Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi: yapımcı bir yapımın sahibidir ve sahiplik burada mülkiyetten önce şu demektir — iş yanlış gittiğinde işaret edecek başka kimse kalmaması.
İkincisi: bu sahiplik beş ayrı yükten oluşur; yaratıcı, mali, hukuki, insani ve ticari. Beşinde de uzman olmak zorunda değilsin, beşinin de senin olduğunu kabul etmek zorundasın.
Üçüncüsü: organizasyon yapmakla sahiplenmek farklı işlerdir ve farkı tek soruyla ölçersin — bu karar yanlış çıkarsa parayı kim kaybeder?
Dördüncüsü: setteki gün bu işin yüzde onudur; geri kalanı fikrin bulunduğu geliştirme döneminde ve film teslim edildikten sonra geçer.
Beşincisi: yapımcının en pahalı kararı çoğu zaman bir projeye hayır demektir, çünkü yanlış projeye evet demek yılları ve itibarı aynı anda harcar.
Açılış sahnesi
Sabahın altısı. Bir sokak kapatılmış, yüz kişi çalışıyor.
Herkes ne yapacağını biliyor. Kamera ekibi rayı diziyor, ışıkçılar cepheye vuracak lambayı kuruyor, kostüm asistanı bir düğmeyi dikiyor, yönetmen oyuncuyla fısıldaşarak sahneyi bir kez daha konuşuyor. Bir saat sonra çekim başlayacak.
Sonra bir telefon geliyor.
Başrol oyuncusunun uçağı iptal olmuş. Aynı dakikada belediyeden bir görevli geliyor ve sokağın kapatma izninin bugün için geçerli olmadığını söylüyor. Yağmur da başlamak üzere; oysa çekilecek sahne güneşli bir öğle sonrası.
Yüz kişi durur. Ve hepsi aynı anda tek bir yöne bakar.
Şunu fark et: yönetmen de o yöne bakıyor. Görüntü yönetmeni de. Yapım amiri de. Bakılan kişi onlardan biri değil.
O kişinin adı jenerikte ya en başta ya en sonda geçer ve izleyicilerin çoğu o satırı hiç okumaz. Ama o sabah, o sokakta, yüz kişinin maaşı, bir yılın emeği, birinin evini ipotek ettirerek bulduğu para ve henüz kimsenin görmediği bir film, tek bir kişinin vereceği karara bağlıdır.
Peki bu kişi tam olarak ne yapıyor? Ve neden herkes ona bakıyor?
Bu derste ne olacak
Önce yapımcılığın gerçekte ne olduğuna bakacağız ve bunu tek bir kelimeye bağlayacağız: sahiplik. Sonra bu sahipliğin beş ayrı yükten oluştuğunu göreceğiz; yaratıcı, mali, hukuki, insani ve ticari. Ardından bu dersin asıl ayrımına geleceğiz, çünkü organizasyon yapmakla sahiplenmek aynı şey değildir ve bu farkı bilmeyen biri yıllarca yanlış işi yapabilir. Sonra belgelenmiş yapım kararları üzerinden bunu perdede okuyacağız. Ders bittiğinde bir projeye baktığında sahibinin kim olduğunu, hangi kararın kime ait olduğunu ve kendi işinde bu yükün hangi kısmını taşımaya hazır olduğunu söyleyebiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Bir ev düşün. Yapılmakta olan bir ev.
Mimar var; evin nasıl görüneceğine o karar veriyor. Usta var; duvarı gerçekten o örüyor. Elektrikçi var, marangoz var, kalfa var. Sabah gelip akşam giden yirmi kişi var ve her biri işini biliyor.
Şimdi bir soru sor. Bu ev kimin?
Mimarın değil. Mimar tasarımını yapar, imzasını atar ve bir sonraki projeye gider. Ustanın da değil. Usta duvarı örer, hakkını alır, gider.
