İçeriğe geç

YKS Türk Dili ve Edebiyatı · Halk Edebiyatı · EDB-E07-L03

Âşıklar ve gelenek

AYTsınavdaki ağırlığı orta· 8 bölüm

1Kanca

Erva, dayısının düğününde iki âşığı dinlerken yanındaki kuzenine fısıldadı: «Bunlar evde çalışılmış, sırayla ezberden okuyorlar.» Karşılıklı söylenen dörtlükler ona fazla düzgün geliyordu; o kadar hızlı ve o kadar kafiyeli konuşmak hazırlıksız olamazdı. Bir süre sonra gelinin babası ayağa kalkıp «Bir de bizim köyün çeşmesini söyleyin!» diye seslendi. Âşıklardan biri sazını birkaç kez tıngırdattı, çeşmenin adını yakaladı ve bir sonraki dörtlüğünün son dizesine yerleştirdi. Öteki âşık gülümseyip aynı adı alarak ona cevap verdi. Kimse bu isteği önceden bilmiyordu. Erva'nın «ezber» diye geçiştirdiği şey, yıllar süren bir çıraklığın sonunda kazanılan bir ustalıktı.

2Hedefler

  • Saz, mahlas, çıraklık, bade içme ve atışma gibi gelenek unsurlarını bir anlatı ya da şiir üzerinde tanırsın.
  • Bir mahlas dörtlüğünde heceleri sayıp kafiyeyi redif ile karıştırmadan belirler, mahlasın yerini gösterirsin.
  • Müfredattaki altı âşığı yüzyılı, çevresi ve şiirinin ağırlık noktasıyla eşleştirirsin.
  • Gevheri'nin divan şiirine yakınlığı, Köroğlu ile Dadaloğlu'nun ayrı yüzyılları gibi ayırıcıları soru çözümünde kullanırsın.

3Konu anlatımı

Âşık kimdir?

Ders kitaplarında âşık, sazıyla dolaşan, şiirini çoğu zaman ezgiyle söyleyen ve gerektiğinde onu o anda, hazırlıksız kurabilen halk şairidir. Bu hazırlıksız söyleyişe doğaçlama (irticalen söyleme) denir. Âşığa bu yüzden saz şairi adı da verilir. Sözlü dönemde kopuzuyla törenlerde söyleyen ozanı E05'te görmüştük; ders kitapları âşığı o ozan geleneğinin İslamiyet sonrasındaki sürdürücüsü olarak tanıtır. Kopuzun yerini saz almış, ama sözün çalgıyla birlikte doğması değişmemiştir.

Âşığı anonim halk şiirinden ayıran şey, adının bilinmesidir. Âşık şiiri bir kişiye bağlıdır; o kişi de şiirinin sonunda kendini adıyla anar. Âşığı Divan şairinden ayıran ise ölçüsü, dili ve dinleyicisidir: âşık çoğunlukla heceyle, gündelik konuşmaya yakın bir Türkçeyle, köyde, kasabada, düğünde, kahvede, karşısında oturan insanlara söyler. Bu yüzden âşık şiiri okunmaktan önce dinlenmek için kurulmuş bir şiirdir.

Çıraklık: sazı tutmadan önce dinlemek

Âşıklık bir okulda öğrenilmez, bir ustanın yanında öğrenilir. Ders kitaplarında anlatılan yol şudur: sazla, sözle ilgilenen genç bir usta âşığın yanına çırak olarak girer. Yıllarca onunla birlikte gezer, meclislerinde oturur, sazını taşır. Bu sürede ezgileri, nazım şekillerini, dörtlüğün nasıl bağlanacağını, karşıdaki âşığa nasıl cevap verileceğini dinleyerek öğrenir. Kanca bölümündeki düğünde gördüğümüz hız, bu uzun dinleme yıllarının ürünüdür.

Çıraklık bitince ustası çırağına şiirlerinde kullanacağı adı verir. Böylece usta ile çırak arasında bir soy kurulur: ders kitapları âşıkların belli ustaların izinden yürüyen kollar hâlinde yetiştiğini anlatır. Gelenek kuşaktan kuşağa bu insan zinciriyle taşınır.

Rüya ve bade

Âşıklığa girişin ikinci yolu bir anlatıya dayanır. Ders kitaplarına göre bazı âşıkların hayat hikâyelerinde şöyle bir olay yer alır: genç, rüyasında bir pirin ya da ermişin elinden bir içki (bade) içer, çoğu anlatıda sevgilisinin hayalini de görür. Uyandığında saz çalıp şiir söylemeye başlar. Bu motife bade içme denir; bu yoldan âşık olduğu anlatılan şairlere badeli âşık ya da hak âşığı adı verilir.

