İçeriğe geç

0.1 · Seviye 0 · Kulak

Diyalog neden zor?

Yazılan konuşma ile söylenen konuşma arasındaki farkı ve diyaloğun neden en çok not alan katman olduğunu görür

Diyalog Akademisi · Diyaloğa Hazırlık · 1.611 kelime · 17 replik · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir masa okuması düşün. Senaryo iki aydır elden ele dolaşıyor. Yapımcı okumuş, yönetmen okumuş, yapıyı herkes beğenmiş. Sonra oyuncular masaya oturuyor ve ilk sahneyi sesli okuyorlar.

Kızını oynayan oyuncu üçüncü replikte duruyor. Kâğıda bir daha bakıyor. «Baba, seni yalnız bırakmaktan korkuyorum» cümlesini bir kez daha deniyor. Sonra kalemini alıp yazara dönüyor. «Bunu kimse böyle söylemez» diyor. Kimse itiraz etmiyor.

O cümle iki ay boyunca kimseyi rahatsız etmedi. Sessiz okunduğunda yerindeydi, bilgisi doğruydu, duygusu açıktı. Sorun ancak bir insanın ağzından çıktığında göründü.

Bu sahne çoğu senaryonun başına gelir. Yapı tartışılır, ama en çok not alan katman diyalogdur. Bu akademi o katmanı ayrı bir uzmanlık olarak ele alıyor. İlk derste soru basit: diyalog neden bu kadar zor?

Tek fikir

Diyalog hem kulağa doğal gelmeli hem sahneyi ilerletmeli. Bunu yazarın değil karakterin ağzıyla yapmalı ve seyirci onu yalnız bir kez duyacak.

Kavram

Senaryonun öteki katmanlarını seyirci doğrudan görmez. Yapıyı hisseder ama adını koymaz. Bir sahnenin neden o sırada durduğunu sormaz. Diyalog ise sayfadan çıkıp doğrudan kulağa gelen tek katmandır. Herkes her gün konuşur. Bu yüzden herkes diyaloğun yanlış olduğu anı tanır. Bir mercek seçimini değerlendirmek için uzmanlık gerekir. «Kimse böyle konuşmaz» demek için yalnız kulak yeter.

İlk zorluk burada başlar. Diyalog sessiz yazılır, sesli yaşar. Yazar cümleyi gözüyle kurar. Göz bir cümleyi bir kerede kavrar, geri döner, yeniden okur. Kulak bunu yapamaz. Sinema salonunda seyirci repliği geri saramaz. Uzun bir yan cümle, iki «ki» ile bağlanmış bir düşünce, sonu başında söylenen bir bilgiye dayanan bir cümle kâğıtta durur, salonda dağılır.

İkinci zorluk iki isteğin çatışmasıdır. Gerçek konuşma dağınıktır. İnsanlar tekrar eder, konudan sapar, yarım bırakır, selamlaşmaya üç dakika harcar. Bunun kaydı doğal duyulur ama sahnede hiçbir şey olmaz. Öte yandan her repliği bir işe koşan diyalog düzgün ve ekonomik olur ama kulağa kurmaca gelir. İyi diyalog bu ikisinin arasında bir yerde durur. Doğal duyulur, oysa gerçek konuşmadan çok daha düzenlidir.

Üçüncü zorluk sesin kimde olduğudur. Bir senaryoda on karakter konuşur ama hepsini tek kişi yazar. Yazarın kendi kelimeleri, kendi zekâsı, kendi cümle uzunluğu her karakterin ağzına sızmaya hazırdır. Taslakta bütün karakterler aynı esprili tonda konuşuyorsa, aslında tek bir kişi konuşuyordur. Yetmiş yaşındaki bir şoför ile otuz yaşındaki bir avukat aynı cümleyi aynı kelimelerle kuruyorsa, ikisi de yazarın kılığındadır.

Dördüncü zorluk en sinsi olanıdır. Yazar sahnenin ne anlattığını bilir ve onu seyirciye garanti etmek ister. Bu isteğin kısa yolu karakterlere duygularını söyletmektir. Karakter «korkuyorum» der, «sana kızgınım» der, «bunu gururum yüzünden söyleyemiyorum» der. Bilgi doğrudur, ama bu cümleleri hayatta pek az insan kurar. Üstelik söylenen duygu oyuncuya oynayacak bir şey bırakmaz.

Bu terim akademinin her yerinde karşımıza çıkacak. Bir kural olarak değil, bir belirti olarak. Duygusunu adıyla söyleyen bir karakter bazen sahnenin tek dürüst anıdır. Mesele, bunun yazarın kararı mı yoksa yazarın kestirmesi mi olduğudur.

Son olarak diyalog, senaryonun en çok okunan katmanıdır. Bir senaryo sayfasının büyük kısmı diyalog sütunudur. Senaryoyu ilk kez eline alan bir okuyucu, bir yapımcı ya da bir oyuncu önce o sütuna bakar. Düz bir diyalog, iyi kurulmuş bir yapıyı ilk sayfalarda gömebilir.

