12.4 · Seviye 5 · Bilgi
Yalanın dili
Gereksiz ayrıntı, ezber cümle, aşırı savunma ve konu değiştirmenin yalanı seyirciye nasıl ele verdiğini yazar
Diyalog Akademisi · Geçmiş, Sır ve Yalan · 1.548 kelime · 20 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme
- Senaryo Akademisi’nde: 47.5 Yalan
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Açılış
Bir öğretmen sınıfa giriyor ve tahtanın silinmediğini görüyor. Nöbetçi öğrenciye soruyor: «Tahtayı neden silmedin?» Öğrenci hemen cevap veriyor: «Sildim hocam, teneffüste sildim, sonra Mert geldi, ama ben görmedim, ben kantindeydim, simit aldım, bir de su, Mert de yazmış olabilir ama ben görmedim, yemin ederim sildim.» Öğretmen bir şey demiyor. Cevabın uzunluğu, sorunun cevabı.
Bir yalancı genellikle yalan söylediğini sözleriyle değil, söyleyiş biçimiyle ele verir. Fazla ayrıntı, çok hızlı bir cevap, gereğinden fazla yemin, birden değişen konu. Gerçeği söyleyen kişi kısa konuşur; çünkü kendini kanıtlaması gerekmez. Yalan söyleyen ise hikâyesini sağlamlaştırmaya çalışır ve bu çaba görünür.
Önceki derste bir karakter yıllarca sakladığı şeyi sonunda söyledi; susmuştu ama yalan söylememişti. Bu ders susmakla yetinmeyen, söylediğini değiştiren karakterin diline bakıyor.
Tek fikir
Yalan, söylenen şeyde değil söyleyiş biçiminde görünür: gereksiz ayrıntıda, ezberlenmiş cümlede, aşırı savunmada, konunun aniden değişmesinde. En güçlü işaret ise karakterin kendi olağan sesinden sapmasıdır. Seyirci yalanı karakteri tanıdığı ölçüde fark eder.
Kavram
Senaryo Akademisi «Yalan» birimini işlerken yalanın türlerini, doğrudan yalanı, yarım gerçeği, bilgi saklamayı, kendine söylenen yalanı, ayrı ayrı sayar; yalanı görünür kılmanın yolları arasında da gereksiz savunmayı ve davranış çelişkisini anar. Bu ders o listenin diyalog tarafına, yalanın cümlenin içinde nasıl duyulduğuna yoğunlaşıyor.
Yalanın dört klasik işareti var.
Gereksiz ayrıntı. Yalan söyleyen kişi hikâyesine inandırıcılık katmak için ayrıntı ekler: saat, renk, isim, sıra. Gerçeği anlatan kişi ise genellikle yalnızca sorulan şeyi söyler. Yalancının ayrıntıları kimsenin sormadığı yerlerde birikir.
Ezber cümle. Yalan çoğu zaman önceden hazırlanır. Hazırlanmış cümle akıcıdır, düzgündür, hiç takılmaz. Gerçek konuşma ise kesilir, düzeltilir, geri döner. Bir karakterin bir cevabı fazla temiz geliyorsa, o cevabı önceden kurmuş olabilir.
Aşırı savunma. Yalancı, kendisine yöneltilmemiş suçlamalara karşı kendini savunur. «Ben bir şey yapmadım», «Yemin ederim», «Bana inanmıyor musun?» Soru basit bir merakken cevap bir savunma konuşmasıdır. Savunmanın şiddeti, suçlamanın şiddetinden büyük olduğunda seyirci bir şey sezer.
Konu değiştirme. Yalan söyleyen kişi, konudan bir an önce uzaklaşmak ister. Cevabını verir ve hemen başka bir şeye geçer: hava, bir haber, karşıdakinin sağlığı. Geçiş fazla hızlı ve fazla isteklidir.
Ama bu dört işaretin bir sınırı var: bazı karakterler zaten böyle konuşur. Uzun ve ayrıntılı konuşan bir karakterin ayrıntısı yalanın işareti değildir; kendini her zaman savunan bir karakterin savunması da. Bu yüzden en güvenilir işaret, karakterin kendi olağan sesinden sapmasıdır. Her zaman kısa konuşan biri birden uzun konuşursa, her zaman takılan biri birden akıcı konuşursa, seyirci bir şeyin değiştiğini hisseder.
Bu, ses kartlarının bir başka kullanımıdır. Bir karakterin sesini iyi kurduysan, o sesten her sapma bir bilgi taşır. Yalan, sapmanın en yaygın sebebidir. Seyirci bunu çoğu zaman bilinçli olarak fark etmez; ama bir şeyin yanlış olduğunu hisseder. Bu his, sahnenin gerilimidir.
