YKS Türk Dili ve Edebiyatı · Edebiyat Bilgisi · EDB-E01-L01
Edebiyat, sanat ve toplum
AYT· 8 bölüm
1Kanca
Sınıf gezisinde şehir müzesinin üst katındayız. Özgen bir köy düğününü gösteren büyük yağlıboya tablonun önünde durup arkadaşı Peruze'ye fısıldıyor: «Asıl sanat bu. Heykel de öyle. Edebiyat ise okulda ezberlenen bir derstir, müzeye giremez.» Tam o sırada rehber öğretmen, tablonun yanındaki camlı dolapta duran eski bir cönkü gösteriyor. Sayfalarına bir âşığın aynı türden bir düğünü anlattığı koşma yazılmış. Ressam davulcuyu, gelinin kırmızı duvağını, halay çeken gençleri boyayla kurmuş; âşık aynı kalabalığı sözcüklerle. İkisi de o köyün hayatından beslenmiş, ikisi de bakana bir şey duyurmak için emek vermiş. Özgen'in sanatla ders arasına çektiği çizgi, dolabın camında silinip gidiyor: koşmayı resimden ayıran şey sanat olup olmaması değil, kullandığı malzeme.
2Hedefler
- Güzel sanatları kullandıkları malzemeye göre gruplar ve edebiyatın bu gruplar içindeki yerini gösterirsin.
- Edebiyatın tarih, sosyoloji, psikoloji, felsefe ve coğrafya ile kurduğu ilişkiyi birer örnek eserle eşleştirirsin.
- «Toplum için sanat» ile «sanat için sanat» anlayışlarını ayırır, Tanzimat ve Servetifünun yazarlarını bu anlayışlara yerleştirirsin.
- Kısa bir metin parçasının toplum karşısında üstlendiği işi metindeki ipuçlarına dayanarak belirlersin.
3Konu anlatımı
Sanat neyi yapar?
Bir marangozun yaptığı sandalye oturmak içindir; iyi iş görüyorsa amacına ulaşmıştır. Aynı marangoz bir sandık kapağına kimsenin istemediği bir lale motifi oyarsa yaptığı şey artık yalnız yararla açıklanamaz. Motif sandığı daha sağlam kılmaz; bakan kişide bir duygu, bir hoşlanma ya da bir merak uyandırmak için oradadır. Ders kitapları sanatı bu ikinci türden çabayla tanımlar: insanın duygu, düşünce ve hayallerini estetik bir kaygıyla, bir malzemeye biçim vererek başkalarına ulaştırması. El işi gündelik bir ihtiyacı karşılamayı öne aldığında zanaat, bakanda estetik bir yaşantı uyandırmayı öne aldığında sanat sayılır. Sınır keskin değildir; bir halı hem ayak altına serilir hem duvara asılıp seyredilir.
Tanımdaki «estetik» sözcüğü bir beğeni listesi değildir. Hangi tablonun ya da hangi şiirin güzel olduğuna kural koyamayız. Söyleyebildiğimiz şey sanatçının amacıdır: eseri, yalnız bilgi taşımak ya da bir işi görmek için değil, bir yaşantı uyandırmak için kurmuştur.
Sanat dalları ve malzeme
Güzel sanatlar en kolay, sanatçının elindeki malzemeye göre ayrılır. Ders kitaplarındaki sınıflandırmanın özü şu tablodadır:
| Malzeme | Grup adı | Dallar |
|---|---|---|
| ses | işitsel sanatlar (fonetik) | müzik |
| çizgi, renk, biçim | görsel sanatlar (plastik) | resim, heykel, mimari |
| hareket | dramatik ya da ritmik sanatlar | dans, tiyatro |
| söz, yani dil | söz sanatı | edebiyat |
Bazı kitaplar edebiyatı da müzikle birlikte işitsel sanatlar başlığında toplar, çünkü söz önce kulağa ulaşır. Hangi başlık kullanılırsa kullanılsın ayırt edici özellik aynıdır: müzisyenin sesi tek başına anlam taşımaz, şairin sözü ise anlamla yüklüdür. Edebiyatın malzemesi, herkesin her gün kullandığı dildir. Ressam boyasını dükkândan, heykeltıraş mermerini ocaktan alır; şair ise sokaktaki, mutfaktaki, sınıftaki sözcüklerle çalışır. Tiyatro iki grubun kesişiminde durur: oyun metni bir edebî eserdir, oyuncunun hareketi ve sesi ise onu dramatik bir sanata çevirir.
Kancadaki müze bu tabloyla açıklanır. Düğün tablosu çizgi ve renk kullanır, cönkteki koşma sözü. Biri görsel, öteki söz sanatıdır; ikisinin de konusu aynı köy düğünü olabilir.
