İçeriğe geç

5.1 · Seviye 2 · İstek, Güç, Çatışma

Statü nedir?

Statüyü unvan değil konuşma anında oynanan bir şey olarak görür; yüksek ve düşük statü oynamanın işaretlerini tanır

Diyalog Akademisi · Güç ve Statü · 1.860 kelime · 26 replik · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir hastane bekleme salonu. Emekli bir albay sırasını bekliyor. Yanına genç bir hemşire geliyor, elindeki listeye bakmadan «Ahmet Bey, buyurun» diyor ve yürümeye başlıyor. Albay kalkıyor, peşinden gidiyor. Kapıda hemşire durup «Ayakkabılarınızı burada çıkarın» diyor. Albay eğilip ayakkabılarını çıkarıyor. Bu iki dakikada albayın rütbesi hiçbir şeyi değiştirmedi. Hemşire önden yürüdü, konuşmayı başlattı, talimat verdi, beklemedi. Albay takip etti.

Şimdi aynı salonu düşünün, ama bu kez albay başka biri. Hemşire adını söylediğinde başını hemen kaldırmıyor. Gazetesinin sayfasını bitiriyor. Kalkarken acele etmiyor. Kapıda «Ayakkabılarınızı burada çıkarın» denince bir an hemşireye bakıyor, sonra yavaşça eğiliyor. Aynı talimata uyuyor, ama bu kez hemşire bekliyor.

İki sahnede de kimse kimseye kaba davranmadı. İki sahnede de albay aynı şeyi yaptı. Değişen, iki insan arasında o anda oynanan bir şey: kimin beklediği, kimin önden yürüdüğü, kimin kime baktığı. Bu dersin konusu bu oyun. Tiyatroda ona statü deniyor ve diyalogda neredeyse her replik onu biraz yukarı ya da biraz aşağı itiyor.

Tek fikir

Statü bir unvan değil, iki kişi arasında her an oynanan bir şeydir. Her replik, konuşanın statüsünü karşıdakine göre biraz yükseltir ya da biraz alçaltır.

Kavram

Bu kavramı tiyatroya taşıyan kişi, İngiliz tiyatro eğitmeni Keith Johnstone. Londra'daki Royal Court Tiyatrosu'nda yazar ve oyuncu atölyeleri yönetirken, doğaçlama sahnelerin neden kimi zaman canlandığını, kimi zaman sönük kaldığını araştırdı. Bulduğu cevaplardan biri statüydü.

Johnstone'un ayrımının özü şu: toplumsal statü ile oynanan statü aynı şey değildir. Toplumsal statü kişinin konumudur: hâkim, müdür, albay, patron. Oynanan statü ise o kişinin bir konuşmanın içinde nasıl davrandığıdır. Bir hâkim bir sahnede düşük statü oynayabilir; bir mübaşir yüksek. Dramayı ilginç kılan çoğu zaman bu ikisinin arasındaki boşluktur.

Bir karakter statüsünü iki yoldan yükseltebilir: kendini yükselterek ya da karşıdakini indirerek. Aynı biçimde iki yoldan alçaltabilir: kendini indirerek ya da karşıdakini yükselterek. Bir övgü karşıdakini yükseltir ve konuşanı biraz aşağıya çeker. Bir düzeltme karşıdakini indirir ve konuşanı biraz yukarı taşır. Bir özür konuşanı indirir. Bir emir konuşanı yükseltir.

Sayfaya düşen statü işaretleri vardır. Yüksek statü oynayan biri çoğu zaman konuşmaya başlamak için izin beklemez, sözünü bitirir, cümleleri kısa ve tamamlanmıştır, göz temasını tutar, karşısındakini bekletir, hitabı kendisi seçer, kendini açıklamaz. Düşük statü oynayan biri ise cümleye tereddütle başlar («şey», «acaba», «ee»), özür diler, kendini açıklar, karşısındakinin onayını sorar, sözü bırakır, kesilir, bekler.

