İçeriğe geç

19.4 · Seviye 8 · Tür ve Biçim

Bilimkurgu ve fantastik

Uydurma terimleri ve dünya kurallarını karakterin doğal saydığı bir dille vermeyi öğrenir

Diyalog Akademisi · Türe Göre Diyalog · 1.646 kelime · 22 replik · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir hastanenin acil servisinde iki hemşire nöbet değiştiriyor. Biri ötekine hızla bilgi veriyor: «Üçteki triyaj sarı, tansiyonu izle. Beşteki konsültasyon bekliyor, nöroloji henüz inmedi. Yedi taburcu, epikriz yazılmadı.» Bir yabancı için bu cümleler neredeyse anlaşılmaz; triyaj, konsültasyon, epikriz. Ama iki hemşire bu kelimeleri açıklamıyor, çünkü onların dünyasında bu kelimeler sıradan. Dinleyen yabancı her kelimeyi anlamasa da sahnenin ne olduğunu anlıyor: bir nöbet devri, bir sorumluluk aktarımı, birkaç hasta, birkaç kaygı.

Bilimkurgu ve fantastik dünyalar da böyle konuşmalıdır. O dünyanın insanları kendi kelimelerini bilir ve açıklamaz. Seyirci yabancıdır, ama yabancı olduğunu hissetmemelidir; kelimeleri bağlamdan, sonuçtan ve tondan çıkarmalıdır.

Önceki derste geçmişe gittik ve bir dönemi seçilmiş işaretlerle kurduk. Şimdi takvimin dışına, hiç yaşanmamış yerlere geçiyoruz. Orada da ilke aynı: dünya her kelimeyle değil, karakterin doğal saydığı birkaç kelimeyle kurulur.

Tek fikir

Bilimkurgu ve fantastikte uydurma terimler ve dünya kuralları, karakterin gözünde sıradan şeylermiş gibi ağza alınır. Karakter kendi dünyasını açıklamaz; onu kullanır. Seyirci terimi tanımdan değil, sonuçtan öğrenir.

Kavram

Bilimkurgu ve fantastiğin en sık hatası, dünyayı açıklamaktır. Yazar bir dünya kurmuştur ve seyircinin onu anlamasını ister; bu yüzden karakterlerine o dünyayı anlattırır. Bir karakter ötekine, ikisinin de bildiği bir şeyi açıklar. On birinci modülde gördüğümüz bildiğin gibi repliği, bu türde en çok kendini gösterdiği yeri bulur. Seyirci bunu hemen fark eder: kimse kendi dünyasının sıradan şeylerini birbirine anlatmaz.

Doğru yol, terimi kullanmak ve açıklamamaktır. Karakter «rota kilidi» der ve bir şey olur: dolmuş durur, bir kapı açılmaz, bir ses uyarı verir. Seyirci kelimeyi duyar, sonucu görür ve ikisini birleştirir. On birinci modülde gördüğümüz sonuçla çeviri burada bir türün temel aracına dönüşür. Seyirci bir terimi bir kez sonucuyla öğrendiğinde, onu bir daha duyduğunda tanır ve dünyanın bir parçası olarak kabul eder.

Terim sayısı da önemlidir. Her cümlede yeni bir uydurma kelime, seyirciyi bir sözlüğe boğar. Bir sahnede iki ya da üç yeni terim yeterlidir; geri kalan dil gündelik olmalıdır. Uydurma terimlerin de kendi içinde bir mantığı olmalı; aynı dünyadan gelmeli, aynı dilin kökleriyle kurulmalıdır. «Rota kilidi», «ses kotası», «yolcu izi» aynı dünyanın kelimeleridir; yanlarına bir anda eski bir büyü adı koyulursa, dünya dağılır.

Dünya kuralları da terimler gibi kullanılarak gösterilir. Bir dünyada korna çalmak yasaksa, kimse bunu söylemez; bir karakter kornaya basar, hiçbir şey olmaz, ve bir ses «ses kotası doldu» der. Seyirci kuralı öğrenir. Daha iyisi, bir karakter kuralı çiğnemeye çalışır ve bunun bir bedeli olur. Kuralın çiğnenmesi, kuralın kendisinden çok şey anlatır; çünkü karakterin neyi önemsediğini gösterir.

Bir de yabancı karakter meselesi var. Bazı hikâyeler dünyayı bir yabancının gözünden anlatır: o dünyaya yeni gelen biri. Bu yabancı soru sorabilir ve cevaplar dünyayı açıklayabilir. Ama yabancı da bir rehber tuzağına düşebilir: her şeyi sorar, her şey ona anlatılır. Yabancı ancak gerçekten anlamadığı ve anlaması gerektiği şeyleri sormalıdır; geri kalanı o da sonuçtan öğrenmelidir.

Bir de zaman sorusu var: dünyanın kuralları ne zaman gösterilmeli? Erken gösterilen kural, seyirci onu kullanacak bir an görmeden unutulur. Geç gösterilen kural ise bir hile gibi durur; tam karakterin işine yarayacağı anda ortaya çıkıyorsa, seyirci yazarın elini görür. İyi yerleştirilmiş kural önce küçük bir anda görünür, bir engel ya da bir aksilik olarak; sonra büyük bir anda yeniden gelir ve bu sefer bir karar doğurur.

