İçeriğe geç

3.1 · Seviye 1 · Konuşmanın Malzemesi

Seçmek

Gerçek konuşmadan selamı, tekrarı ve amaçsız sapmayı atmanın; yalnız karakteri ya da gerilimi taşıyan kusuru bırakmanın ölçüsünü öğrenir

Diyalog Akademisi · Konuşmadan Diyaloğa · 1.501 kelime · 23 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir heykeltıraşa sormuşlar: bir taştan nasıl at yontarsın? Atın olmadığı her yeri keserim, demiş. Bu sözün kime ait olduğu tartışılır, ama diyalog için şaşırtıcı ölçüde doğrudur.

Gerçek bir konuşmanın parçalarını artık tanıyoruz: sıra alma, çiftler, retler, onarımlar, kesintiler, dolgular. Bunların hepsi her konuşmada, aynı anda ve iç içe çalışır. Gerçek bir konuşmanın dökümü bir taş gibidir. İçinde bir sahne vardır ama o taşın tamamı sahne değildir. Diyalog yazarının işi, sahne olmayan her yeri kesmektir.

Peki neyin sahne olmadığını nasıl bileceğiz? Selamlaşmayı kesmek kolay. Ama ya bir «geçmiş olsun» bir sırrı ele veriyorsa? Ya bir dolgu bir karakteri kuruyorsa? Bu ders kesmenin ve tutmanın ölçüsünü arıyor.

Tek fikir

Gerçek konuşmadan yalnız bir iş görenler kalır: isteği ilerleten, karakteri kuran ya da söylenmeyeni taşıyan. Her sözün yanına şu sorulur: bu giderse sahne neyi kaybeder?

Kavram

Senaryo Akademisi'nde «Gerçek konuşma ile dramatik diyalog» birimi bu iki konuşma türünü yan yana koyuyor: tekrar, dolgu, konu sapması ve amaçsızlık bir yanda; seçilmiş tekrar, gizli amaç, yoğun dil ve sahne sonuna doğru ilerleme öbür yanda. Bu akademi o ayrımı bildiğini varsayıyor ve bir adım öteye gidiyor. Ayrımı bilmek yetmez. Elimizdeki somut bir konuşmanın her sözü için bir karar vermemiz gerekir.

Bir söz sahnede üç işten birini görebilir. İlki isteği ilerletmektir. Karakter bir şey istiyor ve bu söz onu o isteğe yaklaştırıyor ya da uzaklaştırıyor. İkincisi karakteri kurmaktır. Bu söz, konuşan kişi hakkında başka hiçbir yerde söylenmeyen bir şey söylüyor: yaşını, yöresini, korkusunu, alışkanlığını. Üçüncüsü söylenmeyeni taşımaktır. Söz yüzeyde bir şey, altında başka bir şey söylüyor.

Bir söz bu üç işten hiçbirini görmüyorsa gider. Ama dikkat: bir sözün iş görüp görmediği, onun türüne değil, o sahnedeki yerine bağlıdır. Bir selam çoğu sahnede gider; alınmayan bir selam kalır. Bir dolgu çoğu repliği ağırlaştırır; bir sırrın eşiğindeki tek «şey» kalır. Bu yüzden seçmek bir kural listesiyle yapılmaz, sahne sahne yapılır.

Seçmenin en kullanışlı aracı silme sınavıdır. Bir sözü sil ve sahneyi yeniden oku. Sahne bir şey kaybettiyse söz kalır. Kaybetmediyse gider. Bu sınav sert görünür ama adil olandır. Yazarın sevdiği, ama sahnenin hiç özlemediği sözleri bulur.

Kesmenin bir de ters tehlikesi var. Gerçek konuşmanın bütün pürüzlerini temizlediğinde ortaya çıkan diyalog cansız olabilir. Herkes tam cümle kurar, kimse duraksamaz, kimse sözü kesmez. Bu yüzden iyi bir yazar pürüzlerin bir kısmını bilerek bırakır. Ama rastgele değil.

Seçilmiş kusur gerçekçiliğin tadını verir ve aynı zamanda bir şey söyler. Bir karakterin bir sahnede bir kez dili sürçerse, o sürçme hem doğal duyulur hem de onun aklının nerede olduğunu gösterir. Aynı karakter her repliğinde sürçerse, sahne bir döküme döner.

Seçerken bir sıra izlemek işe yarar. Önce sahnenin isteğini bul: kim, kimden, ne istiyor? Sonra o isteğe doğrudan hizmet eden sözleri işaretle. Ardından karakteri kuran ve söylenmeyeni taşıyan sözleri işaretle. İşaretsiz kalanları sil. Son olarak sahneyi sesli oku ve bir ya da iki seçilmiş kusur geri koy: sahne fazla düzgün duyuluyorsa, bir duraksama ya da bir kesinti.

