İçeriğe geç

YKS Türk Dili ve Edebiyatı · Edebiyat Bilgisi · EDB-E01-L03

Edebi dil ve günlük dil

AYT· 8 bölüm

1Kanca

Tilbe edebiyat defterinin kenarına kendinden emin bir not düştü: «Mecaz şairlerin işidir; evde, sokakta kimse mecazla konuşmaz.» Akşam annesi marketten döndü, poşetleri tezgâha bıraktı: «Kasada yarım saat bekledim, ayaklarıma kara sular indi.» Babası maçı sorunca küçük kardeşi Ulvi omuz silkti: «Bizimkiler ikinci yarıda dağıldı.» Tilbe telefonuna baktı. Az önce arkadaşına kendisi de yazmıştı: «sınav beni bitirdi, kafam yandı». Kimsenin ayağına su inmemiş, hiçbir oyuncu bir yere dağılmamış, Tilbe'nin kafası da yanmamıştı. Yine de evde hiç kimse bir sözü yanlış anlamamıştı. Tilbe defterdeki notun üstünü çizdi, ama yerine yeni bir soru yazdı: mecaz mutfakta da varsa, şiiri mutfaktaki konuşmadan ayıran şey nedir?

2Hedefler

  • Günlük dilin iletişim amacını, kalıplarını ve konuşma ortamına yaslanan yanını bir konuşma ya da mesaj örneğinde gösterirsin.
  • Bir dize ya da paragrafta edebi dilin araçlarını (mecaz, çok anlamlılık, imge, ses değeri, alışılmadık sözcük birleşmeleri, yoğunluk) bulursun.
  • Edebi metindeki devrik cümleyi ve bir kişinin ağzından verilen yöre söyleyişini dil yanlışından ayırırsın.
  • Bir ifadenin günlük mü edebi mi kullanıldığına metindeki somut bir ipucuyla karar verirsin.

3Konu anlatımı

Günlük dil işini bitirince çekilir

Kasadaki kuyruktan yakınan anne bir şiir kurmaya çalışmıyordu; yorulduğunu duyurmak istiyordu. Günlük dilin ilk özelliği budur: amacı iletişimdir. Söz, karşıdakine bir bilgiyi, isteği ya da duyguyu ulaştırdığı anda görevini tamamlar. Ertesi gün kimse annesinin cümlesini kelimesi kelimesine hatırlamaz; akılda kalan, annenin yorulduğudur. Sözcükler bir taşıyıcıdır ve yük indirilince unutulur.

Bu amaç günlük dile birkaç belirgin özellik kazandırır. İlki açıklıktır: söz tek bir yoruma doğru gitmelidir, yoksa konuşma aksar. İkincisi hazır kalıplardır: «Kolay gelsin», «Geçmiş olsun», «Eline sağlık» gibi sözler düşünülmeden kurulur, çünkü herkes ne zaman söyleneceklerini bilir. Üçüncüsü konuşma durumuna yaslanmaktır: «Şunu şuraya bırakıver» cümlesi bir kâğıda yazıldığında neredeyse hiçbir şey söylemez; mutfakta, elinde tabakla duran birine söylendiğinde ise «şu»nun da «şura»nın da ne olduğu bellidir. Cümlede eksik kalan anlamı el işareti, bakış, ses tonu ve konuşanların ortak geçmişi tamamlar.

Günlük dil kurallara da her zaman uymaz. «Geliyom», «napıyosun», mesajlardaki «tmm», «slm», «bi bakar mısın» gibi biçimler yazım kurallarına aykırıdır, ama konuşanlar birbirini anladığı için işlerini görür. Bu kullanımlar hızdan ve kolaylıktan doğar. Anlamı zenginleştirmek için değil, sözü kısaltmak için seçilirler.

Mecaz yalnız şiire ait değil

Tilbe'nin ilk notu çok yaygın bir yanılgıdır. «Ayaklarıma kara sular indi», «kafam yandı», «ikinci yarıda dağıldılar» ifadelerinin hiçbirinde sözcükler gerçek anlamıyla kullanılmamıştır. TYT Türkçe akademisinin «Mecaz anlam» ve «Deyimler» derslerinde gördüğün gibi gündelik konuşma mecazla ve deyimle doludur. Bu yüzden «cümlede mecaz var, öyleyse edebi dil kullanılmış» diye düşünmek seni yanlış seçeneğe götürür.