Evin sahibi, tapusu kimin üstündeyse odur. Kredinin borcu ona yazılıdır. Belediyeye giden dilekçenin altında onun imzası vardır. Komşu dava açarsa mahkemede o durur. Para biterse inşaat durur ve durduğunda kimse ustayı aramaz, sahibini arar.
Şunu da fark et. Sahip her gün şantiyede olmayabilir. Haftada bir uğrayıp giden bir sahip de sahiptir, çünkü sahiplik orada durmakla değil, sorumluluğun kime yazıldığıyla ölçülür. Usta bir gün gelmezse yerine başkası bulunur; sahip bir gün yoksa proje sahipsiz kalır.
Bir de tersi var. Şantiyede en çok bilen kişi genellikle ustadır. Sahip ondan daha az şey bilir ama daha çok şey kaybeder. Bu asimetri baştan tuhaf gelir; oysa bütün mesele budur. Bilgi ile risk aynı kişide toplanmak zorunda değildir.
İşte yapımcı, bir filmin bu anlamda sahibidir. Bir yapımın fikir aşamasından teslimine kadar bütün sorumluluğunu üstlenen ve nihai kararları veren kişidir. Bunun daha kısa bir adı var: proje sahipliği. Sahiplik burada mülkiyetten önce sorumluluk demektir. Bir şeyin sahibi olmak, o şey yanlış gittiğinde işaret edecek başka kimsenin kalmaması demektir.
Bu benzetme bir yere kadar doğru. Nerede bozulduğunu şimdi söyleyeyim, çünkü bilmezsen ileride yanlış bir yerde kullanırsın.
Ev sahibi evini yapar, içine girer, oturur. Kimseye göstermek zorunda değildir. Film öyle değil. Bir filmin sahibi olmak, o filmi bitirmekle bitmez. Film bir izleyiciye ulaşana kadar sahiplik sürer. Bitmiş ama kimsenin görmediği bir film, yarım kalmış bir filmden farklı değildir. Yapımcının işi kapıyı kapatmakla değil, kapıyı açmakla biter.
Mekanizma
Sahiplik, beş ayrı yükün tek kişide toplanmasıdır
İnsanlar yapımcılığı tek bir işmiş gibi düşünür. Değildir. Aynı anda taşınan beş ayrı yüktür ve zorluğu buradan gelir.
Birincisi yaratıcı yük. Hangi hikâyenin anlatılacağına karar vermek. Bu kararın yönetmene ait olduğu sanılır ama sıralamaya dikkat et: yönetmen bir projeye çağrılmadan önce o proje zaten seçilmiştir. Yüz senaryodan birini seçip diğer doksan dokuzuna hayır demek, bu mesleğin en yaratıcı ve en geri dönülmez kararıdır.
İkincisi mali yük. Parayı bulmak, harcamak ve hesabını vermek. Burada kritik bir ayrım var. Yapımcı parayı veren kişi değildir; parayı veren kişiye yatırımcı denir. Yapımcı, o parayı bulan, nereye gideceğine karar veren ve kaybolursa hesabını verecek olan kişidir.
Üçüncüsü hukuki yük. Bir filmde satılan şey görüntü değil, haktır.
Dördüncüsü insani yük. Yüz kişilik bir ekip kurmak, o ekibi bir arada tutmak, güvenliğini sağlamak ve gerektiğinde birini işten çıkarmak. Set kazalarının, tükenmişliğin ve taciz vakalarının hesabı en sonunda buraya gelir.
Beşincisi ticari yük. Filmi izleyiciye ulaştırmak. Hangi festival, hangi platform, hangi ülke, hangi tarih. Bir film yanlış hafta vizyona girdiği için görülmeden kaybolabilir.
Şimdi asıl noktaya gel. Bu beş yükün her biri ayrı bir uzmanlık ister ve hiçbir insan beşinde birden uzman değildir. Yapımcının işi beşini de bilmek değil, beşinin de kendisine ait olduğunu kabul etmektir. Hukukçuya danışır ama sorumluluğu hukukçuya devredemez.
Organizasyon yapmak ile sahiplenmek
Bu dersin en çok işine yarayacak ayrımı burada.
