İçeriğe geç

19.3 · Seviye 8 · Tür ve Biçim

Dönem diyaloğu

Eski Türkçeyi taklit etmeden döneme sadık kalmayı; anakronik kelimeyi ve fazla süslü dili tanır

Diyalog Akademisi · Türe Göre Diyalog · 1.595 kelime · 20 replik · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir lise tiyatro grubu, büyükanne ve büyükbabalarının gençliğini anlatan bir oyun hazırlıyor. Prova sırasında genç bir oyuncu, yetmişlerde geçen bir sahnede sevgilisine «Aynen, kanka, sorun yok» diyor. Bütün grup gülüyor. Öğretmen sahneyi düzeltmeye çalışıyor ve oyuncuya yeni bir replik veriyor: «Efendim, gönlümün sultanı, sizinle tanışmak bahtiyarlıktır.» Grup yine gülüyor; bu sefer daha çok.

İki replik de yanlış, ama farklı yönlerden. İlki o döneme ait olmayan bir kelime taşıyor ve seyirciyi bir anda bugüne çekiyor. İkincisi döneme sadık olmaya çalışırken iki yüz yıl geriye kaçıyor ve kimsenin hiçbir zaman konuşmadığı bir müze dili kuruyor. Aranan şey ikisinin arasında bir yerde: o dönemin insanlarının gerçekten konuşacağı, ama bugünün seyircisinin anlayacağı bir dil.

Önceki iki derste diyaloğu gerilim ve korkunun sözleşmelerine göre ayarladık. Bu ders zamana bakıyor: başka bir dönemde geçen bir sahnenin diyaloğu nasıl yazılır?

Tek fikir

Dönem diyaloğu eski dili taklit etmez; dönemin işaretlerini seçerek kullanır. Kelimeler, nesneler, hitaplar ve kaygılar dönemi taşır; cümle yapısı ise seyircinin anlayacağı kadar sade kalır. İki tuzak vardır: döneme ait olmayan kelime ve döneme ait olmayan süs.

Kavram

Dönem diyaloğu yazan kişi iki zaman arasında durur. Bir yanda karakterlerin yaşadığı dönem, öbür yanda seyircinin yaşadığı bugün. Diyalog ikisine birden konuşmak zorundadır. Karakterlerin ağzında inandırıcı, seyircinin kulağında anlaşılır olmalıdır. Bu ikisi arasında bir denge kurmak, dönem diyaloğunun bütün sanatıdır.

Anakronizmin en sık kaynağı yazarın kendi argosudur. Yazar bir karakteri canlı göstermek için ona gündelik bir dil verir ve o gündelik dil, yazarın kendi gündeliğidir. «Aynen», «takıl», «stres yapma», «bi' saniye», «süper» gibi kelimeler bugünün konuşmasında doğaldır, ama otuz ya da kırk yıl önce geçen bir sahnede bir zaman yolcusu gibi durur. Anakronizmin bir başka kaynağı nesnelerdir: bir karakterin «mesaj atarım» demesi, bir telefonun cepten çıkması. Bunlar küçük görünür ama seyirci onları hemen fark eder ve sahnenin dönemine olan inancı sarsılır.

Anakronizmi yakalamanın yolu, diyaloğu kelime kelime sorgulamaktır. Her deyim, her hitap, her nesne için şu soru sorulur: bu kelime o yıl bu insanın ağzında var mıydı? Emin olmadığın kelimeyi ya araştır ya da çıkar. Şüpheli bir kelimeyi sade bir kelimeyle değiştirmek, çoğu zaman en güvenli yoldur.

Öbür tuzak süstür. Döneme sadık kalmak isteyen yazar bazen eski dili taklit eder: arkaik kelimeler, uzun ve törensel cümleler, abartılı nezaket. Ama dönemin insanları kendi zamanlarında sıradan konuşuyordu. Onlar için kendi dilleri eski değildi; bugünün seyircisine eski gelmesi gereken de değildir. Süslü dönem dili seyirciyle karakter arasına bir cam koyar; seyirci karakterleri bir vitrinde izler.

Doğru yol, cümle yapısını sade tutup dönem işaretlerini seçmektir. Bir karakter bugün konuştuğu gibi kısa ve doğal cümleler kurar; ama cümlelerin içinde dönemin nesneleri, hitapları ve kaygıları vardır. Bir telefon jetonu, bir kaset, bir araba markası, «hanım» diye çağrılan bir eş, bir fiyat. Bu işaretler az ve doğru seçilirse, seyirci dönemi hisseder ve karakterleri bir vitrinde değil, bir odada izler.

Hitaplar ayrıca dikkat ister, çünkü toplumsal ilişkileri en hızlı onlar ele verir. Bir dönemde komşuya «hanım», başka bir dönemde «abla» denir; bir dönemde öğretmene «hocam», başka bir dönemde «öğretmenim». Hitap yanlış seçilirse, karakterler arasındaki mesafe de yanlış kurulur. Bir hitabın o yıl, o sınıfta, o şehirde kullanılıp kullanılmadığını bilmek, bir nesnenin varlığını bilmek kadar önemlidir.

