Tek fikir

Bir sahnenin gücü, sesin yüksekliğinde değil, sayılabilir küçük işaretlerde durur: konuyu seçmek, soru sormak, bekletmek, özür dilemek. Bunları saymak, sahnenin güç haritasını çıkarır.

Kavram

Statü işaretlerinin sayılabilir olanları, bir sahneyi incelerken en çok işe yarayanlardır. Burada yedi tanesini ele alacağız. Her biri bir soru olarak sorulabilir ve her soru için karakterlere birer çentik atılabilir.

Birincisi konu. Konuyu kim açıyor, kim değiştiriyor? Konuşmanın neyle ilgili olacağına karar veren, konuşmanın sahibidir. Bir karakterin açtığı konu kabul edilmiyor ve öbürü başka bir konuya geçiyorsa, bu güçlü bir hamledir.

İkincisi soru. Soruların yönü hangi taraftan öbürüne doğru? Soru soran çoğu zaman konuşmayı yönlendirir; cevap veren, kendini açmak zorunda kalır. Ama burada bir ayrım var: bir sorgunun sorusu ile bir iznin sorusu aynı değildir. «Dün gece neredeydin?» yukarıdan sorulur. «Bir şey sorabilir miyim?» aşağıdan sorulur. Soruları sayarken bu ikisini ayrı sütunlara yazmak gerekir.

Üçüncüsü bekletme. Kim kimi bekletiyor? Bir cevabın gecikmesi, araya giren bir iş, bir telefona bakılması, bir cümlenin bitirilmesi: bunlar birinin zamanının ötekinin zamanından daha değerli olduğunu gösterir. Bekletilen, alttadır.

Dördüncüsü özür ve açıklama. Kim özür diliyor, kim kendini açıklıyor? «Kusura bakma», «öyle demek istemedim», «çünkü şöyle oldu»: bunlar konuşanı aşağı çeker. Kendini açıklamayan, açıklamaya ihtiyaç duymayan karakter yukarıda durur.

Beşincisi hitap. Kim kime adıyla, kim unvanıyla, kim hiç hitap etmeden konuşuyor? Birine adıyla seslenmek yakınlık kurabilir, ama karşıdaki «Bey» ya da «Hanım» bekliyorsa bir üstlük de kurabilir. Bir karakter karşısındakinin unvanını kullanıp kendi adının kullanılmasına izin veriyorsa, hitap tek yönlüdür ve bir hiyerarşi kurar.

Altıncısı kesinti. Kim kimin sözünü kesiyor? Söz kesmek, karşıdakinin söyleyeceğinin dinlenmeye değmediğini gösterir. Kesilen ve itiraz etmeyen, alttadır. Ama söz kesmenin tek nedeni üstünlük değildir; heyecan, korku ya da yakınlık da söz kestirir. Sayarken bunun hangisi olduğunu not etmek gerekir.

Yedincisi son söz. Sahnenin ya da bir tartışmanın son sözünü kim söylüyor? Son söz, konuşmanın kapısını kapatma hakkıdır.

Bu sayımın iki kullanımı var. Birincisi teşhis: yazdığın bir sahnenin istediğin gibi okunup okunmadığını görmek. Bir karakteri güçlü göstermek istiyorsan ama sayım onu hep cevap veren, hep açıklayan biri olarak gösteriyorsa, sahne senin niyetine karşı çalışıyordur. İkincisi tasarım: bir sahneyi yazmadan önce kimin hangi işaretleri taşıyacağına karar vermek.

Sayım mekanik değildir. Bir karakter on soru sorup yine de alt konumda kalabilir, eğer soruları izin soruları ise. Bir karakter tek bir özür dileyip yine de üstte kalabilir, eğer özrü alaycı ise. Bu yüzden her işaret bağlamıyla birlikte okunur. Ama sayım, sezginin kaçırdığını yakalar ve yazarı «Bu soru gerçekten ne yapıyor?» diye düşünmeye iter.

Son olarak, haritanın kendisi değişebilir. Bir sahnenin ilk yarısında bir karakterin taşıdığı işaretler ikinci yarıda öbürüne geçebilir. Bu yüzden sayımı bazen sahnenin tamamı için değil, iki yarısı için ayrı ayrı yapmak gerekir. İki yarı arasındaki fark, sahnede neyin değiştiğini gösterir.

Sahnede

Son Sefer. Cuma gecesi, İstanbul. Sevgi mutfakta, telefonu kulağında. Pazartesi babasının kardiyoloji randevusu var ve pazar günü Rize'ye gitmesi gerekiyor. Kocası Kaan iş seyahatinde, otelden arıyor.

İÇ. SEVGİ'NİN EVİ, MUTFAK — GECE. Sevgi bulaşık makinesini boşaltıyor, telefon omzu ile kulağı arasında.

KAAN

(telefonda)

Selin aradı mı seni?

SEVGİ

Aradı. Pazartesi sunum var dedi.