Bu işaretlerin bir kısmı replikte, bir kısmı eylem satırında durur. Göz temasının tutulması, başın sabit kalması, alanın kullanılması, yani birinin koltuğa yayılması ya da kapı eşiğinde durması, sayfada eylem satırına düşer. Bir yazar bunların hepsini yazmak zorunda değildir; oyuncu ve yönetmen kendi işaretlerini bulur. Ama repliğin kendisi, kelime seçimiyle, uzunluğuyla, tamamlanmış ya da yarım kalmış olmasıyla bir statü taşır ve bu yazarın işidir.

Düşük statü zayıflık değildir. Bu, belki de kavramın en kullanışlı yüzü. Düşük statü oynayan karakter istediğini çoğu zaman bu yoldan alır: karşıdakini yükselterek, onun kendini cömert hissetmesini sağlayarak. Bir garson, bir satış elemanı, bir dilekçe veren vatandaş düşük statü oynayarak çok şey kazanabilir. Yüksek statü oynayan bir karakter ise bunun bedelini ödeyebilir: inatçı, yalnız, sevilmeyen biri olabilir.

Statü, komedinin de ana malzemelerinden biridir. Kendini yükseltmeye çalışan birinin bir anda aşağı düşmesi, seyirciyi güldüren en eski olaylardan biridir. Bir müdürün kibirli bir konuşma yaparken kapı koluna takılması, bir patronun çalışanından bir şey öğrenmek zorunda kalması. Dramada aynı mekanizma acı verir: yükselmiş birinin düşüşü trajik olur.

Son olarak: statü sürekli oynanır. İki insan konuşurken statü hiç durmaz, her replikte biraz kayar. Bir sahnenin statü açısından «durgun» olduğu çok az an vardır. Bu yüzden statü, bir diyalog yazarına her replik için sorabileceği bir soru verir: bu replik konuşanı yükseltiyor mu, alçaltıyor mu?

Sahnede

Son Sefer. Garaj, öğleden sonra. Hamdi'nin oğlu Volkan, dolmuşu ve plakayı görmeye gelmiş. Plakanın Kerem'e gideceğini biliyor, ama bir fiyat soruyor. Şükrü motoru silerken arkasında beliriyor.

İÇ. GARAJ — GÜN. Şükrü dolmuşun kaputu açık, elinde bir bez. Volkan telefonla konuşarak içeri giriyor.

VOLKAN

(telefona)

Tamam, tamam. Beş dakikaya çıkarım. (Şükrü'ye) Selam amca. Babam yolladı.

ŞÜKRÜ

Hoş geldin.

Volkan, Şükrü'ye bakmadan dolmuşun şoför kapısını açıyor, koltuğa oturuyor.

VOLKAN

Kaç kilometrede bu?

ŞÜKRÜ

Dört yüz yirmi bin.

VOLKAN

Çok. Motor yenilendi mi?

ŞÜKRÜ

İki yıl önce.

VOLKAN

Faturası var mı?

Şükrü cevap vermiyor. Bezi katlıyor, kaputun üstüne koyuyor.

VOLKAN

Amca, faturası var mı dedim.

ŞÜKRÜ

Duydum.

Şükrü kaputu yavaşça kapatıyor. Sesi garajda yankılanıyor.

ŞÜKRÜ

Babanın Anadol'unu ben aldım ondan. Seksen birde. Faturası yoktu. Hâlâ yürüyor mu diye sormadı bana hiç.

VOLKAN

O başka zamandı.

ŞÜKRÜ

Koltuktan kalk, evladım.

Bir sessizlik. Volkan kalkıyor.

Sahnenin başında Volkan yüksek statü oynuyor ve bunu birçok işaretle yapıyor. Telefonda konuşarak giriyor: Şükrü'yü bekletiyor. «Selam amca» diyor: hitabı kendisi seçiyor ve bu hitap bir yaşlıya gösterilen saygıyı değil, bir yaşlıyı küçümsemeyi taşıyor. Şükrü'ye bakmadan şoför koltuğuna oturuyor: alanı kendi alanı gibi kullanıyor. Kısa sorular soruyor, Şükrü kısa cevaplar veriyor. «Çok» diyerek bir yargı bildiriyor.

Şükrü ilk dört repliğinde düşük statü oynuyor ya da en azından statü oyununa girmiyor: kısa, hizmet eden cevaplar. Tahterevallide aşağıda.