Son olarak, dönem diyaloğu bir dönemin kaygılarını da taşır. İnsanlar her dönemde başka şeylerden korkar, başka şeyleri önemser. Bir sahnenin dönemini en derin biçimde kuran şey, karakterlerin neyi dert ettiğidir: bir fiyat artışı, bir askerlik, bir mektup. Kelimeler dönemi yüzeyde kurar; kaygılar onu içeriden kurar.

Sahnede

Seksen altı, bir sonbahar sabahı. Şükrü genç; dolmuşçuluğa yeni başlamış. Kadir hattın en eski şoförlerinden. İkisi durağın önünde, ilk seferden önce. Karşı apartmanın balkonunda genç bir kadın, Zehra, elinde bir çay bardağı. Yanında küçük bir oğlan.

DIŞ. DOLMUŞ DURAĞI — SABAH, 1986. İki eski dolmuş yan yana. Şükrü'nün Anadol'u, Kadir'in daha büyük ve daha eski arabası. Kadir motoru ısıtıyor. Şükrü elinde bir simit, bir gazete.

ŞÜKRÜ

Kadir abi, jetonun var mı? Eve bir telefon edeyim. Nebahat'ın doktoru bugün.

KADİR

Cebimde iki tane. Al birini. Sonra öde.

ŞÜKRÜ

Akşam öderim.

KADİR

Akşam ödersin. Kızın nasıl?

ŞÜKRÜ

Geceleri uyumuyor. Nebahat da uyumuyor. Ben de uyumuyorum.

KADİR

Üç ay öyle gider. Sonra yürümeye başlar, o zaman da sen koşarsın.

Kadir arabasına biner. Balkona bakar. Üç kez kornaya basar: kısa, kısa, uzun. Zehra çay bardağını kaldırır. Oğlan el sallar.

ŞÜKRÜ

Abi, niye üç?

KADİR

Biri Zehra'ya. Biri oğlana.

ŞÜKRÜ

Üçüncü?

KADİR

Üçüncüsü bana. Akşam döneyim diye.

Kadir vitese takar, yokuşa çıkar, ikinciyle. Şükrü jetonu cebine koyar, balkona bakar. Zehra hâlâ bardağı tutuyor.

Sahnenin dönemi her kelimeyle değil, birkaç seçilmiş işaretle kuruluyor. Jeton: cepteki telefonların olmadığı, sokaktaki kulübeden ev aranan bir zaman. Anadol: o yılların yerli arabası. Simit ve gazete: sabahın sıradan nesneleri. Bebek: Sevgi henüz kucakta, Nebahat yaşıyor. Hiçbir karakter «seksen altı» demiyor; dönem bu nesnelerden okunuyor.

Cümle yapısı sade. Kadir ile Şükrü bugün konuştukları gibi konuşuyor: kısa, gündelik, dolgusuz. «Cebimde iki tane. Al birini. Sonra öde.» Bu cümleyi bugün de biri kurabilir; ama içindeki nesne, jeton, onu otuz yıl öncesine yerleştiriyor. Süs yok, eski kelime yok, törensel nezaket yok. Kadir'in «Üç ay öyle gider» cümlesi o dönemin bir babasının bilgeliği; ama bugünün bir babası da onu söyleyebilir. Dönem diyaloğu karakterleri müzeye koymuyor, sokağa koyuyor.

Dönemin kaygıları da orada: bir doktor randevusu için jeton bulmak, uykusuz geceler, akşam eve dönmek. Kadir'in üçüncü kornası bu kaygının en derin işareti. Seyirci bugünden, bu sahnenin bir yıl sonrasını biliyor: Kadir'in arabası bir sabah bozulacak, Şükrü'nün arabasına binecek. «Akşam döneyim diye» cümlesi, dönem diyaloğu olarak tamamen sade; ama seyircinin bildiği gelecek onu ağırlaştırıyor.

Ve sahne, bugünü de yeniden aydınlatıyor. Şükrü yıllar sonra Rıfat'a «Kadir üç çalardı. Ben iki çaldım. Bir eksik» demişti. Şimdi seyirci o eksik kornanın kimin kornası olduğunu biliyor.

İki sürüm

Aynı sahnenin iki yanlış yönü: biri anakronik, biri süslü.

İlk taslak

ŞÜKRÜ

Abi, bi' saniye, eve mesaj atayım. Yok ya, telefonum yanımda değil. Aynen, jetonun var mı?

KADİR

Var kanka, takıl. Stres yapma.

ŞÜKRÜ

Ey Kadir Ağa, lütufkâr gönlünüze minnettarım. Zevcem bugün tabibe gidecek.

KADİR

Estağfurullah, birader. Cenab-ı Hak şifalar ihsan eylesin.

