İçeriğe geç

Ders D3.1 · Seviye 3

Adlandırılamayan Dao

1.482 kelime · 3 kaynak pasajı · yaklaşık 7 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Daodejing Dao'yu tanımlamaz; ona lakap takar, olumsuzlamalarla ve imgelerle yönelir.
  2. Yirmi beşinci bölümde "Dao" bir ad değil, bir "zi", yani lakaptır; gerçek ad bilinmez, "Büyük" ise zorla verilmiş bir addır.
  3. Kırkıncı bölümün Guodian tanığı, yokluğu varlığın kaynağı yapan sıralamayı açıkça kurmaz; bu fark Dao'nun okunuşu için tartışmalı bir sorudur.
  4. Dao'ya verilen cevaplar üç kümede toplanır: varlık ya da kök, yol ya da yöntem, süreç ya da akış; metin üçüne de dayanak verir.
  5. Dao, Budist boşlukla aynı şey değildir: boşluk özsüzlüğü anlatır, Dao ise her şeyi doğuran bir ana olarak tarif edilir.

Açılış sahnesi

Bilgi kuzeye doğru yola çıktı. Karanlık Su'nun kıyısına, Saklı Yükselti'nin tepesine vardı ve orada Hiçbir Şey Yapmayan Hiçbir Şey Söylemeyen adında biriyle karşılaştı. Ona üç soru sordu: "Neyi düşünüp neye kafa yorarsam Dao'yu bilirim? Nerede durup ne yaparsam Dao'da huzur bulurum? Neyi izleyip hangi yoldan gidersem Dao'ya ulaşırım?" Hiçbir Şey Söylemeyen üç soruya da cevap vermedi. Cevap vermek istemediğinden değil, nasıl cevap verileceğini bilmediğinden.

Bilgi güneye döndü ve Çılgın Qu ile karşılaştı. Aynı soruları ona sordu. Çılgın Qu "Ah, bunu biliyorum, sana söyleyeceğim" dedi; ama tam söyleyecekken ne söyleyeceğini unuttu. Sonunda Bilgi, Sarı İmparator'un sarayına gitti ve sorularını ona sordu. Sarı İmparator hemen ve açık bir cevap verdi: düşünmeden ve kafa yormadan bilinir, hiçbir yerde durmadan ve hiçbir şey yapmadan huzur bulunur, hiçbir şeyi izlemeden ve hiçbir yoldan gitmeden ulaşılır.

Bilgi sevindi: "Ben ve sen biliyoruz, o ikisi bilmiyor; hangimiz haklıyız?" Sarı İmparator'un cevabı onu şaşırttı. Asıl haklı olanın Hiçbir Şey Söylemeyen olduğunu, Çılgın Qu'nun ona yakın durduğunu, kendisiyle Bilgi'nin ise en uzakta kaldığını söyledi. Çünkü, dedi, "bilen konuşmaz, konuşan bilmez." Zhuangzi'nin yirmi ikinci bölümü bu hikâyeyle açılır. Daodejing'in kendisi de aynı çelişkiyle yüz yüzedir: konuşanın bilmediği bir şey hakkında beş bini aşkın karakterlik bir kitap.

Bu derste ne olacak

İlk olarak Daodejing'in Dao'yu adlandırmaktan kaçınmak için kullandığı dil hilelerine bakacağız: lakap takmak, olumsuzlamak, imge kullanmak. Ardından okurların yüzyıllar boyunca Dao'yu nasıl anladığını üç ana okuma altında toplayacağız: Dao her şeyin çıktığı bir kaynak gibi mi, insanı yönlendiren bir yol gibi mi, yoksa durmadan akan bir hareket gibi mi okunmalı? Sonra Guodian levhalarının bu soruya beklenmedik bir katkısını göreceğiz. En sonda sık yapılan bir eşleştirmeye, Dao'yu Budizm'deki "boşluk" kavramıyla aynı şey saymaya bakacak ve ikisinin neden farklı olduğunu açacağız. Ders bittiğinde "Dao nedir?" sorusuna tek bir cevap değil, cevapların haritasını verebileceksin.

