10.6 · Seviye 4 · Karakter Sesi
Stereotip sesler
Köylü, yaşlı, göçmen, engelli ya da azınlık karakteri tek bir dil özelliğine indiren sesi tanır; kişiyi dil özelliğinden önce kuran sesi yazar
Diyalog Akademisi · Sesleri Ayırmak ve Korumak · 1.538 kelime · 22 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Açılış
Bir karikatürcü bir yüzü çizerken önce en belirgin özelliği bulur: büyük bir burun, kalın kaşlar, sivri bir çene. Sonra o özelliği büyütür, geri kalanı küçültür. Karikatür çabuk tanınır; ama kimse bir karikatüre bakıp o insanın ne düşündüğünü, neyden korktuğunu, sabah kalkınca ilk ne yaptığını öğrenemez. Karikatür bir insanı göstermez, bir insanın dışarıdan nasıl göründüğünü gösterir.
Diyalogda da karikatür çizilir. Yaşlı karakter her cümlesinde «bizim zamanımızda» der. Köylü karakterin her kelimesi şiveyle yazılır. Göçmen karakter yalnızca bozuk cümlelerle konuşur. Bu sesler çabuk tanınır, ama arkalarında bir insan yoktur; yalnızca bir işaret vardır.
Önceki derslerde bir karakterin sesini çekirdeğinden, dünyayı neyle ölçtüğünden kurduk. Bu ders, o çekirdeğin yerine tek bir dil özelliğinin konduğu sesi tanımayı ve düzeltmeyi öğretiyor.
Tek fikir
Stereotip ses, bir karakteri tek bir dil özelliğine indirir: şiveye, yaşa, bozuk dile, bir engele. Düzeltmenin yolu özelliği silmek değil, kişiyi önce kurmak ve özelliği sonra, ölçülü ve doğru biçimde eklemektir.
Kavram
Stereotip sesler çoğu zaman kötü niyetten değil, tembellikten doğar. Yazar bir karakteri hızlıca tanıtmak ister ve okurun zaten bildiği bir işarete başvurur. Yaşlıyı göstermek için unutkanlık, köylüyü göstermek için şive, yabancıyı göstermek için yanlış ekler. İşaret çalışır: okur karakteri hemen bir kutuya koyar. Ama kutunun içinde kimse yoktur.
Tek işaretin ortak bir yanı vardır: dışarıdan duyulur. Şive, karakteri dinleyen birinin duyduğu şeydir; karakterin kendisi kendi şivesini duymaz. Yaşlılığın tekrarları, yaşlı birini dinleyen gencin dikkat ettiği şeydir. Göçmenin bozuk cümlesi, onu dinleyen yerlinin kulağına takılan şeydir. Stereotip ses bu yüzden karakterin içinden değil, onu küçümseyen ya da ona yabancı olan birinin kulağından yazılmıştır.
Bir karakterin içinden yazmak, önceki derslerin araçlarına dönmek demektir. Bu karakter ne istiyor? Dünyayı neyle ölçüyor? Nasıl güler? Neyi asla söylemez? Bu soruların cevabı yaşından ya da kökeninden çıkmaz; hayatından çıkar. Yetmiş yaşında bir kadın, emekli bir öğretmen de olabilir, bir fabrika işçisi de, bir esnaf da. Öğretmenin hesabı sınıfla, işçininki vardiyayla, esnafınki veresiye defteriyle tutulur. Yaşlılık bunların üstüne gelir, yerine geçmez.
Kişi kurulduktan sonra dil özelliği eklenebilir. Ama üç ölçüyle.
Ölçülü olmalı. Şive her kelimeye değil, birkaç belirgin kelimeye ya da bir iki ses alışkanlığına düşer. Sesi harf harf yazmak okumayı zorlaştırır ve karakteri bir gösteriye çevirir; çoğu zaman bir kelime seçimi, bir deyim, bir cümle dizilişi yeterlidir.
Doğru olmalı. Bir yörenin, bir kuşağın, bir topluluğun dilini yazacaksan onu gerçekten dinlemen gerekir. Akılda kalan bir televizyon taklidi değil, o dili konuşan insanların gerçek konuşması. Yanlış yazılmış bir şive, o dili konuşan okur için karakteri bir anda sahte yapar.
Hedef olmamalı. Özellik kendi başına bir şakanın konusu olursa, okur karakterle değil ona gülmeye başlar. Mizah karakterin söylediğinden gelmeli, nasıl söylediğinden değil.
Engelli karakterlerde aynı tuzak başka bir biçimde kurulur. Duymayan bir karakter her sahnede yalnızca duymamasıyla var olursa, «efendim?» onun tek repliği olur. Oysa duymamak karakterin hayatının bir parçasıdır, bütünü değil. Bunu göstermenin yolu çoğu zaman diyalogdan çok eylemdir: hangi tarafa oturduğu, kimin yüzüne baktığı, neyi kaçırınca neyi yeniden sorduğu. Böylece engel sahnede görünür ama karakterin bütün sesini yutmaz.