Sahnede

Son Sefer'den bir an. Rize'de kırk yıllık dolmuş şoförü Şükrü Usta, hattın son seferinden bir gün önce, İstanbul'dan gelen kızını otogardan alıyor. Annesi iki yıl önce öldüğünde Sevgi gelememişti.

DIŞ. RİZE OTOGARI — AKŞAM. Yağmur. Sevgi bavuluyla saçağın altında. Bir dolmuş yanaşıyor.

SEVGİ

Taksiye binecektim.

ŞÜKRÜ

Taksi para.

SEVGİ

Baba, ben veririm parayı.

ŞÜKRÜ

(kapıyı açarak)

Ver o zaman. Bin.

Sevgi biniyor. Ön koltukta bir poşet portakal duruyor. Kaldırıp kucağına alıyor.

SEVGİ

Bunlar ne?

ŞÜKRÜ

Hacer abla gönderdi. Sana.

SEVGİ

Bana mı? Hacer abla beni hatırlıyor mu?

ŞÜKRÜ

Herkes hatırlıyor.

Sevgi portakallara bakıyor. Dolmuş hareket ediyor.

Bu sahnede kimse kimseye ne hissettiğini söylemiyor. Yine de dört şey oluyor. Şükrü kızını almaya kendisi gelmiş ama bunu bir para meselesi gibi sunuyor. «Taksi para» iki kelimelik bir cümle, gündelik bir cümle. Şükrü'nün dünyayı neyle ölçtüğünü de söylüyor. Sevgi'nin «ben veririm parayı» cevabı bir avukatın, şehirde iyi kazanan bir kızın cevabı. Şükrü'nün «ver o zaman» demesi bir tartışmayı kapatma biçimi.

Asıl ağırlık son replikte. «Herkes hatırlıyor» Sevgi'nin sorusuna verilmiş masum bir cevap. Ama seyirci Sevgi'nin cenazeye gelmediğini biliyor. Cümle aynı anda iki şey söylüyor. Herkes seni hatırlıyor, ve herkes gelmediğini hatırlıyor. Bunu Şükrü kasten mi söyledi, yoksa kendiliğinden mi çıktı? Sahne bu soruyu açık bırakıyor ve oyuncuya oynayacak yer kalıyor.

Diyaloğun zorluğu burada görünüyor. Bu replikler hayatta söylenebilecek kadar sıradan. Hiçbiri süslü değil. Ama her biri bir iş görüyor ve hiçbiri yazarın ağzından çıkmıyor.

Aynı anı açıkça yazmayı dene. Şükrü «Cenazeye gelmedin, herkes bunu konuştu» der. Sevgi «Biliyorum baba, çok utanıyorum» diye cevap verir. Bilgi aynıdır, hatta daha nettir. Ama seyirci artık hiçbir şey yapmaz. Ne Şükrü'nün kızgın mı yoksa kırgın mı olduğunu tartar, ne Sevgi'nin bu sözü nasıl karşılayacağını bekler. Açık sürüm sahneyi bir bilgi alışverişine çevirir. Örtük sürüm ise seyirciyi iki insanın arasındaki boşluğa koyar.

Bir de yük meselesi var. Otogar sahnesi bir dakikadan kısa sürer. Bu kısa sürede baba ile kızın arasındaki iki yıllık mesafe, Şükrü'nün inadı, Sevgi'nin şehirli rahatlığı ve mahallenin gözü sahneye girer. Bunu taşıyan uzun açıklamalar değil, birkaç kelimelik replikler. Diyalog yazmanın zorluğu biraz da budur: az kelimeye çok yük bindirmek, ve bunu yaparken cümleyi gündelik tutmak.

İki sürüm

Aynı zorluk konuşkan bir dünyada da var. Kalem Odası'ndan bir an: yeni zabıt kâtibi Ozan, ilk sabahında yirmi beş yıllık yazı işleri müdürü Meral Hanım'ın odasına giriyor.

İlk taslak

OZAN

Merhaba, ben Ozan. Yeni zabıt kâtibiyim. Bugün ilk günüm. Sınavı kazandım ve buraya atandım.

MERAL

Hoş geldin Ozan. Ben Meral, bu kalemin yazı işleri müdürüyüm. Yirmi beş yıldır buradayım.

OZAN

Çok memnun oldum Meral Hanım. Sizden çok şey öğreneceğimi düşünüyorum.

Yeniden yazım

Ozan kapıda, elinde atama yazısı. Meral Hanım başını kaldırmıyor.

OZAN

Merhaba. Ben... Ozan. Zabıt kâtibi. Yeni.

MERAL

Belli.

OZAN

Atama yazım burada, isterseniz...

