İçeriğe geç

10.7 · Seviye 4 · Karakter Sesi

Çocuk ve genç sesi

Çocuğu küçük bir yetişkin ya da sevimli bir süs gibi konuşturmamayı; yaşın düşünme biçimini yazmayı öğrenir

Diyalog Akademisi · Sesleri Ayırmak ve Korumak · 1.600 kelime · 24 replik · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir anaokulu öğretmeni sınıfa yeni bir kelime getirir: «sabır». Çocuklara ne demek olduğunu sorar. Biri «beklemek» der. Biri «annem sabır diyince kızgın oluyor» der. Biri hiç ilgisi yokmuş gibi «benim köpeğim de bekliyor kapıda» der. Üç cevap da yetişkin gözüyle eksik; ama üçü de bir şeyi doğru yakalıyor. Çocuklar soyut bir kavramı kendi gördükleri somut bir ana bağlar. Bir kelimeyi tanımlamazlar; onu yaşadıkları bir sahneyle karşılarlar.

Yazarlar çocukları yazarken çoğu zaman bunu unutur. Ya çocuk, yazarın kendi zekâsıyla ve kelimeleriyle konuşan küçük bir yetişkin olur; ya da yalnızca sevimli şeyler söyleyen, sahneyi yumuşatmak için orada duran bir süs. İkisinde de çocuk yoktur; çocuk kılığına girmiş bir yetişkin ya da bir dekor vardır.

Önceki derste bir karakteri yaşına indiren stereotip sesi gördük. Bu derste yaşı bir düşünme biçimi olarak yazmayı öğreneceğiz: çocuğun ve gencin dili, kelime sayısından önce dünyayı kavrama biçiminden doğar.

Tek fikir

Çocuk sesi kısa kelimelerle değil, çocuk mantığıyla yazılır: somutluk, kelimeyi harfiyen alma, sıra dışı bir dikkat ve bir yetişkinin saklayacağı şeyi saklamamak. Genç sesi ise çoğu zaman tersine, saklamakla yazılır: az söyler, çok görür.

Kavram

Küçük yetişkin sesinin en tanıdık biçimi, çocuğun ailesindeki krizi bir terapist gibi anlatmasıdır: «Annemle babam artık birbirini sevmiyor ama ikisi de beni seviyor, bu yüzden üzülmüyorum.» Bu cümleyi bir çocuk kurabilir, ama ancak bir yetişkinden duyduğu için; o zaman da tekrar ettiği belli olur. Yazar bu cümleyi çocuğa kendi sesiyle verdiğinde, çocuk sahnede kaybolur.

Öbür uç sevimli süstür. Çocuk yalnızca tatlı, komik ya da masum bir şey söylemek için konuşur; sahnenin gerginliğini kırmak ya da yetişkinleri duygulandırmak için oradadır. Bu çocuğun da kendi isteği, kendi mantığı yoktur. Gerçek çocuklar sevimli olmak için konuşmaz; bir şey istemek, bir şeyi anlamak ya da bir şeyi düzeltmek için konuşurlar.

Çocuk mantığının birkaç işareti vardır.

Somutluk. Çocuk soyut kavramları somut bir şeyle karşılar. «Zaman» onun için akşam yemeğine kalan süredir, «uzak» babaannenin evidir.

Harfiyen anlama. Yetişkinlerin deyimlerini ve mecazlarını çocuk kelimesi kelimesine alır. Bu, yazara hem mizah hem dram için bir kaynak verir: yetişkinin dolaylı söylediği şey, çocuğun ağzında çıplak kalır.

Sıra dışı dikkat. Çocuk yetişkinin önemsediği şeye değil, kendi dikkatini çeken şeye bakar: mahkeme salonunun kapısındaki tokmak, avukatın ayakkabısı, bir kâğıdın rengi. Konuşmaları bu yüzden yetişkinin beklediği sırayı izlemez.

Süzgeçsizlik. Çocuk neyin söylenip neyin söylenmeyeceğini henüz öğrenmemiştir. Bu yüzden sahnenin alt metnini, yetişkinlerin saklamaya çalıştığı şeyi, hiç fark etmeden yüksek sesle söyleyebilir. Önceki modüllerde öğrendiğimiz dramatik ironinin en güçlü taşıyıcılarından biri budur: okur bilir, çocuk söyler, ama çocuk söylediğinin ağırlığını bilmez.

Genç sesi farklı bir yerde durur. On beş yaşında biri çocuk mantığını bırakmış, ama yetişkin dünyasına da güvenmiyordur. Bu yüzden genç sesi çoğu zaman bir savunmadır: kısa cevaplar, ironi, omuz silkme, tek kelimeyle kesilen konuşmalar. Ama genç, yetişkinin ikiyüzlülüğünü çocuktan daha keskin görür ve bunu söylediğinde sözü tam yerine oturur. Genç sesini yazmanın tuzağı, gençlerin kullandığı moda kelimelere yaslanmaktır. Argo çabuk eskir ve yazarın kulağından değil, bir listeden geldiği belli olur. Genç sesini taşıyan argo değil, tutumdur: neyi önemsemiyormuş gibi yaptığı, neyi gerçekten önemsediği.

