Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Daodejing'in bilgi eleştirisi bir cehalet övgüsü değil; bilginin bir perdeye, bir kurnazlık aracına ve bir kaygı kaynağına dönüşmesine yönelik bir uyarıdır.
- Zhuangzi'nin kara inci hikâyesinde düşünme, görme ve konuşma başarısız olur; en değerli şeyi bunlara yaslanmayan "Biçimsiz" bulur.
- Yirminci bölüm "öğrenmeyi bırak" diye açılır ve bilgiyle donanmış bir dünyada kendini yabancı hisseden yalnız bir sesle konuşur.
- Otuz üçüncü bölüm başkalarını bilmek ile kendini bilmeyi ayırır ve ikincisini daha yükseğe koyar.
- Konfüçyüsçülük öğrenmeyi ömür boyu süren bir sevinç sayar; ama iki gelenek sahte bilgiye karşı ortak bir tavır paylaşır ve asıl ayrılık, gerçek bilgiye biriktirerek mi azaltarak mı varıldığı sorusundadır.
Açılış sahnesi
Sarı İmparator Kızıl Su'nun kuzeyinde gezintiye çıktı. Kunlun dağının tepesine tırmandı ve güneye doğru baktı. Dönüş yolunda kara incisini kaybetti. Bu, onun en değerli hazinesiydi.
İnciyi bulması için önce Bilgi'yi gönderdi. Bilgi her yeri aradı, ama bulamadı. Sonra keskin gözüyle ünlü Li Zhu'yu gönderdi. O da bulamadı. Ardından sözcüklerle her şeyi çözebilen, tartışmada kimsenin yenemediği usta konuşmacıyı gönderdi. O da eli boş döndü.
Sonunda imparator, adı "Biçimsiz" anlamına gelen Xiangwang'ı gönderdi. Xiangwang'ın ne bilgisi, ne keskin gözü, ne de konuşma ustalığı vardı. Ama inciyi buldu. Sarı İmparator şaşkınlıkla, "Ne tuhaf! Demek ki onu ancak Biçimsiz bulabiliyormuş!" dedi. Zhuangzi'nin on ikinci bölümündeki bu kısa hikâye, Daodejing'in bilgi eleştirisinin kalbine dokunur: en değerli şey, en çok bilen, en iyi gören ya da en güzel konuşan tarafından değil, bunların hiçbirine yaslanmayan biri tarafından bulunur.
Bu derste ne olacak
İlk olarak Daodejing'in bilgiye karşı tutumunu açacağız. Metin "öğrenmeyi bırak" der, ama bunun ne anlama geldiğini doğru anlamak gerekir. Ardından metnin iki tür bilmeyi nasıl ayırdığına bakacağız: başkalarını bilmek ile kendini bilmek, bilgi biriktirmek ile bilgelik. Sonra bu tutumun dönemin en güçlü eğitim idealiyle, Konfüçyüsçülüğün öğrenme tutkusuyla, nasıl çatıştığını göreceğiz. En sonda bu çatışmanın sanıldığı kadar basit olmadığını, iki geleneğin bazı noktalarda birbirine çok yaklaştığını keşfedeceğiz. Ders bittiğinde Daodejing'in bilgi eleştirisini bir cehalet övgüsünden ayırabileceksin.
Sıfır noktası
Bir satranç ustası düşün. Yıllarca açılış ezberlemiş, binlerce oyun incelemiş, her durumda ne yapılacağını bilen biri. Bir gün bir çocukla oynuyor ve çocuk hiçbir kitapta olmayan, tamamen beklenmedik bir hamle yapıyor. Usta bir an donup kalıyor. Bildikleri, bu yeni durumu görmesini zorlaştırıyor; aklı hemen tanıdık kalıplara koşuyor.
Bilgi bir araçtır, ama bir perde de olabilir. Ne kadar çok şey bilirsen, gördüğün her şeyi bildiğin kalıplara o kadar hızlı yerleştirirsin. Bu çoğu zaman işe yarar; ama bazen önündeki şeyi olduğu gibi görmeni engeller. Daodejing'in bilgi eleştirisi, bilginin bu ikinci yüzüne yöneliktir. Bilginin kendisine değil, onun bir perdeye dönüşmesine.
Mekanizma
Öğrenmeyi bırak
Yirminci bölüm, Daodejing'in en şiirsel ve en kişisel bölümlerinden biridir ve sert bir öğütle açılır: öğrenmeyi bırak, kaygın kalmaz. Ardından bir soru gelir: "evet efendim" ile "hı hı" arasında ne fark var? İyi ile kötü arasındaki mesafe ne kadar? Bu soru, öğrenmenin büyük bir kısmının aslında incelikli ayrımlar yapmayı, kimin önünde nasıl konuşulacağını, hangi sözün kibar hangisinin kaba olduğunu bilmeyi öğrenmek olduğunu ima eder.
