23.5 · Seviye 10 · Revizyon ve Bitirme
Not almak ve vermek
Diyalog üzerine gelen notun altındaki sorunu bulur; başkasının diyaloğuna yazmadan not vermeyi öğrenir
Diyalog Akademisi · Diyalog Revizyonu · 1.544 kelime · 21 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Açılış
Bir lokantada aşçı yeni bir yemek deniyor ve garsona tattırıyor. Garson bir kaşık alıyor, yüzünü buruşturuyor: «Biraz tuzsuz.» Aşçı tuzluğa uzanıyor. Ama yanındaki yaşlı usta onu durduruyor. Bir kaşık tadıyor ve «Tuz değil» diyor. «Limon eksik. Garson tuzu bildiği için tuz dedi; eksik olan ekşilik.» Aşçı limonu sıkıyor, garson yeniden tadıyor ve gülümsüyor: «Tamam, şimdi tuzu yerinde.»
Garson yanılmadı; bir şeyin eksik olduğunu doğru hissetti. Yalnızca ona yanlış bir ad verdi. Usta notu dinledi, ama notun söylediğini değil, altındaki sorunu düzeltti.
Önceki derste masa okumasını gördük: yazarın susup dinlediği, takılmaları ve tepkileri not ettiği okuma. Okumadan sonra okuyucular konuşur ve yazara notlar verir. Bu ders o notları ele alıyor: bir notu nasıl alacağını, altındaki sorunu nasıl bulacağını ve başkasına nasıl not vereceğini.
Tek fikir
Bir not çoğu zaman doğru bir hissin yanlış bir adıdır. Notu alan yazar, notun önerdiği çözümü değil, altındaki sorunu arar. Not veren ise başkasının diyaloğunu yeniden yazmaz; neyi hissettiğini ve nerede hissettiğini söyler, çözümü yazara bırakır.
Kavram
Okuyucular yazar değildir; ama bir sahnenin bir yerinde bir şeyin tutmadığını çok iyi hissederler. Sorun, bu hissi kelimelere dökerken başlar. «Sahne uzun» diyen bir okuyucu, gerçekte sahnenin uzun olduğunu değil, bir yerde sıkıldığını söylüyor olabilir; ve sıkılmasının nedeni uzunluk değil, bir karakterin isteğinin belirsizliği olabilir. «Bu karakter çok soğuk» diyen bir okuyucu, gerçekte karakterin bir anda neden öyle davrandığını anlamadığını söylüyor olabilir.
Bu yüzden yazar bir notu duyduğunda, önce onun önerdiği çözümü bir kenara koyar ve şu soruyu sorar: okuyucu tam olarak nerede, ne hissetti? «Sahne uzun» notunu alan yazar, okuyucuya «Nerede sıkıldın?» diye sorar. Cevap çoğu zaman sahnenin bütününde değil, tek bir yerdedir. O yer bulunduğunda, sorun da bulunur.
Not almanın bir de tavrı vardır. Yazar notu savunmadan dinler. Açıklama yapmaz: «Aslında orada şunu demek istedim.» Açıklama, okuyucunun hissettiği şeyi değiştirmez; yalnızca yazarın sayfaya koymadığı bir şeyi sözle eklemeye çalışır. Seyircinin elinde yalnızca sayfa olacaktır; yazar yanında olmayacaktır.
Notları almanın pratik bir yolu, her notu iki sütuna yazmaktır. Birinci sütuna okuyucunun söylediği, olduğu gibi. İkinci sütuna yazarın tahmini: bu notun altında ne olabilir? İki sütun arasındaki fark çoğu zaman şaşırtıcıdır. «Son çok ani» notunun altında, sonun hazırlanmamış olması yatabilir; «Bu sahne gereksiz» notunun altında, sahnenin işinin seyirciye geçmemesi. Yazar ikinci sütunla çalışır.
Bütün notlar eşit değildir. Birçok okuyucunun aynı yerde aynı şeyi hissettiği bir not, ciddiye alınmalıdır. Tek bir okuyucunun kişisel zevkinden gelen bir not, bir kenara yazılır ama hemen uygulanmaz. Yazarın işi, notların arasında bir örüntü aramaktır.
Not vermek de bir zanaattır. Başkasının sahnesini okuyan biri, çoğu zaman kendi çözümünü yazmak ister: «Burada şöyle desin.» Bu bir reçete notudur ve iki sakıncası vardır. Birincisi, yazarın sesini not verenin sesiyle değiştirir; karakter artık yazarın değil, not verenin kelimeleriyle konuşur. İkincisi, sorunu gizler; yazar önerilen repliği koyar ama neden gerektiğini anlamaz ve aynı sorunu bir sonraki sahnede yeniden yapar.
