İçeriğe geç

M01-D05

Bilişsel çarpıtmalar ve sınırları

Yaygın düşünce hatalarını adlandırır ve etiketlemenin danışanla çalışmada neden tek başına yetmediğini açıklar.

Bilişsel Davranışçı Terapi Akademisi — M01, BDT’ye giriş · 2.631 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 12 dk okuma · 18 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bilişsel çarpıtmalar otomatik düşüncelerin tekrar eden eğilimleridir: zihin okuma, felaketleştirme, ya hep ya hiç düşünme, aşırı genelleme, kişiselleştirme ve ötekiler. Listeler kaynaktan kaynağa değişir ve türler birbirine geçer.

Etiket, danışanla ortak bir dil kurduğunda işe yarar ve ona düşüncesiyle arasına bir mesafe koydurur. Etiket bir hükme, bir suçlamaya ya da gerçekçi bir düşüncenin geçersiz kılınmasına dönüştüğünde zarar verir.

Oturumda etiketi terapist değil, kendi verisini toplamış danışan koyduğunda değişim daha olasıdır.

"Çarpık" sözcüğü bir gerçeklik standardını varsayar. Araştırma, depresyonu olmayanların da olumlu yönde yanlı olduğunu gösteriyor. BDT doğru düşünmeyi değil, düşünceyi kanıta ve işleve göre tartmayı öğretir.

Açılış sahnesi

Bursa'da bir sağlık bilimleri fakültesinin seminer salonu. Dördüncü sınıf psikoloji öğrencileri bir BDT dersinin vize sınavından yeni çıkmış, kantinde oturuyorlar. Sınavın bir sorusu bir danışan cümlesi vermiş ve hangi çarpıtma olduğunu sormuş: "Sunumda bir kere kekeledim, artık bölümde herkes beni beceriksiz biliyor."

Nazlı "aşırı genelleme" yazmış. Batuhan "zihin okuma". Dilan ikisini birden yazmış ve yanına bir de "felaketleştirme" eklemiş. Masada bir tartışma başlıyor; her biri kendi etiketini savunuyor.

Yan masada oturan bir araştırma görevlisi gülümseyerek soruyor: "Peki bu danışana etiketi söyledikten sonra ne yapacaktınız?"

Masa susuyor.

Öğrenciler ve araştırma görevlisi uydurma. Ama bir düşünceye doğru adı koymayı işin bittiği yer sanmak, bu alanda öğrenmenin sık rastlanan bir evresi.

Bu derste ne olacak

Bu ders en sık karşılaşılan bilişsel çarpıtmaları danışan cümleleriyle tanıtacak. Ardından iki soruyu ayrı ayrı soracağız: çarpıtma etiketi oturumda ne işe yarar, ve ne zaman zarar verir? Kesitte aynı danışan cümlesine verilen iki yanıtı karşılaştıracağız: birinde terapist etiketi koyuyor, ötekinde etiketi danışanın bulmasına alan açıyor. Kanıt bölümünde "çarpıtma" sözcüğünün neye göre çarpıklık ölçtüğünü tartışacağız; bu tartışma, depresyondaki insanların aslında daha gerçekçi olup olmadığı sorusuyla başlıyor.

Sıfır noktası

Bilişsel çarpıtma kavramının genel tanımı Terapi Akademisi'nde, S05-P01-D03'te verildi. Kısaca: otomatik düşüncelerin sık düştüğü, bilgiyi belirli bir yöne kaydıran eğilimler. M01-D04'te bu eğilimlerin otomatik düşünce katmanında yaşadığını gördük; temel inanç bir çarpıtma değil, bir hükümdür.

Çarpıtma listeleri kaynaktan kaynağa değişir; kimi on, kimi on beşten fazla tür sayar ve aynı eğilime farklı adlar verir. Burada klinikte en çok işe yarayan beşini terim olarak tanımlayıp ötekilerini metin içinde anacağız.

Yaygın yanlış"Çarpıtmaların kesin ve evrensel bir listesi vardır."
Doğrusu

Beck'in ilk sınıflandırması ile sonraki el kitaplarının listeleri arasında hem sayı hem ad farkı var. Bir düşünce çoğu zaman birden fazla türe uyar ve türler birbirine geçer. Liste bir sınıflandırma sistemi değil, danışanla ortak bir dil kurmak için kullanılan bir araçtır.