Bölüm sonra beklenmedik bir yöne döner ve yalnız bir insanın sesiyle konuşur. Herkes neşeli, sanki büyük bir şölende gibi; ben ise kıpırtısız, henüz gülümsemeyi öğrenmemiş bir bebek gibiyim. Herkesin fazlası var; ben ise sanki bir şey kaybetmişim. Sıradan insanlar parlak ve açık; ben ise donuk ve karanlık. Bu ses, bilgiyle donanmış bir dünyada kendini yabancı hisseden birinin sesidir. Ama bölüm, bu yabancılığı bir kusur olarak değil, bir seçim olarak sunar: herkesten farklıyım, çünkü anaya, yani besleyen kaynağa değer veriyorum.
İki tür bilmek
Otuz üçüncü bölüm iki tür bilmeyi birbirinden ayırır: başkalarını bilen kişi zekidir, kendini bilen kişi aydınlıktır. Başkalarını yenen kişi güçlüdür, kendini yenen kişi kudretlidir. Bölüm aynı dengeyle sürer: yetinmeyi bilen zengindir, kararlılıkla yürüyen iradelidir, yerini yitirmeyen uzun ömürlüdür. Burada bilgi tamamen reddedilmiyor; dışa dönük, başkalarını anlamaya ve onları yönetmeye yönelik bilgi ile içe dönük, kendini tanımaya yönelik bilgi ayrılıyor ve ikincisi daha yükseğe konuyor.
Kırk yedinci bölüm bunu daha da ileri götürür: kapıdan çıkmadan dünyayı bilirsin; pencereden bakmadan göğün yolunu görürsün. Ne kadar uzağa gidersen o kadar az bilirsin. Bölüm şu cümleyle kapanır: bu yüzden bilge gitmeden bilir, bakmadan adlandırır, zorlamadan tamamlar. Üç fiilin üçü de bir eylemi, ama dışarıya yönelmeyen bir eylemi anlatıyor. Bu, gezmeye ve öğrenmeye karşı bir öğüt değil; bilginin kaynağının dışarıda biriktirilen olgular değil, kendi içinde sakinleşmiş bir zihin olduğunu söyleyen bir iddia.
Kaynaklardan okuma
Kara inci
Sarı İmparator kara incisini kaybeder. Bilgi bulamaz, keskin gözlü Li Zhu bulamaz, usta konuşmacı bulamaz. Biçimsiz bulur. İmparator: "Ne tuhaf! Demek ki onu ancak Biçimsiz bulabiliyormuş!"
Hikâyedeki üç başarısız arayıcının her biri bir yetiyi temsil ediyor: düşünme, görme ve konuşma. İnsanın en çok güvendiği üç araç, en değerli şeyi bulmakta işe yaramıyor. Biçimsiz'in başarısı ise bir yetiden değil, bir yokluktan geliyor. Bu, Daodejing'in bilgi eleştirisinin Zhuangzi'deki en kısa ve en çarpıcı biçimi.
Yalnız ses
"Öğrenmeyi bırak, kaygın kalmaz. 'Evet efendim' ile 'hı hı' arasında ne fark var? … Herkesin fazlası var, ben ise sanki bir şey yitirmişim. … Sıradan insanlar parlak ve açık, ben ise donuk ve karanlık. … Herkesten farklıyım; besleyen anaya değer veririm."
Bu bölümün açılış cümlesi Guodian levhalarında da bulunuyor; Chu'lu öğretmen bu sert öğüdü öğrencisine aktarmayı seçmişti. Bölümün geri kalanındaki yalnız ses ise, metnin genellikle kişisiz ve buyurgan tonunun dışına çıkan nadir yerlerden biri. Bilgiyi bırakmak burada bir rahatlık değil, bir yabancılaşma deneyimi olarak anlatılıyor; ama metin bu yabancılığı kabul ediyor ve onun içinde bir değer buluyor.
Konfüçyüsçü ses
"Öğrenip zamanında tekrarlamak, sevindirici değil mi?" Ve öğrencisi Zilu'ya: "Bildiğini bildiğin gibi, bilmediğini bilmediğin gibi kabul etmek; bilgi budur."
Konuşmalar, Konfüçyüs'ün sözlerini derleyen kitap, öğrenmenin sevinciyle açılır. Bu, Daodejing'in "öğrenmeyi bırak" öğüdünün tam karşısında duran bir başlangıç. Konfüçyüsçü gelenekte bu çizgi sonraki yüzyıllarda daha da güçlendi: düşünür Xunzi, öğrenme üzerine yazdığı bölümü "öğrenme asla durmamalıdır" diye açar. Ama ikinci alıntı ilginç bir köprü kuruyor. Konfüçyüs'ün bilmediğini kabul etmeyi bilginin kendisi sayması, Daodejing'in yetmiş birinci bölümündeki bir dizeye çok yakın duruyor: bilmediğini bilmek en iyisidir; bildiğini sanmak bir hastalıktır.
