İçeriğe geç

0.2 · Seviye 0 · Kulak

Dinleme defteri

Otobüste, kuyrukta, çay ocağında duyulan konuşmayı izinsiz kayıt yapmadan, kelime değil kalıp olarak not eder

Diyalog Akademisi · Diyaloğa Hazırlık · 1.591 kelime · 18 replik · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Şükrü Usta kırk yıldır aynı koltukta oturuyor. Önünde yol, arkasında on dört yolcu. Kırk yıl boyunca hiç kimseye bir şey sormadan binlerce konuşma dinledi. Kimin oğlunun gurbetten döndüğünü, kimin tarlasının satıldığını, kimin gelinine küs olduğunu bilir. Ama asıl bildiği bunlar değil. Asıl bildiği, insanların bu şeyleri nasıl anlattığıdır.

Kötü haberi verecek olanın önce havadan söz ettiğini bilir. Borç isteyenin cümleye «ya» diye başladığını bilir. Bir annenin «geldi geldi» diye iki kez söylemesinin ne demek olduğunu bilir.

Diyalog yazmak isteyen biri için bu bilginin bir adı var: kulak. Kulak doğuştan gelmez, birikir. Bu ders onu biriktirmenin en eski aracını anlatıyor: dinleme defteri.

Tek fikir

Dinleme defteri iyi cümleler toplamaz. İnsanların konuşurken ne yaptığını toplar: nasıl kaçtıklarını, nasıl tekrar ettiklerini, sözü nasıl kestiklerini.

Kavram

Bir yazar gerçek konuşmayı hatırladığını sanır. Oysa bellek konuşmayı saklamaz, özetler. Akşam eve dönüp otobüste duyduğun bir tartışmayı yazmaya kalktığında, karakterlerin ağzına kendi cümlelerini koyduğunu fark edersin. Konuşmanın içeriği kalmıştır ama biçimi gitmiştir. Kim kimin sözünü kesti, kim cevap vermedi, kim aynı kelimeyi üç kez söyledi, hepsi silinmiştir. Geriye yazarın düzgün, açık ve ekonomik sesi kalır.

Defter bu kaybı durdurur. Ama defterin işi stenograf olmak değildir. Bir konuşmayı kelimesi kelimesine yazmaya çalışan kişi hem çok az şey yakalar hem de yanlış şeyi yakalar. Değerli olan, cümlenin içeriği değil biçimidir.

Bir örnekle ayıralım. «Kadın oğlunun yalnız bir gece kaldığını söyledi» bir bilgidir. Senaryoya taşındığında yazarın sesiyle yeniden kurulur. «Geldi geldi, diye iki kez söyledi, sonra bir gece kaldı dedi» ise bir kalıptır. Senaryoya taşındığında karakteri kurar. Çünkü iki kez söylenen «geldi», sorulmadan gelen bir savunmadır. Sanki biri itiraz edecekmiş gibi.

Defterin ikinci işi bağlamı tutmaktır. Aynı söz farklı ilişkide farklı iş görür. «Kolay gelsin» bir esnafa söylendiğinde selamdır. Bir saattir aynı işi beceremeyen birine söylendiğinde alaydır. Bu yüzden her girişin yanında kimin kime, nerede konuştuğu yazar.

Üçüncü işi sözün ne yaptığını yazmaktır. Söz bir şey ister, bir şeyi reddeder, bir şeyden kaçar, birini yatıştırır. Defterin en değerli sütunu budur, çünkü senaryoda karakterin her repliği bir iş yapmak zorundadır. Kaçışın gerçek hayatta nasıl duyulduğunu bir kez yazmış olan yazar, kendi karakterinin kaçışını daha kolay kurar.

Bir de sınır var. Dinlemek ile kaydetmek aynı şey değildir. Kamuya açık bir yerde kulağına gelen konuşmayı not etmek yazarın eski alışkanlığıdır. Ama insanların gizli konuşmasını izinsiz olarak ses kaydına almak başka bir iştir. Türkiye'de aleni olmayan konuşmaları rıza olmadan kaydetmek suç sayılabilir. Bu ders hukuki danışmanlık değildir; ama defterin kuralı basit: telefonla ses kaydı yok, yalnız kalem.

İkinci sınır tanınabilirliktir. Defterdeki kalıp kimseye ait değildir; herkes «geldi geldi» der. Ama kişinin kendisi, adı, mahallesi, derdi ona aittir. Defterden senaryoya yalnız kalıp geçer. Kişiyi tanınmaz kılmak yazarın işidir: yaşını, mesleğini, şehrini değiştirmek, iki kişiyi birleştirmek, bir kişiyi ikiye bölmek.