Bir sette gördüğün en yoğun çalışan insan, muhtemelen yapımcı değildir. Takvimi kuran, ekibi çağıran, aracı ayarlayan, günlük harcamayı takip eden kişinin adı yapım yöneticisi; sektörde line producer denir. Bu kişi organizasyonun ustasıdır ve onsuz hiçbir film çekilemez. Ama bir farkla: yapım yöneticisi verilen bütçeyi yönetir, o bütçenin var olup olmayacağına karar vermez.
Farkı tek soruyla ölç. Bu karar yanlış çıkarsa parayı kim kaybeder? Cevap kimse, karar da onundur.
Bir örnekle somutlaştıralım. Çekimin üçüncü haftasında yağmur yüzünden iki gün kaybedildi. Yapım yöneticisi bunu çözer; sahneleri yeniden sıralar, iki gün ekler, maliyeti hesaplar ve masaya koyar. Yeni maliyet, bulunmuş paranın üstünde.
İşte tam burada iş değişir. Artık soru nasıl çözeriz değil. Soru şu: bu iki günü satın almak için ne feda edeceğiz? Oyuncunun bir sahnesini mi, filmin son haftasını mı, yoksa yapımcının kendi ücretini mi? Bu soruyu cevaplayan kişi sahiptir. Ötekiler uygular.
Bunu bilmemek gerçek bir kariyer hatası üretir. Yıllarca kusursuz organizasyon yapan biri, hiçbir zaman kendi projesinin sahibi olmayı öğrenemeyebilir. İkisi farklı kaslardır ve ikincisi ancak riski gerçekten taşıyarak gelişir.
Sahiplik ne zaman başlar, ne zaman biter
Yeni başlayanların en çok şaşırdığı şey şu: setteki gün, bu işin belki yüzde onudur.
Çekim biter, kurgu biter, film teslim edilir. İş bitmiş sayılmaz. Filmin gelirinin takibi, hakların yenilenmesi ve arşivin korunması sürer. Ustaca çekilmiş bir filmin tek kopyası kaybolursa, otuz yıl sonra kimse onu gösteremez.
Yani sahiplik, ilk cümleden son arşiv kutusuna kadar uzanan bir çizgidir. Şimdi bu çizgiyi perdede görelim.
Filmlerden okuma
Sahiplik bir imzayla başlar
Sahip, hayır diyebilen kişidir
Sahip, iş çığırından çıktığında masada kalan kişidir
Kuralı bozanlar: sahibin kendisi olmak
Selznick ile Fleming, Suzuki ile Miyazaki arasında sahiplik ile yönetmenlik ayrı kişilerdeydi. Şimdi ikisinin aynı kişide toplandığı dört işe bakalım. Bunlar kuralın istisnası değil, kuralın en saf hali.
Usta katmanı
Az önce yapımcı nihai kararı verir dedim. Bu cümle pratikte birkaç kıvrım taşır ve profesyoneller farkı burada gösterir.
Birincisi: yetki her zaman sahipte durmaz, ama sorumluluk hep durur. Deneyimli bir yapımcı kararların çoğunu devreder; kostüm rengini seçmez, oyuncuya replik verdirmez. Devretmemek, yönetememektir. Ama devrettiği bir karar patladığında ben o kararı vermedim diyemez. Yetki devredilir, sorumluluk devredilemez. Yeni başlayanlar tam tersini yapar; kararları kimseye bırakmaz, sorumluluğu ise ilk fırsatta paylaşır.
İkincisi: paranın kaynağı, işin biçimini sen fark etmeden değiştirir. Kamu fonuyla yapılan bir işin ölçütü kültürel değerdir. Bir markanın parasıyla yapılan işin ölçütü mesajdır. Bir platformun parasıyla yapılan işin ölçütü izlenme süresidir. Aynı senaryo üç kaynaktan finanse edilirse üç farklı film olur. Bu bir yozlaşma değil, fizik gibi bir şeydir. Usta yapımcı parayı bulmadan önce o paranın filme ne yapacağını hesaplar.