KAAN

(telefonda)

Sen hazırlıyorsun değil mi sunumu?

SEVGİ

Hazırladım. Kaan, ben pazar Rize'ye gidiyorum.

KAAN

(telefonda)

Bir saniye.

Telefonun öbür ucunda bir kapı sesi, biriyle kısa bir konuşma. Sevgi bir tabağı elinde tutup bekliyor.

KAAN

(telefonda)

Evet. Pazar dedin.

SEVGİ

Babamın randevusu pazartesi. Öne aldırdım. Kusura bakma, söylemeyi unuttum.

KAAN

(telefonda)

Sunum ne olacak?

SEVGİ

Selin sunar. Dosyalar hazır. Ben de görüntülü bağlanırım, hastaneden çıkınca.

KAAN

(telefonda)

Hastanede ne kadar kalacaksın?

SEVGİ

Bilmiyorum. Bir iki gün. Duruma göre.

KAAN

(telefonda)

Duruma göre.

SEVGİ

Kaan, babam.

KAAN

(telefonda)

Tamam. Selin'e söyle, sunumdan sonra beni arasın.

Şimdi sayalım. Tablo, sahnenin tamamındaki işaretleri gösteriyor.

İşaretKaanSevgi
Konuyu açtı ya da değiştirdi31
Yukarıdan soru sordu40
Bekletti10
Özür diledi ya da açıkladı03
Son söz10

Sevgi bu sahnede asıl söylemek istediği şeyi, Rize'ye gideceğini, yalnız bir kez konu olarak açabiliyor. Kaan önce Selin'i, sonra sunumu, sonra sunumu tekrar konu yapıyor. Sevgi'nin açtığı konuyu «Bir saniye» ile bekletiyor. Dört sorunun dördü de Kaan'dan geliyor ve hepsi yukarıdan soruluyor; Sevgi her birine cevap veriyor, kendini açıklıyor. Bir kez de «Kusura bakma» diyor, oysa ortada bir kusur yok; babasının randevusu.

Sahnenin dönüm noktası çok küçük: Kaan'ın «Duruma göre» diye tekrarı. Bu bir soru değil ama bir sorgu; Sevgi'nin kelimelerini ona geri veriyor. Sevgi ilk kez açıklama yapmıyor: «Kaan, babam.» İki kelime, bir hitap ve bir ad. Bu, Sevgi'nin sahnedeki tek açıklamasız repliği. Kaan'ın cevabı «Tamam», ama son sözü yine o söylüyor ve konuyu yine Selin'e, sunuma çeviriyor.

Bu sahnede kimse bağırmadı, kimse kaba bir şey söylemedi. Ama sayım, Sevgi'nin evliliğinde nerede durduğunu açıkça gösteriyor. Ve «Kaan, babam» repliğinin neden bu kadar ağır olduğunu da: o, haritada tek başına duran bir çentik.

İki sürüm

Kalem Odası. Sabah. Avukat Tuna Bey, bir dosyanın fotokopisini istemek için kaleme geliyor. Masada yalnız Ozan var. Yazarın niyeti şu: Tuna Bey deneyimli bir avukat, Ozan ilk haftasında bir kâtip, ama Ozan kalemin kuralını biliyor ve geri adım atmıyor. Sahne Ozan'ın üstte kalmasını istiyor.

İlk taslak

TUNA

Günaydın Ozan. Yılmaz dosyasının bilirkişi yazışmalarının fotokopisi lazım.

OZAN

Günaydın Tuna Bey. Kusura bakmayın ama dilekçe vermeniz gerekiyor.

TUNA

Dilekçe mi? Meral Hanım her zaman verirdi.

OZAN

Biliyorum, özür dilerim. Ama hâkim bey yeni bir talimat verdi, ben de ona uymak zorundayım. Yani benim bir suçum yok.

TUNA

Peki ne zaman alabilirim?

OZAN

Dilekçeyi bugün verirseniz yarın hazır olur. Olur mu?

TUNA

Olur.

Sayalım: Ozan iki kez özür diliyor, bir kez kendini uzun uzun açıklıyor, sonunda «Olur mu?» diye bir izin sorusu soruyor. Konuyu Tuna açıyor, «Ozan» diye adıyla çağırıyor, Ozan ise «Tuna Bey» diyor. Son sözü Tuna söylüyor. Yazarın niyeti Ozan'ın üstte kalmasıydı, ama harita Tuna'yı gösteriyor. Ozan kuralı uyguluyor, evet, ama her işaretiyle «bunun için özür dilerim» diyor.

Yeniden yazım

TUNA

Günaydın Ozan. Yılmaz dosyasının bilirkişi yazışmalarının fotokopisi lazım.

Ozan elindeki tutanağın son satırını yazıyor. Sonra başını kaldırıyor.

OZAN

Günaydın Tuna Bey. Dilekçeyle veriyoruz.

TUNA

Meral Hanım her zaman verirdi.

OZAN

Hâkim bey talimatı. Dilekçe örneği şurada, kapının yanında.