Edebiyatın tanımı
Bu malzeme ayrımından edebiyatın tanımı çıkar: edebiyat, olayları, duyguları, düşünceleri ve hayalleri dilin sanatlı kullanımıyla okura ya da dinleyiciye ulaştıran sanattır. Tanımda iki halka var. Birincisi malzemedir: dil. İkincisi kullanım biçimidir: dil, sıradan bir haber cümlesindeki gibi yalnız bilgiyi taşımak için değil, okurda bir yaşantı uyandıracak biçimde işlenir. Dilin her kullanımı edebiyat sayılmaz; bir kullanma kılavuzu da bir ders notu da dille yazılır. Bilgi veren metinle sanatçının kurduğu metin arasındaki ayrım bu modülün sonraki dersinin, edebî dille günlük dilin karşılaştırması da üçüncü dersinin konusudur.
«Edebiyat neden var?» sorusunu sorduğumuz derste edebiyatın insan hayatında gördüğü işleri sezgiyle sıralamıştık: paylaşmak, aktarmak, sorgulamak. Şimdi o sezgiye bir çerçeve ekliyoruz: edebiyat bir sanat dalıdır ve her sanat gibi içinde doğduğu dünyayla, o dünyayı inceleyen öteki bilgi alanlarıyla iç içedir.
Edebiyat ve öteki bilgi alanları
Edebiyat bilim değildir; bir şeyi kanıtlamak için yazılmaz. Yine de bilim dallarının incelediği her konu edebiyatın da malzemesi olabilir. AYT bu ilişkiyi çoğunlukla eşleştirme sorusuyla yoklar, bu yüzden her alan için ilişkinin türünü bilmek gerekir.
- Tarih: Edebî metin, yazıldığı çağın tanığıdır. Türkçenin bilinen en eski yazılı metinleri arasında sayılan Orhun Yazıtları, hitabet üslubuyla edebiyat tarihinin konusudur; aynı taşlar Kök Türk devletinin olaylarını anlattığı için tarihçinin de belgesidir. İlişki türü: belge ve tanıklık.
- Sosyoloji: Toplumun yapısını, sınıflar ve kuşaklar arasındaki ilişkiyi anlatan eserler toplum biliminin alanına girer. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun «Yaban» romanı, Anadolu köyüne düşen bir aydınla köylüler arasındaki uzaklığı işler. İlişki türü: toplumsal yapının yansıması.
- Psikoloji: Kişinin iç dünyasını, kararsızlıklarını, saplantılarını izleyen eserler ruh bilimiyle yakındır. Bu yakınlığın bilinen örneği Mehmet Rauf'tan gelir: «Eylül»; okul kitapları onu türümüzün ilk psikolojik romanı sayar. İlişki türü: bireyin iç dünyası.
- Felsefe: Hayatın anlamını, ahlakı, ölümü düşünen metinler felsefeye yaslanır. Nabi'nin «Hayriyye»si öğüt veren hikemî şiirin örneğidir. Yusuf Has Hacib'in yazdığı siyasetname «Kutadgu Bilig» de devlet yönetimini ve erdemi tartışır. İlişki türü: düşünce ve değer sorunları.
- Coğrafya: Yer, iklim ve yaşam biçimi anlatıya girdiğinde edebiyat coğrafyayla buluşur. Refik Halit Karay'ın «Memleket Hikâyeleri» Anadolu kasabalarının insanını ve havasını anlatır; gezi yazısı türü de bütünüyle bir mekân deneyimine dayanır. İlişki türü: mekân ve çevre.
Bir ilişki daha var ve en temeli odur: dil bilimi. Edebiyatın malzemesi dil olduğu için sözcüğün kökeni, anlamı, sesi edebiyatçının da meselesidir. Kaşgarlı Mahmud'un hazırladığı sözlük, «Divanü Lügati't-Türk», kelimeleri açıklarken içinde dönemin sav ve koşuklarından örnekler de saklıdır.
Burada bir uyarı gerekli. Bir roman bir dönemi yansıtır, ama tarih kitabı yerine geçmez; yazar olayları seçer, kişileri kurgular. Romandaki bir köyü gerçek bir köyün nüfus kaydı gibi okumak, edebiyattan onun vermediği kesinliği beklemektir.
Edebiyat toplumu yansıtır mı, şekillendirir mi?
Sanatçı toplumun içinde yetişir. Dili, inançları, ninnileri, kavgaları onunla birlikte büyür; okurunu da o toplumda bulur. Bu yüzden eser, yazıldığı toplumun izini taşır. Âşık edebiyatının destan türü kıtlık, deprem, savaş gibi toplumsal olayları anlatır; bir köy bir yıl unutmak istemediği bir felaketi böyle bir destanda saklar. Bu, edebiyatın yansıtma yönüdür.