Asıl fark mecazın varlığında değil, mecazın nasıl yaşadığındadır. Annenin deyimi o mutfakta icat edilmedi; dilde hazır duruyordu, sayısız kez söylenmişti ve anlamı sabitti. Duyan kimse durup «su nereden indi» diye düşünmez. Günlük dilin mecazları aşınmış, kalıplaşmış mecazlardır; kulak onlara takılmaz. Edebi dil ise mecazı çoğu zaman yeniden, o metin için kurar. Okuru durdurur ve bir sözcüğün alışılmadık yerinde ne aradığını sordurur.

Edebi dilde söyleyiş de yük taşır

Günlük konuşmada önemli olan «ne söylendiği»dir; anlaşıldığı sürece nasıl söylendiğini kimse tartmaz. Edebi metinde ise söyleyiş, söylenen içerik kadar ağırlık taşır. Bir şiiri düz bir cümleyle özetleyebilirsin ama o özet şiirin yerini tutmaz; aynı içeriği taşıyan başka bir sözcük dizisi aynı etkiyi bırakmaz. Bu yüzden edebi metinde sözcükler yerinden oynatılamaz gibi durur.

Sanatsal metni öğretici metinden ayıran amacı ve dilin sanatsal işlevini «Öğretici ve sanatsal metinler» dersinde tanıdın. Şimdi o işlevin hangi araçlarla gerçekleştiğine, sözcük ve cümle düzeyinde bakıyoruz. Aşağıdaki örneklerin hepsi bu ders için yazıldı.

Edebi dilin aracıNe yapar?Örnek
Yan ve mecaz anlamsözcüğü sözlükteki ilk anlamının dışına taşır«Kasaba saat beşte kepenklerini indirip içine kapandı.»
Çok anlamlılıksözü birden fazla okumaya açık bırakır«Sokağın ışıkları birer birer söndü.»
İmgesözcüklerle okurun zihninde görüntü, ses, koku kurar«Ocakta çaydanlık tıslıyor, buğulu camda bir parmak izi duruyor.»
Ses değerisözcükleri anlamları kadar sesleri için de seçer«Sessiz sokakta sabah serinliği»
Alışılmadık sözcük birleşmeleribirbirine yakıştırılmayan sözcükleri yan yana getirir«paslı bir sessizlik», «yorgun bir mavi»
Yoğunlukaz sözle çok şey söyler«Mektup geldi. Kapı açılmadı.»
Kişisel üslupyazarın sözcük seçimini, cümle uzunluğunu, ritmini ona özgü kılaraynı olayı iki yazarın iki ayrı biçimde anlatması

Tablodaki birkaç satır üzerinde duralım. İmge satırındaki cümlede hiçbir sözcük mecaz değildir; buna rağmen okur bir mutfağı görür ve duyar. Demek ki imge kurmak için mecaz şart değildir. Ders kitaplarında beşinci satırdaki gibi alışılmışın dışına çıkan kullanımlar için «sapma» terimi de geçer: pas demire ait bir şeydir, sessizliğe yakıştırılınca okur o sessizliğin eskiliğini, ağırlığını hisseder. Ses değerinin, yani ahengin hangi tekrarlarla kurulduğunu Şiir Bilgisi modülünde adlarıyla öğreneceksin. Yoğunluk satırındaki iki kısa cümle ise bir bekleyişi, belki bir küslüğü ya da bir yası, hiçbirini adlandırmadan sezdirir.

Bir dizeyi yakından okumak

İstiklal Marşı'nın ilk iki dizesi, edebi dilin bu araçlarının birkaçını aynı anda gösterir:

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

Mehmet Âkif Ersoy'un bu dizelerini dört adımda çözelim.

Söz dizimi. Düz cümlede yüklem sona gelir: «Bu şafaklarda yüzen al sancak, yurdumun üstünde tüten en son ocak sönmeden sönmez.» Dizede yüklem «sönmez» öne alınmıştır; cümle devriktir ve vurgu, korkuyu yatıştıran o söze düşer.

Alışılmadık birleşme. «Sönmek» ateşe ve ışığa ait bir fiildir. Sancak yanmaz; yine de dize ona sönmeyi yakıştırır ve bayrağı bir ateş, bir ışık gibi düşündürür. «Yüzen» sözcüğü de suyun yokluğunda kullanılmıştır: sancak, sabah kızıllığının içinde dalgalanmaktadır.