Bade içme bir biyografi bilgisi gibi okunmamalıdır. O, âşığın yeteneğinin nereden geldiğini anlatan geleneksel bir motiftir; aynı kalıp pek çok âşığın hikâyesinde yinelenir. YKS sorusunda «rüya», «pir», «dolu» ve «uyanınca saz çalmak» bir arada geçiyorsa aranan kavram bade içmedir.

Mahlas: şiirin altındaki imza

Mahlas, âşığın şiirlerinde kullandığı şair adıdır. Mahlas çoğunlukla ustadan alınır; bade anlatılarında ise rüyadaki pirin verdiği ad olarak geçer. Ders kitapları mahlasın şiirin son dörtlüğünde söylendiğini belirtir. Âşığın son dörtlükte adını anarak sözü bağlamasına tapşırma denir; bu dörtlüğe de mahlas dörtlüğü adı verilir.

Mahlası lakaptan ayırmak gerekir. Lakabı çevre takar, kişi onu istemeden taşıyabilir; mahlas ise şiirin içine yerleştirilen bir imzadır ve geleneğin kuralına göre şiirin sonunda yer alır. Şu dörtlüğü bu derse özel kurduk. İçindeki «Eşikli» adı uydurmadır ve gerçek bir âşığa ait değildir:

Ustamın sazı durur hep elinde
Yıllarca dinledim sözün telinde
Coştum, akıp gittim gönül selinde
Eşikli der, adım ustamdan kaldı

Heceler: «Us-ta-mın sa-zı du-rur hep e-lin-de» 11; «Yıl-lar-ca din-le-dim sö-zün te-lin-de» 11; «Coş-tum a-kıp git-tim gö-nül se-lin-de» 11; «E-şik-li der a-dım us-tam-dan kal-dı» 11. Dörtlük on bir heceli kalıpla kurulmuştur.

Redif ve kafiye: ilk üç dize «elinde, telinde, selinde» sözcükleriyle biter. Üç sözcükte de sondaki «-inde» aynı görevi taşır: 3. tekil kişi iyelik eki, araya giren «n» ve bulunma hâli eki. Aynı görevli ekler rediftir. Rediften önce kalan kökler «el, tel, sel»dir; üçü de «e» ve «l» seslerini paylaşır. İki ses ortaklığı tam kafiye verir.

Mahlas: dördüncü dizedeki «Eşikli der» kalıbı tapşırmadır. Dize öteki üçüyle kafiyelenmez, çünkü koşmanın son dörtlüğünde dördüncü dize önceki dörtlüklerin sonuyla bağ kurar; koşmanın kafiye düzeni nazım şekilleri dersinin konusuydu. Dizenin içeriği de mahlasın kaynağını söyler: ad ustadan kalmıştır.

Atışma ve öteki söz yarışmaları

Atışma, iki âşığın karşılıklı, sırayla ve doğaçlama söyleşmesidir. Ders kitaplarında deyişme ya da karşılaşma adları da geçer. Âşıklardan biri bir dörtlükle söze girer, öteki onun kafiyesini ve konusunu yakalayıp cevap verir. Söz uzadıkça biri ötekini köşeye sıkıştırmaya çalışır. Geleneğe göre atışmada yenilen âşığın sazını yenen âşığa bıraktığı anlatılır. Erva'nın dayısının düğününde duyduğu şey de buydu: dinleyenlerden gelen bir isim, iki âşığın arasında bir yarış malzemesine dönüştü.

Ders kitaplarında iki yarışma biçimi daha anılır. Muamma, çözümü dinleyiciye ya da karşıdaki âşığa bırakılan, bilmeceye benzeyen şiirdir. Lebdeğmez ise dudakların birbirine değmesiyle çıkan «b, m, p» gibi ünsüzleri kullanmadan söylenen şiirdir; âşığın bu kurala uyduğunu göstermek için dudakları arasına bir iğne tuttuğu anlatılır. İkisinde de ölçülen şey âşığın söz üzerindeki hâkimiyetidir.