Akış ters yönde de işler. Tanzimat'ın birinci kuşağından Ahmet Mithat Efendi romanlarını halkı eğitmek için yazdı; okurunun bilmediği şeyleri anlatmayı, yanlış bulduğu alışkanlıkları göstermeyi amaçladı. Millî Mücadele yıllarında yazılıp kabul edilen İstiklal Marşı ise Mehmet Âkif Ersoy'un bir şiiridir ve bir toplumun ortak sözüne dönüşmüştür. Burada edebiyat toplumu yalnız göstermez, ona bir söz, bir duygu, bir hedef sunar. Bu da şekillendirme yönüdür.
İki yön birbirini dışlamaz; ilişki karşılıklıdır. Toplum yazarı besler, yazar da toplumun kendine bakışını değiştirir. Sanatçı toplumun sözcüsü olmak zorunda değildir; kimi sanatçı toplumuna karşı çıkarak, kimi ondan uzaklaşıp kendi iç dünyasına dönerek yazar. O uzaklaşma bile bir tavırdır ve içinde yaşadığı çağdan bağımsız açıklanamaz.
Toplum için sanat, sanat için sanat
Sanatçının toplumla kurduğu ilişki, edebiyat tarihinde iki anlayışla adlandırılır. Bunları bir puan cetveli gibi değil, iki farklı amaç gibi oku.
Toplum için sanat anlayışında eser bir amaca hizmet eder: okuru bilgilendirmek, eğitmek, bir düşünceyi yaymak. İçerik öne çıkar; dil, mesajın geniş bir kitleye ulaşması için olabildiğince anlaşılır tutulmaya çalışılır. Tanzimat'ın birinci kuşağı bu anlayışla anılır: Şinasi ile Namık Kemal, Ziya Paşa ile Ahmet Mithat gazeteyi, tiyatroyu ve romanı bu amaçla kullanmışlardır.
Sanat için sanat anlayışında eserin değeri kendindedir. Sanatçı eserine bir topluma yararlılık görevi yüklemez; biçim kusursuzluğuna, kişisel duyarlılığa, güzellik arayışına yönelir. Tanzimat'ın ikinci kuşağı (Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmit, Samipaşazade Sezai) bu yöne döner. «Makber», eşini yitiren Abdülhak Hâmit'in kişisel acısından doğmuş bir şiirdir. 1896–1901 arasındaki Servetifünun topluluğu da sanat için sanat anlayışını benimser; Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Halit Ziya bu topluluktandır.
İki uyarı. Birincisi: bu anlayışlar bir kuşağın ağırlıklı tutumudur, her eserin kalıbı değil. İkinci kuşaktan Samipaşazade'nin «Sergüzeşt»i esaret gibi toplumsal bir yarayı konu edinir. İkincisi: hiçbir anlayış ötekinden üstün sayılmaz. Sınav senden hangisinin daha iyi olduğunu değil, hangi yazarın hangi anlayışa yerleştiğini ve bu anlayışın metinde hangi izi bıraktığını ister.
Bir paragrafı okumak
Aşağıdaki kısa parçayı bu derse özel kurduk:
«Kasabanın çeşmesi üç yıldır akmıyordu. Kadınlar suyu dere yatağından testiyle taşırken meclis üyeleri her toplantıda yeni bir kahve ocağının yerini tartışıyordu. Muhtarın küçük oğlu bir sabah çeşmenin kuru taşına tebeşirle tek bir kelime yazdı: Ayıp.»
Toplum karşısındaki işini bulmak için adım adım ilerle. Önce parçanın karşılaştırdığı iki şeyi bul: susuz kalan kadınların yükü ve meclisin önemsiz bir tartışması. Sonra yazarın sesini ara: bir çocuğun tek kelimelik yazısı, yetişkinlerin görmezden geldiği şeyi adlandırıyor. Son olarak amacı sor: parça okura bilgi vermiyor, bir ihmali görünür kılıyor. Öne çıkan iş, toplumdaki bir aksaklığı eleştirmektir; parçanın eğilimi toplum için sanata yakındır. Metinde ne bir ahenk oyunu ne de anlatıcının kişisel iç dünyası öne çıkıyor; kanıtın tamamı parçanın kendi sözcüklerinde.
Özgünlük, millîlik, evrensellik
Bir sanat eserinden üç şey beklenir. Özgünlük, eserin bir başkasının tekrarı olmayıp sanatçının kendi bakışını taşımasıdır; aynı konu, aynı düğün bile her sanatçının elinde başka bir esere dönüşür. Millîlik, eserin bir milletin dilinden, geleneğinden, yaşayışından beslenmesidir; Dede Korkut Hikâyeleri Oğuz hayatını taşıdığı için millî bir hazinedir. Evrensellik, eserin her yerde, her çağda insanın paylaştığı duygulara (sevgi, ölüm, özlem, adalet arayışı) seslenmesidir.