Yan anlam. «Ocak» sözlükte ateş yakılan yerdir. «Yurdumun üstünde tüten en son ocak» ise bir evi, bir aileyi, o yurtta yaşayan son insanları anlatır. Duman tüten ocak, içinde hayat süren evdir.

Ses ve yoğunluk. İki dize aynı seslerle biter: «sancak» ve «ocak». Bu ses benzerliğinin adını Şiir Bilgisi modülünde öğreneceksin. İki dizenin taşıdığı yüke de bak: bir teselli, bir söz, bir koşul. Gündelik konuşmada bunu söylemek için birkaç cümle gerekirdi.

Ölçünlü dil ve bilinçli ayrılmalar

Edebi dil, ölçünlü dil (standart dil) üzerine kurulur: yazar okulda öğrendiğin yazım ve dil bilgisi kurallarıyla yazar. Ama yer yer bilerek bu kuralların dışına çıkar. Devrik cümle bunun en sık görülen biçimidir; az önceki dizede olduğu gibi yüklem vurgu ya da ses için öne alınır. İkinci biçim, bir kişinin konuşmasında yöre ağzını korumaktır. Şu kısa parça, kadının sesini duyurmak için kuruldu:

Kadın, kapının eşiğinde durup oğlunun arkasından baktı. Sonra seslendi: «Gideceksen git oğul, emme dönüşünü geciktirme.»

Anlatıcı ölçünlü dille yazıyor; «emme» ise kadının konuşmasına ait bir söyleyiş. Yazar bunu bilmediğinden değil, kadını kendi sesiyle duyurmak için böyle yazmıştır. Mesajdaki «tmm» ile buradaki «emme» arasındaki fark amaçtadır: ilki zamandan kazanmak için yapılan bir kısaltmadır, ikincisi bir insanı okurun gözünde canlandırmak için seçilmiş bir ayrıntı.

Aynı içerik, iki söyleyiş

Aynı bilgiyi önce günlük dille, sonra edebi dille söyleyen derse özel iki çift cümle:

Günlük dilEdebi dil
Dedem çok yaşlandı, artık eskisi kadar yürüyemiyor.Dedemin bastonu her bahar biraz daha ağırlaşıyor.
Bugün çok sıkıldım, hiçbir şey olmadı.Saatler pencerenin önünde sıraya girmiş, tek tek geçmeyi bekliyordu.

Soldaki cümleler bir durumu bildirir ve işleri orada biter. Sağdakiler aynı durumu bir görüntüye çevirir: baston gerçekte ağırlaşmaz, yaşlılığın yükü ona aktarılmıştır; «her bahar» sözü ise yılların birikişini tek bir sözcük öbeğine sığdırır. İkinci satırda saatler, sırasını bekleyen insanlar gibi pencerenin önüne dizilir ve can sıkıntısı okurun gözünde bir kuyruğa dönüşür.

Bu cümlelerde ağır, süslü, sözlük gerektiren tek bir sözcük yok. «Edebi dil süslü ve anlaşılmaz bir dildir» yargısı bu yüzden yanlıştır. Halk edebiyatının dinî-tasavvufi kolunda Yunus Emre sade Türkçesiyle anılır; divan şiirindeki süslü söyleyiş ise bir dönemin tercihidir, edebi dilin tanımı değil. Edebi dil malzemesini gündelik konuşmadan alır: dedeyi, bastonu, baharı herkes her gün söyler. Ayrıldığı yer sözcüklerin kendisi değil, onların bir araya getiriliş biçimidir.

Sırada yorum var

«Sokağın ışıkları birer birer söndü» cümlesi bir akşam vaktini de anlatabilir, bir mahallenin boşalmasını da. Çok anlamlılık okura bir alan açar; ama o alanın sınırını ne çizer? Aynı dize, yazıldığı yıl ve yer bilindiğinde başka mı okunur? Bir sonraki derste metin ile bağlamı arasındaki ilişkiye ve bir yorumun hangi ipuçlarıyla savunulabildiğine bakacağız.

4Çözümlü örnekler

Örnek 1 — Hazır mecaz mı, yeni kurulmuş mecaz mı?

Soru: Hangi cümlede dil, gündelik kalıpların dışına çıkıp söyleyenin o anda kurduğu bir mecazla kullanılmıştır?