Başlarken neyi dinleyeceğini bilmek işi kolaylaştırır. İlk olarak hitaplara kulak ver. Aynı kişiye konuşmanın başında «abi», ortasında «kardeşim», sonunda «bana bak» diyen biri, ilişkinin konuşma içinde nasıl değiştiğini sana kendisi gösterir. İkinci olarak reddi dinle. İnsanlar evet derken kısa konuşur, hayır derken uzatır: önce bir duraksama, sonra bir gerekçe, sonra bir yumuşatma gelir. Üçüncü olarak ölçü kelimelerini dinle. Bir şoför mesafeyi durakla, bir esnaf zamanı kepenkle, bir anne yaşı okul sınıfıyla ölçer. Bu kelimeler karakterin dünyasını tek cümlede kurar. Son olarak cevapsız kalan soruları dinle. Bir soru sorulur ve karşı taraf başka bir şeyden söz eder. Defterin en değerli satırları çoğu zaman bunlardır.

Son olarak defter bir alışkanlıktır. Haftada bir uzun oturum yerine her gün üç kısa giriş daha çok işe yarar. Kulak tekrarla eğitilir. Birkaç hafta sonra, defteri açmadan da kalıpları duymaya başlarsın. Kuyrukta, toplantıda, aile sofrasında.

Sahnede

Son Sefer'den bir sabah. Şükrü Usta'nın dolmuşu çarşıya iniyor. Arka koltukta iki yaşlı kadın, kucaklarında fileler.

İÇ. DOLMUŞ — SABAH. Arka koltukta Neriman ile Safiye. Camlar buğulu.

NERİMAN

Senin oğlan geldi mi bayramda?

SAFİYE

Geldi, geldi. Bir gece kaldı.

NERİMAN

Bir gece de iyi.

SAFİYE

İyi tabii. İşleri var. (öne doğru) Şükrü, çarşıda ineceğim, unutma.

ŞÜKRÜ

Unutmam Safiye abla.

NERİMAN

Gelin de geldi mi?

SAFİYE

Fındık ne olur bu sene, duydun mu?

NERİMAN

Kim bilir.

Dolmuş çarşıda duruyor.

ŞÜKRÜ

Çarşı.

Safiye kımıldamıyor. Şükrü dikiz aynasından bakıyor, bekliyor.

SAFİYE

Bir sonrakinde ineyim. Biraz yürürüm.

Bu sahne bir dinleme defterinden çıkmış gibi kurulmuş. Kimse ne hissettiğini söylemiyor. Ama defter tutan biri burada dört kalıp yakalardı.

DuyulanKim, kime, neredeNe yapıyordu
Geldi, geldiyaşlı kadın, komşusuna, dolmuştasorulmadan savunuyor
Bir gece de iyikomşu, ona, aynı yerdeyüzünü kurtarıyor, teselli ediyor
Gelin sorusuna fındıkla cevapyaşlı kadın, komşusunasoruyu cevapsız bırakıp konuyu kaydırıyor
Çarşıda inmiyoryaşlı kadın, şoföresöylemediğini davranışla söylüyor

Tablonun ilk sütunu kısa. Defterin ağırlığı üçüncü sütunda. Safiye'nin oğlu bir gece kalmış ve gelini hiç gelmemiş olabilir. Bunu kimse söylemiyor. Neriman'ın «bir gece de iyi» cümlesi, komşuluğun inceliği: kırgınlığı gördüğünü ve üstüne gitmeyeceğini söylüyor. Gelin sorusuna fındıkla cevap vermek, sorunun bir yaraya değdiğini gösteriyor. Ve çarşıda inmemek: belki eve dönmek istemiyor, belki biraz daha konuşmak istiyor. Seyirci bunu kendisi tamamlıyor.

Şükrü'nün tek kelimesi de defterlik. «Çarşı» diye durak adını söylüyor, başka bir şey söylemiyor. Aynadan bakıp bekliyor. Kırk yıllık bir şoförün bildiği şey bu: yolcunun derdine karışmadan ona zaman tanımak.

İki sürüm

Defter tutmayan bir yazar aynı anı akşam bellekten kurar. Ortaya çıkan şey tanıdıktır.

İlk taslak

NERİMAN

Oğlun bayramda ziyarete geldi mi?

SAFİYE

Evet, geldi ama sadece bir gece kaldı. Açıkçası biraz kırgınım.

NERİMAN

Üzülme, işleri yoğundur. Gelini de gelmiş miydi?

SAFİYE

Hayır, gelin gelmedi. Aramız pek iyi değil.

Yeniden yazım

NERİMAN

Senin oğlan geldi mi?

SAFİYE

Geldi geldi.

NERİMAN

Kaç gün?

SAFİYE

Fındık ne olur bu sene, duydun mu?

