24.1 · Seviye 10 · Revizyon ve Bitirme
Oyuncunun ağzına oturmak
Söylenmesi zor, nefesi bölünen ya da oyuncuya oynayacak bir şey bırakmayan repliği tanır
Diyalog Akademisi · Oyuncu, Set ve Seslendirme · 1.547 kelime · 20 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Açılış
Bir oyuncu bir senaryoyu ilk kez okuyor ve bir sayfada duruyor. Karakterinin repliği şöyle: «(gözleri dolarak, titreyen bir sesle) Seni hep sevdim ve hep seveceğim, bunu bilmeni istiyorum.» Oyuncu bir kez sesli okuyor, sonra kalemi alıp parantezin üstünü çiziyor. Sonra repliğin yarısını. Geriye «Seni hep sevdim» kalıyor. Bir daha okuyor; bu sefer sesi kendiliğinden kısılıyor. Yanındaki yönetmen başını kaldırıyor: «Tamam. Öyle.»
Yazar oyuncuya her şeyi vermişti: duyguyu, sesi, gözyaşını, cümlenin anlamını. Bu yüzden oyuncunun oynayacak hiçbir şeyi kalmamıştı. Oyuncu repliğin yarısını silince, kendine bir alan açtı; o alanda duygu kendiliğinden geldi.
Geçen modülün düzeltmeleri kâğıt üzerinde kaldı. Şimdi kâğıt kamera önüne çıkıyor; orada onu bir oyuncu sesine, bir çekim gününe ve bir seslendirme stüdyosuna teslim ediyoruz. İlk ders, oyuncunun ağzına oturan repliği soruyor. Bir replik ne zaman söylenebilir ve oynanabilir olur?
Tek fikir
Oyuncunun ağzına oturan replik, söylenebilir ve oynanabilirdir. Söylenebilirlik dili ve nefesi rahatlatır; oynanabilirlik ise oyuncuya bir şey yapma alanı bırakır. Her şeyi söyleyen, duyguyu adlandıran ve parantez yönergeleriyle yüklenen replik, oyuncunun elinden oyunu alır.
Kavram
Yirmi üçüncü modülde söylenebilirliği gördük: sürçme kümeleri, nefes yerleri. Bu ders bir adım öteye gidiyor. Bir replik kolayca söylenebilir ama yine de oyuncuya oynayacak bir şey bırakmayabilir. «Çok üzgünüm» rahatça söylenir; ama oyuncu bu cümleyle ne yapacak? Üzüntüyü bildiriyor; üzüntüyü oynamak için yer yok. Oysa «Çay soğudu» cümlesi, bir kaybın ardından söylendiğinde, oyuncuya bir şey verir: üzüntüyü bir bardağın üstüne yerleştirmek, sesini bir nesneye yöneltmek.
Dördüncü modülde fiil işaretlemeyi gördük: her repliğin altına karakterin karşısındakine ne yaptığını tek bir eylem fiiliyle yazmak. Oynanabilir replik bu fiilin karşılığıdır. Bir replikte karakter ikna ediyor, kaçıyor, sınıyor, teselli ediyor, sitem ediyorsa, oyuncunun yapacak bir şeyi vardır. Bir replikte karakter yalnızca bir durumu ya da bir duyguyu bildiriyorsa, oyuncu bir okuyucuya dönüşür.
Oynanabilirliğin bir başka kaynağı alt metindir. Yüzeyde bir şey söyleyen ve altında başka bir şey taşıyan replik, oyuncuya iki katman verir. Oyuncu yüzeyi söyler, alt katmanı oynar. Duygusunu adlandıran replikte ise iki katman birleşmiştir; oyuncu yalnızca yüzeyi söyleyebilir.
Senaryo yazımında parantez içi yönergeler bir araçtır, ama dikkatli kullanılmalıdır. Bir yönerge, oyuncunun repliği yanlış anlayacağı yerde bir yön gösterebilir: «(alay ederek)» gibi, yüzeyde ciddi görünen bir repliğin aslında alaycı olduğunu söyleyen bir not. Ama yönergeler duyguyu dikte etmeye başladığında, oyuncunun işini yazar yapmaya kalkışmış olur. «(gözleri dolarak)» bir oyuncuya ne yapacağını değil, ne olacağını söyler; ve gözyaşı dikte edilemez.
Yönerge yükünün bir başka belirtisi, her repliğin önünde bir parantezin olmasıdır. Bu, yazarın repliklerine güvenmediğinin işaretidir. İyi yazılmış bir replik, tonunu çoğu zaman kendisi taşır. Parantez yalnızca, replik tek başına yanlış okunabilecekse gereklidir.
Bir repliğin oyuncunun ağzına oturup oturmadığını anlamanın en iyi yolu, onu bir oyuncuya okutmaktır. Oyuncu bir kelimeyi değiştirmek, bir yarım cümleyi silmek, bir duraklama eklemek istiyorsa, bu çoğu zaman repliğin ağza oturmadığının işaretidir. Yazar oyuncunun önerilerine boyun eğmek zorunda değildir; yine de hiçbirini duymazdan gelmez.