Üçüncüsü: kısıt yaratıcılığın düşmanı değil, biçimlendiricisidir. Bunu bir slogan gibi duymuş olabilirsin; mekanizması şudur. Sınırsız kaynak karar vermeyi erteler. Her şeyin mümkün olduğu yerde hiçbir seçim zorunlu değildir ve seçilmemiş bir film şekilsizdir. Bütçeyi düşürmek çoğu zaman filmi kötüleştirmez, kararları öne çeker. Buradaki usta hamlesi kısıtı gizlemek değil, kısıtı filmin biçimine çevirmektir. Jaws örneğini hatırla; görünmeyen köpekbalığı bir tercih değil, bir zorunluluğun biçime dönüşmüş haliydi.
Dördüncüsü: yapımcının en pahalı kararı çoğu zaman bir projeyi almamaktır. Sektöre yeni giren biri her fırsata evet der, çünkü her hayır bir kayıp gibi görünür. Oysa yanlış projeye evet demek üç yılını ve itibarını aynı anda harcamak demektir. Deneyimli bir yapımcının portföyünü, yaptığı işler kadar yapmadıkları da tanımlar.
Beşincisi: ölçek etkisi. Küçük bir projede sahiplik doğrudan bir iştir; her şeyi bilirsin, herkesle konuşursun. Elli kişilik bir projede aynı yöntem çöker, çünkü bilgi sana ulaşmadan bozulur. Sahiplik büyüdükçe iş değişir ve karar vermekten, doğru bilginin doğru zamanda sana ulaşacağı sistemi kurmaya kayar. Bunu fark etmeyen iyi bir küçük yapımcı, kötü bir büyük yapımcı olur.
Altıncısı: sahiplik yalnız bir iştir. Bir yapımda herkesin danışacağı biri vardır; sahibin danışacağı kişi yoktur, çünkü ona danışılan kişi odur. Ekibe kaygını gösteremezsin, çünkü kaygı yukarıdan aşağıya çok hızlı akar. Bu yüzden deneyimli yapımcıların hemen hepsinin projenin dışında, iki üç kişilik bir akıl çemberi vardır; başka bir yapımcı, eski bir ortak, bir hukukçu. Bu çember bir lüks değil, bir çalışma aracıdır. Kurmayan kişi kararlarını yorgunken ve yalnızken verir, ve bu iki hâl birleştiğinde en pahalı hatalar yapılır.
Yedincisi, bir uyarı olarak: sahiplik el değiştirebilir. Bir proje satılabilir, ortaklık yapısı değişebilir, fon çekilebilir. Bunlar olduğunda filmin sahibi değişir ama filmi taşıyan kişi çoğu zaman değişmez. Kâğıt üstünde sahip olmadığın bir projeyi fiilen taşıdığın gün, o projede ne kadar sözün kaldığını bilmen gerekir. Cevap sözleşmededir, ilişkide değil.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışÇok yaygın bir kanı şu: yapımcı, parayı veren kişidir.
Mantıklı görünüyor, çünkü parayı bulan da sonuçta odur ve halk arasında filmin parasını veren adam tarifi yerleşmiştir. Ama yanlıştır. Parayı veren kişiye yatırımcı ya da finansör denir ve bu kişinin çoğu zaman filmin nasıl yapılacağına dair hiçbir kararı yoktur. Yapımcı, parayı bulan, harcayan ve hesabını verendir. Kendi parasıyla yapan yapımcılar da vardır, ama bu kural değil özel bir durumdur.
Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: yapımcılık yaratıcı bir iş değildir, organizasyondur.
Bu kanı, insanların yapımcıyı sette elinde takvimle dolaşırken görmesinden doğar. Oysa bir yapımcının verdiği ilk karar, hangi hikâyenin dünyaya geleceğidir. Bir yılda beş yüz senaryo okuyup birine evet demek, en az yönetmenlik kadar yaratıcı bir eylemdir. Bisiklet Hırsızları örneğini hatırla; filmi film yapan karar, yıldız oyuncuyu reddetme kararıydı.