Âşığın meclisleri

Âşık şiirinin yaşadığı yer dinleyicinin bulunduğu yerdir: köy odaları, düğünler, bayram ve şenlik toplantıları. Ders kitapları şehirlerde âşık kahveleri ya da kahvehanelerin de bu geleneğin buluşma yeri olduğunu belirtir; âşıklar buralarda hem tek başına söyler hem de atışmaya girer. Âşığın dinleyicisi yüzüne bakan insandır. Bu yüzden şiirde seslenmeler, sorular ve dinleyiciyi içine alan sözler sık görülür.

Müfredatın altı âşığı

Müfredat altı âşığı adıyla anar. Her biri için ders kitaplarının ortak bilgisi şöyledir:

ÂşıkYüzyılÖne çıkan özellik
Pir Sultan Abdal16.Alevi-Bektaşi çevresinde yetişmiştir; şiirlerinde tasavvufi düşünce ile haksızlığa karşı toplumsal bir ses birlikte bulunur.
Köroğlu16.Koçaklamalarıyla, yani yiğitlik ve savaş konulu şiirleriyle tanınır; Celali isyanları döneminde yaşamıştır.
Karacaoğlan17.Doğayı, aşkı, ayrılığı ve gurbeti sade bir Türkçeyle söyler; dili halkın konuşmasına çok yakındır.
Gevheri17.–18.Heceyle koşma ve semai söylemenin yanında aruzla da şiir yazmıştır; dilinde ve söyleyişinde Divan şiirinin etkisi görülür.
Dadaloğlu19.Avşar boyundandır; Türkmen boylarını yerleşik hayata geçiren iskân uygulamalarına karşı çıkışı koçaklamalarla dile getirir.
Âşık Veysel20.Sivaslıdır; çocukken geçirdiği çiçek hastalığı yüzünden gözlerini kaybetmiştir. Geleneği Cumhuriyet döneminde sürdürmüş, insan sevgisini, toprağı ve ölümü işlemiştir.

Pir Sultan Abdal için ders kitapları idam edildiğini de anlatır. Celali isyanlarının ve iskân uygulamalarının siyasi arka planı Tarih akademisinde ayrıca işlenir; burada yalnız şiire yansımalarıyla ilgileniyoruz.

Ayırıcıları kurmak

Altı adı ezberlemek yetmez; sorular onları birbirinden ayıran özellik üzerinden gelir. Dört ayrım işe yarar:

  • Koçaklama iki yüzyıla dağılır. Köroğlu da Dadaloğlu da yiğitlik söyler. Köroğlu 16. yüzyılın Celali ortamına, Dadaloğlu 19. yüzyılın iskân tartışmasına bağlanır. Soruda «yerleşik hayata geçirme», «aşiret», «Türkmen boyları» geçiyorsa Dadaloğlu'dur.
  • Divan şiirine yakın duran âşık Gevheri'dir. Bir âşık için «aruzla da yazdı», «Arapça ve Farsça sözcükler arttı» deniyorsa cevap odur. Karacaoğlan bu ölçütte tam karşı uçtadır: sade dil.
  • Tasavvuf ve toplumsal başkaldırı birlikte Pir Sultan Abdal'ı gösterir. Karacaoğlan'ın şiirinde ağırlık doğada ve aşktadır, tekke düşüncesi öne çıkmaz.
  • Dönem sorusu Âşık Veysel'de keskindir. Geleneği 20. yüzyılda, Cumhuriyet döneminde sürdüren isim odur; öteki beşi Osmanlı yüzyıllarında yaşamıştır.

Eskiden yeniye sıra da bu tablodan çıkar: Pir Sultan Abdal ve Köroğlu, ardından Karacaoğlan, sonra Gevheri, Dadaloğlu ve en sonda Âşık Veysel.

Pir Sultan Abdal'ın şiirlerinde sazın sesi bir yola, bir inanç çevresine bağlanıyordu. Sonraki derste o çevrenin kendi türlerine geçiyoruz: tarikat çevrelerinde söylenen ilahi, Bektaşilerin nefesi, Alevilerin demesi ve Hz. Muhammed'i öven nât. Âşığın sazıyla dervişin sözü hangi noktada aynı yolu yürür, hangi noktada ayrılır, orada açılacak.

4Çözümlü örnekler

Örnek 1 — Mahlas dörtlüğünü çözümlemek

Soru: Bu ders için yazılmış şu dörtlükteki «İğdeli» adı uydurmadır ve gerçek bir âşığa ait değildir. Dörtlük için hangisi doğrudur?

