16.4 · Seviye 7 · Sahne Türleri
Veda
Vedanın çoğu zaman başka bir şey hakkında konuşularak yapıldığı sahneyi kurar
Diyalog Akademisi · Yakınlık Sahneleri · 1.504 kelime · 22 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Açılış
Bir anne, üniversiteye gidecek oğlunun valizini hazırlıyor. «Kazakları koydum. Kalın olanı da. Orası soğuk olur.» Oğlu «Tamam anne» diyor. «İlaç kutusunu yan cebe koydum, ağrı kesici, mide ilacı.» «Tamam.» «Şarj aletini unutma.» «Unutmam.» Valiz kapanıyor. Anne bir an duruyor, sonra «Kalın kazağı en üste koyayım, ilk gece lazım olur» diyor ve valizi yeniden açıyor.
Bu konuşmanın hiçbir yerinde «seni özleyeceğim» geçmiyor. Ama anne her kazakla, her ilaçla, valizi her yeniden açışında bunu söylüyor. Veda, insanların en zor söylediği şeylerden biridir; bu yüzden çoğu zaman bir valizin, bir yolun, bir şarj aletinin arkasına saklanarak yapılır.
Önceki derste bir özür kabul edilmedi ve iki insan bir çaya yürüdü. Bu ders birinin gittiği ana bakıyor: vedaya.
Tek fikir
Veda nadiren adıyla yapılır. Karakterler gidecek olanın eşyasından, yolundan, havasından konuşur ve vedanın bütün ağırlığı bu sıradan konuşmanın içine yerleşir. Seyirci söylenmeyeni duyar; söylenen ne kadar sıradansa, söylenmeyen o kadar ağır gelir.
Kavram
İnsanlar vedalaşırken neden başka şeylerden konuşur? Çünkü vedanın kendisi söylenemeyecek kadar büyüktür. «Seni özleyeceğim» bir cümle olarak küçük kalır; söylendiği anda vedayı bir törene çevirir. «Kalın kazağı en üste koy» ise küçük bir cümledir ama büyük bir şeyi taşır: senin üşümenden korkuyorum, senin orada yalnız olmandan, benim burada senin yokluğunda kalmamdan. Seyirci bu küçük cümlenin içindeki büyüklüğü duyar.
Yerine konuşmanın konusu çoğu zaman gidecek olanın ihtiyaçlarıdır: eşyası, yolu, sağlığı, yiyeceği. Bu konular, kalan kişinin gidene hâlâ bir şey verebildiği son alandır. Valizi hazırlamak, bir ilaç kutusunu yerleştirmek, bir adres yazmak: bunlar vedanın eylemleridir. Bu yüzden veda sahnelerinde eylem satırları ve nesneler, sözler kadar önemlidir.
Veda sahnelerinin çoğunda bir nesne el değiştirir. Bir hediye, bir eski eşya, bir anahtar, bir fotoğraf. Bu nesne vedanın söyleyemediği şeyi taşır. Verilen nesnenin seçimi, verenin gidene bakışını anlatır: bir defter, bir ilaç kutusu, bir yol haritası. Nesne bazen bir şaka gibi verilir; şakanın altında ciddi bir şey vardır.
Veda sahnesinde bir de ritim var. Vedalar genellikle uzar; insanlar ayrılmak istemez, bir şey daha söylemek için durur, kapıda oyalanır. On dördüncü modülde sahneden erken çıkmanın gücünü gördük; veda sahnesi bu ilkeyle ilginç bir gerilim kurar. Karakterler oyalanmak ister, ama sahne erken bitmelidir. Bu gerilim, son bir oyalanmayla çözülebilir: bir karakter son bir şey söyler, ve sahne tam orada biter.
Vedanın adının konduğu an da bir seçimdir. Bazı veda sahnelerinde bir karakter sonunda vedayı adlandırır: «Seni özleyeceğim.» Bu an, bütün yerine konuşmanın ardından gelirse çok ağır olabilir; ama genellikle gerekli değildir. Çoğu güçlü veda sahnesi, vedanın adını hiç koymadan biter ve seyirci adı kendisi koyar.
Vedanın bir de zamanla ilişkisi var. Bazı vedalar önceden bilinir: bir tayin, bir göç, bir okul. Bu vedalarda karakterlerin hazırlanacak vakti vardır ve hazırlık da vedanın bir parçasıdır; bir valizin günler önce hazırlanması, bir hediyenin aylar önce düşünülmesi. Bazı vedalar ise ani gelir: bir kavga, bir telefon, bir karar. Ani vedada karakterlerin hazırlıksızlığı sahnenin dokusunu belirler; söylenmesi gereken şeyler söylenemeden kalır. Yazar, vedanın hangi türden olduğuna göre karakterlerin elinde ne olduğunu belirler: hazırlanmış bir nesne mi, yoksa o an ceplerinde ne varsa o mu?
