İçeriğe geç

19.2 · Seviye 8 · Tür ve Biçim

Korku

Korkuda diyaloğun azaldığı, sesin ve sessizliğin öne çıktığı sahneleri ve inanmayan karakterin repliklerini yazar

Diyalog Akademisi · Türe Göre Diyalog · 1.571 kelime · 26 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir yaz kampında çocuklar ateşin başında oturuyor. Kampın en büyüğü bir hikâye anlatıyor: yıllar önce bu ormanda kaybolan bir çocuk, geceleri hâlâ ağaçların arasında dolaşıyormuş. Hikâye uzun, ayrıntılı, ses efektleriyle dolu; çocuklar gülüyor, birbirini itiyor. Sonra hikâye bitiyor. Kimse bir şey söylemiyor. Ateş çıtırdıyor. Ormanın içinden bir dal kırılıyor. En küçük çocuk fısıldıyor: «Duydunuz mu?» Bu sefer kimse gülmüyor.

Hikâye korkutmadı; sessizlik korkuttu. Uzun anlatı çocukları eğlendirdi, ama dal kırıldığında söylenen iki kelime, bütün hikâyeden daha çok şey yaptı. Korkuda söz azaldıkça korku büyür.

Önceki derste gerilimi kısa sorulardan ve saklanan bilgiden kurduk. Korku bir adım öteye gidiyor: diyalog neredeyse çekiliyor ve boşluğu ses ile sessizlik dolduruyor.

Tek fikir

Korkuda diyalog geri çekilir. Ses ve sessizlik öne çıkar; söz ancak bir şeyi duyduğunu, gördüğünü ya da inanmadığını söylemek için gelir. Türün en önemli sesi, inanmayan karakterin sesidir: onun makul açıklamaları, seyircinin korkusunu hem bastırır hem büyütür.

Kavram

Korkunun sözleşmesinde seyirci bir tehdidi beklemeye razıdır. Tehdit görünmez, ya da yarım görünür; seyirci onu sezgiyle, sesle, gölgeyle tanır. Bu yüzden korku sahnesinde diyaloğun en büyük işlevi, bir şeyi algılamaktır: «Duydun mu?», «Kim o?», «Orada biri var.» Bu replikler kısa, sade ve çoğu zaman tekrarlıdır. Uzun bir replik, korkunun ritmini bozar; seyirci dinlemeye başlar ve dikkatini sesten çeker.

Diyaloğun geri çekilmesi, sessizliğin bir araç olmasını sağlar. Korkuda sessizlik bir yokluk değil, bir doluluktur: bir şeyin olmasını bekleyen bir boşluk. Bir karakterin konuşmayı bırakması, bir sorunun cevapsız kalması, bir telefonun öbür ucundaki uzun sessizlik; bunlar korkunun asıl malzemesidir. Senaryoda bu sessizlik eylem satırlarıyla yazılır: dinleyen bir yüz, duran bir el, kapanmayan bir kapı.

Korkunun bir de sesli karakteri vardır: korktukça çok konuşan biri. Bu karakter sessizliğe dayanamaz ve onu sözle doldurmaya çalışır. Konuşması bir kalkan gibidir ve seyirci kalkanın arkasındaki korkuyu duyar. Bu karakter tek başına iş görmez; karşısında az konuşan, belki tek kelimeyle cevap veren biri olduğunda, iki sesin arasındaki fark korkuyu büyütür.

İnanmayan karakter korkunun en sık kullanılan ve en sık yanlış yazılan sesidir. Yanlış yazıldığında aptaldır: herkesin gördüğü şeyi görmez, açıkça ortada olanı reddeder ve seyirci ona kızar. Doğru yazıldığında ise makuldür: açıklamaları gerçek dünyada doğru olabilecek açıklamalardır. Kapı rüzgârdan çarpmıştır; ses bir kedidir; kadın bekçinin karısıdır. Seyirci bu açıklamaları duyar ve onların doğru olabileceğini bilir; ama korkunun sözleşmesi ona doğru olmadıklarını fısıldar. Bu çatışma, seyirciyi inanmayan karakterden uzaklaştırmaz, onu ikiye böler.

İnanmayan karakterin replikleri çoğu zaman geriye doğru bir ironi taşır. Hikâyenin sonunda tehdit gerçek çıkarsa, onun her açıklaması bir yanılgı olur; tehdit belirsiz kalırsa, açıklamaları bir teselli olur. Yazar bu replikleri her iki sonu da kaldıracak biçimde yazmalıdır.

Korkuda tekrar da ayrı bir iş görür. Komedide üçüncü tekrar kuralı bozar ve güldürür; korkuda ise tekrar bir kapanma hissi verir. «Kim o?» bir kez sorulduğunda bir sorudur; ikinci kez sorulduğunda bir yakarış, üçüncüde bir teslimiyet. Cevapsız kalan her tekrar, karakterin sesini biraz daha alçaltır ve seyirciyi biraz daha öne eğer. Aynı soruyu tekrarlatmak, korkunun tırmanışını yazmanın en ekonomik yoludur.