  • A) Bu haberi duyunca dilim tutuldu.
  • B) Arkadaşım bana çok kırıldı.
  • C) Kış, kasabanın kapılarını tek tek yoklayıp içeri sızmanın yolunu aradı.
  • D) Ödevler gözümü korkuttu.
  • E) Kardeşim yemeği çabucak bitirdi.

Çözüm: «Dili tutulmak», «kırılmak» ve «gözünü korkutmak» mecazdır, ama dilde hazır bulunan, herkesin düşünmeden kullandığı kalıplardır. E gerçek anlamlıdır. C'de kışa kapı yoklayan, yol arayan birinin davranışı yüklenmiştir; bu söz bir kalıp değildir, cümle için kurulmuştur. Cevap: C.

Örnek 2 — «Süslü ve anlaşılmaz» yanılgısı

Soru: Derse özel kurulmuş iki dize: «Kapıda bir çift terlik / Kimse giymiyor artık». Bu dizeler için hangi değerlendirme yerindedir?

  • A) Ağır ve süslü sözcükler taşımadığı için edebi dil kullanılmamıştır.
  • B) Gündelik sözcüklerle kurulduğu hâlde bir yokluğu adlandırmadan sezdirir ve okura bir görüntü bırakır.
  • C) Anlamı ancak konuşma ortamı bilinirse anlaşılabilir.
  • D) Yazım kurallarına aykırı kısaltmalar içerir.
  • E) Yalnız bir eşyanın yerini bildiren öğretici bir cümledir.

Çözüm: Dizelerde sözlük gerektiren tek sözcük yoktur, yine de terliklerin giyilmemesi bir ayrılığı ya da kaybı düşündürür; bu yoğunluk ve imge edebi dilin özelliğidir. A tam da çürütülmesi gereken yanılgıdır; C, D ve E'yi dizede destekleyen bir ipucu bulunmaz. Cevap: B.

Örnek 3 — Ağız özelliği yanlış mıdır?

Soru: «Yaşlı adam bahçe kapısını kapattı ve torununa döndü: "Yarın erkenden gelivir, fideleri dikecez."» Bu parça için hangisi söylenebilir?

  • A) Yazar yazım kurallarını bilmediği için «dikecez» biçimini kullanmıştır.
  • B) Parçanın tamamı yöre ağzıyla yazılmıştır.
  • C) Parça, kısaltmalarla hızlandırılmış bir mesajdır.
  • D) Anlatıcı ölçünlü dili kullanırken yaşlı adamın konuşmasında onun söyleyişi bilinçli olarak korunmuştur.
  • E) «Dikecez» sözcüğü mecaz anlamda kullanılmıştır.

Çözüm: Anlatıcı cümlesi ölçünlü dile uygundur; ağız özelliği yalnız tırnak içindeki konuşmada vardır. Bu, kişiyi canlı kılmak için yapılmış bir tercihtir, bilgisizlik değil. «Dikecez» fidelerin gerçekten dikileceğini anlatır, mecaz yoktur. Cevap: D.

Örnek 4 — Anlamı ne tamamlıyor?

Soru: Bir mutfakta söylenmiş şu söz: «Sen bunu al, ben ötekini getiririm.» Bu sözün anlaşılmasıyla ilgili hangisi doğrudur?

  • A) Eksik kalan anlamı, konuşmanın geçtiği yer, işaret edilen nesneler ve bakışlar tamamlar.
  • B) Söz çok anlamlı olduğu için her dinleyen onu farklı yorumlar.
  • C) Sözün etkisi seslerinin seçilmesinden gelir.
  • D) Söz alışılmadık sözcük birleşmelerine dayanır.
  • E) Söz yazıya geçirildiğinde de bütün anlamını korur.

Çözüm: «Bunu» ve «ötekini» neyi gösterdiği yalnız o mutfakta bellidir; günlük dil anlamı konuşma durumuna bırakır. Yazıya geçirilince söz bu dayanağını yitirir, bu yüzden E yanlıştır; B, C ve D edebi dilin özellikleridir. Cevap: A.