Son olarak, vedanın tonu karakterlere bağlıdır. Kimi karakter vedayı bir şakayla yapar, kimi bir öğütle, kimi hiç konuşmadan. Bir karakterin vedalaşma biçimi, ses kartının belki de en açık yansımasıdır; insan en zor anında en çok kendisi gibi konuşur.
Sahnede
Tarık Ankara'ya tayin oldu; hâkim beyin yanına, dijital sistemin kurulduğu kaleme. Bugün son günü. Ozan ve Meral kalemde.
İÇ. KALEM ODASI — AKŞAMÜSTÜ. Tarık masasını boşaltıyor: tablet, şarj aletleri, renkli kalemler bir kutuya giriyor. Ozan dosyaları rafa diziyor. Meral masasında.
TARIK
Şarj aletimi bırakıyorum, Ozan Bey. Hızlı şarj ediyor, tableti yarım saatte doldurur.
OZAN
Tablet sizde kalıyor ama.
TARIK
Ankara'da yenisini veriyorlar. Bunu da… kalemde biri kullanır belki.
MERAL
Kimse kullanmaz.
TARIK
Biliyorum.
Tarık tableti kutuya koymaz, masanın üstünde bırakır.
TARIK
Sesli anons sisteminin şifresini panoya yapıştırdım. Koridorun akustiği için de bir not yazdım, hoparlörü biraz sola alırsanız…
MERAL
Tarık Bey.
Meral çekmecesinden bir şey çıkarır: kalın, kahverengi kapaklı bir not defteri. Tarık'a uzatır.
MERAL
Ankara'da tablet çöker.
Tarık defteri alır. Bir süre bakar.
TARIK
Çökmez. Yeni sistem.
MERAL
Çöker. Adları buna yazarsınız.
Tarık defteri kutunun en üstüne koyar. Kutuyu kaldırır, kapıya yürür, durur.
TARIK
Hoparlörü sola alın ama. Ciddiyim.
OZAN
Alırız.
Sahnenin hiçbir yerinde «hoşça kal» ya da «özleyeceğim» geçmiyor. Tarık şarj aletinden, şifreden, hoparlörden konuşuyor; her biri kaleme bıraktığı küçük bir parça. Konuşmanın yüzeyi teknik ve sıradan, ama her cümle bir şeyi geride bırakma çabası. Tarık'ın tableti kutuya koymaması, söylemediği bir şeyi gösteriyor: bir izini burada bırakmak istiyor.
Meral'in «Kimse kullanmaz» cevabı acımasız görünüyor ama doğru, ve Tarık'ın «Biliyorum»u bunu kabul ediyor. Bu kısa alışveriş, iki insanın aylardır süren tablet ile defter tartışmasının sonu. Tarık artık kazanmaya çalışmıyor.
Veda nesnesi Meral'den geliyor: bir defter. Meral'in cümlesi, «Ankara'da tablet çöker», bir şaka gibi ve bir alay gibi duyuluyor; ama Tarık'ın tabletinin bir sabah çöktüğünü ve Ozan'ın adları defterden okuduğunu hatırlayan seyirci, bu cümlenin bir kaygı olduğunu biliyor. Meral, Tarık'ı korumak istiyor ve bunu kendi bildiği tek dilde, defterin dilinde söylüyor. Tarık'ın «Çökmez. Yeni sistem» itirazı da sesine sadık; ama defteri kutunun en üstüne koyuyor.
Sahne kapıda bir oyalanmayla bitiyor: «Hoparlörü sola alın ama. Ciddiyim.» Tarık son kez bir şey bırakıyor ve bu kez Ozan onu alıyor: «Alırız.» Veda, bir hoparlörün yeri üzerine bir sözle kapanıyor.
İki sürüm
Aynı vedanın adıyla yapıldığı hâli.
İlk taslak
TARIK
Meral Hanım, Ozan Bey, sizi çok özleyeceğim. Burada çok şey öğrendim.
MERAL
Biz de sizi özleyeceğiz, Tarık Bey. Ankara'da başarılar.
OZAN
Bizi unutmayın.
TARIK
Asla unutmam. Hoşça kalın.
Yeniden yazım
TARIK
Şarj aletimi bırakıyorum, Ozan Bey. Hızlı şarj ediyor.
MERAL
Ankara'da tablet çöker.