Yalanı yazarken bir karar daha vermek gerekir: seyirci yalanı ne zaman anlayacak? Bazen seyirci yalanı baştan bilir, çünkü gerçeği önceki bir sahnede görmüştür; o zaman sahne bir dramatik ironiye dönüşür ve seyirci yalancının nasıl yakalanacağını bekler. Bazen seyirci yalanı karakterle birlikte, işaretlerden sezer. Bazen de yalanı ancak sonradan, bir kanıt ortaya çıktığında anlar ve sahneyi geriye doğru yeniden okur. Hangisinin seçileceği, seyircinin yalancıyla mı yoksa yalan söylenenle mi birlikte duracağını belirler.
Son olarak, yalancının karşısındaki karakter de önemlidir. İyi bir sorgulayıcı yalancıyı doğrudan suçlamaz; ona konuşacak alan verir ve işaretlerin birikmesini bekler. Ya da tek bir somut kanıtla bütün hikâyeyi çökertir. Karşıdakinin bu iki yoldan hangisini seçtiği, onun karakterini de gösterir.
Sahnede
Kerem'in dolmuşunun sağ yanında, ön kapının altında taze bir çizik var. Seyirci bir önceki akşam Kerem'in durağın yanındaki direğe sürttüğünü görmüş. Sabah Şükrü kahveye giderken çiziği fark ediyor.
DIŞ. DURAK ÖNÜ — SABAH. Şükrü dolmuşun yanında eğilmiş, çiziğe bakıyor. Kerem elinde bir bidonla geliyor.
ŞÜKRÜ
Bu ne?
KEREM
Gece biri sürtmüş abi. Saat on bir buçuk gibi olmalı, ben arabayı on biri çeyrek geçe bıraktım, kapıları kilitledim, sağ aynayı katladım. Sabah geldim, bu vardı. Beyaz bir araba olabilir, boyası beyaz çünkü.
ŞÜKRÜ
Beyaz.
KEREM
Ben sürmedim abi, vallahi billahi. Benim haberim yok. Ben dikkat ediyorum, biliyorsun, sen öğrettin, direklerden uzak dur diye.
Şükrü doğrulur, Kerem'e bakar.
KEREM
Bu arada mazot yine zamlanmış, gördün mü? Dün akşam radyoda dedi.
ŞÜKRÜ
Nazmi'nin kamerası durağa bakıyor.
Kerem bidonu yere bırakır.
KEREM
Şey…
ŞÜKRÜ
Direk mi?
KEREM
Direk. Geri geri çıkarken. Abi, şey, ben…
ŞÜKRÜ
Beyaz boya direğin boyası.
Kerem'in yalanı dört işaretin hepsini taşıyor. Gereksiz ayrıntı: saat on bir buçuk, on biri çeyrek geçe, katlanmış ayna, beyaz boya. Aşırı savunma: «vallahi billahi», «benim haberim yok», «sen öğrettin». Konu değiştirme: mazot zammı. Ve ezber: ilk cevabı fazla akıcı, fazla hazır.
Ama asıl işaret, Kerem'in kendi sesinden sapması. Kerem her zaman «şey», «yani» ile konuşur, takılır, dolaylı söyler. Yalanının ilk iki repliğinde bir tane bile «şey» yok. Kerem hiç bu kadar akıcı konuşmamıştı. Seyirci bunu fark etmese bile bir yanlışlık hisseder. Yalan çöktüğü an da sesi geri geliyor: «Şey…», «Abi, şey, ben…» Kerem'in gerçek sesi, gerçeğin sesi oluyor.
Şükrü iyi bir sorgulayıcı. Kerem'i suçlamıyor; yalnızca tek kelimelerle konuşuyor ve bekliyor. «Beyaz» tekrarı Kerem'in ayrıntısını ona geri veriyor. Sonra tek bir somut kanıt: kamera. Son repliği ise yalanın en ince ayrıntısını, beyaz boyayı, gerçeğin içine yerleştiriyor: Kerem'in uydurduğu beyaz araba aslında direğin kendisiydi.
İki sürüm
Aynı yalanın hiçbir işaret taşımadan yazıldığı hâli.
İlk taslak
ŞÜKRÜ
Bu ne?
KEREM
Bilmiyorum abi, gece biri sürtmüş olmalı.
ŞÜKRÜ
Yalan söylüyorsun. Sen sürttün.
KEREM
Evet abi, haklısın. Direğe sürttüm. Özür dilerim.
Yeniden yazım
ŞÜKRÜ
Bu ne?
KEREM
Gece biri sürtmüş abi. Saat on bir buçuk gibi olmalı, ben arabayı on biri çeyrek geçe bıraktım, kapıları kilitledim, sağ aynayı katladım. Beyaz bir araba olabilir, boyası beyaz çünkü.
ŞÜKRÜ
Beyaz.
