İçeriğe geç

16.5 · Seviye 7 · Sahne Türleri

Yas ve taziye

Taziyede söylenen kalıp sözlerin arasından kişiye özgü tek cümlenin nasıl çıktığını yazar

Diyalog Akademisi · Yakınlık Sahneleri · 1.618 kelime · 22 replik · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir taziye evinde kapı sabahtan akşama kadar açılıp kapanıyor. Gelen her misafir aynı cümleleri söylüyor: «Başınız sağ olsun.» «Allah rahmet eylesin.» «Mekânı cennet olsun.» Ev sahibi her birine aynı karşılığı veriyor: «Dostlar sağ olsun.» Bu cümleler bir tören gibi akıyor ve kimse onlardan bir şey beklemiyor; ama hepsi gerekli. Sonra bir misafir geliyor, ötekiler gibi oturuyor, kalıp cümleleri söylüyor, ve kalkmadan önce tek bir cümle ekliyor: «Annen her sabah balkondan çay bardağıyla bana el sallardı.» Ev sahibi o güne kadar ağlamamıştı. O cümleden sonra ağlıyor.

Yas, dilin en çaresiz kaldığı yerlerden biridir. Bu yüzden toplumlar onun için kalıp sözler üretmiştir: söylenecek bir şey bulamayan insanların söyleyebileceği hazır cümleler. Bu kalıplar önemlidir, çünkü insanları susmaktan kurtarır. Ama bir yas sahnesinin kalbi çoğu zaman kalıpların arasından çıkan, yalnızca o ölüye ve o yaslıya ait tek bir cümledir.

Önceki derste biri gitti ama yaşıyordu; vedası bir defterin içine saklandı. Bu ders geri dönüşü olmayan gidişe bakıyor: yasa ve taziyeye.

Tek fikir

Taziye sahnesi kalıp sözlerle dolar ve bu kalıplar gerçekçidir. Sahnenin ağırlığı ise kalıpların arasından çıkan tek bir kişiye özgü cümlededir: ölüyü bir isim olmaktan çıkarıp bir insan yapan, yalnızca söyleyenin bilebileceği bir ayrıntı.

Kavram

Türkçede taziyenin zengin bir kalıp dili var. Gelen söyler: «Başınız sağ olsun», «Allah rahmet eylesin», «Mekânı cennet olsun», «Allah sabır versin». Yaslı karşılık verir: «Dostlar sağ olsun», «Hepimizin başı sağ olsun». Bu sözler bir tören kurar ve törenin bir işlevi vardır: kimse ne diyeceğini düşünmek zorunda kalmaz, kimse yanlış bir şey söylemekten korkmaz. Bir yas sahnesini yazarken bu kalıpları silmek yanlış olur; gerçek bir taziye evi onlarla doludur.

Ama kalıplar ölü hakkında hiçbir şey söylemez. «Allah rahmet eylesin» her ölü için aynıdır. Bu yüzden kalıpların arasında bir boşluk kalır ve o boşluk, birinin yalnızca o ölüye ait bir şey söylemesini bekler. Bu cümle çoğu zaman beklenmedik birinden gelir: en yakın dosttan değil, bir komşudan, bir esnaftan, bir çocuktan. Ve çoğu zaman büyük bir şey değil, küçük bir ayrıntıdır: bir alışkanlık, bir söz, bir eşya.

Kişiye özgü cümlenin gücü, yaslının bilmediği bir şeyi söylemesinden de gelebilir. Ölünün başkasının hayatında bıraktığı bir iz, yaslıya ölüyü yeniden, başka bir açıdan gösterir. Bir annenin her sabah balkondan bir komşuya el salladığını bilmeyen oğul, o cümleyle annesini bir an yeniden görür. Bu yüzden kişiye özgü cümle bir teselli değildir; bir hediye gibidir.

Yas sahnesinin bir başka katmanı, yaslının tepkisidir. Yaslı çoğu zaman kalıplarla karşılık verir ve bu karşılıklar onu ayakta tutar. Kişiye özgü cümle ise bu kalkanı deler. Yaslının tepkisi, o cümleden sonra değişir: bir sessizlik, bir soru, bir gözyaşı, bazen de yersiz görünen bir gülüş. Kalkan bir kez delindiğinde yaslı, o güne kadar tuttuğu şeyi bırakır. Bu değişim, sahnenin dönüş noktasıdır.

Yas sahnesini yazarken bir tuzaktan kaçınmak gerekir: herkesin kişiye özgü bir şey söylemesi. Bir taziye sahnesinde herkes ölü hakkında güzel bir anı anlatırsa, sahne bir anma törenine, hatta bir konuşmalar sırasına döner ve hiçbir anı ağırlık taşımaz. Gerçek taziye evlerinde çoğu insan kalıplarla konuşur. Kişiye özgü cümle nadir olduğu için ağırdır.

