İçeriğe geç

16.2 · Seviye 7 · Sahne Türleri

Sevgiyi söylemek

İlan-ı aşkı ertelemek, saptırmak ya da beklenmedik bir yerde söyletmekle sahneyi taze tutar

Diyalog Akademisi · Yakınlık Sahneleri · 1.511 kelime · 19 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir adam yıllardır karısına «seni seviyorum» demedi. Bir gün karısı hastaneden çıkıyor ve adam onu kapıda bekliyor. Ne diyeceğini düşünmüş, belki prova bile etmiş. Kadın kapıdan çıktığında adam ağzını açıyor ve şunu söylüyor: «Arabayı kapının önüne çektim. Yürümeyesin diye.» Kadın gülümsüyor. Söylenmesi gereken her şey söylendi.

İlan-ı aşk, sinemanın ve edebiyatın en çok yazılmış anlarından biridir ve bu yüzden en kolay bayatlayanlardan biridir. «Seni seviyorum» cümlesi, söylendiği anda bir klişe olma tehlikesi taşır; seyirci onu yüzlerce kez duymuştur. Bu cümleyi taze tutmanın yolu, onu ertelemek, başka bir şeyin içine saklamak ya da hiç beklenmedik bir yerde, beklenmedik bir biçimde söyletmektir.

Önceki derste Kerem ile Burcu bir oyunun içinde birbirine yaklaştı ve bir hitap değişikliği her şeyi söyledi. Bu ders oyunun bittiği yere bakıyor: birinin sevgiyi adıyla söylemesi gereken ana.

Tek fikir

Sevgiyi söylemenin üç yolu vardır: ertelemek, saptırmak ve beklenmedik bir yerde söyletmek. Bu üç yol, yüzlerce kez duyulmuş bir cümleyi taze tutar. Asıl ağırlık çoğu zaman cümlenin kendisinde değil, nerede, nasıl ve kim tarafından söylendiğindedir.

Kavram

İlk yol ertelemedir. On ikinci modülde itirafı incelerken ertelemeyi gördük: söylenecek şeye yaklaşmak ve geri çekilmek. Sevgi ilanı da bir itiraf türüdür ve aynı mekanizmayla işler. Karakter söylemek ister, başlar, vazgeçer. Seyirci her vazgeçişte beklentisini biraz daha büyütür. Erteleme sayesinde, sonunda söylenen söz bir anda değil, uzun bir hazırlığın sonunda gelir.

İkinci yol saptırmadır. Karakter sevgisini söylemez, onun yerine başka bir şey söyler: bir iyilik, bir hatırlatma, bir kaygı. «Arabayı kapının önüne çektim» cümlesi bir sevgi ilanıdır, ama sevgi kelimesini içermez. Saptırma, karakterin sesine sadık kalır; sevgisini adlandıramayan ya da adlandırmak istemeyen bir karakter, onu bir eylemin ya da bir nesnenin içine koyar. Seyirci saptırmayı çözer ve cümlenin gerçek anlamını kendisi bulur.

Üçüncü yol beklenmedik yerdir. Sevgi ilanı genellikle romantik bir ortamla ilişkilendirilir: bir gün batımı, bir yağmur, bir havaalanı. Bu ortamlar o kadar çok kullanılmıştır ki seyirci onları gördüğünde ne olacağını bilir. Sevgi bir hastane koridorunda, bir mutfakta bulaşık yıkarken, bir tartışmanın ortasında ya da bir iş yaparken söylendiğinde, söz beklenmedik bir yerden gelir ve taze kalır. Ortamın sıradanlığı, sözün ağırlığını öne çıkarır.

Beklenmedik yerin bir başka biçimi beklenmedik kişidir. Seyirci sevgiyi kimin söyleyeceğini tahmin eder; genellikle daha cesur, daha istekli olanın. Ama sevgiyi söyleyen beklenmedik biri olursa, sahne bir sürpriz kazanır. Çekingen olan değil, rahat görünen söyler; ya da kimsenin beklemediği bir anda, kimsenin beklemediği biçimde söyler.

Bu üç yol bir arada da kullanılabilir. Bir karakter ertelenir, saptırır, sonra beklenmedik bir anda başka biri söyler. Önemli olan, sözün söylendiği anda seyircinin onu ilk kez duyuyormuş gibi hissetmesidir.