Yeniden yazım

ŞÜKRÜ

Kadir abi, jetonun var mı? Eve bir telefon edeyim. Nebahat'ın doktoru bugün.

KADİR

Cebimde iki tane. Al birini. Sonra öde.

ŞÜKRÜ

Akşam öderim.

KADİR

Akşam ödersin. Kızın nasıl?

ŞÜKRÜ

Abi, niye üç?

KADİR

Üçüncüsü bana. Akşam döneyim diye.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Dönem diyaloğu eski dili taklit etmez; dönemin işaretlerini seçerek kullanır.
  2. Anakronizm çoğu zaman yazarın kendi argosundan ve nesnelerinden sızar.
  3. Süslü dönem dili bir müze dili kurar; dönemin insanları kendi zamanlarında sade konuşuyordu.
  4. Dönem işaretleri az ve doğru seçilmelidir: nesneler, hitaplar, kurumlar, kaygılar.
  5. Kelimeler dönemi yüzeyde kurar; kaygılar onu içeriden kurar.

İlk taslağın ilk yarısı anakronizmle dolu: «bi' saniye», «mesaj atayım», «telefonum yanımda değil», «aynen», «kanka», «takıl», «stres yapma». Bunların hiçbiri seksen altıda bir dolmuş durağında söylenmezdi. İkinci yarı ters yöne kaçıyor: «Ey Kadir Ağa», «lütufkâr gönlünüze», «zevcem», «tabibe», «Cenab-ı Hak şifalar ihsan eylesin». Bu dil seksen altının değil, bir dönem dizisinin müze dili; iki dolmuşçu böyle konuşmaz. Her iki yarı da karakterleri kaybediyor: biri onları bugüne, öbürü hiçbir zamana götürüyor.

Yeniden yazımda cümleler sade ve bugünün seyircisine tamamen anlaşılır. Dönem, jetondan, doktor randevusundan, «akşam öderim»in güveninden okunuyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışDönem diyaloğu, dönemin dilini olabildiğince taklit ederek yazılır.
Doğrusu

Taklit bir müze dili kurar ve seyirciyle karakter arasına bir cam koyar. Cümle yapısı sade kalmalı, dönem seçilmiş işaretlerle taşınmalıdır.

Yaygın yanlışKarakterleri canlı göstermek için onlara gündelik argo verilir.
Doğrusu

Yazarın gündelik argosu, yazarın kendi zamanına aittir. Dönem diyaloğunda her argo ve deyim, o yıl o insanın ağzında var mıydı diye sorgulanmalıdır.

Yaygın yanlışDönem, karakterlerin yılı ve olayları anmasıyla kurulur.
Doğrusu

«Seksen altı yılındayız» diyen karakter bir bilgi verir, bir dönem kurmaz. Dönem nesnelerden, hitaplardan ve kaygılardan okunur.

Kendi sahnende

Özet

  1. Dönem diyaloğu eski dili taklit etmez; dönemin işaretlerini seçerek kullanır.
  2. Anakronizm çoğu zaman yazarın kendi argosundan ve nesnelerinden sızar.
  3. Süslü dönem dili bir müze dili kurar; dönemin insanları kendi zamanlarında sade konuşuyordu.
  4. Dönem işaretleri az ve doğru seçilmelidir: nesneler, hitaplar, kurumlar, kaygılar.
  5. Kelimeler dönemi yüzeyde kurar; kaygılar onu içeriden kurar.

Kendini sına

  1. Sahnedeki dönem işaretleri neler?
  2. «Cebimde iki tane. Al birini. Sonra öde» cümlesi dönem diyaloğu olarak neden iyi çalışıyor?
  3. İlk taslağın iki yarısı neden iki ayrı yönden yanlış?

Yanıtlar

  1. Jeton, Anadol, simit ve gazete, Nebahat'ın doktor randevusu, kucaktaki bebek. Hiçbir karakter yılı anmıyor; dönem bu nesnelerden ve kaygılardan okunuyor.
  2. Çünkü cümle yapısı bugün de kurulabilecek kadar sade, ama içindeki nesne, jeton, onu otuz yıl öncesine yerleştiriyor. Süs yok, eski kelime yok; dönem tek bir işaretten geliyor.
  3. İlk yarı anakronik: «mesaj atayım», «aynen», «kanka», «stres yapma» gibi bugünün kelimeleri. İkinci yarı aşırı süslü: «zevcem», «tabibe», «ihsan eylesin» gibi kimsenin seksen altıda konuşmadığı bir müze dili. Biri karakterleri bugüne, öbürü hiçbir zamana götürüyor.

Sonraki derse köprü

Dönem diyaloğu geçmişte geçen bir dünyayı seyirciye tanıdık kıldı. Bir sonraki ders hiç var olmamış dünyalara gidiyor: bilimkurgu ve fantastik. Uydurma terimleri ve dünya kurallarını, karakterin doğal saydığı bir dille vermek.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.