Millî ile evrensel çatışmaz. Yunus Emre sade bir Türkçeyle, Anadolu'nun içinden yazar; bu onu millî kılar. İşlediği insan sevgisi ise her dilden okura ulaşabilecek bir temadır. Bir eser ne kadar kendi toprağına kök salarsa, oradan yükselen insanlık duygusu da o kadar inandırıcı olabilir.
Metin ve bağlam
Her metin bir bağlamın içinde doğar: yazıldığı dönem, yazarın hayatı, seslendiği okur, yayımlandığı yer. Sıfırdan Başla bölümünü kapatan dönem dersinde her edebî dönemi kendi çağının koşullarından doğan bir bütün olarak görmüştük; AYT bu bağın adını metin–bağlam ilişkisi koyar. Bir Tanzimat şiirini gazetelerin yeni yaygınlaştığı bir çağda, bir Servetifünun şiirini sanatçının içine kapandığı bir ortamda okumak onu daha doğru anlamayı sağlar. Bağlamın yorumu nasıl yönlendirdiğini ve bir metnin bağlamın dışına taşan anlamlarını modülün dördüncü dersinde, anlam ve yorumu çalışırken işleyeceğiz.
Sırada metnin amacı
Müzedeki cönk ve düğün tablosu malzemelerinden ayrılıyordu. Söz sanatının kendi içinde de bir ayrım daha var: bir ansiklopedi maddesi ile bir koşma aynı malzemeyi kullanır, ama biri okura bilgi taşır, öteki sanatçının dünyasını kurar. Sonraki derste bu iki metin ailesini, birinin göndergesel dilini ve ötekinin çok anlamlılığını ayırt etmeyi öğreneceğiz.
4Çözümlü örnekler
Örnek 1 — Malzemeye göre gruplama
Soru: Bir tiyatro oyununda yazarın kaleme aldığı metin ile oyuncunun bedeni ve sesi birlikte çalışır. Tiyatronun sanat dalları içindeki yeri için yapılan açıklamalardan hangisi ders kitabı sınıflandırmasıyla uyumludur?
- A) Tiyatro yalnız çizgi ve rengi kullanan plastik bir sanattır.
- B) Tiyatro hem sözü hem hareketi kullanır; metni edebî bir eserdir, temsili ise dramatik sanatlar arasında yer alır.
- C) Tiyatro yalnız sesi kullandığı için müzikle aynı dala girer.
- D) Tiyatro bir zanaattır, sanat sayılmaz.
- E) Tiyatro mimarinin bir alt dalıdır.
Çözüm: Tiyatronun yazılı metni söz sanatının ürünüdür; bu metin oyuncunun bedeni ve sesiyle hareket kazanınca dramatik sanatlara girer. Çizgi ve renk, yalnız ses ya da mimari bu ikili yapıyı açıklamaz; zanaat yargısının da bir dayanağı yoktur. Cevap: B.
Örnek 2 — Bilgi alanı eşleştirmesi
Soru: Okul kitaplarının türümüzde ilk psikolojik roman saydığı eseri ve o eserin edebiyatla buluşturduğu bilgi alanını birlikte doğru veren seçenek hangisidir?
- A) «Yaban» — coğrafya
- B) «Hayriyye» — tarih
- C) «Memleket Hikâyeleri» — felsefe
- D) «Eylül» — psikoloji
- E) «Kutadgu Bilig» — sosyoloji
Çözüm: «Eylül», Mehmet Rauf'un romanı, kişilerin iç dünyasını izlediği için ruh bilimiyle buluşur; türün öncüsü olarak da bu eser gösterilir. «Yaban» toplumsal yapıyı, «Hayriyye» öğüt ve ahlakı, «Memleket Hikâyeleri» mekânı, «Kutadgu Bilig» devlet yönetimini öne çıkarır. Cevap: D.
Örnek 3 — İki anlayışı ayırmak
Soru: Tanzimat'ın ilk kuşağı için edebiyat, halka seslenip onu eğitmenin bir yoludur. Hangi yazar bu tutumun dışında, ikinci kuşağın sanat anlayışı içinde değerlendirilir?
- A) Abdülhak Hâmit
- B) Ziya Paşa
- C) Şinasi
- D) Ahmet Mithat Efendi
- E) Namık Kemal
Çözüm: Seçeneklerdeki öteki dört ad birinci kuşağa aittir ve eseri halka seslenmenin yolu olarak görür. «Makber» şairi ise ikinci kuşağın içinde yer alır; bu kuşak kişisel duyarlılığı öne alır ve eserin değerini eserin kendisinde arar. Cevap: A.