Son olarak, uydurma bir dünyada bile karakterler insan gibi konuşur. Kaygıları, alışkanlıkları, sitemleri, şakaları vardır. Bir uzay gemisinde de biri çayının soğuduğundan yakınır. Bu gündelik kaygılar, uydurma dünyayı seyircinin içinde yaşayabileceği bir yere çevirir. Dünya ne kadar yabancı olursa, karakterlerin insanlığı o kadar tanıdık olmalıdır.

Sahnede

Bu ders için hattı bir düşünce deneyine taşıyalım; sahne serinin olaylarına girmez. Elli yıl sonra, dolmuşlar sürücüsüz. Yaşlı Kerem artık hattın gözcüsü: arabaları izliyor, gerekirse elle müdahale ediyor. Yanında genç bir gözcü, Defne, yeni başlamış.

İÇ. SÜRÜCÜSÜZ DOLMUŞ — SABAH. Ön koltukta Kerem, yanında Defne. Direksiyon yok; ön panelde bir ışık şeridi. Yokuşun başında araba yavaşlar, durur.

DEFNE

Rota kilidi. Yine mi?

KEREM

Yokuşta ıslak. Kilit atar. Şey, yani bekle, açar.

Işık şeridi sarıya döner, sonra yeşile. Araba yokuşa çıkar.

DEFNE

Eskiden de böyle miydi?

KEREM

Eskiden ikinciye takardın, çıkardın.

DEFNE

İkinci ne?

KEREM

Vites. Boş ver.

Araba bir apartmanın önünden geçer. Balkonda yaşlı bir kadın, elinde bir bardak. Kerem panele elini koyar.

KEREM

İki korna.

PANEL

Ses kotası doldu. Sabah yedi ile dokuz arası korna kısıtlı.

DEFNE

Kerem abi, kota doldu diyor.

Kerem cebinden eski, metal bir anahtar çıkarır. Panelin altındaki küçük bir yuvaya sokar, çevirir. Işık şeridi kırmızıya döner.

PANEL

Elle müdahale. Gözcü izi kaydedildi.

Kerem anahtarı bir kez, sonra bir kez daha çevirir. İki korna. Balkondaki kadın bardağını kaldırır.

DEFNE

Bu bize ceza yazar.

KEREM

Yazar. Her sabah yazar.

Kerem anahtarı çıkarır, cebine koyar. Işık şeridi yeşile döner.

Sahnede üç uydurma terim var: «rota kilidi», «ses kotası», «gözcü izi». Hiçbiri açıklanmıyor. Defne «Rota kilidi. Yine mi?» diyor; «yine» kelimesi, bunun sıradan bir şey olduğunu söylüyor. Kerem'in cevabı terimin ne olduğunu değil, ne zaman olduğunu söylüyor: «Yokuşta ıslak. Kilit atar.» Seyirci arabanın durmasını gördü, kilidin açılmasını gördü; terimi sonuçtan öğrendi.

Dünya kuralı da aynı biçimde kuruluyor. Kimse «bu dünyada sabahları korna çalmak yasak» demiyor. Kerem bir şey istiyor, panel bir kuralı söylüyor: «Ses kotası doldu.» Kural bir engel olarak geliyor ve Kerem onu çiğniyor. Çiğnemenin bedeli de dünyanın bir parçası: «Gözcü izi kaydedildi», «Bu bize ceza yazar». Kerem'in cevabı, «Yazar. Her sabah yazar», kuralın kendisinden çok şey anlatıyor: Kerem bu cezayı her sabah ödüyor. Neden? Seyirci balkondaki kadını gördü.

Dünya ne kadar yabancı olursa olsun, karakterler tanıdık. Kerem hâlâ «şey» diyor, hâlâ «yani» diyor. Defne «İkinci ne?» diye soruyor ve Kerem bir kuşağın kaybolmuş bilgisini tek kelimeyle geçiştiriyor: «Vites. Boş ver.» Bu, bir yabancının sorusu ve yerinde bir soru; Defne gerçekten bilmiyor ve seyircinin de bilmesine gerek yok. Rehber tuzağına düşülmüyor: Kerem vitesin ne olduğunu anlatmıyor.

Ve sahnenin içinde, elli yıl sonraya taşınmış bir alışkanlık: iki korna, bir balkon, kaldırılan bir bardak. Bilimkurgu dünyası, serinin en eski ritüelini yeni bir kuralın karşısına koyuyor ve ritüelin ne kadar değerli olduğunu, bir ceza makbuzuyla ölçüyor.

İki sürüm

Aynı sahnenin dünyayı açıklayan hâli.

İlk taslak

DEFNE

Kerem abi, bildiğin gibi bu dolmuşlar sürücüsüz ve yapay zekâyla çalışıyor. Yokuşta ıslaklık algılanınca rota kilidi denen güvenlik sistemi devreye giriyor.