Bir de kelimenin kendisi var. Türkçede «seni seviyorum» cümlesi, gündelik konuşmada nadiren ve ağır bir anlamla kullanılır; çoğu insan sevgisini «Canım», «Kıyamam», «Sen olmasan» gibi daha dolaylı sözlerle ifade eder. Bir karakterin bu cümleyi kurması bu yüzden bir eşiktir. Yazar, bu eşiği karakterin sesine göre ayarlamalıdır: kimi karakter cümleyi hiç kuramaz ve hep saptırır, kimi ancak bir yumuşatmayla, bir «galiba» ya da bir «sanırım» ile kurabilir. Cümlenin nasıl kurulduğu, kuranın kim olduğunu anlatır.

Son bir dikkat: sevgi söylendikten sonra ne olduğu da sahnenin parçasıdır. Karşı taraf hemen «Ben de» derse, sahne bir alışverişe döner. Cevabın gecikmesi, bir sessizlik, bir eylem ya da bambaşka bir cümle, sözün ağırlığının sahnede kalmasını sağlar.

Sahnede

Bir hafta sonra. Kerem lastik değiştirirken elini kesti ve acile geldi. Nöbette Burcu var. Kerem'in elini dikiyor.

İÇ. HASTANE, ACİL SERVİS — GECE. Kerem bir sedyede oturuyor, eli tepside. Burcu eldivenli, dikiş atıyor.

BURCU

Kıpırdama.

KEREM

Kıpırdamıyorum. Şey, Burcu, ben sana bir şey…

BURCU

Kıpırdıyorsun.

KEREM

Lastik kaydı. Kriko kaydı yani. Ben sana diyecektim ki…

BURCU

Üç dikiş daha.

Kerem gözlerini kapatır.

KEREM

İğneden korkuyorum, biliyorsun.

BURCU

Biliyorum. Bu iğne değil, dikiş.

Burcu bir dikiş daha atar. Başını kaldırmadan konuşur.

BURCU

Kerem, ben seni seviyorum galiba. Kıpırdama, dikiş kayar.

Kerem gözlerini açar. Kıpırdamaz.

BURCU

Son dikiş.

Burcu ipliği keser. Kerem eline bakar, sonra Burcu'ya.

KEREM

Korkmadım bu sefer.

Kerem sahneye bir ilanla geliyor ve onu iki kez erteliyor. «Ben sana bir şey…» ve «Ben sana diyecektim ki…» İki seferinde de cümle yarıda kalıyor; birincisinde Burcu'nun «Kıpırdıyorsun»u, ikincisinde «Üç dikiş daha»sı onu kesiyor. Seyirci Kerem'in ne söyleyeceğini biliyor ve her ertelemede beklentisi büyüyor. Kerem'in «İğneden korkuyorum» cümlesi ise bir saptırma: korktuğu şey iğne değil, söyleyemediği cümle.

Sonra sevgi söyleniyor, ama Kerem tarafından değil. Burcu söylüyor ve bir iş yaparken, başını kaldırmadan, bir talimatın içinde: «Kerem, ben seni seviyorum galiba. Kıpırdama, dikiş kayar.» Bu üç yolun buluştuğu an. Söz bir acil servis sedyesinde, bir dikişin ortasında, beklenmedik birinden geliyor. «Galiba» kelimesi onu yumuşatıyor, «Kıpırdama» onu sıradanlaştırıyor ve ikisi birlikte onu yüzlerce kez duyulmuş bir cümleden ayırıyor.

Kerem'in cevabı «Ben de» değil. Gözlerini açıyor, kıpırdamıyor ve bir süre sonra tek bir cümle söylüyor: «Korkmadım bu sefer.» Bu cümle iğneden söz ediyor, ama seyirci onun neden söz ettiğini biliyor. Önceki dersin şakası, «İğneden korkarım», burada bir cevaba dönüşüyor. Kerem kendi korkusunu adlandırıyor ve onun geçtiğini söylüyor; sevgiyi yine adıyla söylemiyor, ama artık söylemesine gerek de kalmıyor. Acil servisin floresan ışığı altında, eli tepsideyken, bu kadarı yetiyor.

İki sürüm

Aynı sahnenin klişe bir ilanla yazıldığı hâli.

İlk taslak

KEREM

Burcu, sana söylemem gereken bir şey var.

BURCU

Söyle.

KEREM

Seni seviyorum. Seni ilk gördüğüm günden beri.

BURCU

Ben de seni seviyorum, Kerem.

Sarılırlar.

Yeniden yazım

KEREM

Kıpırdamıyorum. Şey, Burcu, ben sana bir şey…

BURCU

Kıpırdıyorsun.

KEREM

İğneden korkuyorum, biliyorsun.

BURCU

Kerem, ben seni seviyorum galiba. Kıpırdama, dikiş kayar.