İğdeli der: gurbet uzun yol imiş
Ayrılık dediğin solmuş gül imiş
Bu sazın teli de bana dil imiş
Ustam bu adı köy yolunda verdi
  • A) Her dize sekiz hece taşır, «imiş» de kafiyedir.
  • B) Mahlas yalnız dördüncü dizede geçtiği için tapşırma yoktur.
  • C) «yol, gül, dil» sözcüklerinde tam kafiye vardır.
  • D) Dizeler on birer hecedir; «imiş» redif, «l» sesi yarım kafiyedir ve ilk dizede mahlas söylenir.
  • E) Şiir mahlas taşıdığı için anonim kola aittir.

Çözüm: Sayım: «İğ-de-li der gur-bet u-zun yol i-miş» 11, «Ay-rı-lık de-di-ğin sol-muş gül i-miş» 11, «Bu sa-zın te-li de ba-na dil i-miş» 11, «Us-tam bu a-dı köy yo-lun-da ver-di» 11. İlk üç dizenin sonundaki «imiş» aynı görevli ek-fiildir, bu yüzden rediftir. Rediften önce «yol, gül, dil» kalır; bu kökler yalnız «l» sesinde birleşir, ünlüleri farklıdır. Tek ses yarım kafiyedir, C bu yüzden yanlıştır. «İğdeli der» ilk dizede tapşırmayı kurar; mahlas son dörtlüğün herhangi bir dizesinde söylenebilir. Mahlas âşık şiirinin işaretidir, anonimliğin değil. Cevap: D.

Örnek 2 — Ezber mi, atışma mı?

Soru: Eslem bir şenlikte iki âşığı dinliyor. Âşıklardan biri karşısındakinin son dizesindeki sözcüğü alıp kendi dörtlüğüne kafiye yapıyor; öteki de aynı sesi sürdürerek cevap veriyor. Eslem bunun önceden yazılmış bir metin olduğunu düşünüyor. Hangi açıklama Eslem'in yanılgısını düzeltir?

  • A) Bu bir lebdeğmezdir; âşıklar dudak ünsüzlerinden kaçınıyor.
  • B) Bu bir muammadır; dinleyiciden bir çözüm bekleniyor.
  • C) İki âşık anonim mâni söylüyor; söz kimseye ait değildir.
  • D) Âşıklar ağıt yakıyor; ölen biri anılıyor.
  • E) Bu bir atışmadır; âşıklar karşılıklı ve doğaçlama söyleşir, cevap karşıdakinin sözüne göre o anda kurulur.

Çözüm: Karşıdakinin sözcüğünü alıp cevaba dönüştürmek, sözün önceden hazırlanamayacağını gösterir. İki âşığın sırayla, birbirine cevap vererek söyleşmesinin adı atışmadır. Lebdeğmezde ölçüt dudak ünsüzlerinden kaçınmak, muammada çözüm aramaktır; bu olayda ikisi de yok. Söyleyenleri bilinen âşıklar olduğu için ürün anonim değildir; bir ölümün anılması da söz konusu değildir. Cevap: E.

Örnek 3 — Eşlemede yanlışı bulmak

Soru: Hangi âşığa yanlış bir özellik yakıştırılmıştır?

  • A) Karacaoğlan — doğa ve aşk, sade dil
  • B) Dadaloğlu — iskâna karşı çıkış, koçaklama
  • C) Gevheri — 20. yüzyılda geleneği Cumhuriyet döneminde sürdürmek
  • D) Pir Sultan Abdal — Alevi-Bektaşi çevresi, tasavvufi ve toplumsal şiir
  • E) Köroğlu — koçaklama, Celali dönemi

Çözüm: Karacaoğlan, Dadaloğlu, Pir Sultan Abdal ve Köroğlu için verilen özellikler tablodakiyle uyuşur. Geleneği 20. yüzyılda, Cumhuriyet döneminde sürdüren âşık Âşık Veysel'dir. Gevheri 17.–18. yüzyıllarda yaşamış, aruzla da şiir yazmış ve Divan şiirine yakın durmuştur. C iki âşığın bilgisini birbirine karıştırmıştır. Cevap: C.

Örnek 4 — Bade anlatısını tanımak

Soru: Bir âşığın hayatı anlatılırken şu olaylar sıralanıyor: genç bir çoban ağaç altında uyuyor; rüyasında bir ihtiyar ona bir kâse uzatıyor, o da içiyor; uyandığında daha önce hiç eline almadığı sazı çalıp söylemeye başlıyor. Bu anlatı için hangisi doğrudur?