TARIK
Çökmez. Yeni sistem.
MERAL
Çöker. Adları buna yazarsınız.
TARIK
Hoparlörü sola alın ama. Ciddiyim.
OZAN
Alırız.
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Veda nadiren adıyla yapılır; karakterler gidecek olanın eşyasından, yolundan konuşur.
- Yerine konuşma, büyük bir duyguyu küçük ve somut bir şeyin içinde taşır.
- Veda nesnesi söylenmeyen duyguyu somutlaştırır; değeri iki karakterin geçmişindedir.
- Veda sahnesi oyalanma ile erken çıkış arasında bir gerilim kurar; son bir oyalanmayla bitebilir.
- Vedanın adı çoğu zaman hiç konmaz; seyirci onu kendisi koyar.
İlk taslakta veda adıyla yapılıyor ve dört karakter sırayla vedanın kalıp cümlelerini söylüyor: özleyeceğim, öğrendim, başarılar, unutmayın, hoşça kalın. Bu cümlelerin hiçbiri bu üç insana özgü değil; her veda töreninde söylenebilir. Meral'in «Biz de sizi özleyeceğiz» cümlesi ise kartına tamamen yabancı; o duygusunu adlandırmaz. Sahne bir tören, bir veda değil.
Yeniden yazımda veda, aylardır süren bir tartışmanın son hamlesi olarak yapılıyor: tablet ile defter. Meral'in verdiği defter, onun bütün kaygısını ve belki de bütün sevgisini taşıyor; ama tek bir duygu kelimesi geçmiyor. Seyirci vedanın adını kendisi koyuyor.
Ekranda
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışVeda sahnesinde karakterler duygularını söylemelidir, yoksa seyirci vedanın ağırlığını hissetmez.
Vedanın kalıp cümleleri sahneyi bir törene çevirir. Sıradan bir konuşmanın içine yerleşen veda, seyircinin onu kendisi adlandırmasına izin verir ve daha ağır gelir.
Yaygın yanlışVeda sahnesi uzun olmalıdır, çünkü karakterler ayrılmak istemez.
Karakterlerin oyalanması gerçekçidir, ama sahnenin uzaması ağırlığı dağıtır. Son bir oyalanmayla erken bitmek, iki ihtiyacı birden karşılar.
Yaygın yanlışVeda nesnesi değerli ya da anlamlı bir eşya olmalıdır.
Nesnenin değeri fiyatında değil, iki karakter arasındaki geçmişte yatar. Sıradan bir defter, aylardır süren bir tartışmanın sonu olabilir.
Kendi sahnende
Özet
- Veda nadiren adıyla yapılır; karakterler gidecek olanın eşyasından, yolundan konuşur.
- Yerine konuşma, büyük bir duyguyu küçük ve somut bir şeyin içinde taşır.
- Veda nesnesi söylenmeyen duyguyu somutlaştırır; değeri iki karakterin geçmişindedir.
- Veda sahnesi oyalanma ile erken çıkış arasında bir gerilim kurar; son bir oyalanmayla bitebilir.
- Vedanın adı çoğu zaman hiç konmaz; seyirci onu kendisi koyar.
Kendini sına
- Tarık'ın şarj aletinden, şifreden ve hoparlörden konuşması neyi taşıyor?
- Meral'in verdiği defter neden bir veda nesnesi?
- İlk taslaktaki veda neden bir tören?
Yanıtlar
- Kaleme bir iz bırakma isteğini. Her teknik ayrıntı, Tarık'ın geride bıraktığı küçük bir parça; tableti kutuya koymaması da bunu gösteriyor.
- Çünkü aylardır süren tablet ile defter tartışmasının son hamlesi. Meral'in «Ankara'da tablet çöker» cümlesi bir alay gibi görünüyor ama bir kaygı; Meral Tarık'ı korumak istiyor ve bunu kendi dilinde, defterin dilinde söylüyor.
- Çünkü herkes sırayla vedanın kalıp cümlelerini söylüyor: özleyeceğim, başarılar, unutmayın, hoşça kalın. Bu cümleler bu üç insana özgü değil ve Meral'in «özleyeceğiz» demesi onun sesine tamamen yabancı.
Sonraki derse köprü
Tarık gitti ama yaşıyor; Ankara'da yeni bir tablet onu bekliyor. Bazı vedalar ise geri dönüşü olmayan bir kayıptan sonra yapılır ve onların bir başka adı vardır. Bir sonraki ders yası ve taziyeyi inceliyor: taziyede söylenen kalıp sözlerin arasından kişiye özgü tek cümlenin nasıl çıktığını.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.