KEREM

Korkmadım bu sefer.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Sevgi ilanı en kolay bayatlayan anlardan biridir; taze tutmak için üç yol vardır.
  2. Erteleme: karakter söylemeye yaklaşır ve geri çekilir; beklenti büyür.
  3. Saptırma: sevgi bir iyiliğin, bir kaygının ya da bir nesnenin içine saklanır.
  4. Beklenmedik yer ve kişi: söz sıradan bir anda ya da beklenmedik birinden gelir.
  5. Cevap da sahnenin parçasıdır; hemen gelen «ben de» sahneyi bir alışverişe çevirir.

İlk taslakta ilan hazırlıksız, ertelemesiz ve beklenen kişiden geliyor. «Sana söylemem gereken bir şey var» bir duyuru, «seni ilk gördüğüm günden beri» bir klişe. Burcu'nun «Ben de seni seviyorum» cevabı alışverişi tamamlıyor ve sahne bir sarılmayla kapanıyor. Hiçbir şey taze değil; seyirci bu sahneyi daha önce yüzlerce kez görmüş. Kerem bu taslakta kendisi gibi de konuşmuyor: dolaysız, kendinden emin bir ilan, şeyli ve dolaylı Kerem'e ait değil.

Yeniden yazımda ilan ertelemelerle hazırlanıyor, bir saptırmanın içinden geçiyor ve sonunda beklenmedik birinden, beklenmedik bir yerde geliyor. Cevap bir «ben de» değil, önceki bir şakanın geri dönüşü. Sahnede «seviyorum» kelimesi yalnızca bir kez geçiyor ve o bir kez, bir dikişin ortasında, «galiba» ile yumuşatılmış hâlde, yüzlerce kez duyulmuş bir cümleyi ilk kez duyuluyormuş gibi kılıyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSevgi ilanı romantik bir ortamda, açıkça ve bir anda yapılmalıdır.
Doğrusu

Romantik ortam ve açık ilan bir klişedir ve seyirci onu tahmin eder. Erteleme, saptırma ve beklenmedik bir yer, sözü taze tutar.

Yaygın yanlışSevgi ilanına karşı taraf hemen «Ben de» demelidir ki sahne tamamlansın.
Doğrusu

Hemen gelen bir «ben de» sahneyi bir alışverişe çevirir. Gecikmiş, dolaylı ya da beklenmedik bir cevap, sözün ağırlığını sahnede tutar.

Yaygın yanlışSevgiyi söyleyen karakter, sahnenin en cesur karakteri olmalıdır.
Doğrusu

Beklenmedik birinin söylemesi sahneye bir sürpriz katar. Çekingen olanın değil, rahat görünenin söylemesi ya da tersi, ilişkinin dengesini değiştirir.

Kendi sahnende

Özet

  1. Sevgi ilanı en kolay bayatlayan anlardan biridir; taze tutmak için üç yol vardır.
  2. Erteleme: karakter söylemeye yaklaşır ve geri çekilir; beklenti büyür.
  3. Saptırma: sevgi bir iyiliğin, bir kaygının ya da bir nesnenin içine saklanır.
  4. Beklenmedik yer ve kişi: söz sıradan bir anda ya da beklenmedik birinden gelir.
  5. Cevap da sahnenin parçasıdır; hemen gelen «ben de» sahneyi bir alışverişe çevirir.

Kendini sına

  1. Kerem'in ilanı nasıl erteleniyor?
  2. Burcu'nun ilanı hangi üç yolu birleştiriyor?
  3. Kerem'in «Korkmadım bu sefer» cevabı neyi geri çağırıyor?

Yanıtlar

  1. İki kez cümlesi yarıda kalıyor: «Ben sana bir şey…» ve «Ben sana diyecektim ki…». Her seferinde Burcu'nun bir iş cümlesi onu kesiyor. «İğneden korkuyorum» ise bir saptırma; korktuğu şey söyleyemediği cümle.
  2. Beklenmedik yer (acil servis, bir dikişin ortası), beklenmedik kişi (Kerem değil Burcu) ve bir yumuşatmanın içinde saklanma («galiba», «kıpırdama, dikiş kayar»).
  3. Önceki dersteki şakayı: «İğneden korkarım.» Kerem'in cevabı iğneden söz ediyor ama seyirci onun Burcu'nun sözüne verilen bir cevap olduğunu biliyor.

Sonraki derse köprü

Bu sahnede kimse bir hata yapmadı ve kimsenin bir özür dilemesi gerekmedi. Ama yakınlık sahnelerinin bir başka yüzü, bir şeyi kırdıktan sonra onu onarmaya çalışmaktır. Bir sonraki ders, 16.3, özrü inceliyor: gerçek özür ile özür kılığında savunmayı ayırmayı ve özrün kabul edilmemesini.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.