Oynanabilirliğin bir de karşı tarafı vardır: dinleyen oyuncu. Bir sahnede konuşmayan karakter de oynar; ama yazar ona bir şey vermezse, oyuncu yalnızca sırasını bekler. Karşıdaki repliğe bir tepki, bir eylem satırında bir hareket, bir nesneye bir bakış; bunlar dinleyen oyuncunun da oynanabilir bir anı olmasını sağlar. İyi bir sahnede iki oyuncu da her an bir şey yapıyordur.
Son olarak, oyuncunun ağzına oturan replik çoğu zaman kısadır, ama kısalık tek başına yetmez. Kısa ama düz bir bildirim de oyuncuya bir şey bırakmaz. Ölçü kısalık değil, oyuncunun o kelimelerle bir şey yapıp yapamayacağıdır.
Sahnede
Ayın ilk cumartesisi, ilk sefer. Şükrü hâlâ İstanbul'da. Kerem ön koltuğu silmiş. Burcu nöbetten çıkmış, oturuyor. Arkada Safiye. Kerem kalkış saatini bekliyor.
İÇ. DOLMUŞ — SABAH. Ön koltuk pırıl pırıl. Burcu oturur, koltuğa bakar, sonra Kerem'e.
BURCU
Silmişsin.
KEREM
Şey… dün.
Kerem uzanıp torpido gözünü açar. İçinde, cam bezinin yanında, küçük bir kutu. Kerem bir şey demez. Burcu kutuya bakar, sonra Kerem'e. Kutuyu alır, açar. Yüzüğü çevirir, içine bakar.
BURCU
Yedi.
KEREM
Saymıştın ya.
BURCU
Saymıştım.
Uzun bir sessizlik. Kerem direksiyonu tutar, bırakır.
KEREM
Burcu, ben… seni…
BURCU
Kıpırdama.
Burcu yüzüğü kendi parmağına takar. Bir an bakar. Kerem'e bakar.
KEREM
Seviyorum. Galibasız.
Burcu güler. Gözleri dolar, ama güler. Arkada Safiye öksürür.
SAFİYE
Kalkış saati geçti, oğlum.
KEREM
Yedi dakika var, abla.
Sahnenin her repliği kısa ve her biri oyuncuya bir şey bırakıyor. Burcu'nun «Silmişsin» repliği bir gözlem, ama oyuncu onunla bir şey yapabilir: bir şaşkınlık, bir takılma, bir sezgi. Kerem'in «Şey… dün» cevabı, onun bütün kaygısını iki kelimeye sığdırıyor. Hiçbir replik bir duyguyu adlandırmıyor; hepsi bir nesneye, bir zamana, bir hatıraya yöneliyor.
Yüzük sahnenin merkezinde ama Kerem onu anlatmıyor. Torpidoyu açıyor ve susuyor. Oyuncunun yapacak bir şeyi var: susmak, beklemek, Burcu'nun yüzünü izlemek. Burcu'nun «Yedi» repliği, yirmi üçüncü modülde Rıfat'ın Kerem'in kâğıdından kestiği açıklamanın yerini alıyor. Yüzük kendisi söylüyor; Burcu yalnızca okuyor. Kerem'in «Saymıştın ya» cevabı, bir hatırayı bir soruya çeviriyor ve Burcu'nun «Saymıştım» onayı, o hatırayı ikisinin arasında yeniden açıyor.
Ve sonra, Kerem'in yarım kalan cümlesi: «Burcu, ben… seni…» Burcu onu kesiyor ve aylar önce acilde söylediği sözü geri çağırıyor: «Kıpırdama.» Yüzüğü kendisi takıyor. Kerem'in son repliği, «Seviyorum. Galibasız», serinin en uzun bekleyişinin sonu ve Burcu'nun «seni seviyorum galiba» sözüne bir cevap. Oyuncu bu iki kelimeyle bir şey yapıyor: bir itirafı bir şakayla taşıyor, bir korkuyu bir gülümsemeyle örtüyor.
Hiçbir replikte parantez yok. Burcu'nun gözlerinin dolması bir eylem satırında, bir olgu olarak: «Gözleri dolar, ama güler.» Bu, oyuncuya bir dikte değil, bir yön. Sahnenin sonu ise bir dönüş: Safiye öksürüyor, Kerem tarifeye dönüyor. «Yedi dakika var, abla.» Sayı bir kez daha yedi.
İki sürüm
Aynı sahnenin yönerge yüküyle ve adlandırılmış duygularla yazılmış hâli.
İlk taslak
KEREM
(heyecanla, sesi titreyerek)
Burcu, sana çok önemli bir şey söylemek istiyorum. Seninle tanıştığım günden beri hayatım değişti.
BURCU
(şaşkın, merakla)
Ne oldu Kerem?