Son olarak, korkunun diyaloğu tehdidi asla adlandırmaz. «Hayalet», «cin», «katil» kelimeleri korkuyu küçültür; çünkü adlandırılan şey sınırlanır. Karakterler tehditten «o», «biri», «bir şey» diye söz eder. Seyirci boşluğu kendi korkusuyla doldurur ve bu, yazarın yazabileceği her tarifin ötesindedir.

Sahnede

Kerem'in son seferi, gece yarısına doğru. Dolmuş boş. Mezarlık yolunun başındaki durakta yaşlı bir kadın el kaldırıyor.

DIŞ./İÇ. MEZARLIK YOLU, DOLMUŞ — GECE. Yağmur yeni durmuş. Kadın arka koltuğa oturur, başörtüsünü düzeltir. Elinde bir naylon poşet.

KEREM

Hoş geldin teyze. Şey, son sefer bu. Nereye bırakayım?

KADIN

Mezarlık.

Kerem aynadan bakar. Kadın pencereden dışarı bakıyor.

KEREM

Mezarlık… yani kapısına mı? Bu saatte kapalı ama. Bekçi de… şey, akşam altıda kapatıyor bence. Yani ben öyle biliyorum. Belki değil.

Kadın cevap vermez. Silecekler bir kez geçer, durur.

KEREM

Yağmur da durdu iyi ki. Islak toprak kayar. Dikkat et, teyze.

Kadının poşeti hışırdar. Kerem aynaya bakar. Kadın poşetten bir şey çıkarmıyor; yalnızca tutuyor.

KEREM

Ne var poşette, şey, merak ettim, yani soru olsun diye…

KADIN

Su.

Dolmuş mezarlık kapısının önünde durur. Kapı kapalı. Kadın iner, Kerem'in uzattığı para üstünü almaz.

KEREM

Teyze, kapı kapalı diyorum.

KADIN

Bana açık.

Kadın kapıya doğru yürür. Kerem aynadan izler. Bir an farların ışığında, sonra karanlıkta. Kapının açılıp açılmadığını görmez. Kerem vitesi takar, hızla uzaklaşır. Telefonu çıkarır.

BURCU

(telefonda)

Kerem? Saat bir. Ben nöbetteyim.

KEREM

Şey… mezarlığa bir kadın bıraktım. Gece. Kapı kapalıydı. «Bana açık» dedi.

BURCU

(telefonda)

Bekçinin karısıdır. Ya da annesi. Lojmanları içeride.

KEREM

Su götürüyordu.

BURCU

(telefonda)

Mezar sulamaya. Gündüz vakti olmuyordur.

Kerem bir şey demez. Silecekler duruyor.

KEREM

Olabilir.

BURCU

(telefonda)

Kerem. Arka koltuğa bakma. Eve git.

Diyalog geri çekilmiş; sahnenin asıl dili ses ve eylem. Yağmur yeni durmuş, silecekler bir kez geçip duruyor, poşet hışırdıyor. Her biri bir ses ipucu ve Kerem'in her tepkisi bu seslerden birine bağlı. Poşetin hışırtısı bir soruyu doğuruyor; sileceklerin durması bir sessizliği.

Kerem korktukça konuşuyor. Kadının tek kelimelik cevapları ile Kerem'in uzayan, kendini düzelten cümleleri arasındaki fark, korkunun kendisi. «Bu saatte kapalı ama. Bekçi de… şey, akşam altıda kapatıyor bence. Yani ben öyle biliyorum. Belki değil.» Kerem sessizliği sözle doldurmaya çalışıyor ve seyirci onun neden konuştuğunu biliyor. Kadın ise yalnızca üç şey söylüyor: «Mezarlık», «Su», «Bana açık.» Hiçbiri tehdit değil, ama üçü birlikte bir tehdit gibi okunuyor.

Tehdit hiç adlandırılmıyor. Kimse «hayalet» demiyor; Kerem «kadın» diyor, Burcu «bekçinin karısı» diyor. Seyirci boşluğu kendisi dolduruyor.

Burcu inanmayan karakter ve tamamen makul. Bekçinin karısı, lojmanlar, mezar sulamak; bunların hepsi gerçek dünyada doğru olabilir. Seyirci Burcu'ya inanmak istiyor ve inanabilir de. Ama Burcu'nun son repliği, «Arka koltuğa bakma», bütün makul açıklamaları bir anda tersine çeviriyor. Burcu bunu bir şaka olarak mı söylüyor, yoksa onun da içinde bir kuşku mu var? Bilmiyoruz. İnanmayan karakter bile bir an korkunun sözleşmesine yenik düşüyor, ya da öyle yapıyormuş gibi.

İki sürüm

Aynı sahnenin diyalogla doldurulmuş hâli.