Son olarak, sahnedeki öbür karakterlerin stereotip düşünmesi ile yazarın stereotip yazması aynı şey değildir. Bir karakter yaşlı birine bağırarak, yavaş yavaş konuşabilir; bu onun kör noktasıdır ve sahnede bir çatışma kaynağı olabilir. Önemli olan, yazarın o kör noktayı paylaşmamasıdır.
Sahnede
Gülsüm Hanım'ı tanıyoruz: yetmiş yaşlarında, sol kulağı duymuyor, kiracısı altı aydır kira ödemiyor, emekli maaşı kirayla birlikte yetiyordu. Rahmetli kocası Necdet şeker fabrikasında otuz yıl çalışmış, evin kilidini kendi takmıştı. Aşağıda Gülsüm kaleme gelmiş; karşısında yeni teknoloji meraklısı Tarık Bey var.
İÇ. KALEM ODASI — SABAH. Gülsüm masanın önünde ayakta. Tarık tabletini çevirip ona gösteriyor. Ozan kendi masasında.
TARIK
(yüksek sesle, heceleyerek)
Gül-süm Ha-nım. Te-bli-ga-tı-nız. Pos-ta-ya. Ve-ril-di. Bu-ra-da gö-rü-nü-yor.
Gülsüm başını çevirip sağ kulağını Tarık'a verir.
GÜLSÜM
Sol kulağım duymuyor, Tarık Bey. Aklım duyuyor.
TARIK
Ben sadece…
GÜLSÜM
Postaya ne zaman verildi?
TARIK
Geçen salı.
GÜLSÜM
Salıdan bu yana altı gün. Osmangazi buraya iki saat. Necdet o yolu her cuma giderdi.
OZAN
Tebligat döndüğünde ben sizi ararım, Gülsüm Hanım.
GÜLSÜM
Sen ararsın. Biliyorum. Geçen sefer de aradın.
Gülsüm çantasını koluna takar. Kapıda durur, Tarık'a döner.
GÜLSÜM
O makinede kiranın yatıp yatmadığı da görünüyor mu?
TARIK
Hayır, efendim. O ayrı.
GÜLSÜM
Yazık.
Tarık bu sahnede stereotip düşünüyor: karşısında yaşlı ve kulağı duymayan bir kadın görüyor ve ona heceleyerek, bağırarak konuşuyor. Ama yazar Tarık'ın kör noktasını paylaşmıyor. Gülsüm'ün sesi yaşından ya da kulağından değil, hayatından kurulmuş.
Gülsüm dünyayı parayla ve zamanla ölçüyor: altı ay, altı gün, iki saat. Kısa, net, doğrudan konuşuyor; önceki sahnelerinde de öyleydi. Duymaması bir replik olarak değil, bir eylem olarak sahnede: başını çevirip sağ kulağını veriyor. Necdet'in adı bir kez geçiyor ve bir yolu ölçmek için geçiyor; Gülsüm'ün yası onun hesap dilinin içine yerleşmiş. Mizahı da kendi sesinden geliyor: «Aklım duyuyor» ve tabletin kirayı gösterip göstermediği sorusu. Okur Gülsüm'e değil, Gülsüm'le birlikte Tarık'a gülümsüyor.
İki sürüm
Aşağıdaki ilk taslak Gülsüm'ü tek işarete indiriyor: yaşlılık ve sağırlık her replikte.
İlk taslak
TARIK
Gülsüm Hanım, tebligatınız postaya verildi.
GÜLSÜM
Ha? Ne dedin evladım? Kulağım duymaz benim, ah ah.
TARIK
Postaya verildi dedim!
GÜLSÜM
Posta mı? Aman, bizim zamanımızda postacı kapıya gelirdi, şimdi ne bu makineler, anlamam ben bunlardan.
TARIK
Tebligat diyorum, Gülsüm Hanım.
GÜLSÜM
Neyse evladım, sen bilirsin. Allah razı olsun.
Yeniden yazım
TARIK
(yüksek sesle, heceleyerek)
Gül-süm Ha-nım. Te-bli-ga-tı-nız. Pos-ta-ya. Ve-ril-di.
Gülsüm başını çevirip sağ kulağını Tarık'a verir.
GÜLSÜM
Sol kulağım duymuyor, Tarık Bey. Aklım duyuyor.
GÜLSÜM
Postaya ne zaman verildi?
TARIK
Geçen salı.
GÜLSÜM
Salıdan bu yana altı gün.
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Stereotip ses, karakteri tek bir dil özelliğine indirir; özellik kişinin yerine geçer.