KEREM
(cebinden kutuyu çıkarır, gözleri dolarak)
Seni seviyorum, Burcu. Benimle evlenir misin?
BURCU
(gözyaşları içinde, mutlulukla)
Evet! Evet, Kerem, ben de seni seviyorum!
Yeniden yazım
BURCU
Silmişsin.
KEREM
Şey… dün.
BURCU
Yedi.
KEREM
Saymıştın ya.
BURCU
Kıpırdama.
KEREM
Seviyorum. Galibasız.
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Oyuncunun ağzına oturan replik hem söylenebilir hem oynanabilirdir.
- Oynanabilir replik bir duyguyu bildirmez, bir şey yapar; oyuncuya bir eylem ya da alt metin bırakır.
- Yönerge yükü oyuncunun yorum alanını daraltır; parantez yalnızca gerektiğinde kullanılır.
- Oyuncunun değiştirmek istediği kelimeler, repliğin ağza oturmadığının işareti olabilir.
- Ölçü kısalık değil, oyuncunun kelimelerle bir şey yapabilmesidir.
İlk taslakta her replik bir parantezle başlıyor ve her parantez bir duyguyu dikte ediyor: heyecan, şaşkınlık, gözyaşı, mutluluk. Oyunculara ne hissedecekleri söylenmiş; ne yapacakları değil. Repliklerin kendisi de duyguları adlandırıyor: «Hayatım değişti», «Seni seviyorum», «Ben de seni seviyorum». Oyuncu bu cümlelerle yalnızca bildirebilir. Kerem'in sesi kaybolmuş; «şey» yok, kaygı yok, düzgün ve tamamlanmış cümleler var. Sette bir oyuncu büyük ihtimalle parantezlerin hepsini çizecek ve repliklerin yarısını silecek.
Yeniden yazımda hiçbir parantez yok ve hiçbir replik bir duyguyu bildirmiyor; yalnızca bir şey yapıyor. Oyuncular her kelimenin içine kendi duygularını koyabilir.
Ekranda
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışOyuncunun duyguyu doğru oynaması için replik onu açıkça söylemeli ve parantez notlarıyla desteklenmelidir.
Duyguyu adlandıran ve dikte eden replik oyuncunun elinden oyunu alır. Replik bir şey yapmalı, oyuncuya alan bırakmalıdır.
Yaygın yanlışKısa bir replik her zaman oynanabilirdir.
Kısa ama düz bir bildirim de oyuncuya bir şey bırakmaz. Ölçü, oyuncunun o kelimelerle bir şey yapıp yapamayacağıdır.
Yaygın yanlışParantez yönergeleri ne kadar çoksa sahne o kadar net olur.
Yönerge yükü, yazarın repliklerine güvenmediğinin işaretidir. Parantez yalnızca, replik tek başına yanlış okunabilecekse gereklidir.
Kendi sahnende
Özet
- Oyuncunun ağzına oturan replik hem söylenebilir hem oynanabilirdir.
- Oynanabilir replik bir duyguyu bildirmez, bir şey yapar; oyuncuya bir eylem ya da alt metin bırakır.
- Yönerge yükü oyuncunun yorum alanını daraltır; parantez yalnızca gerektiğinde kullanılır.
- Oyuncunun değiştirmek istediği kelimeler, repliğin ağza oturmadığının işareti olabilir.
- Ölçü kısalık değil, oyuncunun kelimelerle bir şey yapabilmesidir.
Kendini sına
- Burcu'nun «Silmişsin» repliği oyuncuya ne bırakıyor?
- Kerem'in «Seviyorum. Galibasız.» repliği neden oynanabilir?
- İlk taslakta parantezler neden sorunlu?
Yanıtlar
- Bir gözlem, ama oyuncu onunla bir şey yapabilir: bir şaşkınlık, bir takılma, bir sezgi. Duygu adlandırılmıyor; oyuncu onu bir koltuğun temizliğine yerleştiriyor.
- Çünkü bir itirafı bir şakayla taşıyor ve Burcu'nun aylar önceki «seni seviyorum galiba» sözüne bir cevap veriyor. Oyuncu bu iki kelimeyle bir korkuyu bir gülümsemeyle örtebilir; yalnızca bildirmiyor, bir şey yapıyor.
- Çünkü her biri bir duyguyu dikte ediyor: heyecan, şaşkınlık, gözyaşı, mutluluk. Oyunculara ne hissedecekleri söyleniyor, ne yapacakları değil; ve gözyaşı dikte edilemez.
Sonraki derse köprü
Kerem'in son iki kelimesi kâğıtta yazılıydı; ama sette bir oyuncu onları bambaşka bir biçimde söyleyebilir, hatta bir kelime ekleyebilirdi. Bir sonraki ders bu gerilimi tartıyor: doğaçlama ve yazılı metin. Oyuncunun doğaçlamasına ne zaman alan bırakılır, metin ne zaman korunur?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.