Sıfır noktası

Daha önce, Daodejing'in ilk dizesinin "dao" sözcüğüyle oynadığını, onu hem isim hem de "söylemek" fiili olarak kullandığını görmüştük. Bu ders o dil oyununu tekrarlamayacak; onun yerine şu soruyu soracak: dil bir şeyi adlandıramıyorsa, metin onu nasıl anlatabilir?

Gündelik hayattan bir örnek düşün. Bir müziği hiç dinlememiş birine anlatmaya çalışıyorsun. Notaları sayabilir, ritmi tarif edebilir, sana nasıl hissettirdiğini söyleyebilirsin; ama hiçbiri müziğin kendisi değildir. Yine de konuşmak zorundasın, çünkü karşındaki onu duyana kadar elinde sözcüklerden başka bir şey yok. Daodejing'in Dao karşısındaki durumu buna benzer. Metin Dao'yu tanımlayamayacağını biliyor, ama okuru ona doğru yönlendirmeye çalışıyor.

Mekanizma

Ad değil, lakap

Daodejing'in yirmi beşinci bölümü, metnin bu sorunla en açık biçimde yüzleştiği yerdir. "Gök ile yerden önce doğmuş, karmaşık biçimde oluşmuş bir şey var. Sessiz ve boş, tek başına durur ve değişmez, her yere döner ve yorulmaz. Göğün altındaki her şeyin anası sayılabilir. Adını bilmiyorum; ona Dao lakabını veriyorum. Zorla bir ad vermem gerekirse, ona Büyük derim."

Bu dizedeki ayrım çok ince. Klasik Çin'de bir insanın gerçek adı ile ona saygıyla seslenilen lakap, yani "zi", ayrı şeylerdi. Metin Dao'nun bir "zi" olduğunu söylüyor: gerçek ad bilinmiyor, kullandığımız sözcük yalnızca bir hitap biçimi. "Büyük" de zorla verilmiş, eksik kaldığı baştan kabul edilmiş bir addır. Bu bölüm Guodian levhalarında da var; bu fikir metnin en eski katmanlarından birine ait.

Olumsuzlama ve imge

Metnin ikinci yolu olumsuzlamadır. On dördüncü bölüm, Dao'yu duyuların yakalayamadığı bir şey olarak anlatır: bakılır ama görülmez, dinlenir ama duyulmaz, tutulmaya çalışılır ama ele geçmez. Dao, duyuların sınırında beliren bir boşluk gibi tarif edilir.

Üçüncü yol ise imgedir. Daodejing Dao'yu tanımlamak yerine ona benzeyen şeylerden söz eder: vadi, su, ana, yontulmamış odun, tekerleğin göbeğindeki boşluk. Her imge Dao'nun bir yanını aydınlatır ve hiçbiri tek başına yeterli değildir. Bu imgeleri ileride ayrı bir derste tek tek ele alacağız.

Kaynaklardan okuma

Adı bilinmeyen

"Adını bilmiyorum; ona Dao lakabını veriyorum. Zorla bir ad vermem gerekirse, ona Büyük derim."

Bu cümlede konuşan kişi kendi bilgisinin sınırını açıkça söylüyor. Metin Dao'yu "bilmediğim bir şey" olarak sunuyor ve bunu bir eksiklik değil, doğru bir tutum olarak gösteriyor. Daodejing'in en büyük kavramının aslında bir lakap olduğunu bilmek, bütün kitabı okuma biçimini değiştirir: metin bir tanım değil, bir yöneliş sunuyor.

İki yan yana cümle

Alınmış metin: "Göğün altındaki on bin şey varlıktan doğar; varlık da yokluktan doğar." Guodian: "Göğün altındaki şeyler varlıktan doğar, yokluktan doğar."