Yaygın yanlışÜçüncü yaygın yanlış: filmin sahibi yönetmendir.
Bu kanının sağlam bir tarafı var, çünkü filmin yaratıcı imzası çoğu zaman gerçekten yönetmenindir ve sinema tarihini yönetmenler üzerinden okumak yerleşik bir gelenektir. Ama sahiplik hukuki ve mali bir kavramdır, estetik bir kavram değil. İkisi aynı kişide toplanabilir; Sapık ve Uzak örneklerinde toplanmıştı. Otomatik olarak toplanmaz. Bunu bilmeyen genç bir yönetmen kendi filminin haklarını farkında olmadan devredebilir ve yıllar sonra kendi işini gösteremeyecek duruma düşebilir.
Yaygın yanlışDördüncü ve son yanlış: yapımcılık sette olan iştir.
Bu kanının çok sağlam bir sebebi var; sinemayı anlatan görüntülerin neredeyse tamamı sette çekilmiş görüntülerdir. Kamera, ekip, aksiyon. Kimse bir yapımcıyı iki yıl boyunca telefonda konuşurken ya da sözleşme okurken filme almaz. Ama sette geçen günler bu işin en görünür ve en küçük kısmıdır. Bir yapımın ömrünün büyük bölümü geliştirmede ve teslim sonrasında geçer; ikisi de kamerasız dönemlerdir. Sadece çekim dönemini bilen biri, mesleğin onda birini öğrenmiş olur ve o onda biri en çok yardım alacağı kısımdır.
Uygulama — kendin dene
Üçüncü adım, bu dersin zorunlu çıktısına giden ilk taş. Bir sayfa aç ve şu üç cümleyi kendi kelimelerinle tamamla. Ben hangi hikâyeleri anlatmak için sorumluluk almaya hazırım. Hangi işe, para teklif edilse bile hayır derim. Bir projede kaybetmeyi göze alabileceğim en büyük şey nedir.
Bu üç cümle senin kişisel yapımcı manifestonun taslağıdır. Şimdi yazdığın hali muhtemelen naif olacak. Sakla. İlk projeni bitirdiğinde aynı kâğıda tekrar bakacaksın ve aradaki farkı görmek, tuttuğun bütün notlardan daha çok şey öğretecek.
Kilit özet
Birincisi: yapımcı bir yapımın sahibidir ve sahiplik burada mülkiyetten önce şu demektir — iş yanlış gittiğinde işaret edecek başka kimse kalmaması.
İkincisi: bu sahiplik beş ayrı yükten oluşur; yaratıcı, mali, hukuki, insani ve ticari. Beşinde de uzman olmak zorunda değilsin, beşinin de senin olduğunu kabul etmek zorundasın.
Üçüncüsü: organizasyon yapmakla sahiplenmek farklı işlerdir ve farkı tek soruyla ölçersin — bu karar yanlış çıkarsa parayı kim kaybeder?
Dördüncüsü: setteki gün bu işin yüzde onudur; geri kalanı fikrin bulunduğu geliştirme döneminde ve film teslim edildikten sonra geçer.
Beşincisi: yapımcının en pahalı kararı çoğu zaman bir projeye hayır demektir, çünkü yanlış projeye evet demek yılları ve itibarı aynı anda harcar.
Sonraki derse köprü
Bu derste bilerek açıkta bıraktığım bir şey var. Jeneriği izlediğinde tek bir yapımcı değil, birbirinden farklı unvanlar göreceksin. Yönetici yapımcı, yaratıcı yapımcı, yapım yöneticisi, ortak yapımcı, yardımcı yapımcı. Bunların hepsi aynı işi mi yapıyor? Hayır. Peki hangisi neyi yapıyor ve neden ülkeden ülkeye değişiyor?
Bir sonraki derste bütün bu unvanları tek tek açacağız ve sen de kendini bu haritanın neresinde gördüğünü göreceksin.