  • A) Bade içme motifidir; bu yoldan âşık olanlara badeli âşık ya da hak âşığı denir.
  • B) Atışmanın bir türüdür; çoban rüyada bir âşıkla yarışmıştır.
  • C) Çıraklık sürecini anlatır; ihtiyar çobanın ustasıdır.
  • D) Lebdeğmezin kaynağını açıklar.
  • E) Bir biyografi belgesidir, tarih bilgisi olarak okunmalıdır.

Çözüm: Rüya, ermiş ya da pir, içilen dolu ve uyanınca saz çalıp söylemeye başlamak bade motifinin dört ögesidir. Çıraklık uyanık hayatta, yıllar süren bir dinleme dönemidir; rüyada geçmez. Rüyada bir yarışma yoktur. Motif birçok âşığın hikâyesinde yinelendiği için belge değil, geleneksel bir anlatıdır. Cevap: A.

5Tuzaklar

  • Atışmayı ezberlenmiş bir gösteri sanmak. Atışmada âşık karşısındakinin sözüne o anda cevap verir; doğaçlama atışmanın tanımıdır.
  • Mahlası lakap sanmak. Lakabı çevre takar; mahlas şiire yerleştirilen şair adıdır, çoğunlukla ustadan alınır ve son dörtlükte söylenir.
  • Bade anlatısını biyografi gibi okumak. Rüyada pirden dolu içme, âşığın yeteneğini açıklayan geleneksel bir motiftir; tarih bilgisi değildir.
  • Köroğlu ile Dadaloğlu'nu aynı döneme koymak. İkisi de koçaklama söyler, ama Köroğlu 16. yüzyıla ve Celali ortamına, Dadaloğlu 19. yüzyıla ve iskân uygulamalarına bağlanır.
  • Her âşığın dilini sade saymak. Gevheri aruzla da yazmış, Arapça ve Farsça sözcüklere ve Divan şiirinin söyleyişine yaklaşmıştır.
  • Âşık Veysel'i Osmanlı yüzyıllarına yerleştirmek. Âşık Veysel 20. yüzyılın, Cumhuriyet döneminin âşığıdır.

6Tekrar kartı

  • Âşık: saz eşliğinde söyleyen, doğaçlama da yapabilen, adı bilinen halk şairi; ozan geleneğinin sürdürücüsü.
  • Çıraklık: usta âşığın yanında yıllarca dinleyerek öğrenmek; çıraklık sonunda mahlas çoğunlukla ustadan alınır.
  • Bade içme: rüyada pirden dolu içip uyanınca saz çalmak; badeli âşık ya da hak âşığı.
  • Mahlas son dörtlükte söylenir; adı anarak sözü bağlamaya tapşırma denir.
  • Atışma: iki âşığın karşılıklı doğaçlama söyleşmesi. Muamma: bilmeceli şiir. Lebdeğmez: dudak ünsüzleri olmadan söylenen şiir.
  • 16. yy Pir Sultan Abdal ve Köroğlu; 17. yy Karacaoğlan; 17.–18. yy Gevheri; 19. yy Dadaloğlu; 20. yy Âşık Veysel.
  • Ayırıcılar: Gevheri aruz ve Divan etkisi; Karacaoğlan sade dil, doğa ve aşk; Dadaloğlu iskâna karşı; Pir Sultan tasavvuf ve toplumsal ses.

7Alıştırma

  1. Soru 1 · Kolay

    Sazıyla dolaşıp şiirini ezgiyle söyleyen, gerektiğinde hazırlıksız da söyleyebilen ve adı bilinen halk şairine ne ad verilir?

    1. A)Ağıtçı
    2. B)Âşık
    3. C)Derleyici
    4. D)Divan şairi
    5. E)Meddah
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: B. Saz, ezgi, doğaçlama ve bilinen bir adın bir araya gelmesi âşığı tanımlar.

  2. Soru 2 · Kolay

    Âşığın şiirinin son dörtlüğünde kendini andığı şair adı hangi terimle karşılanır?

    1. A)Kavuşak
    2. B)Bade
    3. C)Döşeme
    4. D)Mahlas
    5. E)Muamma
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: D. Mahlas, âşığın şiirlerinde imza gibi kullandığı ve son dörtlükte söylediği addır.

  3. Soru 3 · Kolay

    Karacaoğlan'ın şiirlerinde ağırlık hangi konudadır ve dili nasıldır?