Son olarak, yasın bir zamanı vardır. İlk günlerin taziyesi kalıplarla doludur; yaslı henüz bir şey duyacak durumda değildir. Haftalar sonra gelen bir ziyaret ise farklıdır: kalabalık dağılmıştır, kalıplar tükenmiştir ve kişiye özgü bir cümle daha derin yere ulaşır. Yazar, sahnenin yasın hangi gününde geçtiğine göre neyin söylenebileceğine karar verir.

Sahnede

Rıfat'ın annesi Zehra Hanım öldü. Yıllardır yürüyemiyordu; Kadir'in karısıydı. Rıfat'ın evinde taziyenin ikinci günü. Odada Rıfat, birkaç komşu kadın, Nazmi ve Kerem var. Kapı açılıyor; Şükrü giriyor.

İÇ. RIFAT'IN EVİ, SALON — ÖĞLEDEN SONRA. Duvar dibinde sandalyeler. Kadınlar bir köşede, ellerinde tespih. Rıfat baş köşede. Şükrü girer, Rıfat'ın elini sıkar.

ŞÜKRÜ

Başın sağ olsun, Rıfat.

RIFAT

Dostlar sağ olsun, abi.

NAZMİ

Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

KADIN

(köşeden)

Allah sabır versin.

RIFAT

Hepimizin başı sağ olsun.

Şükrü Nazmi'nin yanına oturur. Bir süre kimse konuşmaz. Kerem çayları dağıtır.

KEREM

Şükrü abi, çay.

ŞÜKRÜ

Sağ ol.

Uzun sessizlik. Şükrü çay bardağını elinde tutar, içmez.

ŞÜKRÜ

Annen her sabah balkondan ilk seferi seyrederdi. Kadir'den sonra. Ben geçerken korna çalardım, iki kere. O da çay bardağını kaldırırdı.

Rıfat başını kaldırır.

RIFAT

Kaç yıl?

ŞÜKRÜ

Ben emekli olana kadar. Sonra Kerem'e söyledim.

Kerem çaydanlığı bırakır.

KEREM

İki kere. Her sabah.

Rıfat yüzünü avuçlarına alır.

Sahnenin ilk bölümü kalıp sözlerle dolu ve bu gerçekçi. «Başın sağ olsun», «Dostlar sağ olsun», «Allah rahmet eylesin», «Mekânı cennet olsun», «Allah sabır versin», «Hepimizin başı sağ olsun». Altı replik, bir taziye evinin töreni. Rıfat bu törenin içinde ayakta duruyor; kalıplar onu koruyor.

Sonra uzun bir sessizlik ve Şükrü'nün çayı içmemesi. Seyirci bir şeyin söyleneceğini sezer. Şükrü'nün kişiye özgü cümlesi beklenmedik bir ayrıntı: Zehra Hanım her sabah balkondan ilk seferi seyrediyordu, Kadir'den sonra. Şükrü her sabah iki kere korna çalıyordu, o da çay bardağını kaldırıyordu. Bu, Rıfat'ın bilmediği bir şey. Annesinin yıllarca, kocasının ölümünden sonra, her sabah bir dolmuşa el salladığını ilk kez duyuyor.

Cümle yalnızca bir anı değil, bir itiraf da. Şükrü, Kadir'in ölümünden sonra onun karısını her sabah bir korna sesiyle selamlamış. Mezarlıkta her hafta bırakılan karanfil gibi, bu da Şükrü'nün kimseye söylemediği bir yükün parçası. Rıfat'ın tek kelimelik sorusu, «Kaç yıl?», bunu anladığını gösteriyor.

Kerem'in iki kelimelik cevabı ise sahneyi bir adım daha ileri taşıyor. Şükrü emekli olunca bu görevi Kerem'e devretmiş; Kerem de her sabah iki kere korna çalmış. Rıfat'ın annesine her sabah el sallayan iki adam varmış ve ikisi de bunu kimseye söylememiş. Rıfat'ın yüzünü avuçlarına alması, kalıpların kalkanının bu cümleyle delindiğini gösteriyor.

İki sürüm

Aynı sahnenin herkesin anı anlattığı hâli.

İlk taslak

ŞÜKRÜ

Başın sağ olsun Rıfat. Annen çok iyi bir kadındı.

NAZMİ

Evet, çok iyi bir insandı. Her bayram bize tatlı yollardı.

KEREM

Ben de onu severdim. Bana hep gülümserdi.

ŞÜKRÜ

Her sabah balkondan dolmuşları seyrederdi, ben korna çalardım.

RIFAT

Teşekkür ederim hepinize. Annem sizi çok severdi.

Yeniden yazım

ŞÜKRÜ

Başın sağ olsun, Rıfat.

RIFAT

Dostlar sağ olsun, abi.

NAZMİ

Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

ŞÜKRÜ

Annen her sabah balkondan ilk seferi seyrederdi. Kadir'den sonra. Ben geçerken korna çalardım, iki kere.