Bir de bilgi meselesi var. Gerçek konuşmalarda insanlar ayrıntıyı sever: saatler, tarihler, adlar, rakamlar. Sahnede bunların çoğu yük olur. Ama içlerinden biri, iyi seçilmişse, bir sahneyi gerçeğe bağlar. Bir hastane randevusunun tarihi, bir dosyanın numarası, bir otobüsün kalkış saati. Seçilen ayrıntı ya isteğe bağlanır ya da karakteri gösterir; yalnız gerçekçilik için orada olan ayrıntı gider.

Sahnede

Kalem Odası. Meral Hanım, Yılmaz dosyasının yeni bilirkişisi Hüsnü Bey'i arıyor. Ozan karşı masada dinliyor.

İÇ. ADLİYE, KALEM ODASI — SABAH. Meral telefonda. Ozan dosyaları dizerken kulak kabartıyor.

MERAL

(telefona)

Hüsnü Bey? Meral. Yazı işleri. Yılmaz dosyası.

MERAL

(telefona)

Biliyorum, rahatsızdınız. Geçmiş olsun.

MERAL

(telefona)

Hâkim bey ayın on beşine kadar dedi. On beşi perşembe. Pazartesi değil, perşembe.

MERAL

(telefona)

Sağ olun.

Meral telefonu kapatıyor. Ozan bekliyor.

OZAN

Gelecek mi?

MERAL

Gelecek dedi.

OZAN

Gelir mi?

MERAL

Üç yıldır «gelecek» dediği gün gelmedi.

Gerçek bir telefon konuşmasında bu sahne en az iki dakika sürerdi. Selamlaşma, hal hatır, hastalığın ayrıntıları, tarih üzerine bir pazarlık, belki bir bekletme, vedalaşma. Sahnede bunların neredeyse hepsi kesildi. Ne kaldı ve neden?

«Geçmiş olsun» kaldı. Kalıp bir söz, ama bir iş görüyor: Meral'in bu bilirkişiye karşı resmî bir nezaketi koruduğunu, onu kırmak istemediğini gösteriyor. Tarih kaldı, ve bir ayrıntıyla: «Pazartesi değil, perşembe.» Bu tekrar seçilmiş bir kusur. Meral'in titizliğini ve bu adamın tarihleri karıştırdığını bildiğini tek cümlede söylüyor.

Asıl iş telefondan sonra. Ozan'ın iki sorusu aynı şeyi soruyor gibi duruyor: «Gelecek mi?» ve «Gelir mi?» Ama ikisi farklı. Biri adamın ne dediğini, öteki ne yapacağını soruyor. Meral'in cevapları bu farkı açıyor. Sahnenin söylenmeyeni burada: Meral bu bilirkişiye güvenmiyor ve bu güvensizlik üç yıllık bir deneyimden geliyor.

İki sürüm

Son Sefer. Sevgi, babası için hastaneden yeni bir randevu almaya çalışıyor. Pazartesi İstanbul'a dönüyor.

İlk taslak

SEVGİ

Alo, iyi günler, kolay gelsin. Ben Sevgi, Şükrü Bey'in kızıyım. Babam için kardiyolojiden randevu almak istiyorum.

SEKRETER

İyi günler efendim. Bir saniye bekler misiniz? Sistem biraz yavaş da.

SEVGİ

Tabii, bekliyorum.

SEKRETER

Evet efendim, buyurun. Hastanın adı soyadı?

SEVGİ

Şükrü... babamın soyadı. Geçen ay da randevusu vardı ama gelmemiş.

SEKRETER

Anladım. En erken ayın yirmisine verebiliyorum efendim. Saat on bir buçuk uygun mu?

SEVGİ

Ayın yirmisi... ben pazartesi İstanbul'a dönüyorum ama. Daha erken olmaz mı?

SEKRETER

Maalesef efendim, en erken yirmisi.

SEVGİ

Peki, yazın o zaman. Teşekkür ederim, iyi çalışmalar.

Yeniden yazım

SEKRETER

Kardiyoloji.

SEVGİ

Şükrü Bey için randevu. Geçen ay gelmemiş.

SEKRETER

En erken ayın yirmisi.

SEVGİ

Pazartesi ben İstanbul'da olacağım.

SEKRETER

Yirmisi.

Sevgi pencereden babasının dolmuşunu görüyor. Garaja yanaşıyor.