    1. A)Doğa, aşk, ayrılık; sade bir Türkçe
    2. B)Tasavvuf; aruzla süslü bir dil
    3. C)Celali isyanları; Arapça ağırlıklı dil
    4. D)İskân uygulamaları; Farsça tamlamalar
    5. E)Cumhuriyet dönemi; serbest ölçü
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: A. Karacaoğlan doğayı ve aşkı halkın konuşmasına yakın, sade bir dille söyler.

  4. Soru 4 · Kolay

    Âşık Veysel hangi yüzyılda yaşamış bir âşıktır?

    1. A)15. yüzyıl
    2. B)16. yüzyıl
    3. C)17. yüzyıl
    4. D)19. yüzyıl
    5. E)20. yüzyıl
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: E. Âşık Veysel geleneği Cumhuriyet döneminde, yani 20. yüzyılda sürdürmüştür.

  5. Soru 5 · Orta

    Bir köy odasında iki âşık sırayla birer dörtlük söylüyor; her biri karşısındakinin sözünü yakalayıp ona cevap veriyor, dinleyenler de hangisinin sözünün tükeneceğini bekliyor. Bu söz yarışmasının adı nedir?

    1. A)Ağıt
    2. B)Muamma
    3. C)Atışma
    4. D)Lebdeğmez
    5. E)Bade
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: C. İki âşığın karşılıklı ve doğaçlama söyleşmesi atışma olarak adlandırılır.

  6. Soru 6 · Orta

    Bir âşığın hikâyesinde rüyasında bir pirin elinden dolu içtiği, uyanınca saz çalıp söylemeye başladığı anlatılıyor. Bu anlatıyla ilgili hangisi doğrudur?

    1. A)Bade içme motifidir; böyle âşıklara badeli âşık ya da hak âşığı denir.
    2. B)Lebdeğmez geleneğinin başlangıcıdır.
    3. C)Çıraklığın son aşamasıdır.
    4. D)Atışmada yenilen âşığın sazını vermesidir.
    5. E)Muammanın çözümüdür.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: A. Rüya, pir, içilen dolu ve uyanınca söylemeye başlamak bade motifinin ögeleridir.

  7. Soru 7 · Orta

    Müfredattaki âşıklardan Gevheri'yi ötekilerden ayıran özellik hangisidir?

    1. A)Yalnız mâni söylemesi
    2. B)Celali döneminde koçaklama söylemesi
    3. C)İskâna karşı çıkması
    4. D)Cumhuriyet döneminde yaşaması
    5. E)Aruzla da şiir yazması ve söyleyişinin Divan şiirine yakın olması
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: E. Gevheri heceyle söylemenin yanında aruzu da kullanmış, dilinde Divan şiirinin etkisi belirmiştir.

  8. Soru 8 · Orta

    Dadaloğlu hakkında söylenenlerden hangisi doğrudur?

    1. A)16. yüzyılda Celali ortamında yaşamıştır.
    2. B)19. yüzyılda Türkmen boylarının iskânına karşı çıkışı koçaklamalarla söylemiştir.
    3. C)Aruzla gazeller yazmıştır.
    4. D)Alevi-Bektaşi çevresinde tasavvufi nefesler söylemiştir.
    5. E)Cumhuriyet döneminde Sivas'ta yaşamıştır.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: B. Dadaloğlu Avşar boyundandır ve yerleşik hayata geçirme uygulamalarına karşı yiğitlik şiirleri söylemiştir.

  9. Soru 9 · Orta

    Bir âşık, dudakları arasına bir iğne tutarak «b, m, p» gibi ünsüzleri hiç kullanmadan bir şiir söylüyor. Bu söyleyiş biçiminin adı hangisidir?

    1. A)Atışma
    2. B)Bade
    3. C)Tapşırma
    4. D)Lebdeğmez
    5. E)Muamma
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: D. Dudakların birbirine değdiği ünsüzlerden kaçınarak söylenen şiire lebdeğmez denir.

  10. Soru 10 · Orta

    Saza meraklı bir genç yıllarca bir âşığın yanında dolaşıyor, onun meclislerinde dinleyerek söyleyişi öğreniyor; sonunda yanında durduğu âşık ona şiirlerinde kullanacağı adı veriyor. Bu süreç geleneğin hangi unsurunu gösterir?