Mekanizma

Başkalarının aklını okumak

En kötüsünü en olası saymak

Arası olmayan iki uç

Bir olaydan bir yasaya

Her şeyi üstüne almak

Ötekiler

Listelerde sık geçen başka eğilimler de var: olumluyu geçersiz saymak ("o başarı şanstı"), duygusal akıl yürütme ("böyle hissediyorsam doğrudur"), "-meli" cümleleri ("asla hata yapmamalıyım"), etiketleme ("ben bir zavallıyım") ve zihinsel süzgeç, yani bir durumun tek olumsuz ayrıntısına odaklanıp gerisini görmemek. "-Meli" cümlelerinin bir kısmının aslında ara inanç olduğunu M01-D04'te gördük; etiketleme de çoğu zaman bir temel inancın yüzeydeki sesidir. Çarpıtmalar ile katmanlar arasındaki bu geçişkenlik, listeyi bir teşhis aracı olarak kullanmayı zorlaştırıyor.

Oturumdan bir kesit

Kesit kurgusal ve eğitim amaçlı. Danışan Melis yirmi altı yaşında, bir reklam ajansında metin yazarı. Dördüncü oturum. Geçen hafta bir müşteri sunumunda konuşmuş.

Danışan: «Sunum berbattı. İki cümleyi karıştırdım ve odadaki herkes bana gülüyordu. Ajansta artık herkes benim beceriksiz olduğumu biliyor.»

İki farklı yanıt düşünülebilir.

Birinci yanıt: «Bu tipik bir zihin okuma ve aşırı genelleme örneği. Herkesin ne düşündüğünü bilemezsin, bir sunumdan da genel bir sonuç çıkaramazsın.»

İkinci yanıt: «Odada kimin güldüğünü hatırlıyor musun? Tam olarak ne gördün?»

Birinci yanıt teknik olarak doğru sınıflama yapıyor. Ama oturumda bir hüküm gibi düşüyor: danışan bir sorunu anlatmış, terapist ona düşüncesinin "hatalı" olduğunu söylemiş. Melis buna ya boyun eğer, "haklısınız, yine yanlış düşünüyorum" diyerek ve kendini bir kez daha eleştirerek, ya da itiraz eder, "ama gerçekten gülüyorlardı".

İkinci yanıt veriyi arıyor.

Danışan: «Müşteri tarafından biri gülümsedi. Bir de bizim sanat yönetmenimiz başını eğdi.»

Terapist: «Gülümseme ve başını eğmek. Bunları gördüğünde ne anladın?»

Danışan: «Benimle alay ettiklerini.»

Terapist: «Başka bir açıklaması olabilir mi? Ne düşündüklerini bilmiyoruz, sadece merak ediyorum.»

Danışan: «Belki… müşteri sadece nazik olmaya çalışıyordu. Sanat yönetmeni de zaten sunum boyunca notlarına bakıyordu.»

Terapist: «Bir de "herkes biliyor" demiştin. Sunumdan sonra ajansta kimse sana bir şey söyledi mi?»

Danışan: «Hayır. Hatta proje müdürü ertesi gün bir sonraki sunumu da benim yapmamı istedi.»

Terapist: «Şimdi bu düşünceye bir isim koymak istersen, ne derdin?»

Danışan: «Galiba başkalarının aklını okuduğumu varsaymışım. Ve bir sunumu bütün ajansa yaymışım.»

Kesitin ölçülebilir bir ölçütü var: etiketi kim koydu? Birinci yanıtta etiket terapistten geldi ve danışanın elinde yeni bir veri yoktu. İkinci yanıtta etiket danışandan geldi ve kendi topladığı üç veriye dayanıyordu: gülümseme, başını eğen yönetmen ve bir sonraki sunum talebi. Etiket aynı, ama birinde bir hüküm, ötekinde bir keşif. Bu ayrımın bir çalışma ilkesi olarak adı sonraki derste konacak.

Usta katmanı

Çarpıtma listesinin oturumdaki değeri, bir dil olarak paylaşılmasında. Danışan "yine felaketleştiriyorum" diyebildiğinde bir mesafe kazanır: düşünce artık bir gerçek değil, bilinen bir alışkanlık. Ama aynı liste üç durumda zarar verebilir.

Birincisi, etiket bir suçlamaya dönüştüğünde. Bazı danışanlar her etiketi "yine yanlış düşünüyorum, ben bozuğum" diye okur ve çarpıtma listesi öz eleştirinin yeni bir aracı olur.

İkincisi, düşünce gerçekçi olduğunda. Her olumsuz düşünce çarpık değildir; "bu ay kirayı ödeyemeyebilirim" düşüncesi işsiz kalmış biri için bir çarpıtma değil, bir olgu olabilir. Gerçekçi düşünceyi çarpıtma diye etiketlemek danışanı geçersiz kılar ve onu çözülmesi gereken bir sorundan uzaklaştırır. Bu ayrım M06-D09'da ayrıca işlenecek.

Üçüncüsü, çarpıtmanın kendisinin ne olduğu sorusu. "Çarpıtma" sözcüğü, gerçeği daha doğru gören bir standardı varsayar. Bu varsayımı sınayan uzun bir araştırma geleneği var ve sonuçları bekleneni tam vermiyor.