İlk taslak

KEREM

Teyze, gece yarısı mezarlıkta ne işin var? Çok korkunç bir yer burası, hayaletler falan.

KADIN

Ben her gece gelirim. Kocam burada yatıyor. Ona su götürüyorum, çünkü çok severdi suyu.

KEREM

Kapı kapalı ama, nasıl gireceksin?

KADIN

Bana açık, oğlum. Ben buranın eski sakiniyim, anlarsın ya.

BURCU

(telefonda)

Kerem, saçmalama, hayalet diye bir şey yok. Bekçinin karısıdır.

Yeniden yazım

KEREM

Hoş geldin teyze. Şey, son sefer bu. Nereye bırakayım?

KADIN

Mezarlık.

KEREM

Ne var poşette, şey, merak ettim, yani soru olsun diye…

KADIN

Su.

KADIN

Bana açık.

BURCU

(telefonda)

Kerem. Arka koltuğa bakma. Eve git.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Korkuda diyalog geri çekilir; ses ve sessizlik öne çıkar.
  2. Diyaloğun asıl işlevi algılamaktır: duymak, görmek, sormak.
  3. Korktukça konuşan karakter sessizliği sözle doldurur; az konuşan karşısında korku büyür.
  4. İnanmayan karakterin açıklamaları makul olmalıdır.
  5. Tehdit adlandırılmaz; boşluğu seyirci doldurur.

İlk taslakta herkes çok konuşuyor ve tehdit adlandırılıyor: «hayaletler falan», «hayalet diye bir şey yok». Kadın her şeyi açıklıyor: kocası, su, neden açık olduğu; hatta «eski sakiniyim, anlarsın ya» diyerek göz kırpıyor. Seyircinin dolduracağı hiçbir boşluk kalmamış. Burcu'nun inanmazlığı da aptalca: «saçmalama» diyerek Kerem'i küçümsüyor ve tartışılabilir bir açıklamayı bir kesinlik gibi sunuyor.

Yeniden yazımda kadın üç kelime söylüyor ve hiçbirini açıklamıyor. Kerem'in konuşkanlığı korkunun sesi. Burcu'nun açıklamaları makul ve sahnenin sonunda kendi açıklamalarını bir cümleyle sorguluyor. Seyirci, sesi ve sessizliği dinleyerek korkuyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışKorku sahnesini açıklamak için karakterler ne olduğunu konuşur.
Doğrusu

Konuşma korkunun ritmini bozar. Korkuda diyalog geri çekilir; ses ve sessizlik öne çıkar.

Yaygın yanlışİnanmayan karakter, gerçeği görmeyen aptal bir karakterdir.
Doğrusu

İnanmayan karakterin açıklamaları makul olmalıdır. Seyirci onlara inanabilmeli ve aynı anda inanmamalıdır.

Yaygın yanlışTehdit adıyla anılırsa seyirci daha çok korkar.
Doğrusu

Adlandırılan şey sınırlanır. Karakterler tehditten «o», «biri», «bir şey» diye söz etmeli; boşluğu seyirci doldurmalıdır.

Kendi sahnende

Özet

  1. Korkuda diyalog geri çekilir; ses ve sessizlik öne çıkar.
  2. Diyaloğun asıl işlevi algılamaktır: duymak, görmek, sormak.
  3. Korktukça konuşan karakter sessizliği sözle doldurur; az konuşan karşısında korku büyür.
  4. İnanmayan karakterin açıklamaları makul olmalıdır.
  5. Tehdit adlandırılmaz; boşluğu seyirci doldurur.

Kendini sına

  1. Sahnedeki ses ipuçları neler ve Kerem'in hangi tepkilerini tetikliyor?
  2. Burcu neden iyi yazılmış bir inanmayan karakter?
  3. İlk taslakta kadının «eski sakiniyim, anlarsın ya» demesi neden korkuyu öldürüyor?

Yanıtlar

  1. Sileceklerin bir kez geçip durması (Kerem'in yağmur ve toprak hakkında konuşması), poşetin hışırdaması (Kerem'in «Ne var poşette» sorusu). Her ses bir sessizliği ya da bir soruyu doğuruyor.
  2. Çünkü açıklamaları makul: bekçinin karısı, lojmanlar, mezar sulamak. Seyirci onlara inanabilir. Ama son repliği, «Arka koltuğa bakma», kendi açıklamalarını sorguluyor ve seyirciyi ikiye bölüyor.
  3. Çünkü kadın göz kırpıyor ve tehdidi neredeyse adlandırıyor. Seyircinin kendi korkusuyla dolduracağı boşluk, bir şakayla kapanıyor.

Sonraki derse köprü

Korkuda söz azaldı ve kalan her kelime kendi zamanına ait sade bir sözdü. Şimdi takvimi geriye çeviriyoruz: sıradaki konu dönem diyaloğu. Eski Türkçeyi taklit etmeden bir döneme sadık kalmak ve anakronik kelimeyi tanımak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.