Son olarak, çocuk ve genç karakterlerin de bir isteği olmalı. Sahnede bir şey istemeyen çocuk, ne kadar iyi yazılırsa yazılsın, bir süse dönüşür. Çocuğun istekleri küçük görünebilir: bir dondurma, bir oyuncak, eve dönmek, bir sorunun cevabı. Ama bu istekler sahnede yetişkinlerin isteğiyle çarpıştığında gerçek bir çatışma doğar. Yetişkinler önemli bir şeyi konuşurken çocuğun ısrarla tuvaleti sorması, sahnenin ritmini bozar ve yetişkinlerin sakladığı gerginliği görünür kılar. Çocuğun isteği ne kadar küçükse, onu yok sayan yetişkinin dünyası o kadar açık görünür. Bu yüzden çocuk karakteri yazmadan önce, ona o sahnede neyi istediğini sor; cevap ne kadar basit olursa olsun, o cevap repliklerin yönünü belirler.

Sahnede

Ozan'ın bir hafta önce koridorda kapı açılışlarını saydırdığı yedi yaşındaki çocuğun adı Efe. Annesi yine içeride. Bu kez yanında on beş yaşındaki ablası Elif var; ama Elif biraz uzakta, telefonuyla.

İÇ. ADLİYE, İKİNCİ KAT BANKLARI — ÖĞLE. Efe bankta, ayakları sallanıyor. Ozan elinde dosyalarla geçerken durur.

EFE

Sen geçen haftaki kapı sayan adamsın.

OZAN

Benim. Annen içeride mi?

EFE

Duruşmada. Duruşma ne demek biliyor musun?

OZAN

Biliyorum.

EFE

Ama içeride herkes oturuyor. Ben baktım kapıdan. Kimse durmuyor.

Ozan bir an düşünür.

EFE

Babam gelmeyecek bugün. Annem «gelmez» dedi. Ben de ona «gelmez» dedim, çünkü geçen sefer de gelmedi, ama ayakkabılarımı o almıştı.

Elif telefonundan başını kaldırmadan yaklaşır.

ELİF

Efe. Herkesle konuşma.

EFE

Herkes değil, bu kapı sayan adam.

ELİF

(Ozan'a)

Pardon.

OZAN

Sorun değil.

ELİF

Uzun sürer mi bu?

OZAN

İçeride önünüzde bir dosya var. Sonra sizinki. Duruşmalar genelde yirmi dakika…

ELİF

Yani bilmiyorsunuz.

OZAN

Bilmiyorum.

ELİF

Tamam.

Elif kardeşinin yanına oturur, telefonu cebine koyar.

Efe'nin sesinde çocuk mantığının bütün işaretleri var, ama hiçbiri sevimlilik için orada değil. «Duruşma» kelimesini harfiyen alıyor: içeride kimse durmuyor. Dikkati sıra dışı: kapıdan bakıp kimin oturduğunu görmüş. Süzgeçsiz: babasının gelmediğini, ailenin içindeki kırılmayı, bir yabancıya hiç fark etmeden söylüyor. Bu cümlenin sonundaki ayakkabı da tam bir çocuk ayrıntısı: Efe babasını, onu terk eden adam olarak değil, ayakkabılarını alan adam olarak hatırlıyor. Yetişkin okur bu küçük ayrıntının içindeki bütün acıyı duyuyor; Efe duymuyor.

Elif'in sesi ise tersine işliyor. Az konuşuyor, telefonuna bakıyor, kardeşini susturuyor. Ama tek bir soruyla Ozan'ın uzun ve dolambaçlı cevabını kesiyor: «Yani bilmiyorsunuz.» Genç, yetişkinin bilmediği şeyi bildiği gibi anlatmasını hemen görüyor. Ozan'ın «Bilmiyorum» cevabı Elif'in ona güvenmesini sağlıyor; telefonu cebine koyması bunun eylemle görünen işareti.

İki sürüm

Aşağıdaki ilk taslakta Efe küçük bir yetişkin gibi konuşuyor.

İlk taslak

EFE

Merhaba. Annem içeride, babamla boşanma davası görülüyor.

OZAN

Üzüldüm.

EFE

Üzülme. Bu bizim için zor bir süreç ama annemle babam ayrı olunca daha mutlu olacaklar. Ben de onların mutluluğunu istiyorum.

OZAN

Çok olgunsun.

EFE

Ablam da öyle söylüyor. Bazen hayat böyle, değil mi?

Yeniden yazım

EFE

Duruşmada. Duruşma ne demek biliyor musun?

OZAN

Biliyorum.

EFE

Ama içeride herkes oturuyor. Ben baktım kapıdan. Kimse durmuyor.