İyi bir not teşhis koyar, reçete yazmaz. Neyi, nerede hissettiğini söyler: «Burada Tuna'nın ne istediğini kaybettim.» «Bu replikten sonra sıkıldım.» «Burada güldüm ama sahne ciddiydi.» Çözümü yazara bırakır. Bazen bir soru sorar: «Meral burada neden susuyor?» Bu tür notlar yazarı kendi metnine geri döndürür ve sorunu kendisinin çözmesine izin verir.
Son olarak, not vermek ile not almak aynı becerinin iki yüzüdür. Başkasına iyi not vermeyi öğrenen yazar, kendi metnine gelen notları da daha iyi okur; çünkü bir notun altındaki sorunu bulmanın ne demek olduğunu bilir.
Sahnede
Kalem, öğleden sonra. Tuna Bey, papağan davası için yazdığı bir dilekçeyi Meral'e okutmak istiyor. Bunu daha önce hiç yapmamıştı.
İÇ. KALEM ODASI — ÖĞLEDEN SONRA. Meral dilekçeyi okuyor. Tuna masanın önünde, ayakta. Ozan kendi masasında, başını kaldırmadan dinliyor.
TUNA
Nasıl? Yani… tabii sizin işiniz değil, ama bir göz atarsanız…
MERAL
Uzun.
TUNA
Uzun. Peki. İkinci sayfayı çıkarayım o zaman. Ya da…
Tuna dilekçeyi alır, sayfaları karıştırır. Bir sayfayı çıkarıp tekrar koyar.
TUNA
Hangi kısmı uzun?
MERAL
Ne istediğinizi üçüncü sayfada öğrendim.
Tuna durur. Dilekçeye bakar. Son sayfayı açar, bir satırı parmağıyla bulur.
TUNA
«Papağanın müvekkilime teslimine karar verilmesini…»
MERAL
Orada.
TUNA
Bunu başa almalıyım.
MERAL
Ben öyle demedim.
TUNA
Ama öyle.
Meral bir an Tuna'ya bakar. Sonra dilekçeyi ona uzatır.
MERAL
Öyle.
Meral'in ilk notu bir teşhis değil, bir his: «Uzun.» Bu, açılıştaki garsonun «tuzsuz»u gibi. Tuna notu duyar duymaz bir çözüme atlıyor: «İkinci sayfayı çıkarayım.» Bu, notun önerdiği çözümü uygulamak; uzunsa kısalt. Ama bir sayfayı rastgele çıkarmak sorunu çözmezdi.
Tuna'nın ikinci tepkisi doğru tepki: bir soru. «Hangi kısmı uzun?» Bu soru, notun altındaki sorunu arıyor. Meral'in cevabı, notun gerçekte ne demek olduğunu söylüyor: «Ne istediğinizi üçüncü sayfada öğrendim.» Dilekçenin sorunu uzunluğu değil; isteğin gömülmüş olması. Okuyucu iki sayfa boyunca ne okuduğunu bilmeden okudu ve bu yüzden sıkıldı. Uzunluk bir sonuçtu, sebep değil.
Meral'in notu da iyi bir not: teşhis koyuyor, reçete yazmıyor. Meral «İsteği başa al» demiyor. Yalnızca nerede ne hissettiğini söylüyor. Çözümü Tuna buluyor: «Bunu başa almalıyım.» Meral'in «Ben öyle demedim» cevabı, bu dersin özeti: not veren çözümü vermedi; yazar onu kendisi buldu. Tuna'nın «Ama öyle» cevabı ise notun altındaki sorunu anladığını gösteriyor. Meral'in son «Öyle»si bir onay; Meral'in sesiyle, tek kelime.
Sahnede bir de cesaret var. Tuna dilekçesini daha önce kimseye okutmamıştı. Not istemek, bir yazarın en zor işlerinden biridir; çünkü yazdığını başkasının gözüne açmak demektir. Tuna'nın «Yani… tabii sizin işiniz değil» yumuşatması bu zorluğu taşıyor. Ama not istedi, notu aldı ve savunmadı. Sahne, bu cesaretin küçük bir ödülüyle bitiyor.
Ve küçük bir sessiz an: Ozan başını kaldırmadan dinliyor. Bir sonraki sahnede, kendi listesini yazarken, belki o da en önemli bilgiyi başa alacak.
İki sürüm
Aynı sahnenin reçete notuyla yazılmış hâli.
İlk taslak
TUNA
Nasıl, Meral Hanım?