5Tuzaklar

  • Mecaz gördüğün her cümleyi edebi saymak. Deyimler ve kalıplaşmış mecazlar günlük konuşmanın parçasıdır. Mecazın dilde hazır mı durduğuna, yoksa o metin için mi kurulduğuna bak.
  • Edebi dili süslü, ağır ve anlaşılmaz dil sanmak. Gündelik sözcüklerle kurulmuş bir dize de imge, çok anlamlılık ve yoğunluk taşıyabilir.
  • Devrik cümleyi ya da bir kişinin ağzından verilen yöre söyleyişini dil yanlışı saymak. Edebi metin ölçünlü dile dayanır ve ondan bilerek ayrılabilir; anlatıcının dili ile kişinin konuşmasını ayrı ayrı oku.
  • Mesaj kısaltmasıyla üslup tercihini aynı kefeye koymak. «tmm» hız için yapılır; bir kişinin konuşmasındaki ağız özelliği bir etki için seçilir.
  • Çok anlamlılığı «her okuma eşit derecede doğrudur» diye anlamak. Bir okumayı savunmak için metinde gösterilebilen bir ipucu gerekir.

6Tekrar kartı

  • Günlük dilin amacı iletişimdir; söz anlaşılınca işi biter.
  • Günlük dil açıklık ister, hazır kalıplar kullanır, eksik anlamı konuşma durumuna bırakır, hız için kuralları esnetebilir.
  • Günlük konuşmada da mecaz vardır, ama bunlar kalıplaşmış, aşınmış mecazlardır.
  • Edebi dilde nasıl söylendiği, ne söylendiği kadar önemlidir; özet şiirin yerini tutmaz.
  • Edebi dilin araçları: yan ve mecaz anlam, çok anlamlılık, imge, ses değeri, alışılmadık sözcük birleşmeleri, yoğunluk, kişisel üslup.
  • Edebi metin ölçünlü dile dayanır; devrik cümle ve kişi konuşmasındaki ağız özelliği bilinçli ayrılmalardır.
  • Edebi dil süslü olmak zorunda değildir; sade sözcüklerle de kurulur.

7Alıştırma

  1. Soru 1 · Kolay

    Günlük konuşmada kurulan sözün öncelikli amacı neyi gerçekleştirmektir?

    1. A)Sözcüklerin sesinden ahenk doğurmayı
    2. B)Karşıdakine bir bilgiyi, isteği ya da duyguyu ulaştırmayı
    3. C)Okuru alışılmadık birleşmelerle şaşırtmayı
    4. D)Konuşanın kişisel üslubunu sergilemeyi
    5. E)Sözcükleri olabildiğince çok anlamlı kılmayı
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: B. Günlük dil iletişim için kullanılır ve söz karşı tarafa ulaştığında görevini tamamlamış olur.

  2. Soru 2 · Kolay

    Gündelik hayatta düşünülmeden söylenen, herkesçe bilinen hazır bir kalıp olan ifade hangisidir?

    1. A)Paslı bir sessizlik
    2. B)Yorgun bir mavi
    3. C)Sokağın uykusu
    4. D)Geçmiş olsun
    5. E)Rüzgârın dili
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: D. Hasta ya da sıkıntılı birine söylenen bu söz kalıplaşmıştır; ötekiler alışılmadık sözcük birleşmeleridir.

  3. Soru 3 · Kolay

    «Şunu şuraya bırakıver» cümlesinin dinleyen tarafından anlaşılmasını en çok sağlayan nedir?

    1. A)Konuşmanın geçtiği ortam, el işareti ve bakış
    2. B)Cümledeki mecazlı sözcükler
    3. C)Cümlenin ses tekrarları
    4. D)Konuşanın kişisel üslubu
    5. E)Cümlenin devrik yapısı
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: A. Göstermelik sözcüklerin neyi karşıladığını yalnız konuşma durumu belli eder.

  4. Soru 4 · Kolay

    Edebi dil için ileri sürülen yargılardan hangisi bu dilin özellikleriyle bağdaşmaz?

    1. A)Sözcükleri mecaz anlamlarıyla da kullanır.
    2. B)Okurun zihninde imgeler kurar.
    3. C)Sözcükleri sesleri için de seçer.
    4. D)Az sözle çok şey söylemeye çalışır.
    5. E)Her okurda tek ve aynı anlamı uyandırmayı amaçlar.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: E. Edebi dil çok anlamlılığa açıktır; tek anlam hedefi günlük ve öğretici dilin özelliğidir.

  5. Soru 5 · Orta

    Gündelik konuşmada sık duyulan, kalıplaşmış bir mecaz içeren cümle hangisidir?