TUNA

Ne zaman hazır olur?

OZAN

Yarın on birde.

Tuna Bey bir an duruyor. Kapının yanındaki kâğıtlardan birini alıyor.

TUNA

Yarın on birde.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Statü, sayılabilir işaretlerde durur: konu, soru, bekletme, özür ve açıklama, hitap, kesinti, son söz.
  2. Bu işaretleri karakter karakter saymak, sahnenin güç haritasını çıkarır.
  3. Sorgunun sorusu ile iznin sorusu farklıdır; ilki konuşanı yükseltir, ikincisi indirir.
  4. Sayım bağlamla okunur, ama sezginin kaçırdığını yakalar ve niyet ile sayfa arasındaki uyumsuzluğu gösterir.
  5. Güç, ses yüksekliğiyle ya da kabalıkla değil, bu işaretlerle kurulur.

Yeniden yazımda Ozan hiç özür dilemiyor ve kendini açıklamıyor; «Hâkim bey talimatı» bir açıklama değil, bir bilgi. Tuna'yı bir tutanağın son satırı kadar bekletiyor. Soru soran Tuna, ve sorusu artık bir sorgu değil bir talep: «Ne zaman hazır olur?» Ozan'ın cevabı kısa ve kesin. Hitaplar aynı kaldı; Ozan hâlâ «Tuna Bey» diyor ve bu doğru, çünkü ilk haftasında bir kâtip. Statü kabalıkla kurulmadı. Son söz Tuna'nın, ama bu son söz Ozan'ın cümlesinin tekrarı: Tuna, Ozan'ın koyduğu saati kabul ediyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışGüçlü karakteri yüksek sesle, sert kelimelerle yazmak yeterlidir.
Doğrusu

Ses ve sertlik birer gürültüdür. Güç, konuyu seçmek, bekletmek ve açıklama yapmamak gibi küçük işaretlerde durur. Bağıran ama hep cevap veren bir karakter alttadır.

Yaygın yanlışHer soru soranı yükseltir.
Doğrusu

Bir sorgunun sorusu yukarıdan, bir iznin sorusu aşağıdan sorulur. «Olur mu?», «Bir şey sorabilir miyim?» konuşanı indirir.

Yaygın yanlışYüksek statü kabalık ister.
Doğrusu

İşaretlerin çoğu nezaketle de taşınabilir: bir karakter kibarca bekletebilir, kibarca konu değiştirebilir, kibarca açıklama yapmayı reddedebilir.

Kendi sahnende

Özet

  1. Statü, sayılabilir işaretlerde durur: konu, soru, bekletme, özür ve açıklama, hitap, kesinti, son söz.
  2. Bu işaretleri karakter karakter saymak, sahnenin güç haritasını çıkarır.
  3. Sorgunun sorusu ile iznin sorusu farklıdır; ilki konuşanı yükseltir, ikincisi indirir.
  4. Sayım bağlamla okunur, ama sezginin kaçırdığını yakalar ve niyet ile sayfa arasındaki uyumsuzluğu gösterir.
  5. Güç, ses yüksekliğiyle ya da kabalıkla değil, bu işaretlerle kurulur.

Kendini sına

  1. Telefon sahnesinde Sevgi'nin «Kaan, babam» repliği neden ağır geliyor?
  2. Kalem Odası sahnesinin ilk taslağında yazarın niyeti neden gerçekleşmiyor?
  3. «Olur mu?» sorusu, soru sormanın statüyü yükselttiği kuralına neden uymuyor?

Yanıtlar

  1. Çünkü haritada tek başına duran bir çentik. Sahne boyunca Sevgi konuyu bir kez açabiliyor, sorulara cevap veriyor, kendini açıklıyor ve özür diliyor. «Kaan, babam» onun ilk ve tek açıklamasız repliği: bir hitap ve bir ad, hiçbir gerekçe yok.
  2. Çünkü Ozan kuralı uyguluyor ama her işaretiyle aşağıda duruyor: iki kez özür diliyor, kendini uzun uzun açıklıyor ve sonunda «Olur mu?» diye izin istiyor. Konuyu Tuna açıyor, son sözü de Tuna söylüyor. Sayım Tuna'yı gösteriyor.
  3. Çünkü bir izin sorusu. Konuşmayı yönlendirmiyor, karşıdakinin onayını istiyor. Sorgu soruları konuşanı yükseltir; izin soruları konuşanı indirir.

Sonraki derse köprü

Kalem Odası sahnesinde ilk haftasındaki bir kâtip, deneyimli bir avukatı bir saatin önünde durdurdu. Ozan'ın unvanı Tuna'nınkinden aşağıda, ama o an onundu. Kurumun verdiği güç ile o anda kazanılan güç arasındaki bu fark, bir hâkimin bir mübaşir tarafından susturulabileceği anlara kadar gidebilir. Sıradaki ders bu farkı, kurumsal güç ile anlık gücü ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.