MERAL
Uzun. Birinci ve ikinci sayfayı silin. Üçüncü sayfadaki talep cümlesini en başa koyun. Bir de «müvekkilim» yerine «davacı» deyin, daha resmî olur.
TUNA
Peki, Meral Hanım. Söylediğiniz gibi yaparım.
MERAL
Bir de son paragrafı ben yazayım, siz zorlanırsınız.
Yeniden yazım
MERAL
Uzun.
TUNA
Hangi kısmı uzun?
MERAL
Ne istediğinizi üçüncü sayfada öğrendim.
TUNA
Bunu başa almalıyım.
MERAL
Ben öyle demedim.
TUNA
Ama öyle.
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bir not çoğu zaman doğru bir hissin yanlış bir adıdır.
- Notu alan yazar, önerilen çözümü değil, altındaki sorunu arar; «Nerede?» diye sorar.
- Yazar notu savunmaz, açıklamaz; sorar ve dinler.
- Reçete notu yazarın sesini ve asıl sorunu gizler.
- İyi bir not teşhis koyar: neyi, nerede hissettiğini söyler ve çözümü yazara bırakır.
İlk taslakta Meral bir reçete yazıyor. Hangi sayfaların silineceğini, hangi cümlenin nereye gideceğini, hangi kelimenin değişeceğini söylüyor; sonunda son paragrafı kendisi yazmayı öneriyor. Tuna her şeyi kabul ediyor ama hiçbir şeyi anlamıyor; neden isteğin başa alınması gerektiğini bilmiyor. Bir sonraki dilekçesinde aynı hatayı yapacak. Dilekçe de artık Tuna'nın değil, Meral'in. Meral'in sesi de kaymış: Meral uzun talimatlar vermez ve başkasının işini üstlenmez.
Yeniden yazımda Meral yalnızca nerede ne hissettiğini söylüyor. Tuna bir soru soruyor, sorunu kendisi buluyor ve çözümü kendisi koyuyor. Not bir öğretiye dönüşüyor.
Ekranda
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışOkuyucunun notu, söylediği gibi uygulanmalıdır.
Bir not çoğu zaman doğru bir hissin yanlış bir adıdır. Yazar notun önerdiği çözümü değil, altındaki sorunu aramalıdır.
Yaygın yanlışBir notu aldığında, okuyucuya neyi kastettiğini açıklamak notu çözer.
Açıklama sayfayı değiştirmez. Seyircinin elinde yalnızca sayfa olacaktır; yazar savunmak yerine sormalıdır.
Yaygın yanlışİyi bir not, sorunu çözen bir replik önerir.
Reçete notu yazarın sesini ve sorunun kendisini gizler. İyi bir not neyi, nerede hissettiğini söyler ve çözümü yazara bırakır.
Kendi sahnende
Özet
- Bir not çoğu zaman doğru bir hissin yanlış bir adıdır.
- Notu alan yazar, önerilen çözümü değil, altındaki sorunu arar; «Nerede?» diye sorar.
- Yazar notu savunmaz, açıklamaz; sorar ve dinler.
- Reçete notu yazarın sesini ve asıl sorunu gizler.
- İyi bir not teşhis koyar: neyi, nerede hissettiğini söyler ve çözümü yazara bırakır.
Kendini sına
- Meral'in «Uzun» notunun altındaki sorun ne?
- Tuna'nın «Hangi kısmı uzun?» sorusu neden doğru bir tepki?
- İlk taslakta Meral'in notu neden bir reçete notu ve ne kaybettiriyor?
Yanıtlar
- İsteğin gömülmüş olması. Meral iki sayfa boyunca Tuna'nın ne istediğini bilmeden okudu ve bu yüzden sıkıldı. Uzunluk bir sonuçtu; sebep, talebin üçüncü sayfada olmasıydı.
- Çünkü notun önerdiği çözüme, rastgele kısaltmaya, atlamak yerine notun altındaki sorunu arıyor. Meral'in cevabı, «Ne istediğinizi üçüncü sayfada öğrendim», sorunun nerede olduğunu gösteriyor.
- Çünkü Meral sorunu tarif etmek yerine çözümü dikte ediyor: hangi sayfaların silineceğini, cümlenin nereye gideceğini, hangi kelimenin değişeceğini. Tuna her şeyi uyguluyor ama neden gerektiğini anlamıyor ve dilekçe artık onun değil.
Sonraki derse köprü
Tuna dilekçesini bir not, bir soru ve bir düzeltmeyle yeniden yazdı. Modülün atölyesi bu dersleri bir araya getiriyor: üç tur revizyon. Kendi sahnelerinden birini istek, ses ve ritim turlarından geçirmek ve her turun farkını kaydetmek.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.