Bu küçük fark, Dao'nun nasıl anlaşılacağı konusunda büyük bir soru doğuruyor. Alınmış metin bir sıra kuruyor: önce yokluk, ondan varlık, ondan da şeyler. Bu, yokluğu her şeyin en derin kökü yapan, Wang Bi'nin de üzerinde durduğu okumaya çok uygun. Guodian'da ise iki cümle yan yana duruyor: şeyler hem varlıktan hem yokluktan doğar. Burada hiyerarşi yok; iki kaynak eşit görünüyor. Rozetteki D harfi, Guodian cümlesinin nasıl okunması gerektiğinin araştırmacılar arasında hâlâ tartışmalı olduğunu söylüyor.

Bilen konuşmaz

Bilgi, Dao'yu üç kişiye sorar. Hiç cevap vermeyen en doğru, cevabı unutan ona yakın, açık cevap veren Sarı İmparator ise en uzak sayılır; çünkü "bilen konuşmaz, konuşan bilmez."

Zhuangzi'nin hikâyesi Daodejing'in elli altıncı bölümündeki bir dizeyi bir sahneye çeviriyor ve bir ironi taşıyor: bu sözü söyleyen Sarı İmparator'un kendisi, konuşan biri. Hikâye kendi kendini de eleştiriyor. Bu, dilin sınırını kabul eden bir geleneğin dili tamamen bırakmadığını, onu kendi sınırını gösterecek biçimde kullandığını gösteriyor.

Usta katmanı

Dao'nun ne olduğu sorusuna verilen cevaplar üç ana kümede toplanabilir. Birinci okuma Dao'yu bir varlık ya da kök olarak görür: her şeyin kendisinden çıktığı, her şeyden önce gelen, biçimsiz bir kaynak. Wang Bi'nin yokluk okuması ve birçok Batılı çevirinin "evrensel ilke" dili bu kümeye girer.

İkinci okuma Dao'yu bir yol ya da yöntem olarak görür: nasıl yaşanacağını, nasıl yönetileceğini gösteren bir rehber. Amerikalı felsefeci Chad Hansen, 1992'de yayımladığı kitabında klasik Çin düşüncesinde "dao"nun her şeyden önce bir yönlendirici söylem, yani insanları belirli bir biçimde davranmaya yönelten bir öğreti olduğunu savundu. Bu okumada Dao metafizik bir varlık değil, bir rehberdir.

Üçüncü okuma Dao'yu bir süreç olarak görür. Roger Ames ve David Hall 2003'teki çevirilerinde "dao"yu bir isimden çok bir eylem olarak, "yol açma" ya da "yol yapma" diye okudular. Bu okumada Dao sabit bir şey değil, sürekli kendini yeniden kuran bir akıştır. Üç okumanın her biri metinde dayanak bulur ve hiçbiri ötekileri tamamen dışarıda bırakamaz. Önce Dao'nun "lakap" olduğunu söyleyen yirmi beşinci bölümü hatırla: metin belki de bilerek bu üç okumayı açık bırakıyor.

Son olarak sık yapılan bir eşleştirme. Dao bazen Budizm'deki "boşluk", yani śūnyatā kavramıyla aynı şey sayılır. Ama ikisi farklı işler görür. Madhyamaka okulunda boşluk, hiçbir şeyin kendi başına var olan sabit bir özü olmadığı anlamına gelir; bir kaynak değil, bir eksikliğin, özsüzlüğün adıdır. Daodejing'in Dao'su ise bir anadır: yirmi beşinci bölümde göğün altındaki her şeyin anası, kırk ikinci bölümde birini, ikiyi, üçü ve on bin şeyi doğuran şeydir. Boşluk bir şeyi doğurmaz; Dao doğurur. Budizm Çin'e geldiğinde ilk çevirmenlerin Daoist sözcüklere yaslanması bu iki kavramı yakınlaştırdı, ama aradaki fark ortadan kalkmadı.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlış"Dao, Tanrı'nın Çincedeki adıdır."
Doğrusu

Daodejing'in kendisi Dao'yu bir kişi ya da istenç sahibi bir yaratıcı olarak anlatmaz; ona ancak bir "lakap" verir ve onu ana, vadi, boşluk gibi imgelerle anlatır. Sonraki dinsel gelenek Dao'yu kişileştirip tanrılaşan Laozi'yle özdeşleştirdi; ama bu, metnin değil, onu okuyan bir geleneğin adımıdır.