Örnek 4 — Parçadan toplumsal işlev
Soru: Bu ders için yazılmış parça: «Fabrikanın düdüğü öterken mahallenin çocukları okul yolunda değil, tezgâh başındaydı. Yazar bu sabahı anlatırken bir tek soruyu tekrarlıyor: Bu çocukların defteri nerede?» Parçanın toplum karşısında öne çıkardığı iş hangisidir?
- A) Sanayi tarihine ilişkin kesin bir belge sunmak
- B) Dilin ses imkânlarıyla bir ahenk kurmak
- C) Anlatıcının kendi çocukluk anısını paylaşmak
- D) Bir mahallenin coğrafi konumunu tanıtmak
- E) Çocukların çalıştırılmasını sorgulayıp okuru bu duruma karşı duyarlı kılmak
Çözüm: Tekrarlanan soru, çocukların okul yerine tezgâhta olmasını bir sorun olarak gösterir; parça okuru düşündürmeyi ve harekete geçirmeyi amaçlar. Tarih ve sayı verilmediği için belge, ses oyunu olmadığı için ahenk, birinci kişi anı olmadığı için kişisel paylaşım öne çıkmaz. Cevap: E.
5Tuzaklar
- Edebiyatı müzikle aynı malzemeye sahip saymak. Bazı kitaplar ikisini işitsel sanatlarda toplar, ama müziğin sesi tek başına anlam taşımaz; edebiyatın malzemesi anlamlı sözdür. Soru malzemeyi soruyorsa cevap «dil» ya da «söz»dür.
- Romanı tarih belgesi gibi okumak. Eser dönemini yansıtır ama kişileri ve olayları seçer, kurgular. «Bu romandan o köyün kesin nüfusu öğrenilir» türünden seçenekler, edebiyattan vermediği kesinliği bekler.
- Kuşak eğilimini her esere kalıp olarak uygulamak. İkinci kuşaktan «Sergüzeşt» esaret gibi toplumsal bir konuyu işler; anlayış bir kuşağın ağırlıklı tutumudur.
- Sanat için sanatı «toplumdan habersizlik» sanmak. Bu anlayış topluma yararlılığı eserin görevi saymamaktır; sanatçının çağından etkilenmediği anlamına gelmez.
- Millî ile evrenseli karşıt sanmak. Yunus Emre örneğinde olduğu gibi bir eser hem kendi dilinden ve geleneğinden beslenebilir hem her insana seslenebilir.
- İki anlayıştan birini daha değerli ilan eden seçeneği işaretlemek. Sınav bir yerleştirme ister; «daha üstündür» diyen yargının metinde ölçülebilir bir dayanağı yoktur.
6Tekrar kartı
- Sanat: duygu, düşünce ve hayallerin estetik kaygıyla, bir malzemeye biçim verilerek aktarılması; zanaatte yarar öne çıkar.
- Malzemeye göre: ses → müzik; çizgi, renk, biçim → resim, heykel, mimari; hareket → dans, tiyatro; söz → edebiyat.
- Edebiyat: olay, duygu, düşünce ve hayallerin dilin sanatlı kullanımıyla aktarılması.
- Bilgi alanları: tarih → belge (Orhun Yazıtları); sosyoloji → toplumsal yapı («Yaban»); psikoloji → iç dünya («Eylül»); felsefe → düşünce ve ahlak («Hayriyye», «Kutadgu Bilig»); coğrafya → mekân («Memleket Hikâyeleri»).
- Edebiyat toplumu hem yansıtır hem şekillendirir; ilişki karşılıklıdır.
- Toplum için sanat: Tanzimat birinci kuşağı. Sanat için sanat: Tanzimat ikinci kuşağı ve Servetifünun.
- Özgün, millî ve evrensel olmak birbirini dışlamaz.
- Metin–bağlam: dönem, yazar, okur ve yer metnin anlamını yönlendirir.
7Alıştırma
Soru 1 · Kolay
Ressamın çizgi ve renkle, müzisyenin sesle çalıştığı düşünülürse şairin ve romancının başlıca malzemesi nedir?
- A)Mermer
- B)Hareket
- C)Dil
- D)Boya
- E)Ezgi
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: C. Edebiyat sözün sanatıdır ve malzemesi herkesin kullandığı dildir.
Soru 2 · Kolay
Çizgi, renk ve biçimi malzeme olarak kullanan görsel sanatlar grubuna hangi üçlü girer?