MERAL

Masan şu. Sandalyesi sallanıyor, Cemil Efendi'ye söyle. Bilgisayarın şifresini bekleme, akşam olur.

Ozan oturuyor. Sandalye sallanıyor.

OZAN

Teşekkür ederim.

MERAL

(başını ilk kez kaldırarak)

Etme. Daha bir şey yapmadım.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Diyalog sayfadan doğrudan kulağa giden tek katmandır ve herkes onu kulağıyla yargılar.
  2. Sessiz yazılır, sesli yaşar; göz için kurulan cümle salonda dağılabilir.
  3. İyi diyalog doğal duyulur ama gerçek konuşmadan çok daha düzenlidir.
  4. Bütün karakterleri tek yazar yazar; yazarın sesi her ağza sızmaya hazırdır.
  5. Duyguyu adıyla söyleyen diyalog bilgiyi taşır ama oyuncuya oynayacak bir şey bırakmaz.

İlk taslakta bilgi eksiksiz. Seyirci kimin kim olduğunu, kaç yıldır orada olduğunu, ilk gün olduğunu öğreniyor. Ama iki karakter de bir tanıtım broşürü gibi konuşuyor. Kimse kimseden bir şey istemiyor ve aralarında hiçbir şey değişmiyor.

Yeniden yazımda aynı bilgi başka yoldan geliyor. Ozan'ın yeni olduğunu duraklayan, kendini sıralayan cümlesi söylüyor. Meral'in deneyimini «Belli» kelimesi söylüyor: bir bakışta anladı, bakmadan bile. Yirmi beş yıl hiç geçmiyor, ama Meral'in sallanan sandalyeyi ve şifre işini bilmesi onu taşıyor. Son replikte Meral ilk kez başını kaldırıyor. Kuru ama sıcak bir cümleyle aralarında ilk ilişki kuruluyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışDoğal diyalog, gerçek konuşmanın kaydıdır.
Doğrusu

Gerçek konuşmanın kaydı sahnede çoğu zaman ölüdür: tekrar, sapma ve selamlaşma dolu. Doğal duyulan diyalog seçilmiş ve sıkıştırılmıştır. Doğallık bir sonuçtur, bir yöntem değil.

Yaygın yanlışİyi diyalog zekice replik demektir.
Doğrusu

Esprili, parlak replikler sayfada göz alır. Ama her karakter parlak konuşuyorsa hepsi yazarın sesiyle konuşuyordur. Bazen sahnenin en güçlü repliği «Belli» kadar kısadır.

Yaygın yanlışDiyalog sonradan cilalanır, önce yapı yazılır.
Doğrusu

Yapı elbette önce gelir. Ama düz bir diyalog yapıyı da gizler. Okuyucu kurguyu görmeden sayfayı bırakır. Diyaloğu son cilaya bırakmak, en çok okunan katmanı en az emek verilen katman yapar.

Kendi sahnende

Özet

  1. Diyalog sayfadan doğrudan kulağa giden tek katmandır ve herkes onu kulağıyla yargılar.
  2. Sessiz yazılır, sesli yaşar; göz için kurulan cümle salonda dağılabilir.
  3. İyi diyalog doğal duyulur ama gerçek konuşmadan çok daha düzenlidir.
  4. Bütün karakterleri tek yazar yazar; yazarın sesi her ağza sızmaya hazırdır.
  5. Duyguyu adıyla söyleyen diyalog bilgiyi taşır ama oyuncuya oynayacak bir şey bırakmaz.

Kendini sına

  1. Dramatik diyalog gerçek konuşmadan neyiyle ayrılır?
  2. Otogar sahnesinde «Herkes hatırlıyor» repliği neden iki şey birden söylüyor?
  3. Kalem Odası'nın ilk taslağında bilgi eksiksizken sahne neden işlemiyor?

Yanıtlar

  1. Dramatik diyalog gerçek konuşmanın seçilmiş ve sıkıştırılmış hâlidir. Doğal duyulur, ama tekrarlar, sapmalar ve amaçsız selamlaşmalar atılmıştır ve her replik sahnede bir iş görür.
  2. Sevgi'nin sorusuna masum bir cevaptır, ama seyirci Sevgi'nin annesinin cenazesine gelmediğini bilir. Bu yüzden cümle hem «seni hatırlıyorlar» hem «gelmediğini hatırlıyorlar» anlamını taşır.
  3. Çünkü iki karakter de kendini tanıtan bir broşür gibi konuşur. Kimse kimseden bir şey istemez, aralarında hiçbir denge değişmez. Bilgi verilir ama bir ilişki kurulmaz.

Sonraki derse köprü

Diyaloğu yazmadan önce onu duymak gerekir. Sonraki ders kulağı eğitmenin en eski aracını açıyor: dinleme defteri. Otobüste, kuyrukta, çay ocağında duyulanı nasıl not alacağız? Ve neden kelimeleri değil kalıpları yazacağız?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.