    1. A)Atışmanın kuralını
    2. B)Bade içmeyi
    3. C)Usta ile çırak arasındaki ilişkiyi ve mahlasın ustadan alınmasını
    4. D)Anonim ürünün ağızdan ağıza değişmesini
    5. E)Muammanın çözülmesini
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: C. Ustanın yanında yetişmek ve adı ondan almak çıraklık geleneğinin iki aşamasıdır.

  11. Soru 11 · Orta

    Pir Sultan Abdal için ders kitaplarında verilen bilgi hangi seçenekte doğrudur?

    1. A)16. yüzyılda Alevi-Bektaşi çevresinde yetişmiş, tasavvufi ve toplumsal şiirler söylemiştir.
    2. B)19. yüzyılda iskâna karşı koçaklamalar söylemiştir.
    3. C)Aruzla yazdığı şiirleriyle Divan şiirine yaklaşmıştır.
    4. D)20. yüzyılda Cumhuriyet döneminde yaşamıştır.
    5. E)Yalnız doğa ve aşk konularını işlemiştir.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: A. Pir Sultan Abdal'ın şiirinde tekke düşüncesi ile haksızlığa karşı toplumsal ses birlikte bulunur.

  12. Soru 12 · Zor

    Elvin bir derlemede başında söyleyeni yazılmamış bir şiir buluyor. Dizeler on bir heceli, şiir dörtlüklerle kurulmuş ve son dörtlükte «İğdeli der» ifadesi geçiyor. Elvin, başta ad bulunmadığı için şiiri anonim sayıyor. Hangi değerlendirme doğrudur?

    1. A)Başta ad yazmadığı için şiir anonimdir.
    2. B)On bir hece anonim şiirin kesin işaretidir.
    3. C)Dörtlükle kurulan her halk şiiri anonimdir.
    4. D)Derlemede yer alan her şiirin şairi bilinmez.
    5. E)Son dörtlükteki «İğdeli der» bir tapşırmadır; mahlas söyleyeni bildirdiği için şiir âşık koluna aittir.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: E. Âşık adını başlığa değil şiirin son dörtlüğüne yerleştirir; bu imza şiirin söyleyenini gösterir.

  13. Soru 13 · Zor

    Köroğlu ile Dadaloğlu'nun ikisi de koçaklamalarıyla anılır. İkisini doğru biçimde ayıran seçenek hangisidir?

    1. A)Köroğlu aruzla, Dadaloğlu heceyle söylemiştir.
    2. B)Köroğlu 16. yüzyılda Celali ortamında, Dadaloğlu 19. yüzyılda iskân uygulamalarına karşı çıkarak söylemiştir.
    3. C)Köroğlu tasavvufi, Dadaloğlu lirik şiir söylemiştir.
    4. D)İkisi de Cumhuriyet döneminde yaşamıştır.
    5. E)Köroğlu mahlas kullanmış, Dadaloğlu kullanmamıştır.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: B. Konu benzer olsa da iki âşığın yüzyılı ve şiirine yansıyan olay farklıdır.

  14. Soru 14 · Zor

    Âşıklık geleneğiyle ilgili şu üç yargı veriliyor: birincisi, âşık şiirini dinleyicinin karşısında doğaçlama da söyleyebilir; ikincisi, mahlas çoğunlukla şiirin ilk dörtlüğünde söylenir; üçüncüsü, atışmada iki âşık sırayla birbirine cevap verir. Hangileri doğrudur?

    1. A)Üçü de
    2. B)Yalnız ikincisi
    3. C)İkincisi ve üçüncüsü
    4. D)Birincisi ve üçüncüsü
    5. E)Yalnız birincisi
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: D. Mahlas son dörtlükte söylendiği için ikinci yargı yanlıştır; doğaçlama ve karşılıklı cevap doğru bilgilerdir.

  15. Soru 15 · Zor

    Dört âşığı yaşadıkları yüzyıla göre en eskiden en yeniye dizen seçenek hangisidir?

    1. A)Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Âşık Veysel, Dadaloğlu
    2. B)Dadaloğlu, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Âşık Veysel
    3. C)Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Âşık Veysel
    4. D)Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Karacaoğlan, Âşık Veysel
    5. E)Âşık Veysel, Dadaloğlu, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: C. Pir Sultan Abdal 16., Karacaoğlan 17., Dadaloğlu 19., Âşık Veysel 20. yüzyıla aittir.

8Ustalık kapısı

5 soru, 5 dakika. 4 ya da 5 doğru yaptıysan sıradaki derse, «Dinî-tasavvufi halk edebiyatı» dersine geç. 3 ve altındaysan 3. ve 4. bölümü yeniden oku, sonra kapıyı bir kez daha çöz.