- A)Resim, heykel, mimari
- B)Müzik, dans, şiir
- C)Roman, hikâye, tiyatro
- D)Bale, opera, müzik
- E)Şiir, resim, müzik
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: A. Resim, heykel ve mimari biçim ve renkle çalışan plastik sanatlardır.
Soru 3 · Kolay
Bir el işinde gündelik bir ihtiyacı karşılamak öne çıkıyorsa o iş genellikle nasıl adlandırılır?
- A)Destan
- B)Roman
- C)Güzel sanat
- D)Edebiyat
- E)Zanaat
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: E. Yararın öne çıktığı üretim zanaattır; estetik yaşantı öne çıktığında sanata yaklaşır.
Soru 4 · Kolay
Tanzimat'ın birinci kuşağının benimsediği sanat anlayışı hangisidir?
- A)Sanat şahsi ve muhteremdir
- B)Toplum için sanat
- C)Sanat için sanat
- D)Saf şiir anlayışı
- E)Biçim kusursuzluğunu tek amaç sayan anlayış
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: B. Bu kuşağın yazarları, örneğin Ziya Paşa ve Ahmet Mithat, eseri halka seslenmenin aracı olarak görür.
Soru 5 · Orta
Kök Türk devletinin olaylarını anlatan ve aynı zamanda hitabet üslubuyla edebiyat tarihinin konusu olan Orhun Yazıtları, edebiyatın hangi alanla ilişkisine en uygun örnektir?
- A)Psikoloji
- B)Coğrafya
- C)Felsefe
- D)Tarih
- E)Müzik
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: D. Yazıtlar yaşanmış olayları kayda geçirdiği için tarihçinin belgesi olur.
Soru 6 · Orta
Anadolu köyüne düşen bir aydınla köylüler arasındaki uzaklığı işleyen «Yaban», edebiyatın hangi bilim dalıyla kurduğu ilişkiyi en iyi gösterir?
- A)Ruh bilimi
- B)Toplum bilimi
- C)Dil bilimi
- D)Gök bilimi
- E)Doğa bilimi
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: B. Aydın ile köylü arasındaki ilişki toplumsal yapının konusudur ve sosyolojiyle buluşur.
Soru 7 · Orta
Servetifünun topluluğu için söylenenlerden hangisi doğrudur?
- A)Halkı eğitmeyi edebiyatın asıl görevi saymıştır.
- B)Tanzimat'ın birinci kuşağıyla aynı anlayışı paylaşmıştır.
- C)Sade Türkçe ve hece ölçüsünü ilke edinmiştir.
- D)Sanatı devlet yönetiminin aracı olarak görmüştür.
- E)Sanat için sanat anlayışını benimsemiştir.
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: E. Servetifünun, eserin değerini yine eserin kendisinde arayan topluluktur; şıklardaki öteki tutumlar ona uymaz.
Soru 8 · Orta
Âşık edebiyatında destan türünün kıtlık, deprem, savaş gibi olayları anlatması, edebiyat ile toplum arasındaki ilişkinin hangi yönünü gösterir?
- A)Edebiyatın toplumda yaşananları yansıtması
- B)Edebiyatın topluma bütünüyle kapalı olması
- C)Edebiyatın yalnız bireyin iç dünyasıyla ilgilenmesi
- D)Edebiyatın biçim kusursuzluğunu tek amaç sayması
- E)Edebiyatın bilimsel kanıt sunması
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: A. Destanın konusu topluluğun yaşadığı olaylardır; eser toplumun izini taşır.
Soru 9 · Orta
Hangi eşleştirmede edebiyat ile öteki alan arasındaki ilişki türü yanlış verilmiştir?
- A)Tarih — eserin çağına tanıklık etmesi
- B)Psikoloji — kişinin iç dünyasını izlemesi
- C)Coğrafya — eserin ahlak ve erdemi tartışması
- D)Sosyoloji — toplumsal yapıyı yansıtması
- E)Felsefe — hayatın anlamını düşünmesi
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: C. Ahlak ve erdem tartışması felsefenin konusudur; coğrafyayla ilişki mekân ve çevre üzerinden kurulur.
Soru 10 · Orta
Yunus Emre'nin sade bir Türkçeyle yazması ve insan sevgisini işlemesi birlikte düşünüldüğünde hangi yargıya varılır?
- A)Eser yalnız millîdir, başka dillerden okura ulaşamaz.
- B)Eser yalnız evrenseldir, kendi geleneğiyle bağı yoktur.
- C)Eser özgün değildir, çünkü sade dille yazılmıştır.
- D)Eser hem millî hem evrensel nitelik taşıyabilir.
- E)Eser toplum için sanat anlayışının Tanzimat'taki örneğidir.