- Tek işaret dışarıdan duyulan şeydir; karakterin içinden değil, onu dinleyen birinin kulağından yazılır.
- Düzeltme, kişiyi önce kurmak ve özelliği sonra eklemektir.
- Eklenen özellik ölçülü, doğru ve hedef olmayan bir biçimde durmalıdır.
- Bir karakterin stereotip düşünmesi sahnede bir çatışmadır; yazarın stereotip yazması bir hatadır.
İlk taslakta Gülsüm'ün dört repliğinin dördü de aynı işareti taşıyor: «Ha?», «kulağım duymaz», «bizim zamanımızda», «anlamam ben bunlardan». Gülsüm'ün kiracısı, maaşı, Necdet, altı aylık bekleyişi, hiçbiri yok. Üstelik bu Gülsüm, önceki sahnelerdeki Gülsüm'le de çelişiyor; o kadın hâkimin karşısında bir tarih istemiş, «Bu bir tarih mi?» diye sormuştu. İlk taslaktaki «sen bilirsin evladım», onun hiçbir zaman söylemeyeceği bir cümle. Taslak sahnenin bütün gerilimini de siliyor: Gülsüm'ün istediği bir şey yok, yalnızca bir teşekkür var.
Yeniden yazımda yaşlılık ve kulak yerinde, ama işaret olarak değil. Kulak bir eylem satırına taşınmış ve Gülsüm onu kendisi adlandırıyor, kendi koşullarında. Repliklerinin geri kalanı ise onun derdine, tarihe ve süreye ait. Tarık'ın heceleyerek konuşması da artık bir yazar hatası değil, bir karakter hatası: sahne onu gösteriyor ve Gülsüm ona cevap veriyor.
Ekranda
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışStereotipten kaçmanın yolu, karakterin dil özelliğini tamamen silmektir.
Silmek karakteri dünyasından koparır ve onu herkes gibi konuşturur. Özellik kalabilir; yeter ki kişi önce kurulsun ve özellik ölçülü, doğru, hedef olmayan bir biçimde eklensin.
Yaygın yanlışŞiveyi göstermenin en iyi yolu, kelimeleri söylendiği gibi harf harf yazmaktır.
Harf harf yazılmış ses okumayı zorlaştırır ve karakteri bir gösteriye çevirir. Bir kelime seçimi, bir deyim, bir cümle dizilişi çoğu zaman daha fazlasını yapar.
Yaygın yanlışBir karakter başka bir karakteri stereotiple görüyorsa, sahne de stereotiptir.
Bir karakterin kör noktası sahnede bir çatışma kaynağıdır. Sorun, yazarın o kör noktayı paylaşması ve kendi yazısında karakteri aynı biçimde küçültmesidir.
Kendi sahnende
Özet
- Stereotip ses, karakteri tek bir dil özelliğine indirir; özellik kişinin yerine geçer.
- Tek işaret dışarıdan duyulan şeydir; karakterin içinden değil, onu dinleyen birinin kulağından yazılır.
- Düzeltme, kişiyi önce kurmak ve özelliği sonra eklemektir.
- Eklenen özellik ölçülü, doğru ve hedef olmayan bir biçimde durmalıdır.
- Bir karakterin stereotip düşünmesi sahnede bir çatışmadır; yazarın stereotip yazması bir hatadır.
Kendini sına
- İlk taslakta Gülsüm'ü tek işarete indiren nedir?
- Yeniden yazımda Gülsüm'ün sağırlığı nasıl gösteriliyor?
- Tarık'ın heceleyerek konuşması neden bir yazar hatası değil?
Yanıtlar
- Dört repliğinin dördünün de yaşlılık ve sağırlık işareti taşıması: «Ha?», «kulağım duymaz», «bizim zamanımızda», «anlamam ben bunlardan». Gülsüm'ün derdi, maaşı, kiracısı ve bekleyişi hiçbir replikte yok.
- Bir eylemle: başını çevirip sağ kulağını Tarık'a veriyor. Sonra bunu kendisi adlandırıyor, kendi koşullarında: «Sol kulağım duymuyor, Tarık Bey. Aklım duyuyor.»
- Çünkü sahne onu Tarık'ın kör noktası olarak gösteriyor ve Gülsüm ona cevap veriyor. Stereotip düşünen bir karakter, sahnede bir çatışma kaynağıdır; yazar o kör noktayı paylaşmadığı sürece sorun yoktur.
Sonraki derse köprü
Gülsüm'ün sesini yaşından değil hayatından kurduk. Aynı tuzak öbür uçta da kurulur: çocuk karakterler ya küçük birer yetişkin gibi akıllı cümleler kurar ya da yalnızca sevimli birer süs olur. Bir sonraki ders, çocuk ve genç sesini yaşın düşünme biçiminden yazmayı inceliyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.