  1. Soru 1 · Orta

    Müfredattaki âşıklar arasında Âşık Veysel'i dönem bakımından ayıran bilgi hangisidir?

    1. A)Celali isyanlarını şiirine taşıması
    2. B)Aruzla gazeller yazması
    3. C)Geleneği 20. yüzyılda, Cumhuriyet döneminde sürdürmesi
    4. D)Türkmen boylarının iskânına karşı çıkması
    5. E)Alevi-Bektaşi çevresinde 16. yüzyılda yetişmesi
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: C. Öteki âşıklar Osmanlı yüzyıllarında yaşamıştır; Âşık Veysel ise Cumhuriyet döneminin âşığıdır.

  2. Soru 2 · Orta

    Esila, mahlası bir âşığın çevresinde takılmış bir lakap sanıyor. Ders kitaplarındaki bilgiye göre hangisi bu yanlışı düzeltir?

    1. A)Mahlas şiire yerleştirilen şair adıdır; çoğunlukla ustadan alınır ve son dörtlükte söylenir.
    2. B)Mahlas, âşığın doğduğu köyün adıdır.
    3. C)Mahlas atışmada yenilen âşığa verilen addır.
    4. D)Mahlas yalnız Divan şairlerinde bulunur.
    5. E)Mahlas türkünün kavuşağında söylenir.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: A. Lakabı çevre takar; mahlas ise geleneğin kuralıyla verilen ve şiirin sonunda söylenen imzadır.

  3. Soru 3 · Zor

    Bir öğretmen bir âşık için şunu söylüyor: «Sazıyla heceyle koşma ve semai söylemiş, ama aruzla yazdığı şiirleri de var; dilinde Divan şiirinin izleri açıkça görülür.» Öğretmen kimden söz ediyor ve bu âşık hangi yüzyıllara yerleştirilir?

    1. A)Karacaoğlan; 17. yüzyıl
    2. B)Dadaloğlu; 19. yüzyıl
    3. C)Âşık Veysel; 20. yüzyıl
    4. D)Köroğlu; 16. yüzyıl
    5. E)Gevheri; 17.–18. yüzyıllar
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: E. Aruzu kullanmak ve Divan söyleyişine yaklaşmak müfredatta Gevheri'yi ötekilerden ayıran özelliktir.

  4. Soru 4 · Zor

    İlgın şöyle diyor: «Âşık şiiri de anonim şiir de heceyle ve dörtlükle kurulur; o hâlde ikisi arasındaki fark yalnız konudadır.» Hangisi İlgın'ın akıl yürütmesini düzeltir?

    1. A)Fark ölçüdedir; âşık şiiri aruzla yazılır.
    2. B)Fark konuda değil, söyleyenin bilinmesindedir; âşık şiirinin adı bilinen bir şairi vardır, o da adını son dörtlükteki mahlasa koyar.
    3. C)İki kol arasında hiçbir fark yoktur.
    4. D)Anonim şiir yalnız yazıyla aktarılır.
    5. E)Âşık şiiri ezgisiz okunur, anonim şiir ezgiyle söylenir.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: B. Hece ve dörtlük iki kolun ortak özelliğidir; ayırıcı ölçüt söyleyenin adı ve mahlastır.

  5. Soru 5 · Zor

    Edibe bir şölende iki âşığı dinliyor. Dinleyenlerden biri bir köyün adını söylüyor; âşıklardan biri hemen bu adı dörtlüğünün son dizesine yerleştiriyor, öteki de aynı adı alıp cevap veriyor. Bu gözlemden hangi sonuç çıkarılır?

    1. A)Âşıklar bir muammanın çözümünü arıyor.
    2. B)Âşıklar lebdeğmez kuralına uyuyor.
    3. C)Söylenen şiir anonimdir, çünkü dinleyici katkı vermiştir.
    4. D)Âşıklar atışmaya girmiştir; dörtlükler dinleyicinin isteğine göre o anda, doğaçlama kurulmaktadır.
    5. E)Âşıklardan biri bade içmiştir.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: D. Önceden bilinmeyen bir adın anında dörtlüğe girmesi doğaçlamayı, karşılıklı cevap da atışmayı gösterir.

E07 — Halk Edebiyatı

Modülün bütün dersleri bitince işaretle; modül 1, 3, 7 ve 21. günlerde YKS ana sayfasındaki tekrar listesine döner.