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: D. Dil ve gelenek eseri millî kılar, insan sevgisi ise her okura seslenen evrensel bir temadır.
Soru 11 · Orta
Bu ders için yazılmış parça: «Pazar yerinde terazisini hileli kuran tüccar, her akşam camiye en önde giderdi. Mahalle onu selamlar, pazarda tartıdan kalkan eksik kiloyu ise kimse sormazdı.» Parçanın toplum karşısındaki işi hangisidir?
- A)Bir ticaret yolunu tanıtmak
- B)Anlatıcının yalnızlığını paylaşmak
- C)Ses tekrarlarıyla bir ahenk kurmak
- D)Pazarın kuruluş tarihini belgelemek
- E)Toplumdaki bir ikiyüzlülüğü ve ona gösterilen sessizliği eleştirmek
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: E. Parça tüccarın dışa dönük saygınlığıyla hilesini karşı karşıya koyup mahallenin sessizliğini sorgular.
Soru 12 · Zor
Malzemeye göre gruplama yapan bir öğrencinin listelerinden hangisinde, kendi malzeme ölçütüne uymayan bir dal araya karışmıştır?
- A)Ses: müzik
- B)Söz: şiir, roman, heykel
- C)Çizgi, renk, biçim: resim, mimari
- D)Hareket: dans
- E)Çizgi, renk, biçim: heykel, resim
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: B. Heykel taşa ya da metale biçim verir ve görsel sanatlara girer; söz grubunda yalnız şiir ve roman yer alabilir.
Soru 13 · Zor
Samipaşazade Sezai'nin «Sergüzeşt» romanında esaret konusunu işlemesi hakkında hangi yorum doğrudur?
- A)Bir kuşağın ağırlıklı sanat anlayışı her eseri kalıba sokmaz; biçime ve kişisel duyarlılığa eğilen ikinci kuşaktan bir yazar da toplumsal bir yarayı işleyebilir.
- B)Bu durum Samipaşazade'nin birinci kuşaktan olduğunu kanıtlar.
- C)Eser Servetifünun topluluğunun bildirisidir.
- D)Esaret konusu eseri bir tarih belgesine dönüştürür.
- E)İkinci kuşak toplumsal konuları kesinlikle yasaklamıştır.
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: A. Samipaşazade ikinci kuşaktandır; anlayış bir eğilimdir ve tek tek eserlerde toplumsal temalar görülebilir.
Soru 14 · Zor
Bir öğrenci bir romanda anlatılan kasabanın nüfusunu ve yıllık hasadını sınav sorusunda kesin bilgi olarak kullanmak istiyor. Bu tutumun hatası nerededir?
- A)Romanlar hiçbir dönemi yansıtmaz.
- B)Kasabalar edebiyatın konusu olamaz.
- C)Roman yazarları yalnız felsefi sorunları işler.
- D)Roman dönemini yansıtsa da kişileri ve olayları seçip kurgular; bilimsel kayıt yerine geçmez.
- E)Nüfus bilgisi yalnız şiirde verilir.
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: D. Edebiyat bilgi alanlarıyla ilişkilidir ama bir kanıt metni değildir; kurgu kesin veri kaynağı sayılmaz.
Soru 15 · Zor
Tanzimat birinci kuşağının yazarları dili anlaşılır tutmaya çalışmış, ikinci kuşak ve Servetifünun ise kişisel duyarlılığa ve biçime yönelmiştir. Bu iki tutumu sanatçının amacına bağlayan açıklama hangisidir?
- A)Birinci kuşak okurunu küçümsediği için sade yazmıştır.
- B)İki kuşak da sanatı yalnız eğlence için görmüştür.
- C)Mesajını geniş bir kitleye ulaştırmak isteyen anlaşılırlığı, eserin değerini kendinde gören biçim ve duyarlılığı öne alır.
- D)Servetifünun sanatçıları çağlarındaki olaylardan hiç etkilenmemiştir.
- E)Dilin sadeliği yalnız şiirde, biçim arayışı yalnız romanda görülür.
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: C. Toplum için sanat mesajı yaymayı, sanat için sanat eserin kendi değerini amaçlar; dil tercihi bu amaçtan doğar.
8Ustalık kapısı
5 soru, 5 dakika. 4 ya da 5 doğru yaptıysan sıradaki derse, «Öğretici ve sanatsal metinler» dersine geç. 3 ve altındaysan 3. ve 4. bölümü yeniden oku, sonra kapıyı bir kez daha çöz.
Soru 1 · Orta
Hangi eser–bilgi alanı eşleşmesi bu derste kurulan ilişkilerle uyumludur?