    1. A)Otobüs on dakika gecikti.
    2. B)Ekmeği masaya koydum.
    3. C)Bu haberi duyunca yüreğim ağzıma geldi.
    4. D)Kardeşim saat yedide kalktı.
    5. E)Manavdan iki kilo elma aldık.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: C. Yüreğin ağza gelmesi gerçekte olmaz; büyük bir korkuyu anlatan bu deyim günlük dilde hazır durur.

  6. Soru 6 · Orta

    «Günlük dilde mecaz bulunmaz» diyen bir öğrenciyi en açık biçimde yanıltan gözlem hangisidir?

    1. A)Sınav sonuçlarını gören arkadaşının «Kafam durdu» demesi
    2. B)Bir şairin akşamı yorgun bir kuşa benzetmesi
    3. C)Sözlükte sancak sözcüğünün anlamının verilmesi
    4. D)Bir romanın anlatıcısının ölçünlü dille yazması
    5. E)Bir mesajda «slm» kısaltmasının kullanılması
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: A. Gündelik bir konuşmada aklın durması gerçek anlamda değil mecaz olarak söylenmiştir ve yargıyı çürütür.

  7. Soru 7 · Orta

    Bir hikâyede anlatıcı ölçünlü dille yazarken yaşlı bir çobanın sözlerini «Gari gidek, hava kararıyo» biçiminde vermiştir. Bu tercihin en makul açıklaması nedir?

    1. A)Yazar yazım kurallarını bilmemektedir.
    2. B)Hikâye günlük dille yazılmış bir bilgi metnidir.
    3. C)Çobanın sözleri mecaz anlam taşımaktadır.
    4. D)Yazar ölçünlü dili bütünüyle bırakmıştır.
    5. E)Yazar kişiyi canlı ve inandırıcı kılmak için onun yöresinin söyleyişini bilerek korumuştur.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: E. Ağız özelliği yalnız kişinin konuşmasındadır ve onu kendi sesiyle duyurmak için seçilmiştir.

  8. Soru 8 · Orta

    Derse özel bir dizede şöyle denir: «Pencerede bir saksı, toprağı çatlamış / Bahar geldi, kimse farkına varmamış». Bu dizelerle ilgili hangi yargı yerindedir?

    1. A)Süslü sözcükler taşımadığı için edebi dil sayılamaz.
    2. B)Sade sözcüklerle kurulmuş olsa da bir ihmali ve yalnızlığı adlandırmadan sezdirir.
    3. C)Anlaşılması güç olduğu için edebidir.
    4. D)Anlamını konuşma ortamı tamamlar.
    5. E)Yalnız bir bitkinin bakım bilgisini aktarır.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: B. Çatlamış toprak ve fark edilmeyen bahar, kimsenin ilgilenmediği bir evi düşündürür; edebiliği süsten değil yoğunluktan gelir.

  9. Soru 9 · Orta

    Hangi sözcük öbeğinde birbirine olağan olarak yakıştırılmayan sözcükler yan yana getirilmiştir?

    1. A)sıcak çay
    2. B)uzun yol
    3. C)eski ev
    4. D)kırık bir öğle sonrası
    5. E)dolu bardak
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: D. Kırılmak somut nesnelere ait bir özelliktir; bir zaman dilimine yakıştırılması alışılmadık bir birleşmedir.

  10. Soru 10 · Orta

    Hangi eşleşmede ikinci cümle, birincinin bildirdiği durumu edebi dille yeniden kurmuştur?

    1. A)«Hava soğudu.» ile «Termometre sıfırın altına indi.»
    2. B)«Kardeşim uyudu.» ile «Kardeşim dokuzda yattı.»
    3. C)«Babam çok yoruldu.» ile «Babamın omuzlarına akşam bütün ağırlığıyla oturmuştu.»
    4. D)«Yağmur yağdı.» ile «Yağış iki saat sürdü.»
    5. E)«Sokak sessizdi.» ile «Sokakta kimse yoktu.»
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: C. Yorgunluk, akşamın omuzlara oturması görüntüsüyle verilmiştir; öteki çiftlerde ikinci cümle de düz bilgidir.

  11. Soru 11 · Orta

    «Bir şiirin düz bir cümleyle yapılan özeti, o şiirin yerini tutmaz.» Bu düşünce edebi dilin hangi niteliğinden kaynaklanır?