SEVGİ

Yazın.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Gerçek konuşmadan yalnız bir iş görenler kalır: isteği ilerleten, karakteri kuran ya da söylenmeyeni taşıyan sözler.
  2. Bir sözün iş görüp görmediği türüne değil, sahnedeki yerine bağlıdır.
  3. Silme sınavı: sözü sil, sahne bir şey kaybediyorsa geri koy.
  4. Bütün pürüzleri silmek diyaloğu cansızlaştırır; bir ya da iki seçilmiş kusur bırakılır.
  5. Ayrıntı ya isteğe bağlanır ya da karakteri gösterir; yalnız gerçekçilik için olan ayrıntı gider.

İlk taslak gerçek bir telefon konuşmasına çok yakın. Her nezaket sözü, her bekletme, her saat ayrıntısı yerinde. Ama sahne iki dakika sürüyor ve bu iki dakikada yalnız bir şey oluyor: randevu, Sevgi'nin gideceği günden sonraya düşüyor. Bu asıl bilgi, diğer sözlerin arasında kayboluyor.

Yeniden yazımda kalan her söz bir iş görüyor. «Geçen ay gelmemiş» geçmişi taşıyor. «Pazartesi ben İstanbul'da olacağım» Sevgi'nin derdini, babasının yanında olamayacağını söylüyor. Sekreterin tek kelimelik «Yirmisi» cevabı, kurumun soğuk duvarını tek seferde kuruyor. Kesilen sözlerin yerini bir eylem alıyor: Sevgi pencereden babasının dolmuşunu görüyor. Kararını ondan sonra veriyor. «Yazın» bir teslimiyet, ama bir karar da: babası bu randevuya kendisi gidecek, ya da hiç gitmeyecek.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışGerçek konuşmada söylenen her şey sahnede de söylenebilir.
Doğrusu

Gerçek konuşma bir taştır. Sahne o taşın içinden çıkarılır. Gerçekte söylenmiş olması bir sözün sahnede kalmasının sebebi değildir; sahnede bir iş görmesi gerekir.

Yaygın yanlışKesmek her pürüzü temizlemektir.
Doğrusu

Bütün pürüzleri temizlenmiş diyalog cansız duyulur. İyi yazar pürüzlerin bir kısmını bilerek bırakır. Bıraktığı her pürüz bir iş görür: bir karakteri gösterir ya da bir anı ağırlaştırır.

Yaygın yanlışBir sözün kalıp kalmayacağını türü belirler.
Doğrusu

Selamlar gider, dolgular gider, tekrarlar gider. Bu kurallar çoğu zaman doğru çıkar ama her zaman değil. Alınmayan bir selam, bir sırrın eşiğindeki bir dolgu, seçilmiş bir tekrar sahnenin en güçlü yeri olabilir. Karar türe göre değil, sahnedeki yere göre verilir.

Kendi sahnende

Özet

  1. Gerçek konuşmadan yalnız bir iş görenler kalır: isteği ilerleten, karakteri kuran ya da söylenmeyeni taşıyan sözler.
  2. Bir sözün iş görüp görmediği türüne değil, sahnedeki yerine bağlıdır.
  3. Silme sınavı: sözü sil, sahne bir şey kaybediyorsa geri koy.
  4. Bütün pürüzleri silmek diyaloğu cansızlaştırır; bir ya da iki seçilmiş kusur bırakılır.
  5. Ayrıntı ya isteğe bağlanır ya da karakteri gösterir; yalnız gerçekçilik için olan ayrıntı gider.

Kendini sına

  1. Bir söz sahnede hangi üç işten birini görmelidir?
  2. Kalem Odası sahnesinde «Pazartesi değil, perşembe» tekrarı neden kalıyor?
  3. Hastane sahnesinin yeniden yazımında kesilen sözlerin yerini ne alıyor?

Yanıtlar

  1. İsteği ilerletmek, karakteri kurmak ya da söylenmeyeni taşımak. Bu üçünden hiçbirini görmeyen söz, ne kadar gerçekçi olursa olsun, sahneden çıkar.
  2. Çünkü seçilmiş bir kusur olarak bir iş görüyor. Meral'in titizliğini ve bu bilirkişinin tarihleri karıştırdığını bildiğini tek cümlede gösteriyor.
  3. Bir eylem: Sevgi pencereden babasının dolmuşunun garaja yanaştığını görüyor. Kararını ondan sonra veriyor ve «Yazın» diyor. Kesilen nezaket sözlerinin taşıyamadığı duyguyu bu bakış taşıyor.

Sonraki derse köprü

Seçtikten sonra elimizde kalan diyalog gerçek konuşmadan çok daha düzenli. Ama seyirci onu yine de doğal bulmalı. Bu nasıl olur? Gerçek konuşmayı taklit etmeden gerçek gibi duyulan diyaloğun sırrına, doğallık yanılsamasına bakacağız.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.