Dönüm anı, Şükrü'nün cevap vermediği yer. Susmak, bekletmek, bezi katlamak: bu kez bekleyen Volkan. «Amca, faturası var mı dedim» repliği tekrar etmek zorunda kalan birinin repliği; tekrar, statü kaybıdır. Şükrü'nün «Duydum» cevabı kısa, tamamlanmış ve açıklamasız.

Kaputun kapanması bir eylem satırında duruyor, ama bir statü hamlesi. Sonra Şükrü uzun bir replik söylüyor: bir hatıra, bir tarih, ve bu hatıranın içinde Volkan'ın babası, Şükrü'den bir şey satın almış biri olarak değil, Şükrü'nün bir şey satın aldığı biri olarak duruyor. Volkan'ın «O başka zamandı» cevabı bir savunma; savunma yapan alçalır. Şükrü'nün son repliği bir emir ve «evladım» hitabıyla, Volkan'ın «amca»sına bir cevap. Tahterevalli öbür tarafa geçti.

İki sürüm

Son Sefer. Kerem, plakanın devri için gereken sigorta poliçesini yaptırmak üzere bir sigorta acentesinde. Karşısında masada acentenin çalışanı Gülay Hanım. Kerem bir indirim istiyor.

İlk taslak

KEREM

Ee, merhaba. Kusura bakmayın, rahatsız ediyorum. Bir poliçe yaptıracaktım.

GÜLAY

Buyurun.

KEREM

Dolmuş için. Bana bak, fiyat ne kadar?

GÜLAY

On dört bin.

KEREM

Çok pahalı ama bu. Şey, acaba indirim olur mu?

GÜLAY

Olmaz.

KEREM

Peki. Sağ olun, kusura bakmayın.

Yeniden yazım

KEREM

Merhaba. Gülay Hanım siz misiniz? Nazmi abi sizi söyledi.

GÜLAY

Benim. Buyurun.

KEREM

Ustamın dolmuşunu devralıyorum, Şükrü Usta'nın. Poliçeyi sizden yaptırsın dedi Nazmi abi. Ben bu işleri bilmiyorum, siz bilirsiniz.

GÜLAY

On dört bin tutuyor.

Kerem başını sallıyor, bir an susuyor.

KEREM

Usta otuz yıl sizden yaptırdı herhalde, değil mi? Ben yeni başlıyorum. Siz ne yaparsanız.

Gülay ekrana bakıyor. Bir şeye tıklıyor.

GÜLAY

Şükrü Usta'nın dosyasından bir şey yapabilirim. On bir bin iki yüz.

KEREM

Sağ olun, Gülay Hanım.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Statü bir unvan değil, iki kişi arasında her an davranışla oynanan bir konumdur.
  2. Toplumsal statü ile oynanan statü farklıdır; dramanın çoğu bu boşluktan doğar.
  3. Statü bir tahterevalli gibi işler: biri yükselirken öbürü alçalır.
  4. Tereddüt, özür, açıklama, bekletme, hitap ve susuş repliklerde statü taşır.
  5. Düşük statü zayıflık değil, çoğu zaman bir taktiktir.

İlk taslakta Kerem'in statüsü bir replikten öbürüne rastgele savruluyor. «Ee, merhaba. Kusura bakmayın, rahatsız ediyorum»: düşük. «Bana bak, fiyat ne kadar?»: bir anda yüksek ve kaba. «Çok pahalı ama bu»: bir yargı, yüksek. «Şey, acaba indirim olur mu?»: yine düşük. Kerem'in bir statü seçimi yok; yazar her replikte başka bir işaret kullanmış. Bu Kerem'i tutarsız bir karakter yapmıyor, belirsiz bir karakter yapıyor. Gülay'ın «Olmaz»ı da bu yüzden çok kolay.