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Bellek konuşmanın içeriğini saklar, biçimini kaybeder; defter biçimi tutar.
  2. Defterin değeri iyi cümlelerde değil, konuşma kalıplarında, bağlamda ve sözün yaptığı işte.
  3. Aynı söz farklı ilişkide farklı iş görür; bu yüzden kimin kime söylediği yazılır.
  4. Defter kalemle tutulur; izinsiz ses kaydı yapılmaz ve senaryoya yalnız kalıp geçer, kişi geçmez.

İlk taslakta bilgi tam. Oğul gelmiş, bir gece kalmış, kadın kırgın, gelinle arası bozuk. Ama bu cümleleri Safiye kurmuyor, yazar kuruyor. «Açıkçası biraz kırgınım» bir yaşlı Rizeli kadının değil, duygusunu adlandırmaya alışkın bir yazarın cümlesi. «Aramız pek iyi değil» de öyle. Bellek konuşmanın içeriğini saklamış, biçimini yazarın biçimiyle değiştirmiş.

Yeniden yazım dört replik ve hiçbir duygu adı yok. «Geldi geldi» savunmayı taşıyor. «Kaç gün?» Neriman'ın üstüne gitmesi. Ve Safiye'nin cevabı bir cevap değil: fındık. Kırgınlık, gelin, bir gece, hepsi o kaçışın içinde. Seyirci bilgiyi yine alıyor, ama bu kez kendisi çıkarıyor.

Bu farkı yaratan şey yetenek değil, malzeme. İkinci sürümü yazan kişi bir defterde «soruya fındıkla cevap» diye bir satır görmüştü.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışDefter iyi replikleri toplamak içindir.
Doğrusu

Esprili ya da çarpıcı bir cümle duyduğunda yazmak doğaldır. Ama o cümle bir kez kullanılır ve çoğu zaman sahnede başkasının esprisi gibi durur. Defterin kalıcı değeri kalıplardadır: bir cümleyi değil, bir davranış biçimini taşırlar.

Yaygın yanlışDuyduğun konuşmayı olduğu gibi sahneye koymak gerçekçiliktir.
Doğrusu

Gerçek konuşma seçilmeden sahneye konamaz. Defter malzemedir, sahne değildir. Kalıp alınır, bağlam değiştirilir, kişi tanınmaz hâle getirilir.

Yaygın yanlışTelefonla gizlice ses kaydı almak defterin daha iyi bir sürümüdür.
Doğrusu

Hem etik hem hukuki bir sınırı aşar. Üstelik işe de yaramaz: saatlerce kayıt dinleyen yazar kalıbı değil kelimeleri yakalar. Kalem seni seçmeye zorlar; seçmek de kulağın eğitimidir.

Kendi sahnende

Özet

  1. Bellek konuşmanın içeriğini saklar, biçimini kaybeder; defter biçimi tutar.
  2. Defterin değeri iyi cümlelerde değil, konuşma kalıplarında, bağlamda ve sözün yaptığı işte.
  3. Aynı söz farklı ilişkide farklı iş görür; bu yüzden kimin kime söylediği yazılır.
  4. Defter kalemle tutulur; izinsiz ses kaydı yapılmaz ve senaryoya yalnız kalıp geçer, kişi geçmez.

Kendini sına

  1. Konuşma kalıbı ile bir cümlenin bilgisi arasındaki fark nedir?
  2. Dolmuş sahnesinde Safiye'nin gelin sorusuna fındıkla cevap vermesi defterin hangi sütununa yazılır ve neden?
  3. İlk taslaktaki «Açıkçası biraz kırgınım» cümlesi neden Safiye'nin değil yazarın cümlesi gibi duruyor?

Yanıtlar

  1. Bilgi sözün içeriğidir: oğlu bir gece kaldı. Kalıp ise biçimidir: «geldi» iki kez söylendi. Bilgi senaryoya yazarın sesiyle taşınır; kalıp karakteri kurar.
  2. «Ne yapıyordu» sütununa: soruyu cevapsız bırakıp konuyu kaydırıyor. Bu sütun önemlidir, çünkü senaryoda her replik bir iş yapar ve defter gerçek hayatta bu işin nasıl duyulduğunu gösterir.
  3. Çünkü duygusunu adıyla söylüyor ve bu, duygularını adlandırmaya alışkın birinin dilidir. Safiye'nin dünyasında kırgınlık söylenmez, fındıkla geçiştirilir. Bellekten kurulan diyalog içeriği tutar ama biçimi yazarın biçimine çevirir.

Sonraki derse köprü

Defterdeki kalıp bir gün sayfaya geçecek. Orada başka sorular başlıyor. Karakterin adı nereye yazılır? Safiye'nin öne doğru eğilmesi bir eylem satırı mıdır, yoksa replik içinde parantez mi? Telefonda konuşan ama görünmeyen biri nasıl yazılır? Sonraki ders sayfada diyaloğun biçimini kuruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.