    1. A)Ölçünlü dili hiç kullanmamasından
    2. B)Kalıplaşmış sözlerle kurulmasından
    3. C)Anlamın konuşma ortamıyla tamamlanmasından
    4. D)Kısaltmalarla hızlandırılmasından
    5. E)Söyleyişin, söylenen içerik kadar önem taşımasından
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: E. Edebi metinde etkiyi sözcüklerin seçimi ve dizilişi doğurur; içerik başka sözcüklerle verilince o etki kaybolur.

  12. Soru 12 · Zor

    «Ayaklarıma kara sular indi» sözü ile derse özel kurulan «Akşam, eşikte ayakkabılarını çıkarıp eve sessizce girdi» karşılaştırıldığında hangisi doğrudur?

    1. A)İkisinde de mecaz vardır; ilki dilde hazır bulunan bir deyim, ikincisi o cümle için kurulmuş bir mecazdır.
    2. B)İlkinde mecaz yoktur, ikincisinde vardır.
    3. C)İkincisi sade sözcüklerle kurulduğu için günlük dile aittir.
    4. D)İkisi de gerçek anlamlı cümlelerdir.
    5. E)İlki edebi dile, ikincisi günlük dile örnektir.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: A. Ayaklara su inmesi herkesin bildiği kalıplaşmış bir deyimdir; akşama ayakkabı çıkarma davranışı yüklenmesi ise yeni kurulmuş bir mecazdır.

  13. Soru 13 · Zor

    Bir mesajdaki «tmm, yarın gelirim» yazımı ile bir hikâyede kişinin «Gelirim gari» demesi için yapılan değerlendirmelerden hangisi isabetlidir?

    1. A)İkisi de aynı amaçla, okuru etkilemek için yazılmıştır.
    2. B)İkisi de yanlıştır ve metinden çıkarılmalıdır.
    3. C)Mesajdaki kısaltma bilinçli bir üslup tercihidir.
    4. D)Mesajdaki biçim hız ve kolaylık için yapılmış bir kısaltmadır; hikâyedeki söyleyiş kişiyi tanıtmak için yazarın bilerek seçtiği bir ayrıntıdır.
    5. E)Hikâyedeki söyleyiş ölçünlü dile uygundur.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: D. Kurala aykırılık ikisinde de vardır ama amaçları farklıdır: biri zamandan kazanmak, öteki bir insanı canlandırmak içindir.

  14. Soru 14 · Zor

    Derse özel kurulmuş bir cümle: «Annem gittiğinden beri evdeki bütün saatler geri kalıyor.» Bu cümle hakkında metne dayanarak savunulabilecek yargı hangisidir?

    1. A)Saatlerin pilleri bitmiştir.
    2. B)Cümle hem saatlerin gerçekten geri kaldığı biçiminde hem de annenin gidişiyle evde hayatın geride kaldığı biçiminde okunabilir.
    3. C)Annenin hangi şehre gittiği söylenmektedir.
    4. D)Cümle yalnız bir arızayı bildirmektedir.
    5. E)Konuşan kişi bir saatçidir.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: B. «Gittiğinden beri» sözü saatlerin geri kalmasını bir yokluğa bağlar ve ikinci okumayı mümkün kılar; öteki seçeneklerin dayanağı cümlede yoktur.

  15. Soru 15 · Zor

    «Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.» Bu dizelerle ilgili hangi tespit doğrudur?

    1. A)«Sancak» sözcüğü burada bir aileyi karşılamaktadır.
    2. B)İlk dizede «sönmez» yüklemi, ölçünlü dildeki gibi cümlenin sonunda yer alır.
    3. C)Ateşe ve ışığa ait «sönmek» fiili sancakla birlikte kullanılarak alışılmadık bir birleşme kurulmuştur.
    4. D)«Ocak» sözcüğü yalnız ateş yakılan yer anlamındadır.
    5. E)Dizelerde ses değerine önem verildiğini gösteren bir ipucu yoktur.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: C. Sancak yanmadığı hâlde ona sönmek yakıştırılmıştır; ilk dize devriktir, «ocak» evi ve aileyi anlatır, iki dize de aynı seslerle biter.

8Ustalık kapısı

5 soru, 5 dakika. 4 ya da 5 doğru yaptıysan sıradaki derse, «Anlam ve yorum» dersine geç. 3 ve altındaysan 3. ve 4. bölümü yeniden oku, sonra kapıyı bir kez daha çöz.

  1. Soru 1 · Orta

    Hangi cümlede dil, dilde hazır bulunan bir kalıba değil, o cümle için yeni kurulmuş bir mecaza dayanmaktadır?