EFE

Babam gelmeyecek bugün. Annem «gelmez» dedi. Ben de ona «gelmez» dedim, çünkü geçen sefer de gelmedi, ama ayakkabılarımı o almıştı.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Çocuk sesi iki uçta bozulur: küçük yetişkin ve sevimli süs.
  2. Çocuk mantığının işaretleri: somutluk, harfiyen anlama, sıra dışı dikkat, süzgeçsizlik.
  3. Süzgeçsiz çocuk, yetişkinlerin sakladığı şeyi ağırlığını bilmeden söyler; bu dramatik ironinin güçlü bir taşıyıcısıdır.
  4. Genç sesi çoğu zaman bir savunmadır: az söyler, çok görür; onu argo değil tutum taşır.
  5. Çocuk ve genç karakterin de sahnede bir isteği olmalıdır.

İlk taslakta Efe yedi yaşında değil, otuz beş yaşında. «Boşanma davası görülüyor», «zor bir süreç», «onların mutluluğu», «bazen hayat böyle»: bunların hepsi yetişkinlerin kelimeleri ve yetişkinlerin teselli cümleleri. Efe durumu özetliyor, duygusunu adlandırıyor ve bir hüküm veriyor. Ozan'ın «Çok olgunsun» cevabı da yazarın kendi çocuğunu övmesi gibi duruyor. En büyük kayıp ise dram: Efe her şeyi anladığını söylediği için okurun anlayacağı bir şey kalmıyor.

Yeniden yazımda Efe hiçbir şeyi adlandırmıyor; «boşanma» kelimesi hiç geçmiyor. Okur ailenin durumunu Efe'nin söylediklerinden kendisi kuruyor: annenin «gelmez»i, babanın geçen sefer de gelmemesi, ayakkabılar. Efe'nin isteği de belli: yetişkinlerin dünyasındaki bir şeyi, duruşmanın ne demek olduğunu, anlamak. Çocuk sahnede bir süs ya da bir sözcü değil; bir şeyi çözmeye çalışan bir insan.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÇocuk sesi kısa cümle ve basit kelimeyle yazılır.
Doğrusu

Kısa cümleyle konuşan bir yetişkin de olabilir. Çocuğu çocuk yapan cümlesinin uzunluğu değil, mantığıdır: somutluk, harfiyen anlama, sıra dışı dikkat, süzgeçsizlik.

Yaygın yanlışÇocuk karakter sahneyi yumuşatmak için iyidir.
Doğrusu

Sevimli olmak için konuşan çocuk bir süse dönüşür. Çocuğun da bir isteği olmalı; en güçlü çocuk replikleri çoğu zaman sahneyi yumuşatmaz, yetişkinlerin sakladığı şeyi açığa çıkararak sertleştirir.

Yaygın yanlışGenç sesini yazmanın yolu güncel argodur.
Doğrusu

Argo çabuk eskir ve yazarın bir listeye baktığını gösterir. Genç sesini taşıyan, neyi önemsemiyormuş gibi yaptığı ve neyi gerçekten önemsediğidir.

Kendi sahnende

Özet

  1. Çocuk sesi iki uçta bozulur: küçük yetişkin ve sevimli süs.
  2. Çocuk mantığının işaretleri: somutluk, harfiyen anlama, sıra dışı dikkat, süzgeçsizlik.
  3. Süzgeçsiz çocuk, yetişkinlerin sakladığı şeyi ağırlığını bilmeden söyler; bu dramatik ironinin güçlü bir taşıyıcısıdır.
  4. Genç sesi çoğu zaman bir savunmadır: az söyler, çok görür; onu argo değil tutum taşır.
  5. Çocuk ve genç karakterin de sahnede bir isteği olmalıdır.

Kendini sına

  1. Efe «duruşma» kelimesini nasıl anlıyor ve bu neyi gösteriyor?
  2. Efe'nin ayakkabı ayrıntısı neden çocuk mantığına ait?
  3. Elif'in «Yani bilmiyorsunuz» repliği genç sesi hakkında ne söylüyor?

Yanıtlar

  1. Harfiyen: içeride herkes oturuyor, kimse durmuyor. Bu, çocuğun yetişkinlerin kelimelerini kelimesi kelimesine aldığını ve soyut bir kavramı kendi gördüğü somut bir sahneyle karşıladığını gösteriyor.
  2. Çünkü Efe babasını yetişkinlerin kavramlarıyla, terk eden ya da boşanan biri olarak değil, somut bir anıyla, ayakkabılarını alan adam olarak hatırlıyor. Ayrıntının acısını okur duyuyor, Efe duymuyor.
  3. Gencin az konuşup çok gördüğünü söylüyor: Ozan'ın uzun ve dolambaçlı cevabının bilmemeyi sakladığını hemen fark ediyor ve tek bir cümleyle bunu söylüyor.

Sonraki derse köprü

Bu modülde kadromuzun seslerini haritaya döktük, onları bağlama ve baskıya göre değiştirdik, dönüşümü bir kelimeye sığdırdık, stereotipten ve küçük yetişkinden kurtardık. Şimdi bunların hepsini tek bir araçta toplama zamanı. Bir sonraki atölyede kendi kadron için ses kartları yazacak ve bir sahneyi isim kapatma testinden geçireceksin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.