- A)«Eylül» — coğrafya
- B)«Memleket Hikâyeleri» — psikoloji
- C)Orhun Yazıtları — felsefe
- D)«Yaban» — dil bilimi
- E)«Kutadgu Bilig» — devlet yönetimi ve erdem üzerine düşünce
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: E. Kutadgu Bilig bir siyasetnamedir; devlet yönetimini ve erdemi tartıştığı için felsefe ve düşünceyle buluşur.
Soru 2 · Orta
Millî Mücadele yıllarında kabul edilen İstiklal Marşı'nın bir şiir olarak toplumun ortak sözüne dönüşmesi, edebiyat ile toplum ilişkisinin hangi yönüne örnektir?
- A)Edebiyatın toplumdan tamamen kopması
- B)Edebiyatın topluma bir söz, bir duygu sunarak onu şekillendirmesi
- C)Edebiyatın yalnız biçim kusursuzluğuyla ilgilenmesi
- D)Edebiyatın yalnız bireyin iç dünyasını işlemesi
- E)Edebiyatın bir tarih kitabının yerine geçmesi
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: B. Şiirin bir toplumun ortak sözüne dönüşmesi edebiyatın topluma yön veren yanını gösterir.
Soru 3 · Zor
Bu ders için yazılmış parça: «Gece yarısı gazete matbaasında bir dizgici, yarın sabah okunacak yazının son satırını diziyordu: Okumayan bir millet, kendi hikâyesini başkasından dinler. Dizgici harfleri yerleştirirken, bu cümleyi okuyamayacak komşularını düşündü.» Parçanın sanat anlayışı ve toplum karşısındaki işi bakımından en uygun değerlendirme hangisidir?
- A)Parça biçim kusursuzluğunu tek amaç sayar ve sanat için sanata örnektir.
- B)Parça anlatıcının kişisel aşk acısını paylaşır.
- C)Parça yalnız matbaacılık tekniğine ilişkin bilgi verir.
- D)Parça okumanın toplum için önemini vurgulayıp okuru bilinçlendirmeye yönelir; toplum için sanat anlayışına yakındır.
- E)Parça bir coğrafyayı tanıtmak amacıyla yazılmıştır.
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: D. Dizilen cümle ve okuyamayan komşular, okumanın toplumsal değerini öne çıkarır; amaç okuru bilinçlendirmektir.
Soru 4 · Zor
Bir öğrenci şöyle diyor: «Sanat için sanatı benimseyen bir sanatçı toplumundan hiç etkilenmez, eseri de çağından bağımsız okunmalıdır.» Bu yargıyı en iyi düzelten açıklama hangisidir?
- A)Sanat için sanat topluma yararlılığı eserin görevi saymamaktır; sanatçının çağından etkilenmediği anlamına gelmez ve eser bağlamıyla okunur.
- B)Sanat için sanat yalnız Tanzimat birinci kuşağında görülür.
- C)Sanat için sanatı benimseyen sanatçılar yalnız tarih kitabı yazmıştır.
- D)Bu anlayıştaki eserler bağlam bilgisi gerektirmez, çünkü yalnız biçimden oluşur.
- E)Sanat için sanat ile toplum için sanat arasında hiçbir fark yoktur.
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: A. Topluma görev yüklememek bir tercihtir; o tercih de çağın koşullarında doğar ve metin–bağlam ilişkisiyle anlaşılır.
Soru 5 · Zor
Bir öğrenci elindeki üç esere birer bilgi alanı etiketi yapıştırıyor: Orhun Yazıtları için «belge ve tanıklık», «Eylül» romanı (Mehmet Rauf) için «bireyin iç dünyası», Refik Halit Karay'ın «Memleket Hikâyeleri» için «düşünce ve ahlak sorunları». Etiketlerin değerlendirmesi hangisidir?
- A)Üç etiket de doğrudur.
- B)Yalnız Orhun Yazıtları etiketi yanlıştır; yazıtlar coğrafyayla ilişkilidir.
- C)Üçüncü etiket yanlıştır; «Memleket Hikâyeleri» Anadolu kasabalarını anlattığı için mekân ve çevre, yani coğrafya ilişkisine girer.
- D)İkinci etiket yanlıştır; «Eylül» tarih belgesidir.
- E)Üç etiket de yanlıştır, çünkü edebiyat hiçbir bilgi alanıyla ilişki kurmaz.
Önce çöz, sonra cevabı açCevabı gizle
Cevap: C. Orhun Yazıtları tarih, «Eylül» psikoloji ile doğru eşleşmiştir; «Memleket Hikâyeleri» ise mekâna dayandığı için coğrafyayla ilişkilidir.
E01 — Edebiyat Bilgisi
Modülün bütün dersleri bitince işaretle; modül 1, 3, 7 ve 21. günlerde YKS ana sayfasındaki tekrar listesine döner.