Yaygın yanlış"Dao ile Budizm'deki boşluk aynı şeydir."
Doğrusu

Boşluk, şeylerin sabit bir özü olmadığını anlatır; Dao ise her şeyi doğuran bir kaynak, bir ana olarak tarif edilir. Benzerlikler çeviri tarihinden gelir, kavramların kendisinden değil.

Yaygın yanlış"Dao anlatılamadığına göre onun hakkında hiçbir şey söylenemez."
Doğrusu

Daodejing seksen bir bölüm boyunca Dao hakkında konuşur. Söylediği şey bir tanım değil; lakaplarla, olumsuzlamalarla ve imgelerle yapılmış bir yönlendirmedir.

Uygulama

Kilit özet

  1. Daodejing Dao'yu tanımlamaz; ona lakap takar, olumsuzlamalarla ve imgelerle yönelir.
  2. Yirmi beşinci bölümde "Dao" bir ad değil, bir "zi", yani lakaptır; gerçek ad bilinmez, "Büyük" ise zorla verilmiş bir addır.
  3. Kırkıncı bölümün Guodian tanığı, yokluğu varlığın kaynağı yapan sıralamayı açıkça kurmaz; bu fark Dao'nun okunuşu için tartışmalı bir sorudur.
  4. Dao'ya verilen cevaplar üç kümede toplanır: varlık ya da kök, yol ya da yöntem, süreç ya da akış; metin üçüne de dayanak verir.
  5. Dao, Budist boşlukla aynı şey değildir: boşluk özsüzlüğü anlatır, Dao ise her şeyi doğuran bir ana olarak tarif edilir.
Bir şeye lakap takmak, onu bilmediğini kabul etmenin en kibar yoludur.

Sonraki derse köprü

Daodejing'in adının iki yarısı var ve şimdiye kadar yalnızca birine baktık. Öteki yarı, De, Türkçeye çoğu zaman "erdem" diye çevriliyor. Ama bu sözcük, bir insanın ahlaki iyiliğinden çok daha fazlasını taşır: bir şeyin kendi doğasına uygun biçimde etkili olabilme gücünü, çevresini kendiliğinden etkileyen bir yetkinliği. Sonraki derste De'nin bu farklı anlamlarını açacak ve Dao ile De arasındaki ilişkiyi, yani evrenin işleyişi ile tek tek şeylerin bu işleyişten aldığı payı göreceksin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Açılış sahnesi bir yolculuk haritası gibi kurulsun: Bilgi adlı figür kuzeye, güneye ve saraya giderken yolu bir çizgiyle izlensin. Hiçbir Şey Söylemeyen bir sis bulutu içinde, Çılgın Qu ağzı açık kalmış bir duruşla, Sarı İmparator ise tahtında gösterilsin. Sarı İmparator'un hükmü sırasında üç figür, uzaklıklarına göre ekranda yer değiştirsin.

Lakap bölümünde bir kimlik kartı çizilsin: "gerçek ad" satırı boş kalsın, "lakap" satırında Dao yazsın.

Üç okuma bölümünde aynı karakter üç farklı biçimde gösterilsin: bir kaynak noktası, bir yol çizgisi ve akan bir dalga.

Seslendirme tonu: düşündürücü, acelesiz. Her soru, cevabından önce kısa bir sessizlikle sorulsun.

Müfredat kapsamı — D3.1

  • İlk bölüm ve dil sorunu
  • Dao'yu bir varlık, ilke ya da süreç olarak okumak
  • Budist boşlukla özdeşleştirme hatası