KEREM

Evet Defne, rota kilidi, aracın kaymasını önlemek için 2060 yılında geliştirilen bir protokoldür.

PANEL

Ses kotası doldu. Bu, şehir yönetiminin gürültü kirliliğini azaltmak için getirdiği bir düzenlemedir.

KEREM

Ben de gözcü olarak elle müdahale yetkimi kullanacağım, bu da kayda geçecek.

Yeniden yazım

DEFNE

Rota kilidi. Yine mi?

KEREM

Yokuşta ıslak. Kilit atar. Şey, yani bekle, açar.

KEREM

İki korna.

PANEL

Ses kotası doldu. Sabah yedi ile dokuz arası korna kısıtlı.

DEFNE

Bu bize ceza yazar.

KEREM

Yazar. Her sabah yazar.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Uydurma terimler açıklanmadan, gündelik kelimeler gibi kullanılır.
  2. Seyirci terimi tanımdan değil, sonuçtan öğrenir.
  3. Bir sahnede az sayıda terim yeterlidir; terimler aynı dünyanın mantığından gelmelidir.
  4. Dünya kuralları açıklanmaz; karakterlerin onlara uyması ya da onları çiğnemesiyle gösterilir.
  5. Dünya ne kadar yabancıysa, karakterlerin insanlığı o kadar tanıdık olmalıdır.

İlk taslakta her terim tanımıyla geliyor. Defne «bildiğin gibi» diyerek Kerem'e ikisinin de bildiği şeyi anlatıyor. Kerem bir ansiklopedi maddesi okuyor: «2060 yılında geliştirilen bir protokoldür». Panel bile kendi kuralını gerekçesiyle açıklıyor. Kerem'in son repliği ise yapacağı şeyi ve sonucunu önceden söylüyor; seyirci hiçbir şeyi kendisi bulmuyor. Kerem'in sesi de kaybolmuş: «şey» yok, «yani» yok, düzgün ve resmî cümleler var.

Yeniden yazımda terimler açıklanmıyor, kullanılıyor. Dünya kuralları engel olarak geliyor ve çiğneniyor. Seyirci her şeyi sonuçtan öğreniyor ve dünyanın içinde, açıklamaların dışında yaşıyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSeyircinin dünyayı anlaması için karakterler onu açıklar.
Doğrusu

Kimse kendi dünyasının sıradan şeylerini anlatmaz. Terimler kullanılmalı, anlamları sonuçtan çıkarılmalıdır.

Yaygın yanlışBir dünyayı zengin göstermek için çok sayıda uydurma kelime kullanılır.
Doğrusu

Her cümlede yeni bir terim seyirciyi boğar. Bir sahnede iki ya da üç terim yeterlidir; geri kalan dil gündelik olmalıdır.

Yaygın yanlışUydurma bir dünyada karakterler de alışılmadık biçimde konuşmalıdır.
Doğrusu

Dünya ne kadar yabancıysa, karakterlerin kaygıları ve alışkanlıkları o kadar tanıdık olmalıdır.

Kendi sahnende

Özet

  1. Uydurma terimler açıklanmadan, gündelik kelimeler gibi kullanılır.
  2. Seyirci terimi tanımdan değil, sonuçtan öğrenir.
  3. Bir sahnede az sayıda terim yeterlidir; terimler aynı dünyanın mantığından gelmelidir.
  4. Dünya kuralları açıklanmaz; karakterlerin onlara uyması ya da onları çiğnemesiyle gösterilir.
  5. Dünya ne kadar yabancıysa, karakterlerin insanlığı o kadar tanıdık olmalıdır.

Kendini sına

  1. Seyirci «rota kilidi» terimini nasıl öğreniyor?
  2. Kerem'in ses kotasını çiğnemesi dünyanın kuralından fazla neyi gösteriyor?
  3. Defne'nin «İkinci ne?» sorusu neden bir rehber tuzağı değil?

Yanıtlar

  1. Sonuçtan. Araba yokuşta duruyor, Defne terimi «Yine mi?» diyerek sıradan bir şey gibi söylüyor, Kerem «Yokuşta ıslak. Kilit atar» diyerek ne zaman olduğunu söylüyor, ışık yeşile dönüyor ve araba yokuşa çıkıyor. Hiçbir tanım yok.
  2. Kerem'in neyi önemsediğini. «Yazar. Her sabah yazar» cümlesi, onun her sabah bir ceza ödeyerek balkondaki kadın için iki korna çaldığını söylüyor. Kuralın çiğnenmesi, ritüelin değerini ölçüyor.
  3. Çünkü Defne gerçekten bilmiyor ve Kerem bir şey anlatmıyor: «Vites. Boş ver.» Soru bir kuşağın kaybolmuş bilgisini gösteriyor ama sahneyi bir derse çevirmiyor.

Sonraki derse köprü

Bu sahnede yaşlı bir adam ile genç bir kadın aynı arabada, iki ayrı zamanın dilini konuştu. Bir sonraki ders iki kuşağa birden seslenen başka bir türe bakıyor: çocuk ve aile filmi, çocuk seyirciye yukarıdan konuşmayan diyalog.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.