KEREM
Ben sürmedim abi, vallahi billahi.
ŞÜKRÜ
Nazmi'nin kamerası durağa bakıyor.
KEREM
Şey…
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Yalan, söylenen şeyde değil söyleyiş biçiminde görünür.
- Dört klasik işaret: gereksiz ayrıntı, ezber cümle, aşırı savunma, konu değiştirme.
- En güvenilir işaret, karakterin kendi olağan sesinden sapmasıdır.
- Seyircinin yalanı ne zaman anlayacağı bir karardır: baştan, işaretlerden ya da sonradan bir kanıtla.
- İyi bir sorgulayıcı suçlamaz; ayrıntıyı geri verir, bekler ve tek bir kanıt koyar.
İlk taslakta Kerem'in yalanı kısa ve düz; seyirci onun yalan olduğunu hiçbir işaretten anlamıyor. Şükrü yalanı doğrudan söylüyor, «Yalan söylüyorsun», yani bir kanıt yerine bir hüküm veriyor. Kerem de hemen itiraf ediyor. Sahne bir yalanı değil, bir yalanın özetini anlatıyor. Kerem'in sesi de kayıp: «Evet abi, haklısın» diyen düzgün bir Kerem, şeyli ve takılan Kerem değil.
Yeniden yazımda yalan işaretleriyle geliyor ve seyirci onu Kerem'in dilinden çözüyor. Şükrü hüküm vermiyor; ayrıntıyı geri veriyor, sonra bir kanıt koyuyor. Yalan bir itirafla değil, Kerem'in kendi sesine dönüşüyle çöküyor: «Şey…» Bu tek kelime, ilk taslaktaki «Evet abi, haklısın»ın taşıdığı her şeyi taşıyor.
Ekranda
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışYalanı göstermenin en açık yolu, başka bir karakterin «yalan söylüyorsun» demesidir.
Bu bir kanıt değil bir hükümdür ve seyirciyi yalanı kendisi fark etmekten mahrum bırakır. Yalan, karakterin dilindeki işaretlerden ve somut bir kanıttan çözülmelidir.
Yaygın yanlışYalanın işaretleri her karakterde aynıdır.
Uzun konuşan bir karakterin ayrıntısı, kendini her zaman savunan birinin savunması yalan işareti değildir. En güvenilir işaret, karakterin kendi olağan sesinden sapmasıdır.
Yaygın yanlışYalancı ne kadar beceriksizse sahne o kadar komik olur.
Beceriksiz yalan bir komedi aracı olabilir, ama her yalan beceriksiz olmak zorunda değildir. Usta bir yalancının neredeyse görünmeyen işaretleri, seyirciyi daha uzun süre gerilimde tutar.
Kendi sahnende
Özet
- Yalan, söylenen şeyde değil söyleyiş biçiminde görünür.
- Dört klasik işaret: gereksiz ayrıntı, ezber cümle, aşırı savunma, konu değiştirme.
- En güvenilir işaret, karakterin kendi olağan sesinden sapmasıdır.
- Seyircinin yalanı ne zaman anlayacağı bir karardır: baştan, işaretlerden ya da sonradan bir kanıtla.
- İyi bir sorgulayıcı suçlamaz; ayrıntıyı geri verir, bekler ve tek bir kanıt koyar.
Kendini sına
- Kerem'in yalanında dört klasik işaretin her biri nerede görünüyor?
- Kerem'in sesindeki sapma nedir ve yalan çökünce ne oluyor?
- Şükrü'nün «Beyaz» tekrarı ne iş görüyor?
Yanıtlar
- Gereksiz ayrıntı: saatler, katlanmış ayna, beyaz boya. Aşırı savunma: «vallahi billahi», «benim haberim yok», «sen öğrettin». Konu değiştirme: mazot zammı. Ezber: ilk cevabın fazla akıcı ve hazır gelmesi.
- Kerem her zaman «şey» ve «yani» ile konuşur, takılır. Yalanının ilk repliklerinde hiç «şey» yok; olağandışı akıcı. Yalan çöktüğünde sesi geri geliyor: «Şey…», «Abi, şey, ben…»
- Kerem'in uydurduğu ayrıntıyı ona geri veriyor ve onu bir an o ayrıntının üstünde bekletiyor. Bir suçlama değil, bir yankı; Kerem'in kendi sözünü kendi kulağına tekrar ettiriyor.
Sonraki derse köprü
Kerem'in yalanı bir sabah içinde çöktü; tek bir kamera yetti. Ama bazı sırlar bu kadar çabuk açılmaz. Yazar onları bilerek bekletir ve her sahnede yalnızca bir parçasını gösterir. Bir sonraki ders, bir sırrın yavaş açılmasını, üç sahneye bölünmüş bir sırrın her sahnede bir parçasını nasıl verdiğini inceliyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.