Bu bulgunun BDT için klinik anlamı şu: depresyondaki bir danışanın düşüncesi, gerçeğin kendisine göre değil, kişinin kendi yararına göre "çarpık" olabilir. Depresyonu olmayanlar da olumlu yönde yanılıyor. Terapist bu yüzden danışana "doğru düşünme" öğretmiyor; düşüncenin hangi veriye dayandığını ve ona ne mal olduğunu birlikte tartıyor.

Yine de çarpık düşünme biçimleri depresyonla birlikte ölçülebilir izler bırakıyor.

Bazı çarpıtmalar tek bir sorunla daha sıkı bağlanmış durumda. Yeterli bilgi toplamadan sonuca atlama, laboratuvarda ölçülen ve psikozla güçlü biçimde ilişkilendirilen bir akıl yürütme biçimidir.

Yaygın yanlış"Bir düşünceye çarpıtma adı koymak onu değiştirir."
Doğrusu

Etiket bir başlangıç noktasıdır. Düşünce ancak kanıtla, davranış deneyiyle ya da yeni bir yaşantıyla sınandığında değişir. Etiketlenmiş ama sınanmamış bir düşünce, danışan için "doğru olduğunu bildiğim ama bir türlü inanamadığım" bir cümleye dönüşebilir; buna sık rastlanır ve "kafam anlıyor ama içim inanmıyor" diye anlatılır.

Yaygın yanlış"Depresyondaki insanlar gerçeği daha doğru görür, yani onların düşüncesini değiştirmek yanlıştır."
Doğrusu

Depresif gerçekçilik etkisi meta-analizde çok küçük bulundu ve çalışma koşullarına bağlıydı. Ayrıca BDT bir düşünceyi daha iyimser yapmayı değil, kanıta göre tartmayı hedefler. Bir düşünce gerçekçi çıkarsa, çalışma o gerçekle baş etmeye yönelir.

Kanıtın sınırı

Çarpıtma kavramı klinik bir sınıflandırma olarak doğdu ve deneysel olarak sınanan bir kuram olarak değil. Çarpıtma türlerinin birbirinden gerçekten ayrı süreçler mi, yoksa aynı olumsuz yorum eğiliminin farklı adları mı olduğu tartışmalı; ölçme araçları bu türleri güvenilir biçimde ayırmakta zorlanıyor. Depresif gerçekçilik meta-analizi, "çarpık" sözcüğünün bir gerçeklik standardını varsaydığını ve bu standardın her görevde kurulamadığını gösteriyor; olumlu yanlılık depresyonu olmayanlarda daha belirgin. Sosyal medya çalışması bir ilişki gösteriyor, çarpık dilin depresyona yol açtığını değil. Sonuca atlama eğilimi psikozda güçlü biçimde kanıtlanmış ama bir laboratuvar görevine dayanıyor; gündelik karar verme ile ilişkisi daha az açık. Son olarak, etiketlemenin kendisinin, yani danışana çarpıtma listesini öğretmenin, iyileşmeye ayrıca katkı verip vermediğini doğrudan sınayan çalışma bilinmiyor; bu bileşen çoğu zaman tam paketin içinde değerlendirildi.

Kendin dene

Aklında kalsın

Bilişsel çarpıtmalar otomatik düşüncelerin tekrar eden eğilimleridir: zihin okuma, felaketleştirme, ya hep ya hiç düşünme, aşırı genelleme, kişiselleştirme ve ötekiler. Listeler kaynaktan kaynağa değişir ve türler birbirine geçer.

Etiket, danışanla ortak bir dil kurduğunda işe yarar ve ona düşüncesiyle arasına bir mesafe koydurur. Etiket bir hükme, bir suçlamaya ya da gerçekçi bir düşüncenin geçersiz kılınmasına dönüştüğünde zarar verir.

Oturumda etiketi terapist değil, kendi verisini toplamış danışan koyduğunda değişim daha olasıdır.

"Çarpık" sözcüğü bir gerçeklik standardını varsayar. Araştırma, depresyonu olmayanların da olumlu yönde yanlı olduğunu gösteriyor. BDT doğru düşünmeyi değil, düşünceyi kanıta ve işleve göre tartmayı öğretir.

Sonraki derse köprü

Melis'in kesitinde etiketi danışan koydu, çünkü terapist hükmü vermek yerine veriyi birlikte aradı. Bu bir üslup tercihi değil, BDT'nin çalışma ilkesi. M01-D06, işbirlikçi empirizm, bu ilkeyi adlandıracak: terapist ile danışanın bir düşünceyi iki araştırmacı gibi birlikte sınaması, ve bunun oturumda ikna etmekten nasıl ayrıldığı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.