    1. A)Bu iş beni çok yordu.
    2. B)Annem bana kızınca küplere bindi.
    3. C)Arkadaşım sözünü tuttu.
    4. D)Kasabanın sokakları öğle sıcağında dillerini çıkarmış soluyordu.
    5. E)Kardeşim derslerinde geri kaldı.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: D. Sokaklara dil çıkarıp soluyan bir canlının hâli yüklenmiştir; öteki cümlelerdeki mecazlar herkesin kullandığı kalıplardır.

  2. Soru 2 · Orta

    «Edebi dil süslü ve anlaşılmaz sözcüklerle kurulan dildir» görüşüne karşı en güçlü kanıt hangisidir?

    1. A)Divan şiirinde Arapça ve Farsça sözcüklerin çok kullanılması
    2. B)Sade, gündelik sözcüklerle kurulmuş bir dizenin de imge ve çok anlamlılık taşıyabilmesi
    3. C)Mesajlarda kısaltmaların yaygınlaşması
    4. D)Günlük konuşmada deyimlere sık başvurulması
    5. E)Ders kitaplarında sözcük anlamlarının dipnotla verilmesi
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: B. Edebi dilin özelliği süs değil, sözün kullanılış biçimidir; sade sözcüklerle kurulan dize bunu gösterir.

  3. Soru 3 · Zor

    «Usta tezgâhın başında doğruldu, tahtayı avucunda tarttı. "Bu daha kurumamış, bir hafta bekleyecez" dedi.» Bu parça için hangi değerlendirme doğrudur?

    1. A)Yazar ölçünlü dili bilmediği için «bekleyecez» biçimini kullanmıştır.
    2. B)Ustanın sözü mecaz anlam taşımaktadır.
    3. C)Parçanın tamamı yöre ağzıyla yazılmıştır.
    4. D)«Bekleyecez» bir yazım yanlışı olduğundan parçanın edebi değeri yoktur.
    5. E)Anlatıcının ölçünlü dili ile kişinin konuşmasındaki ağız özelliği bilinçli bir ayrımla yan yana kullanılmıştır.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: E. Anlatıcı cümlesi kurallara uygundur; ağız özelliği yalnız ustanın konuşmasındadır ve onu kendi sesiyle duyurur.

  4. Soru 4 · Zor

    Mutfakta bir anne çocuğuna «Kapat şunu» der. Bir öykü ise şu cümleyle biter: «Kapat şunu, dedi; ışık da sesler de sustu.» İki kullanım karşılaştırıldığında hangisi doğrudur?

    1. A)Mutfaktaki sözün eksik anlamını o andaki nesne ve jest tamamlar; öyküde ise ışığa susma yüklenerek söz, okurun üzerinde duracağı bir mecaza dönüşmüştür.
    2. B)İki kullanım da anlamını aynı biçimde konuşma ortamından alır.
    3. C)Öyküdeki cümle bir yöre ağzı taşımaktadır.
    4. D)Mutfaktaki söz kısa olduğu için edebidir.
    5. E)Öyküdeki cümlede hiçbir mecaz yoktur.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: A. Işık susmaz; bu birleşme öykünün sonunu bir sessizlik görüntüsüne çevirir, mutfaktaki sözün dayanağı ise ortamdır.

  5. Soru 5 · Zor

    Bir öğrenci «Bu cümlede deyim var, demek ki edebi dil kullanılmış» diyor. Öğrencinin akıl yürütmesindeki hata nedir?

    1. A)Deyimlerin yalnız şiirde bulunduğunu unutmuştur.
    2. B)Deyimlerin gerçek anlamlı olduğunu gözden kaçırmıştır.
    3. C)Günlük konuşmada da kalıplaşmış mecazlar ve deyimler bulunduğu için mecazın varlığını tek başına edebi dilin kanıtı saymıştır.
    4. D)Edebi dilin hiç mecaz kullanmadığını unutmuştur.
    5. E)Deyimlerin ölçünlü dile aykırı olduğunu hesaba katmamıştır.
    Önce çöz, sonra cevabı aç

    Cevap: C. Deyim günlük dilde hazır duran bir mecazdır; edebi dili mecazın varlığı değil, kullanılış biçimi belirler.

E01 — Edebiyat Bilgisi

Modülün bütün dersleri bitince işaretle; modül 1, 3, 7 ve 21. günlerde YKS ana sayfasındaki tekrar listesine döner.