RIFAT

Kaç yıl?

KEREM

İki kere. Her sabah.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Taziye dili bir töreni kurar ve yaslıyı korur; sahnede gerçekçidir.
  2. Kalıp sözler ölü hakkında bir şey söylemez; kişiye özgü cümle bu boşluğu doldurur.
  3. Kişiye özgü cümle küçük bir ayrıntıdır ve çoğu zaman yaslının bilmediği bir şeyi söyler.
  4. Herkesin anı anlattığı sahne bir anma törenine döner; kişiye özgü cümle nadir olduğu için ağırdır.
  5. Yaslının tepkisi, kalıpların kalkanının delindiği andır ve sahnenin dönüşüdür.

İlk taslakta herkes bir anı anlatıyor: iyi bir kadındı, tatlı yollardı, gülümserdi. Bu anıların hiçbiri yanlış değil, ama hepsi aynı ağırlıkta ve sahne bir anma töreni gibi akıyor. Şükrü'nün korna cümlesi bu sıranın içinde kayboluyor; diğer anılarla eşitleniyor. Rıfat'ın cevabı da bir teşekkür ve bir kalıp; hiçbir cümle onun kalkanını delmiyor.

Yeniden yazımda kalıplar korunuyor ve kişiye özgü tek cümle onların arasından çıkıyor. Şükrü'nün korna cümlesi diğer anılarla yarışmadığı için bütün ağırlığı taşıyor. Rıfat bir teşekkür değil, bir soru soruyor ve Kerem'in iki kelimesi, cümlenin bir hediye olduğunu, bir değil iki adamın Zehra Hanım'ı her sabah selamladığını ortaya koyuyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışTaziye sahnesinde kalıp sözler sahte ve gereksizdir; karakterler içten konuşmalıdır.
Doğrusu

Kalıp sözler bir taziye evinin gerçeğidir ve yaslıyı korur. Onları silmek sahneyi gerçeklikten koparır; kişiye özgü cümle onların arasından çıktığında güçlüdür.

Yaygın yanlışYas sahnesinde herkes ölüyle ilgili güzel bir anı anlatmalıdır.
Doğrusu

Herkesin anı anlattığı sahne bir anma törenine döner ve hiçbir anı ağırlık taşımaz. Kişiye özgü cümle nadir olduğu için ağırdır.

Yaygın yanlışKişiye özgü cümle büyük ve duygusal olmalıdır.
Doğrusu

En güçlü kişiye özgü cümleler çoğu zaman küçük bir ayrıntıdır: bir alışkanlık, bir söz, bir korna sesi. Küçüklük, ölüyü bir insan olarak görünür kılar.

Kendi sahnende

Özet

  1. Taziye dili bir töreni kurar ve yaslıyı korur; sahnede gerçekçidir.
  2. Kalıp sözler ölü hakkında bir şey söylemez; kişiye özgü cümle bu boşluğu doldurur.
  3. Kişiye özgü cümle küçük bir ayrıntıdır ve çoğu zaman yaslının bilmediği bir şeyi söyler.
  4. Herkesin anı anlattığı sahne bir anma törenine döner; kişiye özgü cümle nadir olduğu için ağırdır.
  5. Yaslının tepkisi, kalıpların kalkanının delindiği andır ve sahnenin dönüşüdür.

Kendini sına

  1. Şükrü'nün korna cümlesi neden kişiye özgü bir cümle?
  2. Rıfat'ın «Kaç yıl?» sorusu neyi gösteriyor?
  3. Kerem'in «İki kere. Her sabah» cevabı sahneye ne katıyor?

Yanıtlar

  1. Çünkü Zehra Hanım'a dair yalnızca Şükrü'nün bildiği küçük bir ayrıntı: her sabah balkondan ilk seferi seyretmesi ve Şükrü'nün iki kere korna çalması. Rıfat bunu bilmiyordu; cümle annesini ona yeniden gösteriyor.
  2. Cümlenin bir anı olduğu kadar bir itiraf olduğunu anladığını. Şükrü, Kadir'in ölümünden sonra yıllarca onun karısını selamlamış; Rıfat bu yükün süresini soruyor.
  3. Bu görevin Şükrü'den Kerem'e devredildiğini ortaya koyuyor. Zehra Hanım'ı her sabah selamlayan bir değil iki adam varmış ve ikisi de kimseye söylememiş; cümle bir hediyeye dönüşüyor.

Sonraki derse köprü

Rıfat yüzünü avuçlarına aldı ve sahne orada bitti. Bir adım daha atılsaydı, bir hıçkırık, bir çığlık, bir kucaklaşma, sahne başka bir şeye dönüşebilirdi. Bir sonraki ders melodram eşiğini inceliyor: duygunun hak edildiği sahne ile dayatıldığı sahneyi ayırmayı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.