Usta katmanı
Bu yakınlık, iki gelenek arasındaki çatışmanın sanıldığı kadar basit olmadığını gösteriyor. Konfüçyüs de Laozi'ye bağlanan metin de sahte bilgiye, bilmediğini bildiğini sanmaya karşıdır. Asıl ayrılık, gerçek bilginin nasıl kazanılacağı sorusunda başlar. Konfüçyüsçü cevap, eski metinleri okumak, törenleri öğrenmek, öğretmenden öğrenmek ve bunu ömür boyu sürdürmektir; bilgi birikir ve insanı biçimlendirir. Daodejing'in cevabı ise azaltmaktır; tıpkı yontulmamış tahta gibi, bilge de biçimlenmemiş olana geri döner.
Zhuangzi bu gerilimi kendi üçüncü bölümünün açılışında kişisel bir dille söyler: hayatımın bir sınırı var, ama bilginin sınırı yok. Sınırlı olanla sınırsız olanın peşine düşmek tehlikelidir. Bu cümle, bilginin değerini reddetmiyor; insanın onu biriktirerek tamamlanamayacağını kabul ediyor. Bir hayat, bütün bilinebilecekleri bilmeye yetmez. Öyleyse soru, ne kadar bildiğin değil, neyi bilmenin sana yeteceğidir.
Daodejing'in bilgi eleştirisinin bir de siyasi yanı var ve önceki derste onu görmüştük: halkın kurnazlığının artması yönetimi zorlaştırır. Bu ders ise aynı eleştirinin kişisel yanını açtı: bilginin bir perdeye, bir kaygı kaynağına, bir yabancılaşmaya dönüşebilmesi. İki yan birlikte okunduğunda, Daodejing'in derdinin bilginin kendisi değil, onun kurnazlığa ve rekabete hizmet eden kullanımı olduğu daha net görülüyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Daodejing cehaleti över ve okumaya karşıdır."
Metin bilgiyi değil, onun bir perdeye, bir kurnazlık aracına ve bir kaygı kaynağına dönüşmesini eleştirir. Kendini bilmeyi en yüksek bilgi sayar.
Yaygın yanlış"Konfüçyüsçülük ile Daodejing bilgi konusunda tamamen karşıttır."
İkisi de sahte bilgiye karşıdır; Konfüçyüs'ün bilmediğini kabul etmeyi bilgi sayması, yetmiş birinci bölüme çok yakındır. Ayrılık, gerçek bilgiye biriktirerek mi, azaltarak mı varıldığı sorusundadır.
Yaygın yanlış"Zhuangzi'deki Biçimsiz, bilgisiz ve yeteneksiz birinin her şeyi başaracağını söyler."
Hikâye bir yokluğu değil, düşünme, görme ve konuşma yetilerine yaslanmayan bir açıklığı anlatır. Biçimsiz'in başarısı, aradığı şeyi kendi kalıplarına sokmamasından gelir.
Uygulama
Kilit özet
- Daodejing'in bilgi eleştirisi bir cehalet övgüsü değil; bilginin bir perdeye, bir kurnazlık aracına ve bir kaygı kaynağına dönüşmesine yönelik bir uyarıdır.
- Zhuangzi'nin kara inci hikâyesinde düşünme, görme ve konuşma başarısız olur; en değerli şeyi bunlara yaslanmayan "Biçimsiz" bulur.
- Yirminci bölüm "öğrenmeyi bırak" diye açılır ve bilgiyle donanmış bir dünyada kendini yabancı hisseden yalnız bir sesle konuşur.
- Otuz üçüncü bölüm başkalarını bilmek ile kendini bilmeyi ayırır ve ikincisini daha yükseğe koyar.
- Konfüçyüsçülük öğrenmeyi ömür boyu süren bir sevinç sayar; ama iki gelenek sahte bilgiye karşı ortak bir tavır paylaşır ve asıl ayrılık, gerçek bilgiye biriktirerek mi azaltarak mı varıldığı sorusundadır.
İnciyi en keskin göz değil, hiçbir şeyi kendi kalıbına sokmayan biri buldu.
Sonraki derse köprü
Daodejing bilgiyi ve kurnazlığı eleştirirken, bir başka alanda şaşırtıcı derecede pratik ve somut konuşur: savaşta. Metnin birkaç bölümü silahları uğursuz araçlar olarak anar, zaferi bir kutlama değil bir yas vesilesi sayar ve savaşı ancak kaçınılmaz olduğunda, en az zararla yürütmeyi öğütler. Bu bölümlerin bazıları Çin'in en ünlü savaş stratejisi metinleriyle şaşırtıcı benzerlikler taşır. Sonraki derste Daodejing'in savaş ve şiddet üzerine söylediklerini ve bu dizelerin bir barış öğretisi mi, yoksa bir strateji kitabı mı olduğu sorusunu göreceksin.