Yeniden yazımda Kerem düşük statü oynuyor ve bunu bilerek, tutarlı biçimde yapıyor. Gülay'ı adıyla, «Hanım» diye çağırıyor. Bir tanıdığın adını veriyor. «Ben bu işleri bilmiyorum, siz bilirsiniz» diyerek Gülay'ı açıkça yükseltiyor. Fiyatı duyunca itiraz etmiyor, susuyor. Sonra bir kez daha Gülay'ı yükseltiyor: ustasının yıllarca onlarla çalıştığını hatırlatıyor ve kararı Gülay'a bırakıyor: «Siz ne yaparsanız.»

Bu düşük statü bir zayıflık değil, bir taktik. Gülay yükseltildiği için cömert davranma imkânı buluyor. İndirimi Kerem istemiyor; Gülay veriyor. Ve Gülay'ın indirimi Şükrü Usta'nın adına bağlaması, Kerem'in ustasının adını boşuna anmadığını gösteriyor. Bu sahnede Kerem'in yüksek statü oynaması da mümkündü: sert, kısa, pazarlık eden bir Kerem de bir indirim alabilirdi. Seçim yazarın. Önemli olan, bir seçimin yapılmış olması.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışStatü, karakterin makamıdır.
Doğrusu

Makam, toplumsal statüdür ve sahnede oynanan statüyle örtüşmek zorunda değildir. Bir müdür düşük, bir kâtip yüksek statü oynayabilir; dramanın çoğu bu boşluktan doğar.

Yaygın yanlışDüşük statü zayıf yazılmış bir karakterdir.
Doğrusu

Düşük statü bir seçim ve çoğu zaman bir taktiktir. Karşıdakini yükselterek istediğini alan karakter, sahnenin kazananı olabilir.

Yaygın yanlışStatü yalnız kaba ya da kibar olmakla ilgilidir.
Doğrusu

Statü kabalıkla değil konumla ilgilidir. Kibar biri yüksek statü oynayabilir, kaba biri düşük. Bekletmek, susmak, hitabı seçmek, kendini açıklamamak gibi işaretler nezaketten bağımsız işler.

Kendi sahnende

Özet

  1. Statü bir unvan değil, iki kişi arasında her an davranışla oynanan bir konumdur.
  2. Toplumsal statü ile oynanan statü farklıdır; dramanın çoğu bu boşluktan doğar.
  3. Statü bir tahterevalli gibi işler: biri yükselirken öbürü alçalır.
  4. Tereddüt, özür, açıklama, bekletme, hitap ve susuş repliklerde statü taşır.
  5. Düşük statü zayıflık değil, çoğu zaman bir taktiktir.

Kendini sına

  1. Garaj sahnesinde Şükrü'nün statüsü hangi anda yükselmeye başlıyor ve bunu nasıl yapıyor?
  2. Sigorta acentesi sahnesinin ilk taslağında Kerem'in sorunu ne?
  3. Bir karakterin toplumsal statüsü yüksek olduğu halde sahnede düşük statü oynamasının bir örneğini ver.

Yanıtlar

  1. Faturayı soran soruya cevap vermediği anda. Susup bezi katlayarak Volkan'ı bekletiyor ve onu soruyu tekrar etmeye zorluyor. Ardından kaputu yavaşça kapatıyor, Volkan'ın babasıyla ilgili bir hatırayı anlatıyor ve son olarak bir emir veriyor.
  2. Statüsü replikten repliğe rastgele değişiyor: bir an özür diliyor, bir an kabaca emrediyor. Yazar bir seçim yapmamış; Kerem tutarlı bir karakter olarak okunmuyor ve Gülay'ın reddi bu yüzden kolay.
  3. Hastane salonundaki albay: emekli bir subay, ama genç hemşirenin önden yürüdüğü, talimat verdiği ve beklemediği iki dakikada onun peşinden giden, ayakkabısını çıkaran kişi o.

Sonraki derse köprü

Garajda statünün el değiştirdiği anı birçok işaretten okuduk: kim bekletti, kim tekrar etmek zorunda kaldı, hitabı kim seçti. Bu işaretleri sayılabilir hale getirmek mümkün. Bir sahnede konuyu kimin seçtiğini, kimin soru sorduğunu, kimin bekletildiğini ve kimin özür dilediğini saymak, o sahnenin güç haritasını çıkarır. Sıradaki ders statünün dil işaretlerini bu sayım üzerinden ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.